kıbrıs meselesinin boy göstermeye başladığı yıllarda,selanikte atatürkün evinde patlatılan bombadan sonra istanbulda rumlara,ermenilere ve diğer gayrimüslimlere yönelik saldırıların olduğu tarih..başta beyoğlunda olmak üzere,birçok yerde bu topraklarda yaşayan rum vatandaşlarımızın evleri,iş yerleri yağmalanmıştır.bunu müteakiben 1964te yunan uyruklu istanbul rumları kitle halinde sınır dışı edilmiştir.
daha sonraları atatürkün evine bombalı saldırıyı yapanın oktay engin adında bir türk olduğu açıklanmıştır.
adnan menderes'in gazı ile olmuş bitmiş bir olaydır diye söyleniyor*. halkın galeyane gelmesi ile istanbul'daki rum ve ermeni kökenli vatandaşlarımızın dükkanları yağmalanmış, taş üstünde taş konmamıştır.
bir de ek:
yağmalanan, yakılıp yıkılan onlarca işyeri arasında bir de çamaşırhane varmış. orda temizlenmeye bırakılan eşyaların çoğu da türklerinmiş, yerlede sürüklenen parçalanan zarar gören, türklere ait tek şey keşke o eşyalar olsaydı.
olayların arkasında pekçok rum ülkeyi terketmiştir.
olaylar son derece organize gelişmiştir. farklı noktalarda aynı anda başlamış ve belli hedeflere doğru yapılmıştır. bu olayların öncesindeki kıvılcım selanik'te atatürk'ün evinin bombalanmasıdır. bu bombayı getirip eve yerleştirten kişinin daha sonra mit'de çalışmaya başlaması oldukça ilginçtir.
yassı ada duruşmaları'nda bu olay gündeme geldiğinde bombalama işini yapanların korunmasına rağmen adnan menderes bu işten sorumlu tutularak 6 sene hapis cezasına mahkum edilmiştir.
bu komplonun nedenleri üzerine pekçok fikir yürütülmüştür. ama bunlardan bir tanesi çok ilginçtir. azınlıkların ellerinde bulundurdukları sermaye... hükümet bundan rahatsız olduğu için böyle bir yönteme başvurmuştur. bu sadece bir iddia. aslı belli değil. ancak bu iddia adolf hitler'in yahudilere yaklaşımını anımsatmaktadır.
(bkz: kavgam)
oktay engin adlı kişinin selanik'te atatürk'ün evini bombalamasıyla ateşlenen olaylardır (daha sonra bu kişinin mit çalışanı olduğu ve bombayı türkiye büyükelçiliğinden temin ettiği ortaya çıkmıştır.)
olayın diğer kahramanları demokrat parti milletvekilleridir. demokrat partili bir grup milletvekilinin de kurucusu olduğu kıbrıs türktür cemiyeti'dir.
selanik'te atatürk'ün evinin bombalanmasından sonra 6 eylül günü radyolardan kıbrıs türktür cemiyetinin mitinginin çağrısı okunmaya başlamıştır. mitinge milletvkilleri de katılmıştır, taksim meydanına taşınan insanlar (şehir dışından adam taşınmıştır taksim'e) galeyana gelip (emir alıp da denebilir), istiklal caddesini yağmayalamaya talan etmeye başlamıştır, kiliseler yakılmıştır, olaylar iki gün devam etmiş güvenlik kuvvetleri yağmacılara müdahele etmemiş sadece izlemiştir (olaylar sona erdikten sonra kovuşturmalar başlamış ve olayın sorumluları olarak komünistler, aydınlar, yazarlar tutuklanmış, bir kaç ay tutuklu kalmışlardır; aziz nesin de bu olay üzerine tutuklanmış ve içerde kaldığı birkaç ayı ve içerdeki aydınlarla ve yazarlarla olan anılarını anlattığı salkım salkım asılacak adamlar'ı kaleme almıştır.)
aslında yunanistan devleti'nin ekonomik olarak çok işine yarayan bir durumdur. 6-7 eylül olaylarından sonra taksimde yaşayan pek çok rum kendi yurdunu (yurdunu diyorum çünkü yurt insanın doğup büyüdüğü karnının doyduğu yerdir) terkederek yunanistan'a göçmüştür. o sıralarda yunanistan ekonomisi oldukça kötü bir durumdadır. yunanistan aslında 1923 mübadelesinin yaralarını daha saramamış durumdadır. çünkü 1923 mübadelesiyle türkiye'den yunanistan'a gönderilen rum ortodoks mezhebine mensup (çünkü bu mübadele türk-rum mübadelesi değil hristiyan ortodoks-sunni müslüman mübadelesidir) insanlar yanlarına değerli eşyalarını almadan (altınlarını gömerek) gitmişler (çünkü onlara kısa bir süre sonra geri gelecekleri söylenmiş); yunanistan'dan gelen türkler ise yanlarında her tür değerli eşyalarını alarak gelmişlerdir. yunanistan'a giden halk aç, susuz, parasız, yoksul bir haldeyken, türkiye'ye gelen halk burada ağa olmuştur. yunanistan devleti bu kadar yoksul insana bakamaz durumdadır. çoğu amerika'ya bir kısmı başka ülkelere gitmiş ve yaşam mücadelesi vermişlerdir (bkz: mangia). 1955 tarihinde hem 1923 mübadelesinin ekonomik sıkıştırması hem de ikinci dünya savaşı sonrası yaşanan buhran yunanistan'ın üzerindeydi. 1955 olayları sonrasında yunanistan'a giden istanbullu zengin rumlar yunan ekonomisinin bel kemiğini oluşturdular ve yunanistan'ın zengin bir devlet haline gelmesini sağladılar. bu insanlar yani aslında bizim insanlarımız kendi yurtları için de bunları yaparlardı, zaten yapıyorlardı da. ama devletlerin çıkarları ve bizim aklımızın almadığı bazı planları insanları yurtlarından etti. organize bir şekilde insanların mallarını yağmalayan, mabedlerini basan, eşyalarını kıran döken, onları döven, karısına kızına tecavüz edenlerin torunları ve çocukları olarak (soykırım iddiaları bir yana) yalnızca bu tarihte yapılanlar için olayların maduru olan insanlardan özür dilemeliyiz. bu tarihte yapılanlar bunun geçmişte yapılmadığı güvencesini bana vermemekte ve her şekilde dolduruşa getirilebilen, düşünmeden hareket eden yarı cahil insanlardan oluşan bir kitlede (bu sözler toplumun her kesimi için geçerli değildir, yalnızca stadları dolduran kitlelere bakmak yeterlidir) pek çok şeyi yapma potansiyeli bulunmaktadır.
6 eylül 1955 günü saat 13’te devlet radyosunda selanik’te atatürk’ün doğduğu eve bombalı bir saldırı olduğuna dair bir haber duyurulmuş, ardından öğleden sonra istanbul ekspres gazetesinde iki ayrı baskıyla yayılmıştır. çeşitli öğrenci birliklerinin ve ktc(kıbrıs türk’tür cemiyeti) çağrısıyla taksim meydanı’nda bir protesto mitingi düzenlendi. mitingin ardından,bazı gruplar istiklal caddesi’nde bulunan gayrimüslimlere ait işyerlerinin camlarını taşlamaya başladılar. olaylar biden büyümüş,istanbul’un fatih, eyüp, bakırköy, yeşilköy, ortaköy, bebek ve arnavutköy gibi daha uzak semtlerinde de şiddet olayları başladı.
saldırılar 20 ila 30 kişiden oluşmuş organize gruplar tarafından, hep aynı yöntemle yapılıyordu. saldırganlar önce vitrinleri taşlayıp kırdı, ya da demir parmaklıkları tel makası ile veya kaynak makinası ile kestiler. içerdeki alet ve malzemeleri dışarı çıkartarak paramparça ettiler. ktcliler ktc rozeti dağıtıyor, halkı, kendi dükkan ve evlerine türk bayrağı ile işaret koymaya çağırıyorlardı.
siz ne biçim türksünüz!...
“beyoğlu’nda sabaha kadar açık olan bir kahve vardı.oraya genellikle belediye otobüs şoförler ve biletçiler giderdi.orada vardıya zamanlarını beklerlerdi.o akşam birisi içeri daldı ve onlara bağırdı.”siz ne biçim türksünüz!bu halk ayaklandı siz hala oturmuş burada kart oynuyorsunuz.”
müslüman halk türk bayrağını açarak kendi ev ve işyerlerini koruyordu. bazen ise trajikomik yöntemlere başvurulabiliyordu.
pantolonunu aşağı indirdi,o da bu şekilde adamları durdurmaya çalıştı…
“tünel’de cevat bey’e ait bir kumaş dükkanı vardı.adam türk’tü,ama onun da işyerini yağmalamaya başladılar. adam hemen pantolonunu aşağı indirdi ve sünnetli olduğunu gösterdi.o da bu şekilde adamları durdurmaya çalıştı. “
onlarca rum ermeni ayırd etmeden azınlıkların evlerinin dükkanlarının yağmalanmasına neden olan türk siyasi tarihinin üzeri örtülen kara bir lekesi. bir tutam baharat adlı filmde durumu son derece özetleyen bir diyalogu hatırlatır.
bu olay sebebiyle yunanistana gönderilen bir rum ailesinin reisi:
- türkler yunan gibi kovdu bizi yunanlılar ise türkmüşüz gibi karşıladı.
sonucu olarak azınlıkların buraları terk etmesi bizi çok eksiltmiştir, hala yunanistan da gezerken insanların türkçe konuşması,eski anılarını özlemle anlatması derinden burkuyor insanı. keşke böyle olmasaymış.
türkiye tarihinde provokasyonun en iyi örneklerinden biridir.zaten hassas olan dönemde çok hassas bi konuyu malzeme yapıp halkı ayakalandırmışlardır.bu tip provokasyonlardan biri 80 darbesi öncesi yaşanan bir cuma namazı çıkışı bir grup insanın ilerdeki köyde camiyi yakıyolar diye bağırması sonucu bir grup insan köye doğru koşmuştur ve yolda kendilerini bekleyen kişiler tarafından hepsinin eline birer silah verilmiştir.sonra diğer köyde bu iddianın asılsız olduğu gözükmesine rağmen yine bir çatışma yaşanmıştır.millet olarak provokasyona bu kadar çabuk gelmemiz bizim en büyük dezavantajımız.bu da genlerimizden kaynaklanıyo.çabuk galeyana geliyoruz ve bu nedenle çok güzel kullanılıyoruz.
kıbrıs sorununda yunanistan'a karşı türkiye'nin tepki gösterme gerekçesiyle istanbul ve izmir de bir ölçüde de ankara'da duyguların vahşi bir saldırganlığa dönüştürüldüğü ve özellikle rum ve diğer azınlıkların taşınır ve taşınmaz mallarının yağmalandığı 6-7 eylül 1955 gecesi.yunanistan aleyhine bir gösteri biçiminde başlamış,ancak kısa sürede kontrolden çıkmıştır.taşkın güruhun amansız bir düşmanlığına dönüştü.olayın nedeni özünde türkiye'nin kıbrıs konusunda yunanistana tepkisidir ama bu kadar değildir tabiki.o dönemde demokrat parti iktidarı ekonomik sorunlarla karşı karşıya gelmişti.muhalefetin sesini yükseltmesi ve halkın verdiği tepkileri azaltmak için,dp kamuoyunun dikkatini dışarıya çevirmek istedi.dönemdeki en önemli dış olay ise kıbrıs sorunuydu.
o gün olayları tetikleyen son olay 6 eylül sabahı gerçekleşti.o gün atatürk'ün selanik'teki evinin önünde bir bomba patlatılmış ve haber tüm yurda yayılmıştı.hükümet olayı yunanlıların yaptığını söylüyordu.akşam ise kıbrıs türktür cemiyeti'nin mitingi yunanistan'ı protesto eylemi şeklinde başlayarak,müslüman olmayan halkın ev ve işyerlerini yakıp yıkılmasıyla devam etti.
aslında selanik'in başka bir yerinde çıkan yangını, asparagas haber olarak atatürk'ün evini yaktılar/bombalıdılar diye aktaran dp yanlısı bir gazetenin fitillediği olaylardır.rum kızlarına tecavüz edilmiş, kilise ve havralar yakılmış hatta, rum mezarlığına yeni gomülen bir mefta çıkarılıp göğsüne türk bayrağı saplanmıştır.akabinde pera'ya ulaşan kalabalık, cadde üzerindeki dükkanları yağmalarken hayatında ilk defa çikolata görüp yemeye başlayan çocuğu, babası bağırarak dövmüştür.çünkü baba, çikolatayı dışkı zannetmiştir..
6/7 eylül 1955'te atatürk'ün selanik'teki evi bombalandı haberleriyle birlikte binlerce kişi beyoğlu'nda, ardından tüm istanbul'da terör estirir. demokrat parti'nin zemini hazırladığı senaryonun uygulama tarihleridir o günler. rumlara ait dükkanlari evler tahrip edilmiş; mezarlıklar ve kiliseler saldırıya uğramıştır.
istanbul ve izmir’de 1955 yılında meydana getirilen olaylardır. getirilen diyorum çünkü olayların zemini dönemin çığırtkan basını tarafından hazırlanmıştır. bu çığırtkanlar tarafından hazırlanan rum karşıtı olumsuz hava bilinçli olarak sokaklara da yansıtılmıştır. fakat bu olaylarda basın işin sadece bir kısmını üzerine almıştır. oda işin gaz verme kısmıdır.
olayların patlak vermesine sebep olarak atatürk’ün selanik’teki evinin bombalanması gösterilir. fakat bu bombalama olayının failleri kimdir? bugün hala muammadır.
kimilerine göre olaylar bombalama eylemine karşı olarak spontane gelişmiştir. kimilerine göre de olaylarda özel harp dairesinin parmağı vardır. fakat emekli orgeneral sabri yirmibeşoğlu’nun gazeteci fatih güllapoğlu’na sarf ettiği şu sözler olayların hiçte spontane gelişmediğini kanıtlar derecededir. "6-7 eylül bir özel harp işidir. muhteşem bir örgütlenmeydi. amacına da ulaştı." ( valla ben demedim emekli org.s.yirmibeşoğlu demiş.)
neyse dönelim olaylara. (neticede olaylar her zamanki gibi ben görmedim, ben duymadıma gelmiştir) yıkım büyük olmuştur. meydana gelen can ve mal kayıplarından veya tecavüzlerden bahsetmeye gerek duymuyorum bunlar elbetteki insan olanın yapacağı şeyler değildir. bu olayları kınamak insanlık gereğidir.
fakat en önemlisi, yitip giden tarihi değerlerimizdir. komşu komşuya saldırtılmış, yüzyıllardır yurdumuzda iç içe yaşayan halkların bir arada yaşama kültürü dinamitlenmiştir.
bir akrabamız vardı.o gün istanbul'da dükkanında mahsur kalmış, rum olmamasına rağmen, dışarıda ki yağmacı güruhtan korkusuna sokağa çıkamamış bütün geceyi korkuyla dükkanında tek başına geçirmiş.sonrasında bütün hayatı boyunca o gecenin kendisinde yarattığı travmayı yaşamıştı.çok uzun yıllar o konu hakkında hiç konuşmamış.ben kendisini tanıdığımda yaşlanmıştı ve artık parça parça olsada o gece yaşadıklarını anlatabiliyordu.
çocukken anlamıyorsunuz insanların niye öyle davrandığını, toplumsal histerinin ne olduğunu, linçin, yağmanın nasıl ve hangi mantıkla gerçekleştiğini, sonra yaşıyor ne öğreniyorsunuz, kavrıyorsunuz, insanlık dediğimiz şeyin nasılda pamuk ipliğine bağlı olduğunu, ve birden kaybedilebildiğini.esasında ne kadar uygarlaşsakta hala korkuların bizi yönettiğini.
1955 yılının eylül ayında 6'sını 7'sine bağlayan gece istanbul'da yaşanan olaylar.
özetle şöyle gelişti:
ağustos 1954’de, kıbrıs sorunu gündeme gelmişti. yunanistan, adayı ilhak için birleşmiş milletler’e başvurmuş, ayrıca yaptığı mitinglerle de konuyla ilgili ülke içinde kamuoyu oluşturmuştu. birleşmiş milletler bünyesinde de davasının desteklenmesi için, israil yüzünden ilişkilerimizin bir süredir gergin olduğu arap ülkeleri'ne yanaşmıştı. türkiye ise kıbrıs konusunda çok duyarlı idi. adanın yunanistan’a terk edilmesine seyirci kalmak mümkün değildi.
ingiltere, kıbrıs sorunu nu çözüme kavuşturmak için bir konferans düzenleyeceğini türkiye ve yunanistan’a 1955 haziranında bildirdi ve bu ülkeleri konferansa davet etti. türkiye’nin kıbrıs’ın geleceği konusunda söz sahibi olması kuşkusuz demokrat parti'nin dış politik zaferiydi. hükümet bu daveti hemen kabul etti ve davada kararlılığını göstermek için yunanistan’a sert bir nota vererek kıbrıs konusundaki kışkırtmalarına son vermesini istedi.
türkiye, yunanistan ve ingiltere arasındaki görüşmeler 27 ağustos 1955’te londra’da başladı. dışişleri bakanı fatin rüştü zorlu’nun savunduğu türk tezine göre, ada türkiye’ye verilmeliydi. yunanlılar ise enosis’te direniyorlardı. ilişkilerin son derece gergin olduğu bir ortamda 5 eylül 1955 pazartesi günü selanik’te atatürk’ün doğduğu ev ile türkiye’nin selanik konsolosluğu arasında bir bomba patlatıldı. bu haber üzerine, 6 eylül 1955 salı günü istanbul beyoğlu’nda toplanan kalabalık, sloganlarla atatürk’ün evine yapılan saldırıyı protesto etti. ancak akşam saat 19.00’dan itibaren protesto, toplum psikolojisi ve tabii ki bazı provokatörler sebebiyle nitelik değiştirdi. daha çok rum vatandaşların bulunduğu bölgelerde dükkanların vitrinleriyle kepenkleri kırıldı, yine rumlara ait binalar, kiliseler, eğlence yerleri, okullar hatta mezarlıklar bile tahrip edildi. 7 eylül çarşamba sabahına kadar devam eden olaylar sonunda yanmış, yıkılmış ya da ağır şekilde tahrip edilmiş beşbin bina vardı. bu binaların büyük çoğunluğu rumlara; bazıları da binaları tahrip edilen rumlara komşu türk, ermeni ve musevi’lere aitti. bu tecavüzler, istanbul’a nazaran çok daha küçük ölçüde olmak üzere izmir’de ve ankara’da da görüldü.
6 eylül akşamı istanbul’da bulunan cumhurbaşkanı celal bayar ile başbakan adnan menderes saat 20.00 treniyle ankara’ya hareket etmişlerdi. izmit’e vardıklarında olaylar kendilerine haber verildi. onlar da hemen istanbul’a geri döndüler. bizzat göstericilerin arasına girip olayları bastırmak için çaba harcadılar. aynı akşam başbakanlıktan yayınlanan bildiri ile istanbul ve izmir’de sıkıyönetim ilan edildi.
ancak, 7 eylül sabahı hükümet, bir gece önce ilan ettiği sıkıyönetimi kaldırdı. akşamüstü ise yeniden koydu. milli savunma bakanlığı 9 eylül’de yayınladığı bildiri ile istanbul’da görevli üç generale işten el çektirdi. kıbrıs türktür derneği kapatıldı. ertesi gün içişleri bakanı namık gedik istifa etti; bazı vali, kaymakam ve emniyet görevlilerinin yerleri değiştirildi. istanbul valisi fahrettin kerim gökay yerinde kalırken, olayların en yoğun yaşandığı beyoğlu ilçesinin kaymakamı hayrettin nakiboğlu istanbul emniyet müdürlüğü’ne getirildi. emniyet genel müdürü ethem yetkiner ise konya valiliğine atandı.
ankara, istanbul ve izmir’de bir yıl süreyle sıkıyönetim ilan edilmesi konusu, dp meclis grubunda 12 eylül 1955 günü görüşüldü. grup o gün, çok sert tartışmalara sahne oldu. menderes, 6-7 eylül olayları hakkında ayrıntıya girmeyeceğini söylüyor, grup ise başbakandan ısrarla açıklama bekliyordu. bolu milletvekili general fahri belen “meclis aydınlanmadan sıkıyönetime nasıl karar verilebilir?” derken, manisa milletvekili adnan karaosmanoğlu ise menderes’e hitaben “hani, komünistler avucumun içindedir diyordunuz. niçin bu kadar gafil avlandınız? yazık bu millete!” sözleriyle adeta meydan okuyordu.
görüşmeler sonunda menderes tekrar kürsüye geldi ve “beyefendi menderes” kişiliğiyle gruba sükûnet tavsiye etti. yapılan oylama sonucunda 220’ye karşı 90 oyla sıkıyönetim kararı gruptan geçti. ancak grup, sıkıyönetimi, hükümetin istediği gibi bir yıllığına değil, altı aylığına kabul etti.
1955 yılında atatürk'ün doğduğu eve bomba atıldı provakasyonuyla galeyana gelinmiş ve gayri müslimlere özellikle de rumlara karşı yapılmış, yağma ve yıkımları temsil eder 6-7 eylül olayları. sonucunda birçok aile yunanistan'a dönmek zorunda kalmış ve otuza yakın gayrimüslim de öldürülmüştür.
bu olay yıllarca gizlenmiştir. son zamanlarda ise bu konuyla alakalı bir fotoğraf sergisi açılmış ve ceketli kravatlı insanlar tarafından resimler alaşağı edilmiştir. ne kadar güzel bir ülkede yaşıyoruz değil mi?
(bkz: 6 7 eylül sergisine yapılan saldırı)
6 eylül 1955 günü saat 13.00'da devlet radyosu, selanik'te atatürk'ün doğduğu eve yapılan bombalı bir saldırı haberini duyurdu. ve bu haber öğleden sonra "istanbul expres" gazetesinin iki ayrı baskısıyla yayıldı. günün ilerleyen saatlerinde, çeşitli öğrenci birliklerinin ve "kıbrıs türktür cemiyeti"nin çağrısı ile taksim meydanında bir protesto mitingi düzenlendi. bu mitingin ardından bazı gruplar istiklal caddesinde bulunan gayrimüslimlere ait işyerlerinin camlarını taşlamaya başladılar. kısa sürede taksim civarındaki bölgeler çeşitli araç ve gereçlerle donanmış olarak gelip işyerlerini, evleri, okulları, kiliseleri ve mezarlıkları tahrip eden "insan yığınlarının" akınına uğradı.
bu sadırıya yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı düşünülmektedir.
saldırılar, 20 ila 30 kişiden oluşan organize olmuş birlikler tarafından gerçekleştirildi. bunlar da kendi aralarında kışkırtıcılar, önderler ve tahripçiler olarak sınıflandırılabilirdi.
kışkırtıcılar türk bayrakları yanında, atatürk ve celal bayar'ın büst ve fotoğraflarını taşıyorlardı. ktc'nin rozetlerini dağıtıyor ve halkı kendi dükkanlarına, evlerine, arabalarına türk bayrağıyla işaret yapmaya çağırıyorlardı. halkı tahrik etmek için ya kıbrıs sorunu'nu kullanıyor ya da halk arasında mevcut olan "gayrimüslim antipatisini" körüklüyorlardı.
saldıranlar, ellerinde tutanaklarla hangi evin, hangi dükkanın gayrimüslimlere ait olduğunu çok önceden keşfetmişlerdi. olayların başlamasından birkaç hafta önce ilgili mahallelerin muhtarlarından ev ve işyerlerinin adresleri istenmişti. bazı ev ve işyerleri işaretlenmişti.
kentin her yerine yağmacılar doluşmuştu.
kiliseler de saldırıdan payını almıştı. kutsal resimler ve diğer eşyalar tahrip edilmişti. mezarlara zarar verilmiş, hatta mezardan çıkarılan iskeletler kırılmış, yakılmıştı.
polis memurları tüm gösterileri duydukları sempati ile izlediler. "ben bugün polis değil, türküm."
polisin olaylar karşısında çaresiz kaldığını düşünmek mümkün değil.
ancak müslüman halk, komşuları rum, yahudi ve ermenileri korumaya çalışmıştır.
bazı müslümanlar ellerindeki türk bayrakları ile mağdurları ev ve işyerlenin önünde durmuş, buraları sahiplerinin türk olduğunu iddia ederek koruyabilmişlerdir.
6 eylül akşamının son saatlerinde devreye sokulan birlikler, şiddet olaylarını kontrol altına almıştır. huzursuzluk sonraki günlerde de devam etti.
saldırıdan sonra gayrimüslimler sözlü olarak taciz edildi. "bugün malınız mülkünüz, yarın hayatınız."
gece sokağa çıkma yasağı ile şiddet olaylarına son verildi.
-istanbul'da 5104, ankara'da 300, izmir'de 50 kişi tutuklandı.
-iç işleri bakanı namık gedik, emniyetin başarısızlığı nedeni ile istifa etti.
-birçok yüksek makam görevlisi görevinden alındı.
-başbakan adnan menderes olayı komünist saldırı olarak değerlendirdi!!!
-4214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır ve 26 okul saldırıya uğradı.
-11 ölü, 300 kadar yaralı olduğu açıklandı.
sonuçta olayları bir anlık galeyana gelen masum halk işi olarak algılamak sonsuz hata yapmaktır.
hele menderes gibi işi faşistlere değil komünistlere bağlamak tam bir muammadır.
yıllar sonra gerçekleştirilen sivas katliamını da akıllara getirmez değil.
dünyanın en güzel şehrinde yaşanan yazılı tarihin en iğrenç olayı. 1204 ve 1453'den sonra şehrin gördüğü en büyük yağma ve yıkımdır. bu olaylardan önce yaklaşık 1 milyon nüfuslu istanbul'un neredeyse 3'te birini oluşturan rum nüfustan geriye 2000 kişi kalmıştır günümüzde. hala bu 2000 kişinin kendi din adamını yetiştirmesine izin verilmez.
hani eski istanbul, istanbul beyefendiliği gibi tabirler vardır. işte söz konusu tarihte bu tabirler ölmüştür. o eski istanbul'un öldüğü tarihtir 6 7 eylül 1955. bu tarihten sonra maganda, yağma ve linç kültürünün esiri olmuştur istanbul. o günün yağmacıları kısa zamanda yeni dönemin zenginleri olmuş, yağmalanan ve sahiplenen rum sermayesi ile türkiye'nin yeni ''milli'' sermayesi doğmuştur. bu yağmacıların torunları bugün hala en çok vergi borcu olan kişiler arasındadır.
yağmayı ve katliamı yapanlar günler öncesinden otobüs ve kamyonlarla, trabzon, erzurum, sivas ve kayseri gibi çevre illerden getirtilmiştir. bu da olayın ne kadar organize olduğunu gösterir.
öyle vahşi sahneler yaşanmıştır ki, insanın aklı durur. kiliseler, işyerleri, evler, eğlence yerleri ve hatta mezarlıklar saldırıların hedefi olmuş. 30'un üzerinde gayrimüslim vatandaş ölmüş, din adamlarının sokak ortasında sünnet edilme bahanesiyle cinsel organları kesilmiş, bir ermeni papaz kan kaybından ölünce cesedi sokak ortasında terkedilmiş, din adamlarının kafa derileri yüzülmüş, sakalları yolunmuş ve arabaların arkasına bağlanıp sokaklarda sürüklenmiştir, yaşlı ve hasta insanlar yataklarında olduğu halde evleri ateşe verilip diri diri yakılmış, onlarca kadın ve kız çocuğu ve hatta erkek tecavüze uğramış, mezarlardaki kemikler çıkarılıp üzerinden arabalarla geçilmiş, cesetler yakılmış, üzerlerine türk bayrağı saplanmış, vücut uzuvları koparılarak etrafa saçılmış, mezarların üzerlerine işenmiştir. kiliselerin kutsal eşyaları yağmalanırken de insanlar buralara işemiş ve katı dışkılarını bırakmıştır.
bunlar bile yaşanan vahşetin sadece küçük bir kısmıdır. milletçe utanç duyup nefretle anmamız gereken kara lekemizdir.
ezginin günlüğü'nün signomi (özür dilemek anlamına geliyor yunancada) isimli parçasında olayı çok hüzünlü bir şekilde anlatmaktadır. insan daha iyi anlayabiliyor şarkıyı dinlerken. bir nebze de olsa yaşanan acıyı görebiliyorsunuz.
ya bu yıldızlarda ışık, ya düşlerimiz, ya gecmiş
ya bu mavi, ya bu yaz, ya bu kar, ya bu beyaz
ya bu gul, ya bu koku, ya bu bahar
anılara hic sığar mı istanbul?"
demokrat parti’nin iç ve dış politikada tam bir iflasın eşiğinde bulunması nedeniyle, hem halkı oyalamak, hem de londra’da kıbrıs konusunda görüşmeler yapan dışişleri bakanı fatin rüştü zorlu’ya bir çeşit destek vermek amacıyla yaptığı vandal kumpas. aslında hep aynı terane. misal bakın gazi olaylarının gelişim seyrine. akabinde ne kadar yurtsever veya solcu insan varsa tutuklandı. mevzuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan yığınla insan. aziz nesin mi dersiniz, kemal tahir mi ararsınız, hasan izzettin dinamo mu, asım bezirci mi? senaryo o denli planlanmadan hazırlanmış olmalı ki, utanmadan tutuklanacakların arasına celal zühtü benneci bile koyulur. ki bu ‘eski tüfek’ olaylardan daha önce ölmüştür. bu ayrıntı dahi hükümetin, bütün olarak sistemin içine düştüğü açmazın en alengirli belgesi.
işte bu kafa totaliter kafadır, bunun cumhuriyetle, demokrasiyle ilgisini kuracak zihin, sinirlerime dokunur. öte yandan bunca yıllık silsile kendini böylesine görklü değdirirken bazısı “ama ama cumhuriyet demek özgürlük demek” mealinde vatankarane ifrazata soyunuyor ya... işte o düşüne, o heyecana kafam... basmıyor. menderes efendi’nin dediği gibi allah belasını versin bu tür heyecanların.
içişleri bakanı namık gedik, olup bitenleri “milli heyecan”la açıklıyor; başbakan menderes “allah belasını versin bu tür heyecanların” diyerek olup bitenleri kınıyordu. kabine üyeleri birbirine girmişti. meclis’te yapılacak oturumda dp’liler birbirine girecekti. bu artık kesindi. ama öncesinde ipi çekilecek olanlar vardı.
tez elden bir bildiri yayımlanarak istanbul ordu komutanı vedat garan, korgeneral fazıl bilge ve tümgeneral nedim erensoy’un görevlerinden alındıkları açıklandı. görevden azledilmelerine gerekçe olarak göstericilerin üzerine ateş açılması buyruğunu yerine getirmemiş olmaları gösterildi. evet, inanılır gibi değil.
meclis’teki oturumda [sıkıyönetim uygulanmasına dair] partiden kopmalar mı dersiniz, birbirinin yüzüne tükürenler mi, başbakana hareket çekenler mi... bu gedikli belaltı vurmaların nedeni elbette iktidar olmanın ve gözden düşmenin neticesiydi.
misal burdur milletvekili fethi çelikbaş, “üç vilayette örfi idarenin ilanı bahis konusudur. bu üç ilde geçen hadiseler bilinmeden nasıl rey verilir. aksi halde otuz ilde sıkıyönetim ilan etmek de mümkündür. alacağımız kararlarda hakikaten tam bir vicdan itminanına (inanışına) varalım. bu üç ilde neler geçmişse ariz amik (enine boyuna) tetkik edelim,” dedi.
tekirdağ milletvekili zeki erataman, daha altı kişi konuşmadan bu tür önergelerin oya konulamayacağını söyledi. bunun üzerine önerge oya konuldu ve olaylar hakkında görüşme yapılması kararlaştırıldı. aydın milletvekili cevat ülkü, yaptığı açıklama sırasında sorumluluğun yanız içişleri bakanının sırtına yüklenmesinin doğru olmadığını söyledi. “üzülerek, demokrat parti’den istifa ediyorum,” dedi. menderes’le milletvekilleri arasında zaman zaman çekişmeli konuşmalar oldu. başbakanın bu arada tekrar söz alması üzerine fevzi lütfi karaosmanoğlu, oturduğu yerden bağırdı: “hani konuşmayacaktınız?” denizli milletvekili hamdi sancar, istiklal mahkemeleri kurulması gereği üzerinde durdu.
istanbul milletvekili aleksandros hacopulos’un konuşması ise bir hayli ironikti. tabii anlayana: “muhterem arkadaşlar, sizin eviniz yıkılmış mıdır? babanız yatağından kaldırılarak dövülmüş müdür?”
kastamonu milletvekili ali muzaffer tanöver de failleri bulmuştu: “şimdiye kadar 36 komünist tutuklanmıştır,” dedi. “hükümet de gaflet içinde kalmıştır. istanbul mahvedilmiştir,” derken sesler yükseldi: “süre üzerinde konuş.” bir önceki oturumda dp’den istifa ettiğini açıklayan aydın milletvekili cevat ülkü, istifasını geri aldığını açıkladı. başbakan yine söz isteyerek, selanik’te bombayı patlatanların istanbul olayını yapanlar olduğunu ifade etti ve dedi ki: “sadece kiliselerin tahribine büyük ehemmiyet ve dikkat sarfedilmiş olması, hatta ölülerinin kemiklerinin muhkem (sağlam) mermerler altından sökülüp, ortaya çıkarılıp hakarete maruz bırakılması keyfiyeti, damgası üstünde komünist eseri olduğunu açıkça ifade etmektedir. bunu küçümsemeye imkân yok. yetmişe yakın mabet tahrip edilmiş bulunuyor. böyle bir şeni (uğursuz) eser türk milletinin malı olamaz. bu gibi hareketler milli heyecanın galeyanı neticesi olarak kabul edilemez. bu gibi olayların son olduğunu ve türkiye’de komünistler için barınacak saha bulunmadığını mutlaka ve mutlaka ispat etmemiz lazımdır. ... sevgili arkadaşlarım, ankara’daki hareketi, hakimlerimiz, -mahrem kalmasını çok rica ederim- zabıta evamirine ademi riayet (zabıta emirlerine uymamak) maddesinden takip etmektedirler. halbuki hadise bir ayaklanmadır. hadisenin maksadı malûm. kundak koyacak, yakacak, kan dökecek, nizamı bozacak, şûriş (kargaşalık) çıkaracak. ama bunun adı, zabıta emirlerine ademi riayettir.”
menderes efendi konuşmasında o kadar konu dışı kaldı ki, sözü bir şekilde muhalefete getirmeyi de ihmal etmedi. tekirdağ milletvekili ismail hakkı akyüz can havliyle, “bunlar teferruat değil mi yarraaam?” diye bağırdı. “bunlar teferruatın teferruatı!”
velhasıl sıkıyönetim altı ay süre için kabul olundu. menderes ise konuşmasında da, “hadisenin türk eseri olmadığını bütün dünyaya ispat etmek suretiyle telafi etmiş olacağız. türkü çekemeyenler memleketin büyüklüğüne kasdetmişlerdir. maksatları 24 milyon türke kıymaktı. bu bakımdan müşterek düşman karşısındayız,” diyecekti. hadisenin trajikliği bir yana, bir başbakanın bu demecine g.tümle gülüyorum.
evet, yeni bir ‘milli şuur’suzlukta, ‘öteki’ni boylumlamada, ‘sathı müdaafa’da buluşmak dileğiyle...
o sıralarda kurulan kıbrıs türktür derneği’nin başkanı ve hürriyet gazetesi yazarı hikmet bil, olayın tahrikçilerinden oldukları gerekçesiyle tutuklananlar arasındaydı. uzun yıllar sonra yayımladığı “kıbrıs olayı ve içyüzü” başlıklı kitapta 6-7 eylül olaylarıyla ilgili iddialar ortaya attı:
bil, olaydan bir gün önce menderes’in kendisini telefonla aradığını, adliye sarayı’nın açılış töreninden sonra otomobiline aldığını; “ben florya’ya gidiyorum. isterseniz birlikte yemek yeriz,” dediğini, ardından kıbrıs’la ilgili olarak alınmakta olan önlemleri anlattığını yazıyor. daha sonra londra konferansı’ndan söz eden başbakan, “londra’dan yeni bir şifre geldi. (dışişleri bakanı) fatin’in "zayıf durumdayım, türk kamuoyunu zaptedemiyoruz diyebilmeliyim" şeklinde şikâyetleri var. daha aktif olmamızı istiyor,” diyor.
hikmet bil'in kitabından, daha doğrusu menderes'in arabasından devam edelim:
“sonradan meydana çıktığına göre, meşhur 6-7 eylül arabanın beni evime bıraktığı akşam florya köşkünde düzenlenmişti. cumhurbaşkanı celal bayar istanbul’daydı. florya’da kalıyordu. menderes de florya’daydı. içişleri bakanı dr. namık gedik, emniyet genel müdürü ethem yetkiner, kısacası bütün yetkililer o gece hep florya’da toplanmışlardı. fatin rüştü zorlu, türkiye’nin daha aktif oynamasını istemişti. her halde bir şeyler yapılmalıydı.
londra üçlü konferansı ya türkiye’den yana başarıya ulaşmalı ya da torpillenmelidir, yani dağılmalıdır. londra’da bulunan dışişleri bakanı bile aktif olmamızı istediğine göre, o devrin bu üç büyük yetkilisi önce atina’yı güç durumda bırakmak için selanik’teki atatürk’ün evinin bahçesinde (bu bahçe konsolosluk binasıyla müşterektir) bir bomba patlatılmalı, sonra istanbul’da esen çok gergin hava içinde, gözdağı niyetine bir nümayiş çıkarılmalı ve birkaç rum dükkânının camları kırılmalıdır, diye düşünmüş ve gerekli tertibatı almışlardır.”
gösteriyi dp’nin güvenilir militanları başlatacak, resmi makamlar da buna yeterince göz yumacaktı. 6 eylül günü bayar, menderes’le birlikte öğle yemeğini abdullah efendi lokantası’nda yiyordu. bu sırada atatürk’ün evinde bir bomba patlatıldığı haberi ulaştı. menderes bu haberin hemen istanbul, ankara ve izmir radyolarıyla verilmesini emretti.
işte 6 eylül günü öğle üzeri radyolar atatürk’ün evinin bombalandığı haberini verince, birçok dairede memurların bile işlerini bıraktıkları görüldü. hele akşamüzeri ekspres gazetesi, kocaman başlıklarla ‘atatürk’e bomba’ haberini ikinci baskı halinde istanbul sokaklarına dağıtınca, halkın gerilen sinirlerinin birden boşalmaması şaşırtıcı olurdu.
gazete satıcıları sokaklarda kapış kapış gazete satar, orada burada birkaç dükkânın camları kırılırken, bayar’la menderes taksim meydanından geçerek ankara’ya hareket etmek üzere haydarpaşa garına gittiler. garda menderes, kendisini telefonla londra’dan aramış olan fatin rüştü zorlu’yla da konuştu, olup bitenleri kendisine haber verdi. ne var ki, düzenlenen ve sınırlı olacağı hesaplanan nümayişler bir çığ gibi büyüdü, bir başka deyişle evdeki pazarlık çarşıya uymadı.”
bir gün önce başbakan menderes’in otomobiline aldığı hikmet bil, olayın hemen ardından kıbrıs türktür derneği’nin birçok üyesiyle birlikte tutuklandı: “belleri tabancalı birtakım sivil polisler, tek tek sözde bizlerin ifadelerini aldılar. aslına bakılırsa, biri dikte ediyor, öbürü daktiloyla yazıyor. sonra bizlere ‘haydi imzala...’ diyorlardı. ... bizi harbiye’deki askeri hapishaneye taşıdılar bir belediye otobüsüyle. elime kelepçe vurup beni bir mahzene tıktılar. tavanda kör bir ampul yanıyordu. pencere yoktu. gün mü gece mi olduğunu bilmiyordum. tuvalete bile süngülüler kelepçeyle götürüyorlardı. ihtilattan men edilmiştim (görüşme yasağı uygulanıyordu). orada tam 27 gün hakkımda tevkif müzekkeresi olmadan tutuldum. kanunen tutuklu olmadığım için hapishane müdürü bana tayın bile vermiyordu. yatak yoktu. taş üzerinde yatıyordum.”
o günden sonra uzunca bir süre kıbrıs’tan söz edilmedi. türkiye’nin dış dünyadaki prestiji sarsılmıştı. yunanlılar her fırsatta “vahşi türkler”den, “barbar türkler”den söz ediyor; uluslararası kamuoyunun dikkatini yakılıp yıkılan istanbul üzerine çekmeye çalışıyorlardı. ve bayındırlık bakanı muammer çavuşoğlu, 6-7 eylül’de izmir’de indirilen yunanistan konsolosluğu’nun bayrağını törenle yerine çekiyordu!