bundan yıllar önce, daha bu defterlerin
salak statüsü kazandığı düşünülmeyen zamanlarda, bu defterler, bana öğretmişti ki, güçlülerdi ve işlevsellerdi. ayrıca, yıl
lar dedim ama 90 ların sonu. milenyum kapıda. yani, bu defterler "klasik müziğin modası geçmez" tarzında bir popülerlik içindeydi o dönemde.
bu defterler; adın, soyadın, en sevdiğin meyve, okuduğun gazete/dergi gibi sorular içerirdi malumunuz.. karar veremiyorum. iyi miydi, kötü müydü ?
saf mıydı, salak mıydı ? cevap bulmak niyetiyle deniyorum yazmayı.
ben çok fena bir döneme denk geldim. 80 lerde elinde sigara, gözleri ufukta, uzaklara "sadece" bakan, sessiz adamların sadece "durarak" kızların kalplerini çala çala helak olduğu yıllar aksi gibi yeni bitip "evrim, devrimle olur" düşüncesini doğrularcasına "olanca sesli" adamların popüler olduğu bir zamanda, zekimsi (mal değildim) ancak içe kapanık yapımla ruh gibi dolandım ortada [bu uzun cümleyi yazacak kıvama gelmişim o zamandan beri. hmm.] lise hayatım boyunca sahip olduğum tek kız arkaradaş kişisini, bu defterler sayesinde bulabilmiştim ben. o denli yabaniydim.
amacım "kardeşlerim, bu defterlere salak demeyin, bakın, bizim gibi hayvanlar da böyle ekmek tutuyordu" tarzı bir mesaj değil. bu garip yöntemin, o dönemin ilişkilerindeki "doğru ilişki" kavramına ulaşmaya yönelik, yapacağı veya yapmayacağı katkı ve ilişkilere yansıması neydi, bunu bilmek istiyorum. (amına koyim, daha yararlı şeyler bilmek istesem olmaz mı ?) (cevap parantez: bunu bileyim, sonra başka şeyleri de bileceğim) (komple kompleks benim
deri).
o kızı nasıl tavladığımı da söyliyim: 'hayatında vazgeçemeyeceğin 3 şey' sorusuna "sex sex sex. eheh" yazmıştım. [aman allahım.] yoldan çevirip incelenecek herhangi bir ergenden farklı değildim o sıra işte aslında. sosyal olamamışım güzelce, onun yansımaları da var biraz, aksi gibi... neyse.
başına güneş mi geçmişti, havale mi geçirmişti tam hatırlamıyorum; kız benim bu levent kırca şakama çok gülmüş. arkadaşlarına söylemiş. haber salmış falan. geldiler, beni istediler. ben de gençler anlaştıktan sonra bize laf düşer mi, deyip kabul ettim.
ilişkiye başladık; madde madde, akla gelebilecek bütün mallıklar var. dakka başı napysn aşkm soruları, beni hiç aramıyosun, ilgi de ilgi, bilgi de bilgi.. mik mik de zik zik..
işte bu yüzden sorma ihtiyacı hissediyorum: ulan o kadar yazmışız oraya: ["sevdiğim meyve muz"], bir gün dememişsin ki ["hadi gidip
muzlu pasta yiyelim ?"]. ya da yazmışım yine oraya: ["en sevdiğim dergi leman"], fakat sen bir gün o dergiyi almamışsın hediye diye. hediyeyi geçtim, anlamasan dahi "aa, şu karikatürü okudun mu kikike" diye yalandan bile olsa gülmemişsin. ne anladık amına koyim anketten ? neye yaradı bu ? mallık aynı mallık.
buradan anlıyoruz ki; bahane imiş sadece demek ki bu. işlevselliğinin arka yüzünde kocaman bir bahane varmış. ne kadar hata ve yanlış varsa kızı suçladım evet ama ben böyle bir anket doldurmadığım için "öte yandan, bu zalım kıza işte benim yaptıklarım" tarzında bir açıklama, bir sezar'ın hakkı sezar'a durumuna girmek zorunda değilim. ama şu an adını, şükürler olsun, unuttuğum salak bir diziyi "o izliyor" diye izlediğimi hatırlıyorum. [alik'e 10 puan]
yani, cevabımı buldum ben. salak defterlermiş bunlar. "aa, ne kadar şirin, ankeet, mihi mihi" denilecek bir saflık, temiz olma hali söz konusu değilmiş. o ilişki hala sürüyor olsaydı böyle demezdim tabi. ama, sürmemişti.
bu anketlerden birinin "en sevdiğin yemek" kısmına "bol acılı çiğ köfte" yazıp da ertesi gün önünde bulan adam olduysa da ben bahtımı sikeyim. kraliçe yapardım öyle kızı.