• görseller

    • ağustos böceği
    • ağustos böceği
    • ağustos böceği
    • ağustos böceği
  1. yaz boyunca cırlak cırlak öten ve genellikle patlayarak ölen bir çeşit böcek.
  2. karınca çalışırken şarkı söyler bu, sonra da yüzsüzce gelip karıncıdan yemek ister, karınca da vermez
  3. gerçekten öterek çatlar bu böcekler. ağaçlarda bulabilirsiniz, sırtları boydan boya yarıktır
  4. kendilerine özgü, koro halindeki ötüşleriyle hemen tanınırlar. pek az türünün ötüşü fark edilmez. daha çok tropik ve subtropiklerde ağaçlık ve çalılık bölgelerde yayılmışlardır; sıcağı çok severler. bazı türleri çok özgün ses çıkarırlar. bazıları koro halindeki ötüşleriyle dayanılmayacak bir gürültüye neden olur. bazıları lokomotif gibi, bazıları da eşek anırması öterler. ses frekansları 2000-10000 hz. arasındadır.

    boylarının 1-8 cm. arasında olmasına ve ses çıkarmalarına karşın yakalanmalı oldukça zordur; çünkü hem çevreye renk bakımında yetkin bir şekilde uyum yaparlar hem de seslerinin geldiği yeri tespit etmek oldukça zordur. erginlerinin renkleri genelde koyu olmakla beraber değişkendir. tropiklerde yaşayanlar genelde metalik renklidir.

    erkekleri tıknaz yapılıdır; başlarının yanlarında kuvvetli olarak çıkmış bileşikgözlere ve gözlerin arasında, üçgen şeklinde konumlanmış üç adet noktagöze sahiptirler. bu özellikleri ile dahi alttakıma bağlı diğer familyalardan kolaylıkla ayrılır. gözlerinin arasında ikisi iri kaide, beş kamçı segmentinden oluşmuş iki küçük anten bulunur. ileriye doğru belirgin olarak çıkmış baş plakası enine kıvrımlar ve çizgilerle donatılmıştır. yüzün alt kısmından çıkan emici hortum dinlenme sırasında ön kalçaların arasındaki bir oluğa yatırılır. kuvvetli göğüs sergmentine bağlı, hemen her zaman abdomen ucunu geçen, zarımsı, az damarlı kanatların, boyuna damarları, kanat kenarı boyunca uzanan bir damar ile birleşmiştir; böylece kanadın kenarları serbest damarlardan yoksundur. dinlenme sırasında kanatlar abdomenin üzerinde çatı şeklinde durur ve kanatların arka kenarı orta göğsün sırt kısmında dar bir yarık bırakacak şekilde bir araya gelir. ön ve arka kanatlar aynı şekildedir ve zarımsı yapıdadır. normal yapılı arka ve orta bacaklara karşın, femur kısmı genişlemiş ön bacaklar diken taşır. tarsuslar önde tırnak taşırlar. abdomen ucuna bakılınca erkekler hemen tanınır; çünkü daha büyük yapılı dişiler her zaman bir ovipositor taşırlar. erkelerin abdomen kaidesinde, yanlarda ses çıkarma organları bulunur. ağustosböceklerindeki ses çıkarma organının yapısı ve işlevi ses çıkaran diğer böceklerin hepsinden temelde farklıdır. yanlarda, sırt plakasına ait iki tane oval plastik zar, birbirine paralel birçok kitin karina ile kuvvetlendirilmiştir. her zarın iç tarafına eksantrik bir kiriş bağlanmıştır; bu kiriş zarın öbür tarafında tabak şeklinde genişlemiştir. buraya kalın plakasının iç çıkıntısına uzanan kaslar karşılıklı olarak bağlanmıştır. kasların sarsılma şeklindeki kasılmaları ile, ses zarı içe doğru bükülür; gevşemeleri ile de, zarın esnekliğinden dolayı, eski yerine gelmesi sağlanır. tekrarlanan kasılmalar ile zarda titreşim meydana gelir. erkeklerin abdomeninde bulunan çok büyük trake baloncukları rezonans odacıkları olarak işlev görür. bazı çekirgelerde görüldüğü gibi, bunlarda da tüm abdomenini bir balon gibi şişiren türler de vardır.

    her iki eşeyde de, ilke olarak çekirgedekine benzer çok iyi gelişmiş bir işitme organı vardır. bu organ birinci ve ikinci abdomen segmentlerinin plakaları arasında gerili olan bir çift ince yapılı zardan oluşmuştur. çoğunluk abdomenin karın tarafında üçüncü segmentin arka kenarına, bazen de abdomenin yarısına kadar uzanmış oval bir operkulum ile örtülmüş çukurluklar içinde bulunurlar. göğse sıkı bir şekilde bağlı olan bu operkulum, sadece koruyucu olarak işlev görmez, ayrıca ses dalgalarının alınmasında da görev yapabilir; öyle ki abdomeni yukarıya doğru kaldırınca, ses dalgaları, operkulumlar ile abdomen arasındaki timpanal zara ulaşmış olur. timpanal zarın iç kısmında daha önce değindiğimiz trake keseleri doğrudan doğruya dayanmıştır; böylece timpanal zar rahatça hareket edebilir. küçük bir kasla bu zar sürekli gerili tutulur. zarı titreştiren ses dalgaları, kitin bir aracı ile duyu hücrelerine iletilir. toplu iğne büyüklüğünde olan işitme kapsülünün içindeki bu duyu hücreleri, kitin aracının ucu ile kapsülün duvarları arasında gerilmiştir.

    ses çıkarmanın ve işitmenin çiftleşmede ve kur yapmada çok önemli rolü olduğu kesindir. dişiler erkeğin sesine yönelir. dişisi yanına gelen erkeğin sesi kesilir. bazen el çırpma ile de dişiler cezbedilebilir.

    erkekler dişilerine yandan yaklaşır ve abdomen ucundaki çiftleşme aygıtlarını, alttan, dişinin yumurta koyma borusunun kaidesindeki dişi kanalına sokarlar. büyük bir olasılıkla çiftleşme defalarca tekrarlanabilir.

    bir süre sonra dişi, odunlu bir bitkinin ince dalına yada kalın bir otun sapına yumurtalarını yerleştirir. bunun için kuvvetli testereli ovipositorunu bitkinin içine sokar ve çok defa oval yapılı olan, birçok yumurtayı bu delikten içeri iter. bir ay içinde 400-600 yumurta bırakır. yumurta bırakmak için yaraladıkları dallar çok defa kurudukları için bazen önemli zararlara neden olurlar. yumurtadan çıkan nimfler yumurta deliklerinde dışarıya çıkarak toprağa düşerler. toprakta 15-60 cm. derinliklerinde galeriler açarlar. beyaz yada açık sarımsı kendilerine özgü çok tipik görünüşleri olan nimfler değişik bitkilerin köklerini emerek beslenir ve gelişirler. nimf dönemleri toprak içinde 2-5 yıl kadar sürer. nimflerin ön bacakları dikenli ve kazmaya uygun biçimdedir. nimfler geriye doğru hareket edebilir. gelişmelerini tamamlayan nimfler genellikle geceleri topraktan çıkarak bir ağaca, çalıya yada ota tırmanarak ona sıkıca tutunur ve daha sonra göğüslerinin üzerindeki deride açılan bir yarıktan dışarıya süzülürler. ilk görünüşleri beyaz ve yeşilimsidir; güneş ışığının da etkisiyle sklerotizasyon tamamlanarak renkleri koyulaşır, kanatlar düzelir. nimf gömlekleri uzun bir süre ağaçlarda kuru olarak yapışık kalır. birçok nimf aynı dönemde topraktan çıkar. bu sürede kuşlar tarafından büyük ölçüde avlanırlar. bazı yıllarada sayıları çok artar. erginlerin yaşam uzunluğu 4-6 haftadır.

    çoğu ağaçlarda, çalılarda ve büyük otlarda yaşarlar. erginleri genç filizlerden özsu emerek onların kurumasına neden olurlar. bazı türlerinin beslenme sırasında bıraktıkları özsu yağmur gibi dökülür. dişileri yakalanmak istenirse beyazımsı, saydam bir sıvıyı bağırsaklarında fışkırtarak uzaklaşırlar. ülkemizde 20-30 türünün bulunduğu tahmin edilmektedir. erginlerini öldürme, yumurtalı dalları kurumaya bırakma ile mücadele yapılır. ilaçlı mücadele tam başarılı değildir.
  5. söylentiye göre, vaktiyle ağustosböcekleri insandılar, müzlerden önce mevcut olan insanlardandılar. müzler doğup şarkı ortaya çıkınca o çağın insanlar arasından bazıları kendilerini şarkı söylemek zevkine kaptırdılar; öylesinse ki, şarkı söyleye söyleye yemeyi içmeyi unuttular ve neyin ne olduğunu anlamadan öldüler...işte, bu olaydan sonra ağustosböcekleri türü onlardan meydana gelmiştir.
  6. ağustos böceklerinin yakınına minik mikrofonlar yerleştirilerek 158 desibellik bir ses çıkardıkları tespit edilmiştir. bu, bir el bombasının patlamasıyla aynı değerdedir. eğer böceğin işitme organı karnının uzağında bir kapsülün içinde korunmuş konumda olmasaydı, böcek bu yüksek sesten dolayı sağır olurdu.
  7. eos yani şafak tanrıçası bir sürü izdivaç yapıp en sonunda bir ölümlü olan tithonos'da karar kılmış. tithonos'u deliler gibi seven tanrıçasının tek bir derdi varmış o da eşinin ölümlü olması. zeus'a yalvarmış kocasını ölümsüz yapması için, zeus'ta kabul etmiş gün tanrıçasının dileğini. ama eos zeus'tan bu dilekte bulunurken çok önemli bir şeyi atlamış. kocasının ölümsüz olmasını dilemiş ama gençliğinin de devam etmesini istememiş. zamanla tithonos yaşlanmaya, buruş buruş eli kolu tutmaz bir ihtiyara dönüşmüş. deliler gibi sevdiği kocasının yaşlı, dırdırcı bir ihtiyara dönüşmesine daha fazla dayanamayan eos onu sarayın bir odasına kapatmış. zavallı tithonos tek başına kaldığı odada kendi kendine konuşmaya başlamış hiç susmadan. ama ne yazık ki tithonos'un önünde sonsuz bir ömür uzanmaktaymış. zavallı adam tanrılara yalvarmış öldürülmesi için. sonunda tanrılar dayanamamış yaşlı adamın haline ve onu ağustos böceği'ne dönüştürmüşler.

    derler ki ağustos böceği o çenesi düşük ihtiyar adam olduğundan durup dinlenmeden ötmektedir.