|
|
- yök'ün protesto edildiği gün olan 6 kasım günü öğrenciler yine toplanmış ve yök'e karşı olan nefretlerini kusmaktadırlar..türk polisi hemen "aha asayişi bozuyorlar" diyerek yaka paça öğrencileri toplamış,sille tokat dövmüş,yerlerde sürüklemiştir..
- bugünü anlatan bir bulutsuzluk özlemi eseri olarak: (bkz: yök ün yıldönümü)
- bugün itibariyle üzerinden 10 sene geçmiş gündür.10 sene önce bugün türkiye nin dört bir yanından öğrenciler kızılay meydanını doldurmuşlardı halaylar çekip, sloganlar atiyorlardı. yök e karşı duruşlarını ortaya koyuyorlardı ,bu her sene yaşanan bir olaydır diğerlerinden farkı ne diyeceksiniz belki ; dönemdir derim bende.. 90 larda üniversite gençliği arasında gün günden yayılan muhalefet dalgasının patlama noktasıdır 6 kasım 1996. o gün kızılay meydanı hıncahınç doludur ve o günden sonra kızılay meydanı eyleme kapatılmıştır.çünkü, o günlerde ekmek kan kokmaktadır, su kan ,içimize çektiğimiz hava kan.. ve kan üzerinden siyaset yapanlar vatan için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir diyerek derin devlete sahip çıkmaktadır silah kaçakçılığı ,uyuşturucu trafiği daha da güçlensin diye demogojilerle ,hamasi nutuklarla halkın gözlerine perde çekilmektedir.gümrük birliği anlaşmasıyla ülke bi süre önce a.b. ye satılmıştır ve bu durum bir zafer gibi sunulmuştur kamuoyuna. ama öğrenciler farkındadır durumun tıpkı önceki öğrencilerin farkında olduğu gibi farkındadırlar yurdun satışa çıkarıldığının, farkındadırlar demokrasi denilen kavramın bu ülkede 3 maymunu oynamaktan ibaret olduğunun, farkındadırlar ülkenin ohal bölgesinin yangın yeri olduğunun ve orda ölenlerin her iki taraftan da fakir çocukları olduğunun zengin çocuklar askerliğini mızıka okulunda yapar ya da yeşilköyde ve yine zenginler dağa çıkmaz bu yüzden biliyordu öğrenciler açlığın dili ,dini, rengi olmaz ve farkındaydılar demokrasinin beşiği üniversitelerdir ve bunu sağlayan akademik özgürlüktür oysa türkiye de akademik özgürlük yök le beraber rafa kaldırılmıştır paletinden kan damlayan bir ressam tarafından, harçlara yapılan %600 lük zam biliyorlardı ki savaşın halka ödettirilmesi ve aynı zamanda bilkent lerle ve diğer vakıf üniversitelerinin açılmasıyla yarı yarıya özelleştirilmiş eğitimin fakir çocuklarının okumasını engelleyecek son adımdır. hayır denmelidir buna karar verdi öğrenciler ve kızılaya döküldü sonra ne mi oldu yerlerde sürüklendiler, coplarla dövüldüler ,yetmedi eğitimli köpekler üstlerine saldırtıldı o günden kalma köpek diş izleri vardır kiminin hala bacaklarında sonra toplatıldılar kızılay cehennemi gördü o gün..ve ne acıdır ki bundan yıllar sonra yök ü kuran, demokrasiyi tıkayan ,paletinden ,ellerinden kan damlayan o ressam bi üniversitede başka öğrenciler tarafından alkışlandı ...
- harçlara yüzde 600 yemekhanelere yüzde 250 civarı zamlar yapılmıştı... üstelik şimdiki gibi herkese kredi de çıkmıyordu..babası işçi emeklisi olan bir sürü arkadaşıma çıkmamıştı kredi ve devlet yeni yeni palazlanan özel üniversitelere yardımı akıtıyordu o zamanlarda..(hala akıtıyor).. beyazıt meydanına 700 civarı öğrenci girmek istedi..basın açıklaması yapılacaktı..lakin polis birden daldı yaklaşık 600 gözaltı vardı dayaklar da cabası....
- 6 kasım '96, bugün çok fazla (aşağılama seviyesinde) şikayet edilen apolitik-bilinçsiz-kelebek üniversite gençliğinin oluşturulması sürecinde kırılma noktalarından biri, belki de sonuncusu olarak okunabilir. o gün güzide kurumumuz yök'ün kuruluş yıldönümüydü. bu vesileyle üniversitenin (süzme gericiler hariç) hemen her kesiminden insanlar bir araya gelerek kalabalık bir grup (güruh değil) oluşturmayı başarmış, üniversitenin muhalif ve ilerici sesi olarak, meydanlardaki yerini cesaretle almıştı. başka bir üniversitenin, dolayısıyla başka bir tükiye'nin mümkün olduğunu dile getirmekti amaç.
zamanın kamu otoritesi, bu sese en iyi bildiği şekilde karşılık verdi; ezip geçerek. o gün bir kanlı pazar değildi elbette ama, yapılan etkinliğe karşı verilen tepkinin orantısızlığı, kaybedecek bir şeyleri olan herkesin aklına soğuk bir şiddet tehdidini kazımak için yeterli olmuştu.
nitekim üniversiteli muhalefeti (bana kalırsa) o günden sonra bir daha kendini toparlayamadı. düşünen, militan olmayan kesimler aktif mücadeleden uzaklaştı. öğrenci birlikleri ve cepheleri, kitleselleşecekleri yerde, giderek marjinalleştiler; izole, radikal, diyaloğa kapalı bir tavır geliştirdiler. ve son tahlilde, anlamsızlaştılar. grubun yerini güruh aldı. görev, bir kez daha, başarılmıştı.(tembel, 14.04.2007 11:51 ~ 11:53)
- 1996 zaten sıcak bir yıldı, 1 mart 1996 istanbul üniversitesi işgali, ardından 23 mart 1996 dtcf işgali gibi olaylar nur serter, kemal alemdaroğlu, erdoğan teziç gibi yöneticileri, doğaldır ki, terletiyordu...
bu olayları iki boyutlu görmek gerekir. 80 darbesinden sonra büyük baskıya uğramış, yeraltına çekilmiş devrimci kadrolar, sovyetlerin çöküşünden sonra, 90larda ciddi teorik ayrılıklara gittiler ve bunlardan ayrılmış bazı gençlik örgütleri, diğerlerinin 80 kuşağı, apolitik dedikleri, the doors seyredip nirvana dinleyen, leman okuyan - ve sırf bu yüzden bile tehlikeli olabilecek- gençlikle geçici ama kapsamlı bir ortaklık kurdu. bu gevşek örgütlenmelerin renkliliği, yerellerin inisiyatifinin öne çıkması kitleselleşmeyi de beraberinde getirdi. hem eski usul devrimcilerin hem devletin burnunun dibinde yeni bir tarz-ı siyasa çıktı, ki ödp halen bu tarz-ı siyasayı simüle etmektedir.
ve bu hareket, radikaldi de, mecbur kalırsa çatışmadan kaçmıyordu..
ikinci boyut ise hareketin üniversite sınırları dışına taşması, toplumda karşılık bulmasıydı. cezaevlerinde direniş vardı ve 1 mayıs 1996'ya büyük çoğunluğu devrimci örgütlere mensup yüzbinin üzerine insan katılmıştı. bu, herhalde yönetim için en istenmeyen şeydir, çünkü tarih gösterir ki, öğrencilerle işçiler meydanlarda buluşmaya başlamışsa, alarm zilleri çalmaya başlamış demektir..
ve 6 kasım 1996'da devlet bu muhalefete eski usullerle müdahale etti. barışçı bir gösteri için toplanmış 700-1000 öğrencinin kaçmamaları için polis tarafından çembere alındığını, coplandığını, tekmelendiğini, yumruklandığını, kurt köpeklerine ısırtıldığını; bir şekilde çember dışında kalmayı başarmış olanlara da sivil faşistlerin saldırdığını düşünelim. 16 mart 1978'in o kadar uzak bir tarih olmadığını anlamamıza vesile oldu o gün. arkası da cezaevlerinde geldi, hayata dönüş operasyonu, ulucanlar katliamı hep aynı sürecin uzantısıydı... ya da aslında hiç bitmemiş, denizlerin asıldığı gün başlamış, 12 eylül'de kreşendo yapmış bir saldırının aynı araçlarla sürmesiydi.
doğru, saldırı halen devam ediyor ama onun ontolojik ikizi direniş de sürüyor, sürecek.. nur serter vs için zorlu bir durum ama yapacak bir şey yok.
- türkiye'de üniversitelerde yaşanmış son hareketliliklerdendir, o günler sayesinde lisede okuyanlar da şekil kazanmış, kimlikli kişilikler halinde üniversitelere gitmişlerdir. ancak bütün bunlar 200o senesine kadar olmuştur,o zamandan bugüne pek içaçıçı bir durum yoktur.
(trişka, 18.06.2007 14:49 ~ 14:51)
|