akm'de sergilenen muhteşem müzikal, modern dans, sadece iki üç cümle geçen bir oyun ne kadar şey analatabilir gidin görün, film ve romanla paralel konulu
sahibinini gözünün önünde eşeğin ırzına geçtikleri film.genelde intikam alınan kişinin karısı ya da kızının ya da her ikisinin birden gözleri önünde ırzına geçilirdi eşeğinin ırzına geçilerek bir ilke imza atılmıştır.
"bir gün belki hayattan geçmişteki günlerden
bir teselli ararsın
bak o zaman resmime" cem karacanın bu şarkısıyla süslenen iyi denebilecek türk filmlerinden biri.
savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye
zaman ki sana hasta oldu; incelikli haytasın
lüks ederken raksına mahallenin maşallahı eyvallahı
güzellik be oğlum, şimdilik ölümüne kadar ayaktasın
şimdilik ölümüne kadar ayaktasın
gibi yönetmen mustafa altıoklar'ın edebiyat parçaladığı film. küçük iskender'in dizeleriymiş. musti ara sıra çıkıp raconsal dizeler beyan etmiştir, anlamasak da vay be diyebiliriz. burak sergen deyim yerindeyse döktürmüştür. burun çekişi harikadır. kolera canavarının cinayetlerinden birinden sonra
-anaaaa, karının .mıcığını kesmişler
-bakın lan burda bi yere atmıştır sapık
repliği gülmekten yerlere serer, ne derece spoiler olur, umarım olmaz. okan bayülgen de toymuş zamanında, iyi oyun çıkarmıştır.
ismi ben de dahil birçok kişi tarafından ilk başta yanlış anlaşılmış 1998 yılında en iyi sanat yönetmeni en iyi yardımcı erkek oyuncu ve en iyi yardımcı kadın oyuncu kategorilerinde altın portakal ödülüne layık görülmüş filmdir...
bu arada ismini açıklamak gerekirse bir çok kişi tarafından algılandığı gibi büyük kütleye sahip roman anlamında değil,filmde müjde ar'ın suratının çizildiği sahnede okan bayülgen'in oynadığı roman havasının ismidir ağır roman...
film bir çok replikle akıllarda kalmayı başarmıştır...bunlar içinde ;
"alem göt olmuş"
"insanın en yakın arkadaşı tekerlek olur mu uleyn" unutulmazlar arasındadır...
bir de at becerme sahnesi vardır ki insan nasıl olur da unutur onu...
mercek seçimlerinden tutun sahne planlarına ve plan geçişlerine dek hemen her karesi hatalarla dolu film. ne var ki türk edebiyatının en iyi birkaç romanından birine yaslandığı ve rutin bakışın tekdüze kritiğine maruz kaldığı için iyi bir şey sanılıyor. üzerinde konuşmak bile gereksiz.
ama adından başlayıp dil tekniğine, anlatımına, karakter seçimine, bölümlendirmeye ve bir romaneski değerlendirmek için ne gerekiyorsa onlara varıncaya değin her şeyine hayran olunabilecek bir romandır aynı zamanda, her ne kadar yazarının talihsiz bir gece kazasına kurban gitmesi neticesi her tür metin üzerine ileri geri konuşma kabiliyeti ve olanağı olanlar tarafından görmezden gelinse de.
bir metin kaçan romanı. aynı adla mustafa altıoklar tarafından filme uyarlanmıştır.
bence muhteşem bir filmdir, romanı kadar olamamışsa da..
ayrıca filmi, eser sahibi metin kaçanı hezimete uğratmıştır. şöyle ki, bizzat olayın içinde bulunan birinden dinlediğime göre, müjde ar metin kaçanı evine davet etmiştir, romanı filme uyarlamak istediklerinden bahsetmiştir. alkol ve meze ikram etmiştir misafirlerine.. metin kaçan kendinden geçtiği bir sırada da müjde ar kendisine bir kağıt imzalatmıştır. sarhoş olduğu için kağıdı okumadan imzalayan metin kaçan farkında olmadan tüm telif hakkını müjde ara devretmiştir. aldığı komik ücret de, misafir olduğu evde yiyip içtiklerinin faturasıyla kesintiye uğramıştır..*
ayrıca yine aynı kişiden dinlediğime göre, filmin çekimlerine başlanmadan metin kaçan, mustafa altıoklar ile okan bayülgeni tarlabaşında, istanbulun tüm ipsiz sapsız, hırsız takımının takıldığı birahaneye çağırmıştır. ellerine birer tespih vermiştir ve "önce raconu öğrenin" demiştir. ardından da zaten kankisi olan mekan müdavimlerine, abileri bir güzel soydurtmuştur...
e işe yaramış görünüyor.. doğrusu "küçük dağları ben yarattım büyükler de dedemden kaldı" havasında olan iki götükalkığı orda görmek isterdim.