|
|
- atamızın öncülüğünde kadınıyla erkeğiyle bizi biz yapan "hürriyetimiz"e sahip çıkmak isteyen timsahlara boyunduruk altına giremeyeceğimizi tüm dünyaya ilan ettiğimiz gündür. gerekirse tekrar edebileceğimiz bir tarihi dönüm noktamızdır.
- hiçbir zaman unutulmayacak gerçek bir zaferin tarihidir.
- birinci dünya savaşı sonrası imzala(ttırıl)nan mondros mütarekesi ve sevr anlaşmasıyla yurdumuzun can çekişmeye başladığı dönemin sonucunu gösteren, tarih kitaplarında geçmesine rağmen asla tarihte kalmayacak bir gündür.
zorla boyunduruk altına girmeye sürüklendirilen milletimiz bu durumu kabul etmez ve kurtuluş çareleri arar.
"misak-ı milli sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçanamayacağı" görüşü tüm gönüllerde can pahasına da olsa çarpar. devamında gelişen olaylarla birlikte sakarya savaşından sonra düşmanı tamamen yok etme kararı alınır. 1922 yılı ağustosuna kadar tüm hazırlıklar tamamlanıp milletimiz zafere ulaşır.
- bu vatan böyle özverilerle kurtuldu,kuruldu.
mart 1921 inönü ovası insanın iflahını kesen buz gibi bozkır ayazında
ethem çavuş'un sırtı üşüyor, avuçları ise kızgın mermi kovanlarına
çıplak elle dokunduğu için alev alev yanıyordu. top atışı on sekiz saattir
durmaksızın sürüyordu. ethem çavuş, 75 mm'lik topu durmaksızın
dolduruyor, her seferinde besmele çekip keşif kolundan bildirilen menzillere
kıyamet yağdırıyordu.
sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında bir an
duraksadı. merminin üzerine bir çaput sarılıydı. çaputu sökerken avucuna kalem
büyüklüğünde demir bir çubuk düştü. çaputun ve çubuğun anlamını çözmeye
çalışırken sarı metalden mermi kovanına kazınarak yazılmış yazıya gözü
ilişti. okumaya vakti yoktu. mermiyi topa sürüp ateşledi. demir çubuğu
cebine, boş kovanını ise bu sefer sandığa değil yere attı. birkaç
dakika sonra soğumuş olan kovanı kaybolmaması için yerden alıp mintanının
yakasından içeri attı. akşam ezanı vaktinde çarpışma durulmuş, mevzileri
ileri, düşman hatlarına doğru ilerletme emri gelmişti. batarya
komutanı, ethem çavuşa istirahat verdi. ilk iş olarak boş kovanı çıkarıp
üzerindeki yazıyı okudu.
kovanın üzerinde "karahisarlı seyfi çavuş. 4.alay 2.tabur
8.batarya 26 rebiyülahir 1339*inönü" yazıyordu. birinci inönü savaşının en
kızgın günlerinden birinde düşülmüş not ve mermiyle gelen demir çubuk,
imalat-ı harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesaj istediğini
gösteriyordu. boşalan kovanlar ankara'daki atölyelere yollanır, oradan tekrar
doldurulup cepheye dönerdi.
üç saat sonra gecenin iyice çökmesiyle savaş tamamen durulmuş,
birlikler yeni mevzilerine yerleşmişti. ethem çavuş, cebindeki demir
çubuğu çıkarıp bir köşeye oturdu. ucu sivriltilmiş çubuk, bakır
ustalarının "kalem" dedikleri, metal üzerine desen oymaya yarayan keskin bir
aletti. eline yumruk büyüklüğünde bir taş alarak hafif tıklamalarla kendi
mesajını kovana kazıdı. "aksekili ethem çavuş 8.alay 3. tabur 1.batarya
20 recep 1339** inönü"
beş gün sonra ankara atölye'nin bir köşesinde cepheden gelen
sandıkları açan kalfa, tezgâhlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan
ustaya seslendi:
sesinde, eşi doğum yapmış bir adama bebeğini müjdeleyen ebenin heyecanı
vardı. "kâmil usta! müjdemi isterim! senin yavru cepheden dönmüş!".
hepsi sandıkların olduğu kısma koşturarak kovanın üstündeki yazıyı okumak
için toplandılar. tabii ki bu şeref kâmil ustaya aitti. yüksek sesle
ethem çavuşun notunu okudu. atölyede bir bayram havası esmişti. tüm
çalışanlar, kâmil ustayı yeni baba olmuş biriymiş gibi kutluyor, hayır
duaları ediyorlardı. ustalar, iş tezgâhlarından birinin başında toplandılar.
kâmil usta kovanın ağzının eğilen yerlerini düzeltip özenle kapsülünü
yeniledi. içine barutunu doldurduktan sonra yeni bir çekirdeği kovanın
ağzına oturttu. mermi hazır olunca, ethem çavuşun kovanın içinde geri
yolladığı çelik kalemi yeni bir çaputla merminin üzerine sardı.
kundaklanmış mermiyi şefkatle tutarak yeni doldurulan bir sandığa yatırdı.
çalışanlar hep bir ağızdan "allah kavuştursun" diyip işlerinin başına
döndüler. kâmil usta, halen açık duran sandığa yatırdığı mermiye hüzünle
bakıp "selametle git aslanım. allah muvaffak etsin. çok bekletme bizi"
dedi. kovan, birinci inönü savaşı sıralarında üzerindeki ilk notla kâmil
ustanın eline geçtiğinde bu fikir doğmuştu. karahisarlı seyfi çavuşun
başlattığı bu geleneğin süreceğinden emin değildi; ama denemeye değerdi.
nitekim aksekili ethem çavuş umutlarını boşa çıkarmamıştı. cephede
patlayan her merminin kovanı buradaki ustaların elinden geçtiğine göre bir
aksilik olmazsa yeniden görüşeceklerdi.
eylül 1922 - ankara bir buçuk yıl içinde kovan sekiz kere daha
atölyeye uğradı. üzerindeki mesajların sayısı da sekize ulaşmıştı.
mesaj yazanların sekizi de başka alay ve taburlardan farklı kişilerdi.
kovan her keresinde atölyedekilere daha büyük bir coşku yaşatıyor, istiklâl
savaşının her zorlu durağından ankara'ya barut, kan ve zafer kokusu
taşıyordu. türk ordusunun izmir'e girdiği gün ankara'da bayram havası
eserken kovan yeniden gelmiş, ama bu sefer tüm atölyeyi yasa boğmuştu.
kovanın içinde, çelik kalemin yanı sıra bir mektup ile bir tane de bakır
künye vardı. kovanın üzerine kazınmış dokuzuncu notta; "karahisarlı seyfi
çavuş. 4. alay 2. tabur 8.batarya 12 muharrem 1341*** banaz" yazılıydı.
atölyedekiler mektubu açıp okumaya koyuldular;
bismillahirrahmanirrahim.
selamün aleyküm gayretperver ustalar. allah'a şükürler olsun ki
mendebur düşman kaçıyor. muzaffer türk ordusu beş gündür durup dinlenmeksizin
kâfiri kovalıyor. güzel izmir'e, kalplerimizdeki imanımız kadar yakınız
artık. iki gün evvel banaz'daki muharebede bataryamın çavuşlarından
seyfi, kalleş düşmanın kurşunuyla şahadete ermiştir. cenazesini
sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum.
malumunuzdur ki vefat eden neferin künyesi ailesine yollanır. lâkin beş gün önce
karahisar'ı ele geçirdiğimizde,seyfi çavuş'un ailesinin düşman
tarafından katledildiğini öğrendik. bu kahraman türk evladı kederini yüreğine
gömüp anacığını, babacığını defnedemeden düşmanın peşine düştü. üç gün
sonra kendisi de hakkın rahmetine kavuştu.kovandaki yazılardan
anladığım üzere bu topçu neferlerin bir ailesi de sizler olmuşsunuz. bu
sebeple seyfi çavuşun künyesini sizlere yolluyorum.başınız sağ olsun. hayır
dualarınızı bizlerden, fatihalarınızı aziz şehitlerimizden
esirgemeyiniz. hakkın rahmeti üzerinize olsun. yüzbaşı muhsin talât 4.alay 2.
tabur 8. batarya
14 muharrem 1341 salihli"
mektup bittiğinde tüm personel ağlıyordu. atölyeye bir ölüm sessizliği
çökmüştü. hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları
seyfi çavuşun ardından fatiha okuyup amin dediler.
kamil usta yutkunarak tezgâhının başına oturdu. kovanı yeniledi
ama bu sefer, minik iki perçinle seyfi çavuşun künyesini kovanın dibine
çaktı. yine her zamanki merasimle mermiyi kundaklayıp sandığa yatırdı.
oysa o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti.
ocak 1923-ankara savaşının bitmesinin ardından ankara'daki
mühimmat depolarında sayım ve temizlik yapılıyordu. sandıklar tek tek
açılıyor, mermiler sayılıp yeniden sandıklanıyor, kayda geçirilip daha
tertipli bir cephaneliğe gönderiliyordu. teğmen hamdi vâsıf, kâmil ustanın
hazırlayıp kundakladığı mermiyi buldu. böyle bir anının-belki de
yıllarca- sandıkların içinde kalmasına gönlü elvermedi. ciddi bir suç işliyor
olmayı göze alıp mermiyi evine götürdü. niyeti, ömrünün sonuna kadar
mermiyi bir anı olarak saklamaktı.
29 ekim 1923 - ankara teğmen hamdi vâsıf ankara kalesine çıkan
dik sokakları koşarak tırmanıyordu. soğuğa rağmen kan ter içinde
kalmıştı. yarım saat önce 20:30 sıralarında meclisten, cumhuriyetin ilan
edildiği duyurulmuştu. 101 pare top atışıyla cumhuriyet kutlanıyordu ve
seyfi çavuş'un mermisi bu şöleni kaçırmamalıydı. yetmiş, belki de
sekseninci atışta topçuların yanına ulaşabilmişti. yüzbaşı muhsin talat'ın
yanına giderek sert bir asker selamı verdi.
"hamdi vâsıf edirne! bir maruzatım var komutanım" yüzbaşı sorar
gözlerle genç subaya bakıyordu.
"evet teğmenim? sizi dinliyorum"
teğmen, üniformasının içinden mermiyi çıkarıp yüzbaşıya uzattı.
"yüzbirinci pareyi en çok bu mermi hak ediyor komutanım. müsaadenizle
bu şerefi ondan esirgemeyelim"
yüzbaşı muhsin talat gözlerine inanamamıştı. sevinç
gözyaşlarını tutamadı. o kadar heyecanlanmıştı ki neredeyse aralarındaki rütbe
farkına bakmaksızın genç teğmenin ellerini öpecekti. mermiyi alıp
çekirdeğini dikkatlice yerinden çıkardı. kovanın tepesine bir bez parçası tepip
iyice sıkıştırdı. subay şapkasını çıkarıp surun üzerine koydu. mermiyi
şapkanın içine yatırdı. toplar atışlara devam ediyordu. 82, 83,
...97, 98, 99... on dakika kadar sonra, atışları sayan çavuş "yüzüncüyü
attık komutanım" diyince, muhsin talat, kovanı topun yatağına kendi
elleriyle sürerek ateş emrini verdi. subayların kılıçlarını çekerek
selamladığı o son top sesi ankara'nın her duvarından yankıyıp dört yıllık
istiklâl savaşının tüm hikâyesini anlatmıştı sanki. rütbe ve mevkilerine
bakmaksızın topun başındaki tüm askerler kucaklaşarak birbirlerini kutladi.
son olarak yüzbasi muhsin talat ile tegmen hamdi vâsif sarildilar.
kovan ayaklarinin dibindeydi. yüzbasi egilip saygiyla kovani yerden aldi.
avuçlarinin yanmasina aldirmadi bile.
not: alıntıdır.
|