bu kadar hızlı yok olmaya devam ederse, 50 yıl sonra geriye pek türkçe kalacağını sanmıyorum. yine de umutluyuz, umarım birileri türkçeyi kurtarır, belki de biz yapmalıyız bunu evet.
dilin yaşayan bir varlık olduğundan habersiz gafiller tarafından değişimine direnç gösterilecek dil. madem dilin değişmesi kötü bir şey (ki kötü yanları vardır da) o zaman neden 1920'lerdeki türkçe'yi kullanmıyoruz? atatürk'ün nutkunu ancak sözlükle anlayacak bir türkçe'miz var artık. 50 yıl sonrasının türkçesi de tıpkı 50 yıl öncesinde olduğu gibi farklı olacak. bu her dil için değişik oranlarda olmakla birlikte böyledir. çünkü dil ancak onu konuşan, kullanan insanlarla yaşar, gelişir. dil sabit bir şey değildir, yaşadığı; zamanın sosyo-kültürel şartlarını temsil ettiği için sürekli bir değişim ve dönüşüm içindedir.
bunu anlamamakta ısrar edenler ise dilin ne olduğunu bilmemektedir.
olmaması muhtemel şeydir..yozlaşa yozlaşa 50yılı değil 10yılı zor görür..ya buna dur demek için türkçemizi dikkatli kullanacağız ya da tarzancaya alışacağız
böyle giderse yakında öğrenmek için bi yabancı dil kursuna kaydolmamız gerekecek cümbür cemaat.tehlikenin farkında mısınız?sonra demedi demeyin bak.kaç para kurslar haberiniz var mı?
" dil gramerden doğmaz, gramer dilden doğar." esasına istinaden , panik yapan , isyan eden, " etekleri zil çalan " arkadaşlara "sakin ol,yakında geçer diyor, psyduck misali elleri başında koşuşturanlara ise diyecek laf bulamıyorum...doktor muhtemelen "poke topuna geri dön uyu" der...
(bkz: 50 yıl sonra türkçe)
yıl: 1965
"karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım.. nasıl bir edâ takınacağıma hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim.
buna mukâbil az bir müddet sonra kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm
vardı.. üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ı şerifleriniz hayrolsun' dedim.."
yıl: 1975
"karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. ne yapacağıma karar veremedim,
heyecandan ayaklarım titredi. ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. üstüme çeki düzen verdim,
kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.."
yıl: 1985
"karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım.. nitekim ne yapacağıma hükûm veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. amma ve lâkin kısa bir süre sonra kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm
vardı.. üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı akşamlar' dedim.."
yıl: 1995
"karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. fenâ hâlde kal geldi yâni.. ama bu iş bizi bozar dedim. baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim..
manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selâm' dedim.."
yıl: 2006
"âbi onu karşımda öyle görünce oha falan oldum yâni.. oğlum bu iş bizi kasar dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumları yâni..
ama concon muyum ki ben, baktım ki o da bana kesik.. sarıl oğlum dedim, bu manita senin.. 'hav ar yu
yavrum?'"
yıl: 2026
"ven ay sov hör, ben çok yâni öyle işte birden.. off, ay dont nov âbi yaa.. ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita.. 'hay beybi..'"
(tam olarak kaynağı belli değil. ama yanlış hatırlamıyorsam bir öğretmen yazıp gazeteci israfil kumbasar'a yollamış, o da köşesinde yer vermişti.)