ilk başta otobüsün gidiş güzergahın bilmediğim için cevizlibağ'a gidiyorum sanmıştım ama değilmiş, "asya kıtasına hoşgeldiniz" yazısını gördüğüm anda başımdan aşağı kaynar suların akmasına neden olan, bir seferinde 120 km'ye yakın yol yapıp istanbul'u yarıp geçen otobüs hattı..
bayramlarda binilmesi büyük hata olan otobüs hattı. fakat diğer zamanlarda müthiş kolaylık sağlayan, genelde hızlı giden şöförlere sahip otobüs hattı. hele de binilen otobüs çok eski değilse sizi maltepe'den 4.levent'e 15 dakikada bile götürebilir. saat derdi yoktur, sık geçer. sık geçtikleri için birbirleriyle yarış halindedirler bu da genelde öğrencilerin işine gelir. uyuz muavinleri vardır kolunda çanta elinde kitaplar olmasına rağmen yine de paso sorabilirler sabah sabah sinir bozabilirler ama katlanılabilirdirler.
341t ye binebilmek için cevizlibağ'da her sabah büyük mücadele veren bünyemi seyrantepe durağına kadar en hızlı bir şekilde taşıyan ve her seferinde bana otobüste oturacak yer bulmanın mutluluğunu yaşatan sadece özel halk otobüslerinin çalıştığı hat.
temde yolcu indirip bindirmese daha da iyi olacak dediğim, her sabah binmekten mutlu olduğum güzelim halk otobüsüdür.evimden sanayi mahallesine beni 10 dakka da götürür ki, mecidiyeköy üzerinden gitmeye kalktığımda aynı yere 40 dakkada ancak gelirim, muhteşem bir otobüstür.ayrıca şöferleri makas bile yapabiliyor.tek kelimeyle mükemmel.
filmlerde bolca görülen, içinde tavukların uçuştuğu himalaya tipi yolculukları andıran hat. otobüs içinde yatak, saksı vs görmek kimseyi şaşırtmaz ve kimi zaman içi ahır gibi kokar.
istanbulda mesafe olarak en uzun hatlardan birisidir. bu hattın şöförleri otobüsün dolduğuna asla inanmazlar.itiş kakış her türlü olayın en üst seviyede yaşandığı güzide otobüstür. ve evet bazen gerçekten pis kokar...
envayi çeşit öğrenci belgesi,pasosu göstermeme rağmen kabul etmeyen belediyeden alınmış öğrenci belgesi mi ne isteyerek,ayaküstü kazık atan otobüs hattıdır.
tuzla-topkapı-cevizlibağ arasında çalışan özel halk otobüsüdür.sadece özel halk otobüslerinin olmasının nedeni hat ücretinin 1 000 000 ytl (yani bir tirilyon lira) ye yakın olmasıdır.bu hattın içinde erzincanlılar malatyalılar diyarbakırlılar vs gibi gruplar vardır ve hepsi birbiriyle iyi geçiniyor gibi gözükse de birbirlerinin kuyusunu kazmaya çalışır her daim.4 dakika da bir geçer ama fazla yolcu almak için birbirlerinin dakkasına girebilirler ki bu da büyük bir kavga konusu olabilir.güzergahın muhtelif yerlerinde (bkz: pendik köprüsü) (bkz: göztepe köprüsü) adamları vardır ve bunlar telefonla şoförleri yol durumuyla ilgili bilgilendirirler.
bu hattın yolcuları çok kozmopolit bir görüntü sergiler.elinde tavuğu ile binenden tutun kanyondan alışveriş yapıp 4 leventten binen hatunlara kadar geniş bir yolcu yelpazesine sahiptir.yolcular özellikle kavacıktan hal yoluna giderken elmalı barajını,kavacıktan avrupaya geçerken deniz trafiğini kontrol ederler.ayrıca muavinler özellikle kilit duraklarda yani 4 levent,kavacık ve hal yolu (bkz: kozyatağı) duraklarında gırtlaklarını yırtarcasına bağırırlar.bunun nedeni eğer dalgın ya da uyuyan bi yolcu o durağı kaçırırsa kilometrelerce geri dönecek olmasıdır.muavinler günlük 35-40 ytl alırken şoförler 100 ytl para almaktadır.işleri gerçekten çok ama çok zordur.sabah ın 4 ünden akşamın 12 sine kadar otobüstedirler.ki bunun yazın 40 dercesi kışın -10 dercesi var,kavgası var,sarhoşu var.he bi de karşı yat diye bi durum vardır ki bu hatta rezalettir.şöyle ki;eğer otobüsün sahibi tuzla tarafından bi kişiyse ve otobüs saat 5 de topkapıdan sıraya gircekse karşı yat prosüdürü uygulanır.otobüsün muavini ve şoförü son servisten sonra arabayı topkapıya çekerler ve sabaha kadar orda kalırlar ki hiç de hoş bi durum değildir zira bütün gün çalışan bi motorun sıcaklığını tahmin edersiniz.eh bu muavinin uyuması için arka koltuğa yatması gerektir ve tüm sıcaklık o koltukla beraber muavine gitmektedir.tabiki muavin kişi tüm günün yorgunluğuna rağmen sıcaktan uyuyamaz ve bu böyle 5-6 gün devam edebilir.
bu hattın kardeş hattı için (bkz: 500es)
içerisinde keçi kokusu mevcut olan istanbul turu yapan ve mavi akbil (aylık) geçen iett hattı. bu otobüsler solundaki arabalar dururken 100 km hızla gidebilir. bütün 500t şöförleri mit gibi çalışır ve fsm köprüsüne giden yoldaki bütün polislerin yerlerini birbirlerine rapor eder. bazen 2,5 saatte kozyatağından 4. levente gelir bazen yarım saatte. ayrıca sabahları doluluğu standarttır. oturacak yer yoktur ama ayakta da 5-6 kişi vardır. bazen de arka arkaya gelir arkadan gelene oturursun.
ağlayan bebeği, yanlış otobüse binen yolcusu, hafta içinde ilkokul çağındaki üç dört çocuğuyla misafirliğe giden kadını, öğlen saati genellikle kusanı ve o inanılmaz kokusu sabit olan otobüstür. ama, kozyatağı'ndan 4 levent'e 129l'ye binip gideceğime hep 500t'ye binmişimdir. sabırsızımdır efendim bekleyemem o 129l sırasında. o yüzden atlarım hemen sevdiceğim 500t'ye.
önce şöförlerini anlatmak istiyorum. bu şöförler bi durakta inecek yoksa o durakta durmazlar. bir halk otobüsünden en önemli farkları budur. bir de bi keresinde şoförün yanında ayaktayken bu şoförlerin trafikle nasıl başa çıktıklarına şahit olmuş idim. şöyle ki; şoförün telefon listesinde üç haneli numaralardan başka bir şey yok. bu üç haneli numaralar zannımca otobüslerin arkasındaki filo ya da sefer numaraları. bilmiyorum ne numarası açıkcası. neyse. adam kendinden önce çıkanı biliyorsa arıyor. aradığı şoförünün adını bildiğini pek sanmıyorum."emmi polis var mı?" diye soruyor. cevaba göre en sağdan kaptırıyor. işte böyle bir istihbarat mevcut.
muavinlere gelince, her durakta durağın adını söylerler diğer muavinlerden farklı olarak. bir de yanlış binenleri azarlarlar.
yolculardan çoğu erkek yolcu kimseye yer vermez. bir koltuk boşalınca hiç etrafında bayan var mı diye bakmaz. lönk efektiyle oturur. oturduğu yerden de ayaktaki bayanların kötünü izlemeyi ihmal etmez. bir de ikili koltuğa sıkışmış bir anne dört çocuktan oluşan bir yaşam formu vardır. çocuklardan biri bebek diğerleri ilkokul çağında olurlar ve haftaiçi okul saati niye gezmektedirler böyle bilinmez. çocuklardan biri de mütemadiyen kusar. yolcular arasında yanlış otobüse binenler ise apayrıdır. köprüye gelince şaşırırlar "aa bu otobüs karşıya mı geçiyo yaa... yeni sahraya gitcektim ben" diye. otoyolun ortasında indirilirler sonra da. bir de ben tavuk yolculara rastlayamadım. o yüzden onlar hakkında bir şey diyemeyeceğim.
otobüse ilk bindiğimde off dedim bu ne koku. insanlar,fermantasyon geçirmiş gibi, mayalanmış gibi ekşi ekşi bir koku hakimdi otobüse. öyle yoğun bir koku ki görünüyor artık. ama bir, iki binince müptelası oldum 500tnin. 129l ile ya da vapurla karşıya geçtim mi başım ağrır oldu zamanla. bazen göz seyremesi, bazen el titremesi doldururdu 500t nin boşluğunu. yani kısacası, her zaman 500tyi tercih etmemin en önemli sebebi kokusundaki bu davettir tabiyn ki de. diğer şeylerin hiçbiri beni rahatsız etmez zaten.