belki ilginizi çeker
  1. · buyrun integralde yarışalım
  2. · 32nci gün programındaki itülü
gündem
  1. · hayatında hiç star wars izlememiş insan modeli
  2. · 25 kasım 2009 emekçi grevi
  3. · yeşim salkım
  4. · aşk
  5. · mutsuzluk veren küçük şeyler
  6. · beşiktaş
  7. · colin kazım richards
  8. · kadın sigarası
  9. · götüne şampanya şişesi sokulan adam

6 ocak 2006 32 nci gün programındaki itülü  

  1. organize işler ekibinin katıldığı ve aynı film temalı bir programdı. ama itülü camiayı ilgilendiren tarafı bilgi üniversitesinde yapılan bu programda onlarca bilgili öğrencinin arasından bir itülünün çıkıp soru sorma çabasıydı. olay şuna benzer bir şekilde gerçekleşti:
    mehmet ali birandın komik olma çabası dışında beni geren hiç bir şey yoktu. cem yılmaz ve yılmaz erdoğan beklenen şekilde güzel güzel konuşuyordu ve diğer konuklarla beraber sorulan sorulara cevap veriyorlardı. sonra sözü bizim okuldan bir cengaver aldı, sorusuna başlamadan önceki sözü:
    - merhaba ben itü de okuyorum, yani buradaki herkesi öss de geçtim.
    millet dumur oldu, bu şaka ne kadar komik olsa da bence konuk olunan bir okulda söylenmesi yakışık almaz bir davranıştı. neyse millet biraz güldü, çoğu eeeöööaaah bu ne be dedi, nihayetinde sorusuna geçti. soruyu tam olarak hatırlamıyorum ama biraz cins bir soru olsa gerek cem yılmaz ve yılmaz erdoğan ikilisinden sağlam birer ayar aldı. tabi bilgili öğrenciler de her ayar sonrası itülüyü göt etme çabası içinde şakır şakır abartılı bir şekilde alkışladı. sonra bizimki bi afalladı, heyecanlandı sonra toparlayamadı ve altına sığınacak birşey bulduğunu sanarak cengaver bir şekilde atıldı:
    - pardon eğer iş laf sokma boyutuna geldiyse buyrun integralde yarışalım!(bunu söylerken gayet ciddi)

    ya bu ne? allahaşkına bu ne ya? ne demek yani? şimdi bu çocuk ronaldinhoyu göt etse ardından ronaldinho da gel lan yiyosa frikikte kapışalım dese heralde garipsemiyecek ve yerin dibine girecek.

    artık ordaki insanlar doğru mu duyduk acaba diye birbirine bakarken cem yılmaz:
    - bu arkadaş hakkaten öss birincisi ya,baksana sıyırmış.

    şimdi bu olaydaki saptamalar ne olabilir?:
    1- sadece integral bilerek bu hayatta ayakta duramazsın.
    2- okul üstünlüğü ilk - orta - lise ve dengi okullarda kalmış bir şeydir. üniversiteye gelmiş insanın,yaşıtlarını okuduğu okullara göre sınıflandırması saçmadır, össde daha yüksek puanlı bir okulda okumak 3 saat içinde daha çok soruyu doğru cevaplamaktan öte bir şey değildir, sadece "aferin" denmesi yeterlidir. "bana aferin deyin lan" demek yanlıştır.
    3- hadi madem itüde okuduğuna güvenip bilgilileri şaka yollu ezmeye kalkıştın, soru sorduğun adamların (cem yılmaz: boğaziçi, yılmaz erdoğan: itü) seni ezebilme ihtimalini gözardı etmemen gerekir.

    son olarak bu olay beni niçin bu kadar ilgilenirdi:
    yıllardan 2003, taksimde (itüdeki) sınıfça gidilen bir barda muhabbet bi yandan biralar bi yandan topluca kafa dağıtıyoruz. gülüşmeler artınca yandaki "cool" gruptan bir denyo:
    - pardon arkadaşlar hangi okuldansınız siz ya?
    - itüüü (üyü uzatmamızın nedeni hayırdır manasını uyandırmak)
    denyo kendi grubundaki kızlara doğru:
    - ben demedim mi size? a haha ha ha a ha a
    sonradan öğrendik ki o "cool man" boğaziçili bi angutmuş. olayın devamı şöyle gelişti, bizim sınıftan bıçkın bir delikanlı bunu dövmek için ayağa kalktı. neyse biz tuttuk gerek yok falan dedik. sonra bu grupla atışmalar falan sayesinde kaynaştık ve gece 2den sabah 6ya kadar beraber kol kola can cana eğlendik.

    kıssadan hisse:
    şimdi hepimizin bildiği üzere itü hakkında kalıplaşmış ama haksız ve abartılmış birçok yargı var. erkekleri abazanmış, kızları bıyıklıymış, makinanın yarısı oduncu gömlek üstü süveter giyiyomuş cart curt fasa fiso... işte bunlardan birisi de itülülerin inek ve asosyal olması. şimdi bu elemanın kalkıp, itüde okuduğunu bastıra bastıra, bu önyargıların önünü açması beni üzdü. o dakika o bardaki denyonun ve onun gibi düşünen birsürü denyonun da programı izlediği ve "he he he tam itülü lan işte" demesi ihtimali kendi adıma rahatsız ediciydi.

    son not:
    ya giri uzattıkça götüme benzemiş ama bu saatte bu kadar şey yazdım, silmeye kıyamadım ve aynen koyuyorum. üzgünüm...
    (errant, 06.01.2006 03:06 ~ 17:01)
  2. (bkz: liseli)
    (camel, 06.01.2006 03:23)
  3. öyle bir ortamda yapılabilecek en aptalca şeyi yapıp bir de integral gibi şeyler saçmalayıp zekiyim imajı yaratmaya kalkarak aptallığını tastikleyen bir öğrencimiz. kendisinin bu zekayla okulu 2bucuk senede bitireceğine gönülden inanıyor ve mezun olup gideceği günü iple çekiyoruz.
    (proximo67, 06.01.2006 06:13 ~ 06:13)
  4. (bliss, 06.01.2006 19:33)
  5. görüldüğü yerde disintegrate edilmesi gereken zat.
    (eden, 06.01.2006 19:54)
  6. kalkıp ikinci üniversitemi okuyorum diyen bir bilgi üniversiteli eleman anlattıklarından sonra cem yılmaz'ın "walla bana değil ne soktuysan ordaki öss birincisine soktun" demesiyle bir ayar daha almış insan...
    (okang, 10.01.2006 03:25 ~ 11.01.2006 20:49)
  7. (psychick, 10.01.2006 19:53)
  8. (bkz: arı sıçtı)

    sağolsun şanımıza şan kattı.
    namımız yürür artık.
    (atropos, 12.01.2006 02:21)
  9. valla bi ktu lu olarak itüsözlükte yazmaktan gurur duyuyorum, doğruyu heryerde alkışlarım, o programda arkadaş dikkat çekiciydi ama zaten biraz aklı olsa o soğukta evinde oturur paşa gibi izlerdi programı, kesin bi arkadaşı ayarlamıştır o ortamı bilgiden, arkadaşına sürekli yaptıı espriyi pişirip tekrar koymuştur ama zaman ve yer onun köt olması için oldukça müsaittir falan...
    (namalone, 12.01.2006 06:21)
  10. (bkz: @22925)
    (dr conners, 25.01.2006 05:17)
  11. vaktin birinde "kim 500 milyar ister?" (o zamanki adı) yarışmasına katılan heyecanlı bir genç, itü zattara zottoro bölümünü nasıl dereceyle bitirdiğini ballandıra ballandıra anlatmasının akabinde, yanılmıyorsam 100 milyonluk soruda küt diye elenmiş, kenan ışık'ın "yürü ense traşını görelim" bakışlarına maruz kalmıştı. sakın aynı kişi olmasın bunlar? yoksa böyle bir örgüt mü var? masonik dümenlerle mi karşı karşıyayız? (bkz: içimizdeki irlandalılar)
    (tembel, 13.05.2006 10:18)
  12. geçen sene bizim yan odada kalan elemandır. olayın akabinde kulise yılmaz erdoğan ve cem yılmaz'dan özür dilemeye gitmiş, ekibin kendisine sempati göstermesiyle konu tatlıya bağlanmış, hatta bi de beleş bkm tiyatro bileti kapmıştır.
    (kensai, 09.01.2007 04:29)
  13. türkiyedeki üniversiteye giriş sisteminin ne derece yanlış ve başarısız olduğunun kanlı canlı kanıtı olan şahıs.
    (john voxville, 02.05.2008 23:19)
  14. vakt-i zamanında teknikforumda yazılmış, tartışılmış; bir güzel dalga geçilmiş; ardından söz konusu öğrencinin yazdığı aşağıdaki yazılarla teknikforumda ilgili başlığı takip eden öğrencilerin tersi istikamette düşünmeye başlamalarına yol açmış, o çocuğun yazılarının ilki:

    "merhabalar, ben merak ettiğiniz tabirinizle belirttiğiniz "itülü velet"im. bunca zamandır yazmışsınız, yazacaklarımı biraz uzun tutabilirim. lütfen, yazdıklarımı bitirmeden bir sonuca varmayın. zaman olarak karışık olsa bile konuşmaların tümü harfi harfine aynıdır.

    bir akşam sonrası, elimde çerez 32. günü izlerken söylediklerimi başka bir ağızdan duymuş olsaydım, sanırım sizin bu husus hakkında düşündüklerinizle az buçuk aynı şekilde düşünecektim. söylenilenleri duyduğumda o çocuk adına utanç duyacaktım. içimden televizyondakinin ne kadar salak biri olduğunu geçirecektim. konuşanın kişiliğine dair edindiklerim yalnızca iğrenç kişilik numuneleri olacaktı. o çocuk hakkında iyi düşünmezdim; o çocuğun iyi işler yapabileceğine ihtimal vermezdim, o çocuk her ne olursa olsun bir pislikten başka bir nesne olamazdı gözümde...gibi...

    ben de sizlere, yazdığınız tüm yazılarda aleyhime çıkan fikirlerin bir de ters istikametten neşrini talep etmek için bunları yazmak istiyorum. bu duruma hep kendi yönünüzden baktınız, bir de sahibinin yönünden bakın. belki ufkumuzu genişletebiliriz.

    her şeyden önce, itüsözlükte bu olay hakkında yazılanların ve sizin yazdığınız yazıların kaynağı olan, olayın anlatıldığı sayfadan başlamak istiyorum.

    gerçekte ne olmuş, bir de benden dinleyin. kıyasınızı yapın. doğru yanlış nedir görün: sonra arzu ederseniz bu kadar lafını ettiğiniz adamın bu konu hakkındaki açıklamasına ve yorumuna bir göz gezdirin (kelimesi kelimesine aktarmaya çalışacağım):

    program başladı ve devam etti. bir ara, oyuncular konuşurken soru sormak isteyen kimse kalmadı. iki görevli soru sormak isteyen insan arıyordu, bulamadılar. ben mikrofonu rica ettim. ayağa kalktım ve konuşmak için sıramı bekledim.

    oyuncular bahsettiklerini bitirdiklerinde bakışlarıyla bana yöneldiler. ben de şöyle dedim:

    "merhaba, ben istanbul teknik üniversitesinden geliyorum. öncelikle şunu belirtmek istiyorum: ben bu salondaki herkesi öss de geçtim."

    salondaki tüm sesler kesilmiş; orada bulunanların tümü bana yönelmişti. o esnada yılmaz erdoğan ayağa fırladı:

    "ben de itüdenim. ben de bunları öss de geçtim. ikimiziz" diye diğer oyunculara gülerek espri yaptı. (kameraya göre değil; ortama göre anlatmaya çalışıyorum.) oyuncular arasında ayıplayan bir hareket yoktu.

    o sırada hiçbiri kameraya yansımayacak küfürler ve laf etmeler salonda yavaş yavaş yükselmeye başladı. kendimi çok zor durumda hissettim. hiç istifimi bozmamaya çalışarak sormak istediğime geçtim. işin aslında gerçek sataşmalar ve laflar daha sonrasında edilecekti. söylediklerim, orada bulunanların yanında beni de dondurmuştu. ben ne demiştim!

    "soruma geçiyorum. sorum yılmaz erdoğan'a -diğer oyuncuları da eklemiş olabilirim, anımsamıyorum-. programın başında bahsettiğiniz oyuncu şuranıza, oyuncu takımınıza yeni yüzler almaya cesaret edebilecek misiniz? alıştığımız yüzler yerine yeni yüzler görebilecek miyiz?"

    hayır! sormak istediklerim kesinlikle bu değildi. ağzımdan çıkanlar buydu sadece. benim sormak istediğim "oyuncu kadronuzda yeni yüzler görebilecek miyiz"di. ortamın hengameye dalmış olması ve şahsıma edilen tüm laflarla (hatta bir tanesi oturduğum yerin dikine su şişesi koydu) söylemek istediklerim, olabilecek en keskin surette çıktı. temelli "odun" olmadığım için etkilenerek laflarım yerini buluyordu. sanki çevremdekilere tepki vermek için bunları, sertçe soruyordum.

    sertlik gecikmeden yanıtını buldu. başta dediğime müsamaha ile yaklaştıkları belli olan oyuncular, bu dediğimle sanırım sinirlenmişlerdir. yılmaz erdoğan hemen yanıtladı:

    "bunlar bilgisizlikten (aslında)"

    çılgınlar gibi alkışladılar. halim trajikomikti. oradakiler tarafından linç edilebilirdim. savunmam da hiçbir işe yaramazdı. öç almak için haklı olarak bağırış çağırış bir güzel alkışlıyorlardı.

    ondan sonra, yılmaz erdoğan birçok konudan bahsetmiş. sanırım bütün salon benim gibi konuşmadan kopmuştu. kimsenin dinleyip de hatırladığını zannetmiyorum.

    (bu kısmı televizyondan izlediklerimden de parçalarla naklediyorum- mikrofondan sesi gayet açık yansımış: salonda duymamıştım-)yılmaz erdoğan sakince sürdürdükleri çalışmalardan bahsetti. çırak ve üst oyuncular hakkında bilgi verdi. aslında hiç de bildiğim gibi, yılmaz erdoğan oyuncu eğitiminden uzak kalmadığını anlatmış. en nihayetinde salondaki sesler, sınırını aşınca (yanlış zamanda da olabilir) salona kısacık konuştu:

    "arkadaşınızın..tamam..üzerine varmayın..şaka yaptı"

    onaylayıcı kafa hareketimi görerek devam etti.

    "kardeş, ben de itülüyüm.. merak etme.."

    sözü bir başka oyuncu istedi. bu sırada yılmaz erdoğan kendi kendine bahseder gibi sözü ona verirken:

    "bunların hepsi magazinden kaynaklanıyor" türünden bir laf etti.

    sözü altan erkekli aldı. hemen konuşmasına geçti. ben bu esnada salondaki tepkilerden dolayı tamamen konuşmadan kopmuştum. cem yılmaz kendi kendine bahseder gibi laf sokuyordu ("sen filmi hazırla başkası oynasın" gevrek gevrek bir sürü laf söyledi. (ilerde dediklerini anlatacağım))

    altan erkekli:

    "ben 50 yaşında bir oyuncuyum. şimdi düşün bak, beni mi oynatacaklar filmde yoksa seni mi?"

    gene alkışlar patladı.

    iyice gerilmiştim. salondaki tepkilerin yanında bir de oyuncuları karşımda hissettim. koca salonda yapayalnız hissediyordum kendimi. birileri çıkıp beni öldüresiye dövse kimse el uzatmayacak gibi umutsuzluğa düştüm. iyice sıkıştım, çok bunaldım. oradan buradan gelenleri anlamıştım da oyuncular da artık bana yükleniyordu. yine dudaklarımdan kendimden asla beklemeyeceğim şu ifadeler döküldü:

    "iş laf sokma boyutuna giriyorsa (burada yılmaz erdoğan'ın "hayır hayır" der gibi elini kaldırmasını anımsıyorum, (uzmanlıkları kastederek) integralde kapışalım o zaman" dedim.

    dediklerimi inanılmaz buluyordum. kendimi maf olmak üzere olduğum bir mücadelede gibi hissettim. gençlik gururumla kendimi ispata çalıştım.ardından mehmet ali birand'ın artık çok konuştuğumu ima ettiği abartılı kahkahası yükseldi. zaten kamera çoktan beni çekmeyi kesmişti.

    biraz kendime gelir gibi oldum. hemen mikrofona yapışıp bir çok insanın duymak istememiş olduğu, gerçek benden olan kelimeler döküldü:

    "bunları eğlenmek için, muhabbet çıksın diye söyledim. eğer, salondaki herhangi birini kırdıysam, incittiysem çok özür diliyorum"

    kitap gibi ifadeler yukarıdakiler. o heyecanımla ise, affedilme isteğini şiddetle duyumsayan biri olarak o anda ağlamaklı çıktı. tv'den izlediğimde sadece bu dediklerimi duydum; çünkü ben ekrandan uzaklaştırılalı çok olmuştu.

    cem yılmaz bir sürü lafı kapak yaptı. onun işi bu. ne yılmaz erdoğan'la ne de cem yılmaz'la tartışmaya girdim. benim asıl tartışmaya girdiğim altan erkekli'ydi. yılmaz erdoğan'la kapışmış olduğumu söyleyenlere şaşırdım kaldım. öyle kaldım yani. yılmaz erdoğan aksine, salonda beni savunan adam olmuştu.

    cem yılmaz (zamanlarına dikkat etmediğim için karışık olarak yazıyorum) ben konuşurken şu hatırladıklarımı dedi:

    "bu hakkaten öss birincisi. kafayı yemiş" deli işareti yaparak beni kastediyordu.

    yılmaz erdoğan itülüyüm derken, bir ara o konuşmaya başladı:

    "bak ben de marmara birincisiyim, ama gör halimi" diyerek boydan boya vücudunu elleriyle gösterdi. yanlış duymuş olabilirim; çünkü kastettiğini anlamadım.

    (aklıma geldi. yılmaz erdoğan'a "anlıyorum, evet anlıyorum" dediğimi hatırladım. o soruma yanıtını verirken bunları demiştim)

    programa bir ara verildi. sağ çaprazdan coşarak bir kız bağırıyordu. küfür etti mi anımsamıyorum. kendine güvenen bir tipti. herkesin kafası bir kere bana baktı fakat. yanımdaki çocuk, nasıl anlatsam, dışarı çıkmamı söylüyordu. hafiften ayağınla temas ediyordum. sıkıştırır gibi "çeksene ayağını" diyerek dik dik değen ayak kısmıma bakıyordu. bir ara, mavi gözlü gözlüklü bir çocuk ayağa kalktı. "itülü" diye seslendi (bu arada salondaki adım "itülü" oluvermişti.) "gel istersen dışarıda kapışalım. sana meydan okuyorum." ilk önce kavga teklif ettiğini zannettim. ona doğru baktıktan sonra "integralde" lafını gelişigüel yamadığını görünce, o utanç esnasında, içimden her şeye rağmen gülmek geldi. ihtimal diyorum, devlet üniversitelerinin herhangi birinde bulunsaydım, beni müthiş döverlerdi.

    sonrasında bir kol arkamdan bana uzandı. şapkalı bir çocuk (allah ondan razı olsun) konuşmaya başladı:

    "arkadaşım, söylediklerin gerçek olabilir; fakat hiç yakışık almadı, ayıp ettin, olmadı; ben de bursluyum" dedi. babacan hissettim o anda. anlayışla yaklaşan kısa bir bakış bile beni memnun edebilirdi o anda.

    günah çıkarır gibi devam ettim. herkese seslenir gibi konuştum:

    "biliyorum" "sadece güleriz, eğleniriz diye düşündüm" "haklısın" "çok üzgünüm" cümlelerini karman çorman edip verdikten sonra "çok özür dilerim, gerçekten çok özür dilerim" dedim.

    bir süre ardından program kaldığı yerden devam etti. bu bölümde bir kere bile güldüğümü hatırlamıyorum. herkes neşe içindeydi. ağzımı bile açmadan boş boş bakıyordum. insanın öğrenmesi gereken tüm erdemleri, tüm fikirleri tartıyor, kalabalıklar arasında yalnızlaşan vücudumla bunları düşünüyordum.

    yılmaz erdoğan, teskin edici bir kol hareketi yaptı. bir çocuk kalktı ve şunları dedi:

    "ilk önce sizlere ve itülü arkadaşa hoşgeldin demek istiyorum."

    alkışların koptuğunu söylememe gerek yok sanırım. cem yılmaz'a soracaktı sorusunu.

    "..ben boğaziçini 1.likle bitirdim. şimdi ikinci üniversitemi okuyorum."

    yılmaz erdoğan:
    "ikinci üniversiteni bitir de gel o zaman"

    cem yılmaz:
    "bana ne söylüyorsun. öss birincisi orda"

    yine suratlar bana döndü. ama bu arkadaştan bir başkası da bana sataşmadı. benim hatırladığım sadece bu kişinin bana sataşmış olduğu.

    program bitti. tolga çevik el kol hareketleriyle beni sahneye çağırdı. ihtimal salonun yanları hınca hınç dolu olmasaydı oraya giderdim; ama cesaret edemedim. teklifini yanıtsız bıraktım.

    oyuncular gittikten sonra salondakilerle yalnız kaldım. her taraftan "itülü itülü" diye sesleniyorlardı. bense altan erkekli'den özür dilemekten başka bir şey istemiyordum. salonun yanlarından çıkışlar devam ettiği için yollardan çıkamadım. koltukların üzerinden atlayarak sahneye ulaştım. bir süre uğraştan sonra kulisi buldum.

    çok tedirgindim. bir şey olacaktı ve ben kendimi buna hazırlamalıydım. laf atmalardan başka bir şey yap(a)madılar. sanki herkes ilk vuruşu yapması için birini bekliyordu; gerisi gelirdi zati. açık konuşmak gerekirse "yemedi" diyebilirim.

    kulis önüne nasıl geldiğimi bilmiyorum. bir sürü insan, kapı önünde bekleşiyordu. herkes soru sormak istiyordu; kimseyi almıyorlardı içeri.

    adeta yalvardım içeri girmek için. uzun süre kabul etmediler. kapı önünün karanlığıyla sebeplenen üzüntüm gözyaşına döndü. gizli gizli ağlamaya başladım. birisi beni gördü. hayret etti. oyuncuların yanına bir adam gönderdi benim için. bir süre sonra, aynı kişi geldi, beni göstererek:

    "bir tek sen geleceksin" diyerek, içeri buyur etti.

    32.gün bürosuymuş. ağladığımı gören biri bir başkasına röportaj yapması için gösterdi. hemen kaçtım yanından. oyuncuların bulunduğu odaya girerken mehmet ali birand kötü kötü bana bakıyordu. oda kapısından o çıktı, sonra ben girdim.

    cem yılmaz haricinde hepsi içerdeydi. boş bulduğum sandalyeye hemen oturdum, dayanamayarak gözyaşları içinde altan erkekli'ye doğru baktım:

    "sizden çok..çok.. özür diliyorum.. terbiyesizlik yaptığım için çok özür diliyorum..lütfen.. çok özür dilerim."

    hafif sakallı, gülümseyen simasını unutamıyorum. bir insan bu kadar etkilenebilir mi? yılmaz erdoğan ondan erken davrandı ve ayağa kalktı:

    "ya oğlum ne ağlıyosun.. programa renk kattın (teselli vermek amacıyla doğruyu söylemese bile böyle dedi) biz seni anladık..şaka yaptın..boşver ya"

    kafamı öptü. demet akbağ (anneliğinden kaynaklandığına eminim) "ay canım ne şeker şeysin sen"

    ben hala altan erkekli'den özür diliyordum; "ama bu kadar emek vermiş.. özür dilerim.. gerçekten bunları söylemek istemedim"

    demet akbağ:
    "tabi ki laf koycaksın..tabi ki gençsin sen..bazen bazı şakalar böyle kalabalık yerlerde yanlış anlaşılıyor..(ne şaka ama diye geçirdim içimden şimdi) seni teselli etmek için demiyoruz.."

    kurtlar vadisindeki kız (adını bilmiyorum) ortamın etkisiyle böyle konuştuğumu düşündürten şeylerle konuşmamıza katıldı.

    tolga çevik, yanımdaydı ve sarılmıştı. ben özür dilemeye devam ederken hepsi beni teselliye çabalıyordu. içimden "gerçek sanatçı bunlar" diye geçiriyordum o anda. kola ikram ettiler. konuşmaya devam ettik. yılmaz erdoğan bir daha kalkıp kafamdan öptü. demet akbağ çokça teselli verdi. tolga çevik adımla dalga geçti; espriler yaptı. o anda bile beni güldürdüler.

    hepsinden özür dilemeye başladım.

    ama altan erkekli'nin konuşup konuşmadığını hatırlamıyorum. bakışları yetti denilir ya o hesap.

    sanırım yirmi dakika konuştuk. kalkma vakitleri geldiğinde demet akbağ ilk önce öptü:

    "inşallah vatana millete faydalı bir mühendis olursun da şu ülkeye bi katkın olur" diye fısıldadı.

    yılmaz erdoğan öptü, "takma, boşver" lafları arasında odadan ayrılıyordu. altan erkekli, yanaklarımı iki eli arasına alıp tüm şefkatiyle öptü. (bu adamı çok seviyorum ya).tolga çevik, sarılarak yanımdan ayrıldı ki bu kadar sıcaklıkla samimiyetle davranacağını tahmin etmezdim. kurtlar vadisindeki bayan, iyi dilekleriyle odadan çıktı. o sırada, birisi bana kartını uzattı:

    "bu karttaki maile mesaj at, bkm deki oyunlar için sana bedava bilet veriyim" dedi.

    ağzımın açık kalmasını hoş karşılarsınız artık. tadabileceğim en unutulmayacak tecrübeyi bu insanların vesilesiyle tatmış oldum. hepsinin ardından ben odadan ben çıktım.

    olayın bu kısmı olmasaydı benim için bu olay üzerinden geçen zamanda yaşadıklarım daha zor olurdu.

    yakamdan düşmeyen musibetler, bu anlattıklarım arasında bir abartı veya bir eklenti yaptıysam yakamdan düşmeden beni ömrüm boyunca takip ededursun! amin!"
    (ben bugün bunu derim yarın başka bi şey söylerim, 01.01.2009 23:28)
  15. yukarıdaki yazının gönderilmesinin hemen akabinde göndermiş olduğu diğer yazısı da budur:

    "hakkımda yazdıklarınızın tamamını okudum. size göre "bir salak"ım, "kendi haddini bilmez bir ukala"yım ya da "bilgi üniversitesindekilerin beni sille tokat dövmelerine hak verilmesi gereken bir bok"um.

    her şeyin evvelinde dediklerinizin bir kısmına katılsam da belirtmem gereken bir özelliğim daha var.

    her şeyden evvel ben de bir insanım. hata yapan, yaptığı bu hatayı ömrü boyunca affetmeyecek bir insanım. kendini rezil etmekten haz almayan, ama kendini rezil ederken de söylenen sözlerde beis görmeyen bir insanım. düşündüklerinize üzülen; fakat elimde olmadan dediklerinizin pek çoğuna hak veren bir insanım.

    sabrederseniz ve ciddiyetle beni dinlemek isterseniz size hikayemi anlatayım.

    üniversiteye hazırlık tecrübesini aramızda tatmayan yoktur sanırım. hepimiz az ya da çok yaşadıklarımızdan kısıp ders çalışmışızdır. işte, ben de bu "hayatı yaşama" kısmını biraz fazla kısanlardandım.

    derslerim çok iyi gidiyordu. memleketimde iyi ve bilinen öğrencilerden biri sayılıyordum. konuyu açıklamak için belirtmek zorundayım; türkiye'de derecelere giren bir tiptim. çok soru çözdüm, çok çalıştım. rakam vermek istemiyorum. çok çalıştım yalnızca.

    memleketimiz zaten küçük bir yer. herkes çoğunlukla birbirini tanır. ben de bu tanınmayı, övülmeyi farklı algılamaya başladım. sınavın bozduğu bir "psikoloji" olarak hayatta yer ediyordum zamanla.

    içten içe böbürleniyordum. kibirle sınav sonuçlarını inceliyordum. gizli bir durumdu benimkisi. yapmadığım işlerden içten içe böbürlenmeye başladım. klarnet çalamazdım; ancak hayallerimde herkesin ağzının açık kaldığı bir enstrüman ustasıydım. (bunları anlatıyorum diye, kibirlikten çatlayan bir adam gibi de beni düşünmenizi istemem). sınavlarda ibret-i alem olmak için çabalıyordum. ilk başlarda masum görünen hedeflerimi hırs bürüdü.

    sınav zamanı geldi çattı ve ben sınavda istediğimi yapamadım. istediğim bölümün tutmayacağına kanaat getirdiğim anda diğer alt bölümlere burun kıvırarak sınavı bıraktım. böyle yapınca, o bölümlere de girme şansımı yitirdim. iç benliğimi kendini ispat etme dürtüleri doldurdu. birilerine kendimi kabul ettirmeye devam etmeliydim. o güzel yaz tatili boyunca, zihnimi bu yorgunluklara teslim ettim.

    sınav sonuçları açıklanınca gereksiz bir üzüntü daha da arttı içimde. kendimi en iyi şekilde ispat ettiğimi düşündüğüm konu hakkında maraza düşmüştüm. kendime itiraf edemesem de (o vakitler), insanların benim için söyleyecekleri dedikoduları merak ediyordum. acaba beni unutacaklar mıydı? yaptıklarım hakkında konuşmayacaklar mıydı? (dersler bu işin bir bölümüydü) kibrimle savaştım. daima özel olmayı isteyen benliğim bir çatışma içine girdi. unutulmamayı istiyordum; unutturan davranışlardan uzak durma yoluna girmiştim. insanları istemesem bile küçümsemeye başlamıştım. değer yargılarım alt üst olmuştu. lise sonda yaşadığım ders çalışma tecrübesi hayatımı darmadağın etmişti. bu yüzden ösym yi mahkemeye vermeyi bile planlamıştım.

    bir süre sonra bu "kibir"e engel olamadığımı fark ettim. dehşete düştüm ya rabbim! basit bir müzik parçası dinlerken bile, kendimi herkesin hayranı olduğu bir sanatçı olarak tahayyül ediyordum. sınav sonucunun beklenen üzüntüsü, yaşadıklarım, gördüklerim... ve daha bir sürü şey, her insanda olduğu gibi benim de içime nüfuz ederek beni etkiliyordu.

    işin aslı, geçici bir hayatımız olduğu için yapabileceğim her işi yapmaya çabalama hastalığına tutulmuştum. yapabileceklerimi yapmalı; son kapasite kendimi yapmak istediklerime adamalıydım.

    kendim için değil; bu konuda kendime bencildim. başka insanlar için, zor durumda olan tanıdık tanımadık bütün insanlar için itler gibi çalışmalıydım. insanlararası bir nitelik farkı yaratması için belki de.

    uzattığım için üzgünüm. yazmaya meyilli bir adamım.

    mikrofonu elime aldığımda yapmamam gereken tüm hareketleri alem önünde sonuna kadar yaparak hepsinin can damarını kestim. zerre kadar bilinçli bir hareket söz konusu değildi. buna rağmen hayırlısı oldu. insan, mahçup olduğu davranışı bir daha tekrar eder mi? ben tanıdık tanımadık bütün insanlara mahçup oldum. içimde cereyan etse bile bu kibir, bu şartlar altında gebermek sonunda kaldı. öldü demek; kulağa hoş bir tını getiriyor. çamurlar içinde geberttim onu. işte layık olduğu fiil bu!

    elbette bunu bilerek yapmadım. sonuçlardan söz ediyorum. sebepleri en yukarıda aktardım. "herkesi geçtim" derken aylardır öldürmeye çalıştığım kibrimi son defa konuşturuyordum; salondaki herkes bana yüklendiğinde ise kibrimin ölümünü izliyordum.

    yaptığım bu hareket dolayısıyla tanıdık tanımadık, gördük görmedik bu olaya şahit olmuş tüm insanlardan özür diliyorum. bana kötü sıfatlarla isimler takan insanlardan da özür diliyorum. en büyük özrü ise bunca zamandır bana mihmandarlık yapan arkadaşlarım ve dostlarım hak ediyor. onlara bu özrü yetiştireli çok oldu. aranızda gelecekte arkadaşım ve dostum olacak tüm kimselerden de şimdiden özür diliyorum.

    yaptığım yapılması gereken bir "hata"ydı. böyle bir tecrübe yaşadığım için gayet mutluyum. sıkıntıdan raydan seken bir yaşamı, sanırım, tekrar yerine oturttu.

    bilgi üniversite'sindekilere duyuru maili atmıştım özür dilemek için. yardımcı olduklarını hiç sanmıyorum. maalesef, onlar bu durumdan haberdar değil.

    iyi niyetinize sığınarak itü adına utanç duyan kimselerden özür diliyorum. üzgünüm. o ortamda ağzımdan çıkanlar bir küfür gibi bir hastalık iltihabıydı. şimdi, tüm size, iyileşmiş bir özür olarak geri dönüyor. umarım, anlayışla karşılarsınız.

    okuduğun için teşekkür ederim."
    (ben bugün bunu derim yarın başka bi şey söylerim, 01.01.2009 23:30)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil