ağlayan çayır   

adana çık aradan

  1. "the weeping meadow" 23. istanbul film fesitivalinde gösterilen yunan-italyan-fransız ortak yapımı. 180'. küçük bir yunan köyünde çocukluklarından beri birbirine aşık bir çiftin lanetlenmişlercesine başlarına gelenler: oğlanın babasının evlenmek istediği evlatlık kızıyla birlikte kaçmaları, babanın çifti kovalaması ve bulması; sonrasında vefatı ve bunun üzerine köy halkının nefreti; oğlanın amerikaya gitmesi, amerikan vatandaşı olmak ve ailesini de( kızı ve ikizlerini) yanına alabilmek için 2. dünya asvaşında çarpışması, sonra pasifikte can vermesi; iç savaş, ikizlerin farklı taraflarda çatışması ve ölmesi, kızın bir gerillaya evini açmaktan hapsedilmesi ve sürgünü.
    film aslında bir 1920-45 yunanistan panoraması çizmek istemiş.
    3 saat bunalım ve yağmur kaldırabilecekler için bile kötü bir filmdi. özellikle kadının uykusunda sayıklama sahnesi ve ikizlerin tekinin ölü bedeninin bariz bir şekilde nefes alması.
    (invisibleruh, 11.04.2004 14:20)
  2. başrol oyuncusu alexandra aidini'nin film festivalinde gosterimden önce konuşma yapıp saçmaladığı film
    (caligula, 22.04.2004 21:49)
  3. --spoiler falan yok hem olsa noolacak benden tavsiye, gitme derim--

    3 saat civarı süren yunan-italyan-fransız ortak yapımı film.

    gönül isterdi ki filmin tamamı hakkında yorum yapayım ama 10. dakikası ile 60. dakikası arasında uyumuş olmam nedeniyle o kısımları atlıyoruz.

    efenim filmin yönetmeni ve senaristi kafasına takılan ne varsa eleştirmiş faşizm, 2. dünya savaşı, yunan iç savaşı, yunanistanda çok yağmur yağması, alt yapı sorunu (olayların geçtiği köyü su basıyordu).

    insanlar filmde sürekli ağlıyorlar, gülen yok, acıdım çok hallerine. hele başrol oyuncusunun bi günü öbür gününden daha iyi değildi.

    filmdeki imgeleme olayından da bahsetmemek olmaz o derece imgeleme ve de simgeleme kullanılmışki hiç kimse hiç bi şeyi doğrudan söylemiyor su mu isteyecek sevgilisinden bunu dereyi göstererek yapıyor oyuncular. kardeşim manyak mısınız, deli mi skti kalk al suyunu ya da bi bardak su getirir misin de ama yok illa imgeliyecek.

    hele bir de beyaz çarşaf muhabbeti var ki gülsem mi ağlasam mı bilemedim.

    sonuçta berbat bir film * ha pardon *
    (assassin, 02.04.2005 05:13 ~ 03.07.2008 02:04)
  4. oturan boğa'nın en sevdiği mekan.
    (bkz: zırlayan bayır)
    (sidar, 02.04.2005 05:19)
  5. (bkz: theo angelopoulos)
    (lapsus, 02.04.2005 11:57)
  6. görsel anlatımın sınırlarını belirlemiş en önemli yönetmenlerden olan angelopoulos un üçlemesinin ilk bölümü.ülkesinin tarihsel gelişimini oldukça acıklı bir aşk öyküsüyle anlatan büyük usta mizansen denince akla gelen ilk isimlerden olmuştur zaten hep ama bu son filminde tüm filmi mizansene boğmuş tablo gibi sahnelerle seyirciyi şaşırtmış -özellikle limanda karısından ayrılırken ki sahne büyüleyici- tren metaforunu oldukça hoş biçimde kullanmış ancak bunu her zaman ki angelopoulos diyaloglarıyla besleyememiş usta,elbetteki zor bir konuyu işlemesininde büyük etkisi var ancak usta bundan iyisini kesinlikle daha önce yapmıştı.


    (bkz: leyleğin geciken adımı)
    (bkz: sonsuzluk ve bir gün)
    (bkz: arıcı)
    (bkz: ulyss in bakışı)
    (lapsus, 16.05.2005 20:27 ~ 20:29)
  7. bence ağlayan çayır müzikleri ,(eleni karaindrou desem daha bişey demeye luzum kalmıyor.)göndermeleri,simgesel anlatımıyla teo angelopoulos'un en iyi filmidir senaryo ise yunan mitolojisi ve tarihinden beslenmiştir. sinemada ve evde defalarca izleyip ağlama krizine girdiğim filmdir .filmle ilgili pek çok olumsuz yorum yapılabilir ama yunanistanda geçen trajik öykü aslında anadoluda yaşayan bize çok tanıdık olan tüm aşk,ihanet,sürgün,siyasi darbeler, kardeş kavgası gibi yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan insanların -düşman diye anılmamıza rağmen- aynı ağır izleri taşıdığını da anlatır. sahne tasarımları da çok etkileyici bulduğum filmdir renkler ve kasvet uyuşturuyo resmen insanı izlerken üşüdüğünüzü hissediyorsunuz.
    (buhranıkendisindenikiadımöndekoşanbuhranpilavı, 12.11.2007 14:16)
  8. nehir kıyısındaki hayatın getirisi ve götürüsü ile, atları, inekleri, kuzuları, çayırları ve hatta beyaz işi yatak takımları ile eski türk kavimlerinden farklı görünmeyen "kitle"lerin dramı. görüntüler güzel ve ağır. bu kadar.
    (marcy kaplan, 06.03.2008 22:42)
  9. genelinde sıkıcı bir hava olsa da mücadele ruhu ve müzikleri için izlenmesi gereken, teo angelopoulos'hakikaten yönetmenlik dersi verdiği filmidir. üçlemenin ilk filmi olduğunu duydum ama diğer ikisini bilmiyor ve okuyucuların affına sığınıyorum.
    (uykusuz damacana, 17.08.2008 20:30)