sözleri aysel gürele ait yusuf taşkının seslendirdiği insanı her durumda ağlatabilecek bir şarkı. ağır roman ve duvara karşı filmlerinde sountrack olarak kullanılmıştır.
ağır roman filminin müziklerindendir. intihar sahnesi, bu şarkı sayesinde akıllara kazınmıştır. yıllar sonra duvara karşı filmi izlenir; sibel'in intihar sahnesinde de fonda (daha doğrusu müzik setinde) aynı müzik çalması, akıllara birden bire ağır roman filmini getirir.
dün sol frame'de görünce uzun zamandan sonra tekrar dinleme isteği duyduğum ve ağlatma potansiyelinin inanılmaz büyük boyutlarda olmasından dolayı hakkında bir şey yazacak mecali kendimde bulamadığım şarkıdır.yuşuf taşkın'ın alamet-i farikasıdır.
hele bir "beni sen al yeminim var" diye girer ki.benim batışa geçtiğim an bu andır sedat abi.çok dinlenesi çok sevilesi tek kelimeyle muhteşem bir şarkı.öyle bir "aşığım ben sana çok aşığım" der ki yusuf taşkın kişisi şarkı üstüne söleyecek tek bir şey bırakmaz aslında.ben ne yazıp duruyorum ki hala adam söylemiş zaten her şeyi.tamam bitirdim.
bu şarkının öyle bi yeri vardır ki bende anlatılmaz anlatılamaz.
"ağlamak " eylemini bana doyasıya, hatta fazlasıyla yaşatan,ikamesi mümkün olmayan bir efsane.
hele ki şu sözler mahveder insanı;
"beni sen al yeminim var
kül oldum, söndüm ateşine sar
sar, al beni sana sar, bana sensin yar"
karanlık bir gece * ve sadece beden kalabalıklığına sahip ıssız bir cadde. herşey, herkes var ya da var gibi ama o yok*, bir kadın karanlık gecenin içinde bitkinliğinden ağlamaya bile hali olmayan *, bir adam ki yaktığı ateşin büyüklüğünden habersiz öylece kendi dünyasında*, bir sevda ki en büyük yangınlar içinde umarsız. böyle bir şarkı işte.
sözlerini iyi yorumlamak gerekir, kesinlikle size hitap eden bir yeri vardır ve ''aşığım, ben sana çok aşığım'' dizesi bitirir insanı. tehlikeli bir şarkıdır ve yusuf taşkın kişisi söylemiştir ki hayatınızın en içten '' off '' unu çektirir... bir sonbahar ayında boktan istanbul sokakları nda gece kafanız iyiyken ve sigara tüttürürken dinlenirse etkisi makisimumdur, denenmiştir... benzer olarak ağır roman filminin müziklerinden masum günahlar ve bir vurgun bu sevda da dinlenesi güzel parçalardır.
sabah-öğle-akşam farketmez... aşık olmak ya da olmamak farketmez... her durumda, her pozisyonda hiç çekinmez, hiç üşenmez aslanlar gibi bünyeyi siker atar...
insanın tüylerini diken diken eden bir şarkı.sözleri yorumu anlatılamayacak kadar etkileyici.
bu şarkı sayesinde bir ilişkiye başlayabilir hatta bir ilişkiyi kurtarabilirsiniz.çok konuşmaya anlatmaya gerek yok aşkınızı sadece bu şarkı yeterli bir şeyleri anlatmak için...
(bkz: kendimden biliyorum)
film için daha güzel bir şarkı yazılamazdı. filmi ve filmdeki sevdayı hiçbir şarkı böylesine eksiksiz anlatamazdı.
yüreğin sevme kapasitesini arttıran bir şarkı, dinledikçe ve ağladıkça yürek genişleyecek sanki. daha çok acıyacak; ama sevmeye de daha çok yer olacak.
acıyı sevmek, "acılara tutunmak" gibi bir alt metni var sanki şarkının. bir yerlerde duyum eşiği farklı insanlar var, bizim duyamadıklarımızı bilen, göremediklerimizin farkında olan, hissedemediklerimizi özümseyen... işte o özel insanlar başka türlü seviyor bizden. sabahattin ali'nin raif efendi'si, "yeni hayat"'ın canan sevdalısı ya da "duvara karşı"'nın cahit'i gibi...
bize de sunuyor olmalı hayat bu fırsatı; ama ya göremeyecek kadar meşgulüz ya da içine dalamayacak kadar hesaplı... hande altaylı'nın romanında bir karakter, "ben mutsuz olmamayı seçtim, mutluluğun peşinde koşmadım. mutluluğu arıyorsan, mutsuzluğu da peşin peşin kabul edeceksin." kabilinden bir şeyler söylüyordu. şarkılar, filmler, romanlar hep mutluğu arayarak, mutsuzluğa pervasızca dalanları anlatıyor ve o yüzden -yani bu pervasızların soyunun tükenmekte olması yüzünden- klasikler (klasikleşecek eserler) giderek azalıyor, "devir değişti" dediğimiz şey bu olsa gerek.