31 mart olayı *  

adana çık aradan

  1. türkiye nin tarihinde önemli bir yere sahip olan, tarihimizdeki ilk askeri darbe denilebilir. ahmet altan tarafından isyan günlerinde aşk diye romanlaştırılmıştır. ve yine ahmet altan a göre genel olarak bilinen aksine olay bir askeri darbedir. geçen sene abdülhamit düşerken adı altında filmleştirildi.tarihi filmlere meraklı biri olarak tam bir hayal kırıklığı yaşamıştım
    (cyrus the virus, 01.04.2004 15:55)
  2. mustafa kemal'in başında bulunduğu hareket ordusuyla oturtulmuş ayaklanma.
    (love metal, 27.11.2005 11:25)
  3. (bkz: isyan günlerinde aşk)
    (galliani, 31.03.2007 14:35)
  4. bu olaya abdülhamid'in neden olup olmadığı elbette tartışmaya çok açık bir konu.zeki bir adam olduğunu herkesin kabul edeceği abdülhamid ki böyle bir isyanın başarısızlıkla sonuçlanacağını ve bunun tahtına mal olacağını kesinlikle görmüş olmalıydı.ancak belki, itcnin kendisini her şekilde tahttan indirmeyi planladığını düşünüp, son bir deneme yapmış olabilir.

    kesin olan bir şey var ki bu olaylar 1908 devrimine başından beri karşı olan bi takım gruplar tarafından da açıkça desteklendi.bu yüzden adbülhamid'i tahttan indirmek için bizzat itcnin böyle bir şeye neden olduğu fikri(abdülhamid'i sütten çıkmış ak kaşık olarak gören bazı çevrelerce yapılır bu) de pek gerçekçi değil.

    bir de düzeltmeden edemeyeceğim ki; bu olayı bastıran hareket ordusu nun kumandanı mustafa kemal değil mahmut şevket paşa idi.mustafa kemal ordunun kurmay başkanıydı.
    (power of the right, 21.01.2008 19:59)
  5. rumi takvime göre 31 mart 1325, miladi takvime göre 14 nisan 1909 tarihinde yaşanmış olsa da, bazı tv kanalları ile birçok forum sitesinde yıldönümünün bugün (31 mart) olduğu iddia edilen ayaklanma.

    google'a girip "31 mart 1909" veya "31 mart 1908"i aratıyorsunuz, üstad tarihçiler bir bir düşüyor ağınıza.
    (syst, 31.03.2008 22:56)
  6. cumhuriyet tarihi boyunca, demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasında, toplumsal muhalefetin bastırılmasında en çok kullanılan iki bahaneden biri ‘irtica’ (diğeri ‘bölünme’) tehlikesidir. sözlük anlamıyla ‘geri dönme, eskiyi isteme’ anlamına gelen ‘irtica’ terimi, siyasi literatürümüzde, dinsel dogmaları, dinsel sembolleri devlet ve toplum yaşamına egemen kılmayı amaçlayan ‘gözü dönmüş’ islamcı hareketler için kullanılır. böylece sosyolojik bir olgu olan din gericilikle eş anlamlı hale getirilir. bu çarpıtmada, tarihe ‘31 mart vak’ası’ olarak geçen ayaklanmanın resmi tarih tarafından yapılan yorumunun özel bir yeri var. aslında, osmanlı tarihinde sıkça görülen, ‘patrona halil’, ‘kabakçı mustafa’ benzeri yeniçeri ayaklanmaları geleneği içinde yer alan ve ‘alaylı’ askerlerin ‘mektepli’ askerlere yönelik bir gövde gösterisi olan olay, dönemin belgelerinde ‘31 mart ihtilal-i askeriyesi’ diye adlandırılır. ayaklanmayı planlayanların o günlerde kitleleri en kolay harekete geçiren unsur olan dinsel söylemleri kullanmaları, bugün resmi tarihçilerinin ‘irtica tehlikesi’ söylemine uygun malzeme sunmuştur.

    mutlakıyetçi tepki . isyanın lider kadrosu doğru dürüst soruşturma yapılmaksızın idam edildiği için ve ittihat ve terakki cemiyeti (itc) arşivleri günümüze kadar ulaşmadığı için olayın arka planını hala tam bilmiyoruz. ancak ön yüzde, itc sevmeyen ‘monarşist’ kamil paşa, hem itc’ye, hem saray’a karşı olan ‘adem-i merkeziyetçi’ prens sabahattin ve ahrar fırkası, iktidara tamamıyla el koymak isteyen itc, halkın dini duygularını tahrik eden derviş vahdeti ve nakşibendilerin kontrolündeki ittihad-ı muhammedi cemiyeti, meşrutiyet’le birlikte ayrıcalıklarını yitirmekten korkan medreseli softalar, arnavut asıllı askerler arasındaki milliyetçi unsurlar, ulema veya asker kılığına girmiş yerli ve yabancı ajanlar gibi değişik aktörler var. iki saatte bastırılabilecek bir olayın 11 gün sürmesi, hüseyin hilmi paşa’nın istifa edip saklanması yüzünden. ancak, planlayıcısı kim olursa olsun, sonuçta kazançlı çıkan itc olmuştu. isyan bastırıldıktan sonra, abdülhamit halledilerek selanik’e sürgüne gönderilmiş, itc iktidara iyice yerleşmişti. bu hafta, olayın resmi tarihçe anlatılmayan yanlarına göz atacağız.

    hasan fehmi cinayeti . 6 nisan 1909’u 7 nisan’a bağlayan gece, serbesti gazetesinin başyazarı hasan fehmi ile ?akir bey galata köprüsünün orta yerinde silahlı saldırıya uğramışlardı. parlak düğmeli siyah bir kaput giymiş, yakasında kırmızı işaret bulunan kara bıyıklı bir şahıs “al mevlan!” diye bağırarak ?akir bey’e bir el ateş etmiş ardından hasan fehmi bey’e üç kurşun sıkmıştı. ?akir bey, kendisini katil sanan polis tarafından zorla karakola götürülürken, gerçek katil eminönü tarafına doğru koşarak gözden kaybolmuştu.

    mevlanzade rıfat bey’in sahibi olduğu serbesti gazetesi ve hasan fehmi bey, ittihat ve terakki (itc) yönetimine karşı sert muhalefetleriyle tanınıyorlardı. bir ay önce gazetede yayımlanan bir belgede itc’nin eski rejimin yozlaşmış memurlarından şantaj yoluyla para aldığı iddia edilmişti. katilin ‘al mevlan!’ seslenişi, aslında mevlanzade rıfat bey’i öldürmek istediğini, hasan fehmi’nin rıfat bey’e benzerliği yüzünden saldırıya uğradığını düşündürüyordu. nitekim rıfat bey, olayın soruşturulması için zaptiye nazırlığı’na başvurduğunda, nazırın yanında bulunan meclis başkanı itc’li ahmed rıza bey, kendisine “şahsiyat ile uğraşanların akıbeti böyle olur” demişti.

    ali kemal’in nutku . 7 nisan günü, ikdam’ın sivri dilli gazetecisi ali kemal, tarih dersleri verdiği mekteb-i mülkiye’de olayın heyecanı içindeki büyük bir topluluğa hitap etmiş, “o atılan vicdansız kurşun, hasan fehmi’nin başına değil, söz hürriyetine, fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine, en basit ve en başta gelen insan haklarına atılmış bir kurşundur” diye haykırmıştı. nutkun giderek artan şiddetiyle dershane adeta sarsılmış, izleyicilerin derin sessizliği yerini asabi ve öfkeli bağrışlara bırakmıştı. konuşmanın etkisindeki darülfünun hocaları ve öğrencileri babıali’ye giderek yetkililerden katillerin yakalanmasını istemeye karar vermişlerdi. sadrazam hüseyin hilmi paşa, yanında yaveri ile sayıları on bine yaklaşmış kalabalığın huzurunda belirdiğinde öfke son haddine varmıştı.

    ‘kalabalığın sözcüsü ‘her iki başında ikişer askerin nöbet tuttuğu bir köprüde işlenen cinayetin hükümetten habersiz olamayacağını’, ‘devletin ittihatçıların çetecilik usulleri ile yönetilemeyeceğini’ söylemiş, konuşmayı kayıtsızca dinleyen sadrazam ‘katil yakalanır ise, en ağır cezaya çarptırılacaktır’ deyince kalabalık “yakalanırsa ne demek? ‘ise’ ne demek, bu ne biçim devlet?” diye haykırmaya başlamış, yeni katılımcılarla birlikte ayasofya meydanı’ndaki meclis-i mebusan’a doğru yürüyüşe geçmişti. meclis başkanı ahmed rıza bey de benzer bir ilgisizlik gösterince, kalabalık tam galeyana geliyordu ki, uzaktan 50 kadar süvari belirdi. bir süre sonra, sayıları on binlere ulaşan topluluğun geride birkaç yüz yaralı bırakarak yavaş yavaş dağılmaya başladığı görülecekti.

    cenaze töreni . ancak, halkın sinmediği ertesi gün anlaşıldı. 8 nisan’da, yaklaşık 30-40 bin kişinin cenaze için toplanmış, padişahtan cenazeyi sultan ıı. mahmut’un türbesine gömmek için izin alınmıştı. cenaze töreni ittihat terakki’ye ve hükümete yönelik bir gövde gösterisine dönüştü. 11 nisan tarihli volkan gazetesi’nde çıkan bir haber birilerinin olayı karartmaya çalıştığını düşündürüyordu. “cinayet başka bir ?ekle mi girecek?” isimli bir haberde şöyle deniyordu: “...dünkü gazetelerin bir ikisinde mecruh ?akir bey’in yarasının evvelce arkadan olduğu söylenirken, şimdi gülhane hastanesi müdürü ve sertabibi muallim doktor viting paşa ile seririyyat-ı cerrahiye muallimi doktor orhan bey ve zabtiye etibbasından simon beylerin vaki olan muayeneleri neticesinde ?akir bey’in ön taraftan cerh edilmis (yaralanmış) olduğunu tahakkuk etmiştir deniliyor.”.halbuki adı geçenlerden orhan bey’in yapmış olduğu ilk muayenede, ?akir bey’in arkasından yaralandığı söylemişti. aynı doktorun iki ayrı rapor da farlıklı teşhisler koyması volkan gazetesinin şüphesini çekmişti. ancak birkaç gün sonra ‘31 mart vak’ası’ patlak verdi. (‘31 mart 1909’ tarihi 13 nisan 1909 tarihinin rumi takvimdeki karşılığıydı.)

    olayın içyüzünü kavrayabilmek için 1908 yılına kadar gitmek gerekir. makedonya dağlarından inip, ıı. abdülhamit’e meşrutiyet’i ikinci kez ilan ettiren ittihatçılar bir süre sonra örgütlerini liberal eğilimli prens sabahattin ve arkadaşlarının teşebbüs-i ?ahsî ve adem-i merkeziyet cemiyetiyle birleştirmişlerdi. ancak prens sabahattin sürgünden döndükten sonra ahmet rıza’nın tarizlerine dayanamayarak cemiyet ile ilişkisini kesmiş, ahrâr fırkası’nın kuruluşunu desteklemişti. ancak seçimlerde ahrar fırkası hiçbir başarı gösteremedi. ittihatçılar ise çoğunluğu aldılar. meclis 17 aralık 1908’de törenle açıldı ancak kısa sürede ittihatçılarla saray arasında sorunlar başladı. kamil paşa, padişahla anlaşarak itc’ye bağlı harbiye ve bahriye nazırlarını görevden alınca ittihatçıların tepkisi, 13 ?ubat 1909’da hükümete güvensizlik oyu verip kabineyi düşürmek oldu. yeni hükümeti, ittihatçılara yakınlığı ile tanınan hüseyin hilmi paşa kurdu.

    orduda huzursuzluk . meşrutiyet’in ilan edildiği sırada asker içinde, çoğunluğunu ittihatçıların oluşturduğu ‘mektepliler’ ile eski sisteme göre yetişmiş ‘alaylılar’ arasında büyük bir çatışma yaşanıyordu. alaylılar o sırada ordunun neredeyse üçte ikisini oluşturuyordu. modern bir ordu yaratmak isteyen ittihatçılar harp okullarında yetişmiş uzman kadrolardan oluşmuş bir ordu yaratmak istiyorlardı. bu durum özellikle onbaşı, çavuş gibi eski sisteme göre yükselmeye alışmış kesimde itc’ye düşmanlığa sebep olmuştu. ordudaki disiplinsizliğin en önemli sebebini ibadet bahanesiyle talimden kaçmak olarak gören itc’nin ibadete karşı politikaları ise askeri din propagandasına açık hale getirmişti.

    ta?kı?la olayı . ittihatçılar, ekim 1908’de hem ordunun denetimini sağlamak, hem de henüz tam egemen olamadıkları kamil paşa kabinesine karşı ellerini güçlendirmek için selanik’ten üç ‘avcı taburu’ getirdiler. taburlar ilk marifetlerini, terhisleri geldiği halde cidde’ye gönderilmek istenen 87 askerin çıkardığı ‘taşkışla olayı’nı kanlı biçimde bastırarak gösterdi. benzer bir olay, abdülhamit’in özel muhafız alayının bir bölümünü oluşturan arnavut ve arap asıllılardan oluşan ‘sarıklı zuhaf’ alaylarına, geleneklere aykırı şekilde, türk askerlerinin katılmak istenmesi sırasında yaşandı. devir teslim töreni, avcı taburları’nın mitralyözleri altında yapılmış, hoşnutsuz arap askerler ?am’a, arnavut askerler ise selanik’e yollanmıştı. bu askerler 31 mart’ın selanik versiyonunda önemli rol oynayacaklardı.

    8 ?ubat 1909’da sadrazam kâmil paşa’nın, harbiye nâzırı’na, yanya’da ‘etnik-i eterya’nın fesadını durdurmak için’ avcı taburları’nın sevk edilebileceğine dair bir tezkere yazması ise ittihatçıların ve avcı taburları’nın huzuru kaçırmıştı. bir süre önce de, hassa ordusu kumandanı mahmut muhtar paşa, avcı taburları’nı teftiş etmiş, askerlerin talim ve terbiyelerini beğenmeyip, taburların kumandanı binbaşı ?ükrü bey’i “on beş gün sonra taburları yeniden teftiş edeceğim. aynı hali görürsem subayları açığa alırım” diye tehdit etmişti.

    basının rolü. “acele et mizan! arş ileri serbest! imdat osmanlı! sebat et ikdam! hakperest matbuat, hep hücum edelim! işte istibdat kalesi, işte hürriyet şehidi zincirlere bağlanıyor, bize imdat! diye kollarını uzatıyor. kale ise zayıftır, sihirle kuvvetli gözüküyor. kale muhafızları da sihirle bağlı! işte volkan (…) sancaktarlık vazifesi ilerliyor. arş ileri! ?ehit olursam da siz dönmeyiniz. zira zafer bizdedir. emin olunuz ki halk bizimledir.”

    bu satırlar o günlerin en ‘muhalif’ gazetesi derviş vahdeti’nin volkan’dan alınma. ancak, volkan halkı kışkırtmakta yalnız değildi. yazıda sözü edilen mizan, ikdam, serbesti, osmanlı ve bunlara ilaveten the times da ittihatçı politikaları sert şekilde eleştiriyordu. ikdam’da “görüyorum ki iş fena gidiyor” adlı yazısında rıza nur, “hükümet içinde hükümet” diye nitelediği itc’nin bütün şubelerini fesh ederek manastır’a ve selanik’e çekilmesini istemişti.

    ayaklanma ba?lıyor . mart ayının sonlarına doğru, o güne kadar askerlikten muaf olan din adamlarının askere alınmasını öngören kanun çıktığında iş bir kıvılcıma kalmıştı. çünkü özellikle anadolulu gençler, askerlikten kaçmak için medrese öğrencisi oluyorlardı. anadolu'daki nüfusun yaklaşık üçte birine tekabül eden bu kesim, ordunun asker potansiyeli açısından büyük bir kayıptı. ittihatçılar bu kesimlerden basit bir okuma yazma sınavını geçemeyenleri silah altına almaya karar verince softalar buna büyük tepki verdi. hasan fehmi’nin öldürülmesi ise bardağı taşıran son damla oldu.

    ancak ilginçtir, miladi takvimle 12 nisan’ı 13 nisan’a bağlayan gece ayaklanan ilk birlikler, itc’nin ‘meşrutiyet’i korumak üzere’ selanik’ten getirdiği 2. ve 3. avcı taburları’ydı. isyancıların başındaki hamdi çavuş, resneli niyazi ile birlikte makedonya’da dağa çıkanlardan biriydi. (buna karşılık 4. avcı taburu isyan etmemişti.) onları padişahın hassa ordusu’nun çavuşları izledi.

    ittihatçı provokasyonu mu? . 31 mart günü ilginç bir olay yaşanmıştı. taşkışla’ya subaylar eşliğinde gelen bir paşanın askerlere “?evketli padişahımız efendimizin fermanı hümayunlarını okuyacağım. bunu can kulağı ile dinleyin” dedikten sonra padişahın, askerlerin artık eski şapkalar yerine, avrupa’dan getirtilen şapkaları giymesini istediğini söylemiş, örnek olarak da kendisi başına bir şapka takmıştı. görgü tanıklarına göre, fermanı okuyan paşa ve maiyetindeki zabitlerin kılık değiştirmiş ittihatçılar olup, aralarında bahaeddin sakir, midhat ?ükrü ve ömer naci vardı. muhafazakar eğilimli askerle o günlerde şapka giy demenin barut fıçısına kibrit atmak olduğu ortada idi. ömer naci’nin yüksek bir yere çıkıp “hey… asker kardeşler geliniz toplanınız sizlere diyeceklerim var, sizler müslüman değil misiniz? bizleri anamız babamız dinî uğruna askerlik yapmak için göndermedi mi? ?apka giymek ne demek? dinî mübin-i islam’ın evlatlarını düpedüz gâvur yapacaklar, ne duruyorsunuz? müslümanlık elden gidiyor, dönüp avcı askerlerine size söylüyorum, gâvur olmak için mi hürriyet yaptınız” demesi, olaylada ittihatçı parmağı olduğunu söyleyenlerin haklı olup olmayacağını düşündürür. (turan, s.50)
    kışladan kışlaya çekilen telgraflarla isyan büyümeye başlamış, isyancılar padişah ve şeriat yanlısı sloganlar atarak meclis-i mebusan’a doğru yürüyüşe geçmişlerdi. aralarında ordudan atılmış alaylı subaylarla, asker kıyafeti giydirilmiş hocaların olduğu güruh, ?ura-yı ümmet ve tanin gazetelerini tahrip etmiş, karşılarına çıkan subaylara tokat atmış, tabancalarını almış, pantolonlarını çözdürmüş, erkeklerin boyunbağını, kadınların saçını kesmiş, duvarlara tesettür ilanları astırmıştı. isyancılar yolda karşılarına çıkan adliye nazırı nazım paşa’yı, meclis’in önünde tanin yazarı hüseyin cahit (yalçın) sandıkları lazkiye mebusu mehmed aslan bey’i linç etmişlerdi. bahriye nazırı rıza paşa ise öldü sanıldığı için kurtulmuştu. ilginçtir, isyancılar, yollarda rastladıkları hıristiyanlara korkmamaları için güvence vermişler, yabancı elçiliklerin önüne nöbetçi dikmişlerdi. günlerce süren olaylar sırasında birkaç kişi dışında hıristiyanların kılına zarar gelmemişti.
    meclis kaçmı? . meclis’te o gün kaç mebusun olduğu bilinmemektedir. çünkü itc olaylardan sonra soruşturma gerekçesiyle tutanakları almış ve geri vermemiştir. ancak sözlü kaynaklar 30-40 kişinin mevcut olduğunda birleşir. makedonya dağlarında çetecilik tahsil etmiş itc’lilerin olaylar başlayınca ortalıktan kaybolması ilginçtir. ama daha ilginci, 11 gün süren olaylar sırasında itc’nin pek çok üyesinin o sıralar ittifak içinde oldukları ermeni taşnaksutyun’un sakızağacı’ndaki bürosuna saklanması, dr. nazım’ın taşnak militanı azarig’in evine, merkez komitesi üyesi halil (menteşe), istanbul mebusu kirkor zohrab’ın evine sığınmasıdır.
    askerlerle meclis arasında irtibat memuru olarak seçilen kastamonu mebusu yusuf kemal bey o günü şöyle anlatır: “askerin neden ayaklanmış olduğunu, ne istediklerini birbirimize soruyorduk. bir süre böyle geçti. başka arkadaşlar gelmiyordu. …içimizde meclis başkanlarından kimse olmadığı gibi ittihat ve terakki liderlerinden de kimse yoktu. kayseri mebusu pek saygıdeğer bir zat olan hoca kasım efendiyi (askerlerin) ne istediklerini öğrenmek için aşağıya askerlere gönderdik. gitti, biraz sonra geri döndü: “ne istediklerini onlarda bilmiyorlar” haberini getirdi... bir ara askerlerden: “ifademiz var” diye birkaç kişi geldi (…) başkan: “ne istiyorsunuz?” diye sordu. çavuşlar: “?eriat istiyoruz” dediler. o sırada kanunu esasi değiştirme layihası basılmıştı.

    ?eriat isteriz! . esbabı mucibesini de elmalı hamdi (yazır) efendi yazmıştı. mevcut mebuslardan kosovalı süleyman efendi besmele ile başlayan bu layihayı göstererek: “bizde şeriat ahkâmını tatbikten başka bir şey yapmıyoruz. bakın yazdığımız kanun layihası – okuyarak – bismillah ile başlıyor” dedi. çavuşlardan biri: “bizim askeri nizamname de besmele ile başlar ama almanca’dan tercüme edilmiştir” dedi. bir çavuşun bu bilgisine şaşırdım. sonradan bu gencin çavuş kıyafetine girmiş bir yüzbaşı, hem de almanya’da tahsil etmiş bir yüzbaşı olduğunu öğrendik. asılanlar arasında idi. mebuslar konuşurken “sarıklılardan bir heyet içeri girmek istiyor” dediler. çavuşlar: “biz hoca, sarıklı falan tanımayız. onların bir sıfatı yoktur.” dediler. daha olayın başlangıcında askerlerle sarıklıların beraber olmadığı anlaşılıyordu.”

    ‘resmi tarihçi’ yusuf hikmet bayur ise isyancı askerlerin isteklerini şöyle sıralar: “1- seriat isteriz, 2-islâm kadınları beyoğlu’na gitmesinler, 3-harbiye nazırı ile mebusan reisini istemeyiz, 4-heyet-i vükela değişsin, 5- bu olay dolayısıyla padişahın affı çıksın ve cezalandırılmayalım, 6- bubaylarımız değişsin ve istanbul’dan başka yere gönderilsinler, 7- yüz pare top atılarak senlik yapılsın, 8- bunlar yerine getirilmedikçe dağılmayız. diğer anlatılarda da ‘?eriat’, ‘komutanlardan şikayet’, ‘batı tarzı yeniliklere karşı’ olma temaları ortaktır. bunlar yeniçerilerin ‘istemezük!” demelerini hatırlatır.

    ancak, ortalıkta merkezi otoriteye ait güç olmayınca, istanbul isyancılara kalmıştır. bu kargaşada mesudiye ve hamidiye zırhlıları ele geçirilir. berk-i satvet torpidosundaki neferler, subaylarını gemiden kovarlar. peng-i derya, necm-i ?evket gemilerinin neferleri ile bahriye nezareti’ne bağlı haddehâne talebeleri de isyana katılırlar. asâr-ı tevfik zırhlısının süvarisi ali kabuli bey’in başına gelenler ise isyanın doruk noktasını oluşturacaktır. bir tesadüf eseri, prens sabahattin, hamidiye zırhlısı kumandanı vasfi bey ve ali kabuli bey arasında bir konuşmada, yıldız sarayı’nın bombalanacağını duyan bir grup bahriyeli, ali kabuli bey’i tutuklamış, kafesli bir erzak arabasıyla yıldız sarayı’nın önüne götürmüş, iddialara göre abdülhamit gözleri önünde döve döve parçalamıştır.
    adana i?ti?a?ı . olayların planlı olduğunu iddia edenlerin en büyük dayanağı, aynı günlerde selanik, erzincan, erzurum, konya, kayseri, mersin ve adana’da da benzer nitelikli olayların yaşanmasıdır. bunlardan en önemlisi tarihe ‘adana iğtişaşı’ adıyla geçen olaylardır. kilikya (adana havalisi), ermeni nüfusun yoğun olduğu, ancak 1894-96 çatışmalarında zarar görmemiş bölgelerden biriydi. zengin bir liman bölgesi olan adana’da ticaret ermenilerin elindeydi. meşrutiyet’in ilanı bölgede zaten hassas olan dengelerin bozulmasına neden oldu. müslüman-türk kesim, artık ‘millet-i hakime’ olmadıkları için rahatsızdılar. ermeniler ise verilen haklardan tatmin olmamışlardı. anayasanın herkese silah taşıma hakkı vermesi, türk olsun, ermeni olsun, genç olsun yaşlı olsun, tüm halkın silahlanmasıyla sonuçlanmıştı. çevre illerden gelen mevsimlik işçilerin oluşturduğu kargaşa içindeki şehre, 31 mart vakası’nın haberleri ulaştığında iş sadece bir kıvılcıma kalmıştı. 23 nisan’da hareket ordusu istanbul’a girdiğinde adana kan gölüne dönmüştü.
    meclis heyeti . olayları soruşturmak üzere hükümet tarafından bölgede incelemeler yapan kastamonu mebusu yusuf kemal (tengirşenk) ile tekirdağ mebusu agop babikyan’un raporuna göre olaylarda 21 bin ermeni hayatını kaybetmiştir. cemal paşa da anılarında, adana’da 17 bin ermeni ile 1, 850 müslüman’ın öldüğünü yazar. (cemal paşa, s. 354.)
    yusuf kemal bey’in olaylara ilişkin görüşü (sadeleştirilmiş türkçe ile) şöyledir: “yabancı müdahalesi sayesinde ayrı bir krallık kurmak amacıyla girişilmiş bir ermeni ihtilaline kesinlikle inanmam. eğer böyle bir amaçları olsaydı, topluca daha çekilir, oradan kendilerini savunabilirlerdi (…) bundan başka revolver ve av tüfeklerinden başka bir şeyle silahlı olmayan ermenilerin gelişkin osmanlı ordusuna karşı gelebileceklerini varsaymak saçma olur. yabancı müdahaleye gelince, biraz politikadan anlamak sahibi olmak, böyle bir fikrin saçmalığını kanıtlamaya yeter. müslümanlara gelince onların pek çoğunun, hükümetlerinin, yaşamlarının, dinlerinin tehlikede bulunduğuna gerçekten inandıkları düşüncesindeyim. cehaletleri böyle bir durumun olanaksızlığını anlamayacak kadar çok idi. içlerinden birçoğu ermenilerce verilen küstahça söylevlerle kışkırtılmış (…) bundan başka yağma hırsı çevrenin çapulcularını çekmişti.” (tengirşenk,s. 123)
    babikyan’ın ölümü . yusuf kemal bey, raporunu hükümete vermesine rağmen agop babikyan’ın raporunu vermeden şüpheli biçimde ölmesi, hükümeti zor durumda bırakmış, uzun bir süreçten sonra, tutuklu bulunan 130’u müslüman, 95’i gayrimüslim (çoğu ermeni) 225 kişiden, dokuz müslüman, altı ermeni suçlu bulunarak 10 haziran 1909’da idam edilmişti. idamlardan sonra da olaylar devam etmiş, ortalık ancak, adana valisi cemal bey’in 47 müslüman ile 1 ermeni’yi daha idam ettirmesinden sonra durulmuştu.
    ittihatçıların ıı. meşrutiyet süreci ile başlayan ‘demokratik’ hava içerisinde ermeni cemaatinde yaratmayı başardıkları güven duygusu, adana olayları ile büyük hasar görmüştü. ancak, 31 mart vakası’ndan sonra iktidara iyice yerleşen ittihatçıların suçluları ortaya çıkarmak için gösterdikleri gayret üzerine ilişkiler düzeldi ve iki örgüt, ‘ilerleme, anayasa ve birlik uğrunda ortak çalışmada bulunma, gericilere karşı mücadele etme ve eski istibdat rejimi zamanında yayılan ermenilerin bağımsızlık için çalıştıkları yolundaki yanlış düşünceleri silmek için’ birlikte çalışmaya karar verdiler. olaylardan dört ay sonra kabineye bir ermeni bakanın girdi ve 1912 seçimlerinde işbirliği yapıldı. ı. dünya savaşı arifesine kadar oldukça olumlu biçimde süren ilişkilerin bozulmasından sonra yaşananlar ise herkesin malumu.
    hareket ordusu . abdülhamit’in isyancılara af vaat ederek popülaritesini arttırmaya çalışması, ittihatçıların saklandıkları yerlerden çıkarak duruma el koymalarında önemli bir etken olmuştu. itc’li jandarma subayı ismail canbolat’ın ‘meşrutiyet mahvoldu’ diye çektiği telgrafla, olay selanik’te duyulduğunda ııı. ordu kumandanı mahmut ?evket paşa hemen harekete geçti ve ‘hareket ordusu’ adı verilen birliklerin kumandanlığına hüseyin hüsnü paşa atandı.

    hareket ordusu’nda ileride tarihe adlarını yazdıracak pek çok figür vardı. bunlar arasında mustafa kemal, kazım karabekir, ismet (inönü), ali fethi (okyar), rauf (orbay) ilk akla gelenler. bunlardan mustafa kemal’in hareket ordusu’ndaki rolü üzerine cumhuriyet döneminde çok şey söylenecektir. resmi tarihçilere göre mustafa kemal hareket ordusu’nun kurmay subayıdır. bu iddia esas olarak ismet bey’in hatıralarına dayanır. halbuki, o dönemde ‘kolağası’ rütbesindeki birinin ‘kurmay’ subayı olması pek mümkün görünmez. nitekim, o dönemde 31 mart üzerine yazılmış üç önemli eserde mustafa kemal’in adına rastlanmaz. aynı şekilde, 1960’da türk tarih kurumu tarafından yayınlanan ıı. abdülhamit’in mabeyn başkatibi ali cevat bey’in kaleme aldığı fezlekede de mustafa kemal’den söz edilmez. dönemin süreli yayınlarından ?ehbal ve resimli kitap’ta yer alan fotoğraflarda da mustafa kemal görülmez. ancak mustafa kemal şöyle der: “…istanbul’a hitaben bir beyanname yazmak lazım geldi. bunu ben yazdım; sonra sefirlere hitaben ikinci bir beyanname yazdık. buna imza konulmasının münasip olduğunu düşündük. bazı arkadaşlar hürriyet ordusu dediler. hâlbuki bütün ordu hürriyet ordusu vaziyetinde idi. operasyon kuvvetleri denilmesi de uygun bulmadım. fransızca ‘mouvement’ manasına gelen hareket kelimesi aklıma geldi. zaten yürüyüş halinde idik, kuvvetlerimizin adı ‘hareket ordusu’ oldu”.( atatürk’ün not defterleri-ı, s. 8)

    kontrol sa?lanıyor . hareket ordusu’nun bir başka mensubu rahmi (apak) anılarında çatalca’ya giden askerlerin nereye gittiklerini bilmediklerini, hatta nereye gittiklerini merak bile etmediklerini ifade eder. rahmi bey’e durumu şöyle anlatır: “mesele çok nazik idi. mürteci padişahın endirekt tesiriyle patlayan bu iç ayaklanmada vuruşmak, ölmek ve öldürmek için askeri nasıl sürükleyeceğiz? din uğruna diyemeyiz, çünkü dini isteyen isyancılar, yani istanbul askeri, onlarda hem müslüman hem de türk. padişah uğruna diyemeyiz, çünkü padişahı isteyen onlar, istemeyen biz. bütün dayanak noktamız: ‘hudutlarda bulgarlar ve ruslar bize saldırmak için hazırlandıkları bir sırada isyan çıkaran bu alçak gavura hizmet ediyorlar’ dan ibaret...”

    hareket ordusu, 15 bin kişilik bir kuvvetle, 20 nisan 1909’da çatalca önlerine geldi ve dört koldan isyanı bastırmaya soyundu. 23-24 nisan günlerinde özellikle harbiye ve taşkışla civarlarında yapılan çatışmalardan sonra şehre hakim oldu. taşkışla’da ve yıldız sarayı’nın üstündeki kışlalarda bulunan isyana karışmış askerlerin hepsi teslim oldu. anadolu’ya kaçmak isteyenler, üsküdar ve kadıköy taraflarında, özellikle gönüllü olarak orduya katılmış olan bulgar, sırp, arnavut ve ermeni çeteleri tarafından öldürüldü.

    idamlar . istanbul’da alelacele yapılan yargılamalardan sonra 50 (veya 70 kişi) idam edildi. 420 kişi de çeşitli cezalara çarptırıldı. (bazı kaynaklar bu kişilerin sonra affedildiğini yazar.) olaylarda kaç kişinin öldüğü tam bilinmiyor. ittihatçılara düşman olan kesimler ölü sayısını on binlere çıkarır ancak dönemin kaynaklarında hareket ordusu’ndan 100-160 şehit, isyancılar 300 ‘ölü’ olduğu yazılıdır. ancak, 10 mayıs 1325 (23 mayıs 1909) tarihinde 31 mart şehitleri için yaptırılan abide-i hürriyet’e, sadece 2 subay ve 42 askerin cenazeleri yerleştirilmiştir. bazı kaynaklara göre taşkışla’da öldürülen isyancılar agop surp ermeni mezarlığında açılan bir çukura gömülmüşlerdir.

    isyana karışan avcı taburları dağıtılmış, mensupları yol yapımında kullanılmak üzere imparatorluğun çeşitli yerlerine yollanmıştı. prens sabahattin, mizan gazetesinden ‘mizancı’ murat, osmanlı gazetesinin sahibi ahmet fazlı da tutuklanmışlardı. bunlardan prens sabahattin ile ahmet fazlı hemen serbest bırakıldı ancak murat bey ölünceye kadar rodos adası’nda hapsedildi. serbesti’nin sahibi mevlanzade rıfat ise on yıl sürgün cezası aldı ama itc’ye kendini affettirip geri döndü. saidi nursi ise divan-ı harp’te yargılandı ancak sürgünle kurtuldu. volkan gazetesinin sahibi derviş vahdeti de idam edilenler arasındaydı.

    derviş vahdeti kimdir? . resmi tarih tarafından 31 mart ayaklanmasının en önemli figürü olarak sunulan ve ‘gözü dönmüş mürteci’ prototipi olarak belleklerimize kazınan derviş vahdeti kıbrıslı bir ayakkabı esnafının oğludur. ‘vahdeti’ adı, serseri hayatını gören ziya gökalp tarafından lâtife kabilinden kendisine takılmış ‘lâhutî’ lakabına nazire olup, yazarlık günlerinde ortaya çıkmıştır. 14 yaşında hafız olan derviş ‘medresede biraz sarf, nahiv ve biraz da fıkıh görmüş’ bu sırada nakşibendi tarikatına girmiştir. 16 yaşındayken annesinin intiharı, 21 yaşındayken babasının ölümü, üzerinde derin izler bırakır. ingilizce öğrenmek için larnaka bir misyoner okuluna devam eder. ingilizce’sini geliştirince adadaki ingiliz idaresine memur olarak girer. o yıllarda, ingiltere kraliçesi şerefine verilen balolara redingot ve eldivenle katılacak kadar ‘medeni’ biri olan derviş vahdeti, ‘kıbrıs’ta adeta bir isviçre düzeni’ kurduğu için britanya yönetimine her zaman hayranlık duyacaktır.

    derviş vahdeti, 1890 yıllarında ıı. abdülhamid yönetiminden kaçıp, paris’e veya mısır’a giderken kıbrıs’tan gelen gençlere yardım elini uzatır, avrupa’da çıkan hürriyetçi gazeteleri, gizlice kıbrıs’ta dağıtır. jön türk taraftarlığı öyle bir noktadadır ki, adı ‘con türk’e çıkar. 1902’de tekrar istanbul’a gider ve yalısında bir süre imamlık yaptığı memduh paşa’nın yardımıyla devlet hizmetine girer. memduh paşa hakkında yazdığı bir şikayet mektubundan dolayı diyarbakır’a sürülür. burada ‘üstad-ı hürriyet’ dediği ziya gökalp’in sohbetlerine katılır ve ondan etkilenir. kaynaklara bakılırsa, diyarbakır’da gayet ‘seküler’ bir yaşam tarzı olan derviş, kılık değiştirerek sürgün mahallinden kaçar ama birecik’te yakayı ele verir. o sırada siverek kaymakamı olan kadri (üçok) bey anılarında olayı şöyle anlatır: “hükmet dairesine bir bektaşi babası getirdiler. sırtında haydari, başında keçe terki, belinde tığ-bend ve boynunda teslim taşıyan bir bektaşi babası. baktım, bu kıyafetin içinde hafız derviş.” bir jandarma eşliğinde yürüyerek getirildiği diyarbakır’da 15 gün hapis yattıktan sonra serbest bırakılır, çünkü meşrutiyet ve genel af ilan edilmiştir.

    volkan . kıbrıs’taki malını mülkünü satarak istanbul’a giden derviş, ne eski işine kabul edilir ne de ittihatçılardan ilgi görür. öteden beri gazeteciliğe ilgisi vardır. önce abdülhamit’ten yardım almaya çalışır ancak mabeyin başkatibi ali cevat bey’in fezlekesinden anlaşıldığına göre saray kendisini tutarsız ve güvenilmez bir şahsiyet olarak gördüğü için yardımda bulunmaz. 11 aralık 1908’de kendi imkânlarıyla çıkardığı volkan gazetesini ‘islamcı, hürriyetçi ve insaniyetçi’ olarak tarif eden vahdeti’nin yazılarında dreyfus, zola ve darwin’i andığı, meşrutiyet’ten ‘saadet-i millet’ diye bahsettiği halde, başta ahmet rıza olmak üzere ittihat ve terakki’nin ‘merkeziyetçi’ önderlerinden hiç hoşlanmadığı, buna karşılık ‘adem-i merkeziyetçi’ prens sabahattin’i ve kendisi kıbrıslı olan kamil paşa’yı desteklediği açıktır.

    ilk sayılarından itibaren, gazetede ‘alaylı’ askerlerin komutanlarından ve terfi sisteminden şikayet ettikleri mektupların yayınlandığı volkan, 17 ?ubat 1909 tarihli 48. sayısından itibaren ittihad-ı muhammedi cemiyeti’nin nizamnamesinin ilk on maddesini yayımlarsa da daha sonra derviş, cemiyetle fikir ayrılığına düşer ve teşebbüsten aldığı ilhamla kendi ‘ittihad-ı muhammedi cemiyeti’ni kurar. zamanla, ülke/toplum/kişi ilişkilerinin şeriat hükümlerine göre belirlenmesine odaklanan gazetenin bu yöneliminde said nursi başta olmak üzere cemiyet’teki nakşi ulemanın etkisi olduğu açıktır.

    31 mart olayları’nı başlatan askerlerin, ittihat-ı muhammedi cemiyeti’nin açıldığı gün dağıtılan küçük bayrakları taşıması dikkatleri vahdeti’nin üzerine çeker. hareket ordusu’nun istanbul’a yaklaşması üzerine, ingilizlerin adamı sait paşa’nın tavsiyesi ile ?ehzade vahdettin’in sarayına sığınmak ister. vahdettin öneriyi kabul etmeyince izmir’e kaçar. ancak para bulmak için başvurduğu bir hemşerisi tarafından ihbar edilince yakalanır ve 25 mayıs’ta istanbul’a getirilir. görünüşte abdülhamit’e açık mektup adlı makalesinden dolayı yargılanan vahdeti, 31 mart olayı’nın müsebbibi olarak idama mahkum edilir. karar 19 temmuz 1909’da infaz edilir.

    abdülhamit’in halli . isyan bastırıldıktan hemen sonra ittihatçılar abdülhamit’i hal etmeye karar verdiler. hal fetvasının ilk müsveddesini sarıklı mebuslardan elmalı hamdi efendi (yazır) hazırlamıştı. ancak fetva emini hacı nuri efendi, fetva metnini imzalamak istemedi, çünkü padişaha isnat edilen 31 mart isyanına sebep olmak, dini kitapları yaktırmak ve devlet malını israf etmek suçlarına katılmıyordu. nuri efendi’ye biraz zorla imzalatılan metinde ise abdülhamid’in şer’i kitapları yakıp yırttırdığı, devlet hazinesini israf ettirdiği, kanuni sebepler olmadan şahısları hapsettirip öldürdüğü, memleketin pek çok yeri onu ‘hal’ edilmiş tanıdığına dair haberler geldiği, dolayısıyla yerinde kalmasının zarara, gitmesinin faydaya ve iyimserliğe sebep olacağı için sultanlık ve halifelikten vazgeçmesi ya da tahttan indirilmesi lüzumundan söz ediliyordu.
    şeyhülislam’ın hal fetvasını padişaha okumak için draç mebusu jandarma mirlivası esat toptani paşa, selanik mebusu emanuel karasu, ermeni katolik cemaati temsilcisi aram efendi ve ayan meclisi’nden gürcü arif hikmet paşa görevlendirilmişti. abdülhamit’in heyeti gördüğünde “bir türk padişahına, bir islam halifesine hal kararını bildirmek için bir arnavut, bir yahudi, bir ermeni’den ve bir nankörden başkasını bulamamışlar mı?” dediğini rivayet olunur. heyete ise “milletin arzu ve amalinden zerre kadar inhiraf etmem” diyecektir. böylece ‘milletin arzu ve amali’ ilk kez padişahın yetkilerinin kısıtlanmasının gerekçesi olacaktır. veliaht mehmed reşat efendi’nin padişah ilan edilmesinden sonra itc iktidara yerleşmeye başladı.
    haziran 1910’da sada-yı millet gazetesi başyazarı ahmet samim, temmuz 1911’de şehrah gazetesi başyazarı zeki bey hasan fehmi gibi suikasta uğradı. bu üç olayın katili yıllar sonra ortaya çıktı. katil ittihatçıların tetikçilerinden çerkez ahmet’ti. itc’nin iktidarı tamamen eline alması 1913’te babıali baskını ile oldu. o günden beri de, 31 mart vak’ası’nın bu süreçle ilgisi olup olmadığı üzerine tartışma devam ediyor.

    ayşe hür
    (şehzade mustafa, 10.07.2008 18:29 ~ 18:29)
  7. ıı. meşrutiyet'in ilanından sonra istanbul'da yönetime karşı girişilen büyük bir ayaklanma. rumi takvimle 31 mart 1325'te (13 nisan 1909) çıktığı için bu adla anılmıştır.

    isyancilar ıı.meşrutiyetin hilafete ve saltanata uygun olmadığını iddia ediyor, ittihat ve terakki partisininordu içerisindeki atamalara karışmamasını talep ediyordu. harp okulu'nun kuruluşuna da isyan ediyorlardı. ordu içerisinde de alayı mektepli mücadelesi zaten vardı, isyancılar mektupli subay istemiyorlardı. ittihat ve terakki partisi'nin girişimiyle selanik'teki 3. ordu'dan yeni bir ordu oluşturuldu. kumandanlığını mahmut şevket paşa'nın yaptığı hareket ordusu istanbul'a geldi. 24 nisan'da istanbul'da büyük çatışmalar yaşandı. iki gün sonra gerici ayaklanma bastırıldı. 3'ü subay 71 asker şehit olmuştu. 26 nisan'da istanbul'da büyük bir cenaze töreni yapıldı. şehitler toprağa verildi. şehitlerin ve yaşanan bu olayların unutulmaması için hürriyet tepesine abide-i hürriyet anıtı yapıldı ve şehitlerin isimleri tek tek yazıldı. hareket ordusu kumandanlığını yapan ve 1913 yılında bir suikaste kurban giden mahmut şevket paşa da aynı yere defnedildi.
    (enver paşa, 11.07.2008 14:14)