içinizdeki sıkıntıdan kurtulamazsınız bir türlü. sonra aklınıza bir şey/ bir olay/ bir kişi gelir ağlamaya başlarsınız. ağladıkça rahatladığınızı fark edersiniz, açılırsınız. işte bu yüzden ağlamak güzeldir.
not:ağlamayı duygu sömürüsü amacıyla kullanabilirsiniz hatta ağlayarak insanlara istediğinizi yaptırabilirsiniz, özellikle de bayansanız.
yüzünüzden göz yaşları süzüldükçe içinizden hüzün akıp gider, eğer çok üzgünseniz ağladıkça daha çok ağlarsınız, gözleriniz şişene yüzünüz birbirine karışana kadar hatta gözünüzden akacak yaş kalmayana kadar ağlarsınız.. bu her ne kadar kendine yapılan bir işkence gibi gözüksede sonucunda içinizin açıldığını yüreğinizi sıkıştıran şeyin yok olduğunu farkedersiniz. belki derdinize çare olamaz ama rahatlamanızı sağlar, kendi kendinizi yiyip bitirmenize engel olur. bu yüzden ağlamak güzeldir ve içtenliği gösterir, herşeyin yalan olduğu şu zamanda ağlamayı duygu sömürüsü ve yalana alet etmemek gerekir.
ağlamak insan bünyesinin elinden hiç bir şey gelmediği durumlardaki en büyük çaresizliğinin dışa vurumudur. zayıflığın ta kendisidir(mutluluk sonucu salgılanan göz yaşları bu grup dahilinde düşünülemez!). bu durumda kişinin ulaşması gereken yargı, ağladıkça zayıflığımı belli ediyorum, olaylar karşısındaki çaresizliğim, elimden bir şeyin gelmeyişinin sonucu ağlamamdır ve bu da çok güzeldir! mi olmalıdır?
zorunlu dip notu: yazar kişinin kendi açtığı başlığa yetişemesi sonucunda doğan zaruri bir düzeltmedir. yukarıdaki mevcut bkz, bahsi geçen konu ile alakalı olması açısından şu şekilde yönlendirilmiştir => (bkz. @156690)
kara dünyanın kaba insanlarına rağmen sevebilmek, hüzünlenebilmek, sevinebilmek, nefret edebilmek insan erdemine sahip olmanın övülecek bir şey olduğunu gösteren, neden bu sözleri daha önceden ben yazmadım dedirten insanlık dersi niteliğinde şarkı. ağlayan bir kişiye bu sözler söylenirse aşk iksiri etkisi yaratır, önerilir..
bazı insanlar tarafından zayflık göstergesi olarak adledilsede insanı en çok rahatlatan doğal duygu patlamasıdır ağlamak.evet ağlamak güzeldir ama başklarının yanında ağlayabilmek daha da güzeldir.
göz kuruluğu olan insanlar için gerçek anlamda doğru olan cümledir. ama eminim ki; sağlıklı bünyeler için "gülmek güzeldir." kaidesi her zaman daha iyi bir düsturdur.
yıl 1981; toparlanmaya, yaralarımızı sarmaya karar verdiğimiz günler.
başta “yolunu kaybetmişler” olmak üzere, herkesin daha fazla ihtiyacı var müziğe. hele hele “hislere tercüman” olacak şarkılara ihtiyaç büyük. kimimiz aç kalmış, kimimiz açıkta; büyük bir kısmımızda durum ise şu: “ikisi bir arada.”
“süzlürken yaşlar gözlerimizden”, öyle görmüş-öyle bilmişiz ya, dört duvar arasına kaçıyor, öyle ağlıyor, öyle kadere yanıyoruz.
işte tam o anda, tam da “acil”e nakletmişken kendimizi hem de kendi ellerimizle, sezen aksu geliyor ve için için duymak istediklerimizi fısıldıyordu: “ağlamak, şu gelip geçici dünyada, her şeye rağmen var olmak demek; ağlamak, yaşayan binlerce duygu, insanca ve coşkulu güzel bir şeydir…”
“ah evet!” diye çığlığı basmıştık şarkıyı dinledikten hemen ama hemen sonra; “ne onlar, ne de bir başkası bizi yok edebildi; buna gücü yetmedi kimsenin, “her şeye rağmen var”ız.
yaralarımızı sarmaya başlamıştık, bir başka “arkadaş”ın söylediği gibi, “el ele ve daima ileriye”.
“ağlamak güzeldir” albümüne ismini veren şarkı, bizzat aksu'nun kendisine aitti. bize daha önce “yaşanmamış yıllar”dan, “kaybolan…”lardan, “vurdumduymaz”lardan son derece naif, son derece insani bir biçimde söz etmiş aksu, bu sefer “ihtiyacımıza binaen”, melike demirağ'ın birkaç yıl önce sözü bıraktığı yerden (“ağlamak ayıp değil, ağla ağlayabildiğin kadar…”) almış ve “güzel yapıyorsunuz-iyi yapıyorsunuz” demişti.
aradığımızı bulmuştuk; istediğimiz buydu.
geçip gitti fırtına
bundan ne sonra ne olup biteceğini, neyi nasıl yapacağımızı da aysel gürel fısıldıyordu kulağımıza, albümün kapanış şarkısı “hoşgörü”yle: “artık bir başka duygular, bir başka dünya; insanlar gerçek yolunda, hoşgörüyle mutluluk var yanımda…”
buydu durum(umuz); bir elde sabır, diğerinde hoşgörü. hiçbir şey, hiç kimse eskisi gibi olamayacak idiyse, “ne oldu da böyle oldu?” dönemini fazla uzatmadan-altında kalmadan, hakikaten geleceğe bakmalıydık; önümüzdeki günlere.
buna erken karar verenlerdendi aksu; her ama her şeyi ile değişmeye karar vermişti. yalnızca söyleyeceklerini-anlatacaklarını değil, bunları “nasıl” söyleyeceği konusunda da uzun uzun ölçüp biçmişti. ve “aklın yolu bir”di; popüler müziğimizi şaha kaldırmış iki isme sırtını dayamaya karar vermişti: attila özdemiroğlu ve onno tunç'a.
bugün, bulunduğumuz noktadan geriye dönüp baktığımızda, bunun pek de zor bir karar olmadığını düşünmemiz mümkün. şöyle düşünebiliriz: “özdemiroğlu ve tunç, iki dev isim; düşünecek fazlada bir şey yokmuş, insan “banko” bunları seçer zaten…”
öyle değil ama; hiç öyle değil. henüz yıl 1981! her iki müzisyen de elbette “büyük” sıfatını çoktandır hak etmiş; ama “vazgeçilmez” olacakları, “dev” kabul edecekleri zamanlara biraz var henüz; bu nedenle bu “seçim” o kadar da kolay ya da basit değil o sıralarda; “öngörü” gerektiriyor, geleceği okuyabilme gücünü. aksu bunu başarıyor ve “hikaye”sinin daha uzunca bir kısmını, özdemiroğlu ile olmak üzere, bu iki müzisyenle anlatmayı seçiyor.
rüzgar meltem oldu
“ağlamak güzeldir”, aksu'nun “bir şarkı yazarı” olarak da, daha planlı-programlı bir biçimde dinleyicisinin karşısına çıktığı albüm oldu. hem kendi yazıp besteledikleri, hem de özdemiroğlu'nun bestesi “köprü”ye yazdıkları tam bir uyum içindeydi: “kuru kuru aşk değil, biraz paylaşmak; ya da bir şeyleri sevgiyle yaratmak, yüreğinde güven yol yol damar damar, böyle bir düş için bile değer inan mutsuz olmak…”
öyleydik değil mi? halimiz buydu: mutsuzduk.
“ancak bu böyle sürmez”, kaos-sıkıntı-bunalım “devam etmez”di; etmemeliydi ya da. bunun nasıl olabileceği, bunun için ne yapmamız gerektiğinin sırrı da, bu albümde verildi bize.
ve zaten “ağlamak güzeldir”i vazgeçilmez ve iyi bir albüm kılan da buydu. aksu ve arkadaşları (kendilerinden başladıkları ve bu konuda çok ama çok kafa yordukları için) bizi anlamış ve uzatacakları el konusunda “nekes” davranmamışlardı.
albüme katkısı olan hiç kimse, “aman bana ne; üstüme vazife değil!” dememişti. üstlerine vazife olduğunu idrak etmiş ve girişmişlerdi işe.
aksu-özdemiroğlu ve tunç dışında, anılmayı hak eden iki “yüce” isim daha var: aysel gürel ve özdemir erdoğan. gürel, çok değil bir yıl sonra “firuze” gibi bir “efsane” yazacağını-yaratacağını muhtemelen bilerek, “lunapark”lardan (ah o ölümsüz dizeler, özellikle de şu: “lunapark gerçek mutlulukların, olsa olsa bir parmak balı, oysa aslında hepimizin masalı”), “hoşgörü”den dem vururken, birkaç yıl içinde sezen aksu ile “gerçek bir işbirliği” tesis edecek olan özdemir erdoğan, “stadyum”un içinde de-dışında da olanların, şiddetli bir biçimde ihtiyacını hissettikleri “slogan”ı koydu avuçlarına: “yak bir sigara, kül olsun dertler ucunda, bir an oh diyemezsek çekilir mi, ah bu dünya….”
doğru çekilmezdi; çekilmezmiş.
“ağlamak güzeldir”e yeniden kulak vermek, bunun böyle olduğunu bir kere daha gösteriyor.
bir de şunu: bu ve benzeri albümler-şarkılar olmasa, hiç ama hiç çekilmezmiş; ne 80'li yıllar, ne de sonrası.
ister ağlarız, ister ağlamayız; önemli olan, aynada kendi yüzümüze bakabilmeyi sürdürebilmek.
önemli olan utanmamak; ne kendimizden, ne de yaptıklarımızdan. büyük bir kısmımız, hiç ama hiç utanmadık, hiçbir zaman. “utanmak” gerektiğini söyleyenler utansın; “kader” ile birlikte ya da değil.
naim dilmener
sezen aksu'nun ağlamak güzeldir isimli albümü için yazdı.
peki dedim utanmayacağım. uydum tavsiyesine. haziran sabahları ağlamak için en uygun zamanlar mıdır nedir bilemedim. ama pek bir yakıştı sanki. sonra dedim neden ağlıyorum ben devam etti sezen..
ağlamak öfke
delice nefret
doruklarda aşk
doyumsuz sevinç
kahreden keder
kısaca hayat ve nefesindir
ve nefesindir..
kısaca hayat.. dedi sustum... hatta sevindim ağlayabildiğime ne güzel özetlemişti nefret, aşk , sevinç, keder hepsi hayattı ve ben hayattaydım her ne sebepten olursa olsun sıcacık yaşları hissedebiliyordum... şanslıydım. kalbimde hala kırılacak sağlam yerler varmış onları keşfetmiştim böyle bir şeye sevinir mi insan? sonra onayladı sezen bu sözlerimi sanki...
ağlamak
şu gelip geçici dünyada
her şeye rağmen var olmak demek
ağlamak
yaşayan binlerce duygu
insanca ve coşkulu
güzel bir şeydir
insanca dedi... insan olduğunu unutma. var olmak demek bu yaşlar var olmanın ne demek olduğunu unutma.
ağlamak senin kara dünyada
hala sevdiğin ve hissettiğin
tüm güzelliğin ve çirkinliğinle
var olduğundur var olduğundur
kara dünyada hala umutların varmış dedi... hala hislerin varmış. güzelliğinle ve çirkinliğinle sen olduğunu, seni sen yapan her şeyi kabullenmen gerektiğini, yorulduğunda mızıkçılık yapıp kaldırıma oturup ağlama hakkın olduğunu unutma. utanma dedi bir kez daha ağlamak güzeldir... ağlamak hayatta olduğuna, insan olduğuna, hissetiğine dair en güçlü kanıtındır.. utanma...
bazen içinde bir şey düğümlenir nefes alamazsın, ferahlamanın tek yoludur ağlamak. sıkıntı, dert, keder belki yerindedir hala ama boğulmaktan kurtulursun... ağlarken zaman mekan mühim değildir. yeri gelir kardeşinin omzuna da yaslanırsın, yatağında gizlice de ağlarsın... işte bunun için bazen, ağlamak güzeldir.
ağlamak güzeldir dedi adam
şimdi sil göz yaşını ve git karşımdan
irkilde kız beklediği değildi bu ondan
düne kadar sevdiğine iltifat eden erkeği aradı bir an
karşısındaki sözler savuruyordu her an
ve ağlamak güzeldir diyordu o an
kadın kalktı masadan.
akan son gözyaşınıda sildi
ve erkeğine bakarak
ağlamak güzeldi, ağlanacak bir erkeği olduğuna inanan kadına
şimdiyse bir leşe bakar gibi gözlerim bitti
gözyaşım ise o leş gibi ölüler içindir şimdi dedi...
ağlamak güzeldir,ağlamak rahatlatır insanı.nedeni ne olursa olsun rahatlatır,hatta bazen nedensiz de olabilir yada en küçük bişeye de küsüp,kırılıp ağlayabilirsin.önemli olan sen ağlarken,senin istediklerinin yanında olup olmamasıdır.
en insani şeylerimizdendir.
meseleyi "erkeklik" "zayıflık" diye değerlendiren betonarme çeşitleri ise artık başka bir şey olmuş eski insanlardır.
(bkz: ağlatmak kötüdür kötülüktür)