türkiye'nin en büyük kayıplarından birinin yaşandığı gün. 3 devrimci gencin, bazı kişilerin ağızlarından damlayan sularla beraber idam edildiği gün.
(bkz: deniz gezmiş)
(bkz: yusuf aslan)
(bkz: hüseyin inan)
deniz gezmiş,hüseyin inan ve yusuf aslan'ın idam edildiği tarih.thko'nun lideri deniz gezmiş'in bugün bazılarının gizlemeye çalıştığı "yaşasın tam bağımsız türkiye. yaşasın türk ve kürt halkların kardeşliği. yaşasın işçiler, köylüler; kahrolsun emperyalizm" sloganını atarak idam sehpasına yürüdüğü gün.
idam edildikleri tarihte deniz gezmiş ve yusuf aslan 25, hüseyin inan 23 yaşındaydılar. o dönemde (12 mart askeri darbesi) iktidardan indirilen süleyman demirel, denizlerin idamına "evet" oyu veren adalet partisi'nin lideriydi.
35 yıl önce ülkelerini fazlasıyla seven üç gencin hayatlarının elinden alındığı, 35 yıl sonra ise şu an onların o anki yaşında olan gençlerce ne gerçekleşen olayın ne de anlamının bilindiği tarihtir.
bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı.
güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı.
hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı.
gittiler akşam olmadan ortalık karardı...
3 fidanın soldurulduğu gün oldu 6 mayıs 1972 ama öncesi ve sonrası da oldu. türkiye cumhuriyeti en verimli gençlerinin nasıl katledildiğini yıllarca takip etti. aradan yıllar geçsede onların acıları nesillerce yaşandı. hiçbir caddeye, bulvara, üniversiteye verilmedi isimleri, yürekten ve sessizce anıldılar her 6 mayıs sabahı.
idamlarının haksız olmasına katıldığım ama idam edilenlerinde sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarını(kitaplardan,internetten....)bildiğim,ayrıca olayın bi rövanş maçıymış gibi lanse edilmesinede anlam veremediğim ve son olarak türkiye'deki o görünmeyen güçlerin güçlerini bi daha ispat ettikleri gün.
türkiye'de yaşanan bu adaletsiz ve saçma idamlar işlerin çıkmasına neden olmuş sonuçta günümüze deniz gezmiş gibi bir solcu lider yerine deniz baykal gibi bir solcu!!! lider bırakmıştır.
bu yıl 35. yıldönümünü geride bıraktığımız tarihtir.
deniz gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan'a...
dargın bakıyorsunuz şimdi hiç umamayacağınız kadar yozlaşmış yeni neslinize. son içtiğiniz sigara filtreli olduğu için sizin yüzünüz kızarmışken, biz yurdumun parsel parsel satılmış arazilerinin üstünde, şarapta dinlendirilmiş tütünden üretilen amerikan sigaralar tüttürmekteyiz. siz, darağacına giderken ailenize teslim edilecek ayakkabınızdaki yırtığın, ailenizi yakacağını düşünmüşken, biz converse'in son modeli olmadığı için ayağımızdaki kundura, arkadaşlarımızla nasıl buluşacağımızı düşünmekteyiz. siz halkların kardeşliğini son sözünüz yapmışken, biz kalgelmiş aklımızla, türk olmadığı için el kadar çocukları terörist diye vurur olduk. siz en deli çağınızda aşkı bile ötelemişken, biz bardan, zirveden hatta mitingden hatun/adam kaldırıp yatar, kalkar olduk. siz ulusun zulme karşı direnme hakkını kullanmışken, biz ancak joker hakkımızı kullanır olduk. siz dış oyunlara kurban olmayalım diye can vermişken, biz kapitülasyonları yollara gül niyetine döker olduk. kanınız yerde kaldı! yahu bu ne haldir?
tam 36 yıl öncesi.
kelimeler bile küsmüş o günden bugüne..o kara günde hayal tarlasına ekilen tohumların hunharca katledilişine tanık olanlar gördüler ki yalnızca fidanlar yitirilmediler.
bir keder ki ateş topu gibi düştü kurtuluşun beline..
onlar gittiler.
sanmayın ki gidenler yalnızca kendi hayallerini yanlarında götürürler.
kaybolan ışığı,bilinci,sevinci başka yerde araman beyhude..
"en uzun koşuysa elbet türkiyede de devrim,
o, onun en güzel yüz metresini koştu
en sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...
en hızlısıydı hepimizin,
en önce göğüsledi ipi...
acıyorsam sana anam avradım olsun,
ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!"
manilerin söylendiği, umut dualarının ''hızır'' için edildiği, doğanın uyanışı olan mayıs için kara gece. gencecik gül yapraklarının solduğu gece. hızırın yetişemediği, umutların solduğu, gül yaprakları yerine ısırgan otlarının vücutlarına döküldüğü gece üç fidan darağacında.
çiçekli günler olsun, diye.
çocuklar aç kalmasın, diye.
barış ve sevgi adına.
özgürlük adına.
astılar denizleri.
çınar ağacı mıydı hapishanedeki ?
deniz gezmiş idam sehpasına çıkarılıyor. idam ipinin uzun boylu ve iri olan deniz'i taşıyamaması ihtimaline karşı gözü dönmüşlerin aradıkları çare ipe çift ilmik atmak. çift ilmik atılıyor, güzel deniz'in boynuna geçiriliyor. son sözlerini söylüyor: "yaşasın tam bağımsız türkiye. yaşasın marksizmin, leninizmin yüce ideolojisi. yaşasın türk ve kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. yaşasın işçiler, köylüler. kahrolsun emperyalizm!"
deniz infazı kendisi yapmak için ayağının altındaki tabureyi tekmeleyerek düşürüyor ama boyu uzun olduğu için ayakları masaya değiyor; gözü dönmüşler bunu hesap edememişler demek...
neyse, cellat hemen o sorunu da savcının emriyle hallediyor, masayı da çekiveriyor deniz'in altından. deniz boşluğa düşüyor... o koca vücudu silkmeye, güzel yüzü solmaya başlıyor. normalde 1.5 dakikada bitmesi gereken silkinme bir türlü sona ermiyor. gözü dönmüşlerin infaz bir an önce bitsin ve ip kopmadan sorunsuzca sona ersin diye buldukları çift ilmikli çözüm meğer deniz'imin boğazını tam sıkmıyormuş. deniz tam 50 dakika işkence çekiyor, 01:25'de başlayan infaz ancak 02:15'de sona eriyor.
sıra şimdi yusuf'ta. bu sefer tek kat olan ilmik yusuf'un boynuna geçiriliyor. o da son sözlerini söylüyor:
"ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu uğurunda şerefimle bir defa ölüyorum. sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz! biz halkımızın hizmetindeyiz; sizler amerika'nın hizmetindesiniz. yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!"
o da faşizmin 'izm'ini tamamlayamadan bir anda boşlukta buluveriyor kendisini. bu sırada saat tam 02:25'i gösteriyor.
sona bırakılan hüseyin de önce son sözlerini söylüyor:
"ben hiçbir kişisel çıkar gözetmeden ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için savaştım. bu ana kadar bu bayrağı şerefle taşıdım. bundan böyle bu bayrağı türk halkına emanet ediyorum. yaşasın işçiler, köylüler. yaşasın devrimciler. kahrolsun faşizm!"
hüseyin infazını kendi kendisine yapıyor; tabureye ikinci vuruşunda onu devirmeyi başarıyor. bu sırada saat tam 03:00'ü gösteriyor.
deniz gezmiş ve yusuf aslan 25 yaşında, hüseyin inan 24 yaşındayken ayrılıp gitti aramızdan. fikirlerini ister savunun ister tam zıttını düşünüyor olun, tek amaçları 'tam bağımsız bir türkiye'ye kavuşmak olan bu tertemiz insanların idamlarının doğru olduğunu düşünmek insanlık dışıdır. nitekim onları asanlar da, astıranlar da, artık ömürlerinin son günlerini yaşadıkları için allah korkusuyla mı yoksa gerçekten vicdanları sızladığı için mi bilinmez türlü türlü bahanelerle caniliklerini örtbas etmeye çalışıyorlar. kimi "o kararlar alınmasaydı meclisin kapatılırdı" korkusunun arkasına sığınarak, üç gencecik insanın idamını meşru gösteremeyeceğini bilse de kendi vicdanını ızdıraptan kurtarmaya çalışıyor*; kimi de mahkemedeki sert davranışlarını bahane ederek bu karara varmalarında onların tutumlarının etkisinin olduğu gerekçesinin arkasına sığınmaya çalışıyor.* halbuki o dönemde aynı şimdi olduğu gibi bir şeyler yanlış gidiyordu. 53 yıl önce emperyalist güçlere karşı atatürk'ün önderliğinde kurtuluş savaşını başlatan ve dillere destan bir mücadeleyle zafere ulaşan türkiye emperyalist güçlerin neredeyse oyuncağı haline gelmiş, 6.filo istanbul sokaklarında fink atıyor, marshall planına dahil olunuyor, nato'ya girmek uğruna kuzey kore'ye abd askerlerinin yanına takviye kuvvet niteliğindeki türk askerleri gönderiliyor, sürekli borçlanılmaya devam ediliyor, tavizler veriliyor da veriliyor... deniz ve tüm denizler bu korkunç gidişata dur demek için ellerini taşın altına koymaktan çekinmemişlerdi; onurlu bir biçimde mücadele ettiler ve yine onurlu bir biçimde aramızdan ayrılıp gittiler. tam 36 yıl oldu ama unutulmadılar; unutulamazlar!
her yeni nesil beraberinde kendi deniz'ini de getirecektir...
huzur içinde uyusunlar.
delikanlım,
iyi bak yıldızlara
onları belki bir daha göremezsin.
belki bir daha
yıldızların ışığında kollarını
ufuklar gibi açıp giremezsin.
delikanlım,
sen ki, ya bir köşe başında
kaşından kan sızarak gebereceksin
ya da bir devrimci gibi darağacında
can vereceksin!
asılmış bir al umuttan
karagücün korku dalında
şu can topraktaki üç fidan ölü.
ve artık ölmezliğin son boyutundan
göverir yeşil bahar yağmurlarında
denizgülü, yusufgülü, hüseyingülü.
ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü.
kançiçeği sökünü arkalarından...
açmış böğrünü, hepsine ana sıcaklığında
devrimin kankalesi karşıyaka gömütlüğü.
ve gençlik günlerine doymamışlık dağından
bakar, alınlar mavide ve göğüs hep namluda
gezmişgülü, aslangülü, inangülü.
inanç bir deliçay ki yeşertir bir gün çölü.
karşıyakanın üç gülü yürek dalıma gömülü
karşıyakanın üç gülü
tüm kançiçekleriyle
göz pınarıma gömülü.
tahsin saraç