dumanlı yıllarmış 70ler, sevmenin de sevilmenin de hakkını vermek zor değilmiş. kavga yıllarıymış aynı zamanda, başkaldırının en masumca yaşanması gerektiği yıllarmış, olmamış. şarkıların bir değeri varmış, aşık olmaya lüzum kalmadan aşık edermiş şarkılar bir insanı bir diğerine. adeta feryat edermiş melodiler yaşanan tüm acılara. hınca hınç mücadelenin ortasında bile bugünlerle mukayese edildiğinde verdiği değer fazlaymış insanın insana. insan, insana, insanca bakarmış. karşılık da alırmış elbet. uzun lafın kısası severmiş insanlar birbirini. bundandır "artık komşuluk ilişkileri eskisi gibi değil" diyenlerin varlığı. bir hasretin dışavurumudur aslında. koca bir devri bu cümle yeterince anlatır.
kanlı sokaklara değil elbet bu özlem. o sokakları çevreleyen evlerde yaşanan o masum insani ilişkileri anlatmaktan ibaret bu sözcükler. o kıran kırana kavganın içinde bile saf kalmayı başarmış insanlar, bir teyze pencereye çıktığında "oğlum bana bir ekmek alıver köşe bakkaldan" (siyasi görüşünün ne olduğu hiç önemli değilken) diyebilecek kadar, parasını pencereden hiç tanımadığı birine atacak kadar samimi olduğu zamanlarmış.
erkeklerin kızların camına taş atıp, şarkılar söyleyebildiği; kızların aşklarını günlükleriyle paylaştığı,
neden saçların beyazlamış arkadaş ile kız arkadaşlarıyla toplanıp ağlaştığı zamanlarmış. (aşık olmak önemli değil, yine de ağlarmış kızlar arkadaşlarının aşk acılarına) şarkılar da şarkıymış o zamanlar.
öyle veya böyle hatrı sayılırmış yıllarmış. düşünceler uğruna yaşamayı hiçe sayacak kadar cesurken, ürkmekmiş sevgilinin babasından. aşklar gerçekmiş, insanlar daha bir doğalmış. yıllar sonra hep bir merakla bakılan yıllarmış 70ler. bilinenin aksine insanın insan gibi yaşamaya çabaladığı yıllarmış. farklıymış. güzelmiş...