eskisi kadar romantik gelmeyen durum. oysa eskiden şööle başı alıp giderlermiş sırılsıklam yürürler bi de güzel ağlayıp rahatlar eve dönerlermiş.
tam ortamı tuturdun yağmur, duygusallık ve gözyaşı var. ağlaya ağlaya yürüyorsun
olay 1: köşede karşıdan karşıya geçmek için durdun salak bir araba seni baştan aşağı çamura buladı. eh tabi bu anda ağlamak romantizm bi yana birden içindeki küfür duygusu uyanır.
olay 2: birden arkandandan bir ses duyarsın. "güzelim kim üzdü seni" tabi bu noktada ensede bitmiş amcadan mı kokmakla uğraşırsınız yoksa duygusal ortamı devam ettirmeye mi çalışırsınız yoksa ağza gelen güzel sözlerle amcanın ağzının payını mı verirsiniz size kalmış.
olay 3: dırıdıtdıt dırıdıtdıt dıııııt cep telefonu zırlıo bi yandanda kıpırdaşıo, hani açsan bi türlü açmasan bi türlü...
sonuç başladığı yere dönüo, devrimizde ağlarken yağmurda yürümek tehkileli ve yasaktır....
uzun süreden beri gerçekleştirmediğim ve gerçekleştirmeyi de düşünmediği, arındırıcı olabilen ancak gözlerinizin ve bulutların damlaları sona erdiğinde bir olumlu bir de olumsuz final hissi bırakabilecek olan ilginç hadise.
1. durum; olumlu:
içiniz kirli ve yorgun duygularınızdan tamamiyle boşalmıştır. hafifsinizdir, gülmeye hazır bir biçimde yeni zaman dilimine adımınızı atmışsınızdır. bulunduğunuz mekan neresi olursa olsun huzur vardır. ister kalabalık bir otobüs, ister boş bir sokak, fark etmez. evinize varmaya az kala ah bir kahve olsa da içsem veya benzeri monoton, nötr günlük duygularınızı belli eden düşünceler beyninizde dolanır, ama o aldığınız huzuru unutmazsınız.
2. durum; olumsuz:
neden ağladığınızı bilmediğinizden, ya da onun için ağladığınız durum çözülmediğinden delirebilirsiniz. tamam delirmek ağır bir terim olabilir bu durum için ama her halikarda "neden?" sorusu beyninizi kemirir. ağlamanız huzurla değil sinir ve hayalkırıklığıyla son bulur. "tamam x bitti x sebepsiz yere ağlamak olmaz x fazla aciz olmaya başladın sen x" şeklinde kendinize kızarak damlalara son verirsiniz. gününüz tamamiyle boktanlaşmıştır. evinize döndüğünüzde sadece uyumak istersiniz. ya da bilmiyorum.
sizi ağlatandan saklanmaktır. kaçıştır belki ölesiye. yüzyüze gelememe korkusudur yanlızlıkla. tanrısaldır, yanağınızdan süzülen damlaların yağmura karışması başka bir keyif verir insana. ikileme doğru sürükler sizi umarsızca. yağmur damlalarının yanağınızda oynaşması, sıkıntınızın ya da acınızın dışa vurumu olan gözyaşlarınızı alıp götürmesi mutluluk verir insana. ama bir yandan da yağmurun verdiği hüzün sayesinde daha da içlenirsiniz.
insanlar camlarından bile yağmura bakmaya tenezzül etmezken siz onun yoldaşlığı ile acılarınızı, sıkıntılarınızı bir bir atarsınız dışarı...belki de açık yaraların kapanması için melekler düşer yağmur damlalarıyla...belli mi olur...
damlalar ve gözyaşlarınızı ayırt edemezsiniz..
gözünüzden akan yağmur mudur yoksa ağlayan gökyüzü müdür farkedemezsiniz mesela...
bütün ıslaklığıyla hüzün önce saçlarınıza sonra içinize yapışır...
yağmurda yürürken ağlamanın kendi içinde bir gizemi vardır. masumiyettir belki de bu. bütün her şeyden uzaklaşıp içini boşaltma isteğidir. gözyaşlarını yağmurla paylaşmaktır, yağmuru da hüznüne ortak etmek..
öyle güzeldir ki; öztürk'ün şarkısına da konu olmuştur: "ben ölünce yağmur yağsın, ağladığı belli olmasın.."
hayatın üzerinde daha iyi kayabilmek adına gözyaşlarından fedakarlık edip, yağmur ile ortak olup, daha kaygan bir zemin hazırlamaktır bir sepet yeniye...
len ne romantik an yaşıyorum diye içten içe düşünmenize sebep verecek durumdur.zaten ağlarken hep bu anları giden sevgilinin sanki gördüğünü düşünürüz.gözyaşları haykırarak boşalmaya başlar o an.
(bkz: herşeyin altında bi bok yatar)