30 ağustos 1922   

adana çık aradan

  1. atamızın öncülüğünde kadınıyla erkeğiyle bizi biz yapan "hürriyetimiz"e sahip çıkmak isteyen timsahlara boyunduruk altına giremeyeceğimizi tüm dünyaya ilan ettiğimiz gündür. gerekirse tekrar edebileceğimiz bir tarihi dönüm noktamızdır.
    (sunflower, 30.08.2006 12:08)
  2. hiçbir zaman unutulmayacak gerçek bir zaferin tarihidir.
    (sunflower, 30.08.2006 12:10)
  3. birinci dünya savaşı sonrası imzala(ttırıl)nan mondros mütarekesi ve sevr anlaşmasıyla yurdumuzun can çekişmeye başladığı dönemin sonucunu gösteren, tarih kitaplarında geçmesine rağmen asla tarihte kalmayacak bir gündür.

    zorla boyunduruk altına girmeye sürüklendirilen milletimiz bu durumu kabul etmez ve kurtuluş çareleri arar.

    "misak-ı milli sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçanamayacağı" görüşü tüm gönüllerde can pahasına da olsa çarpar. devamında gelişen olaylarla birlikte sakarya savaşından sonra düşmanı tamamen yok etme kararı alınır. 1922 yılı ağustosuna kadar tüm hazırlıklar tamamlanıp milletimiz zafere ulaşır.
    (sunflower, 30.08.2006 12:25)
  4. bu vatan böyle özverilerle kurtuldu,kuruldu.

    mart 1921 inönü ovası insanın iflahını kesen buz gibi bozkır ayazında
    ethem çavuş'un sırtı üşüyor, avuçları ise kızgın mermi kovanlarına
    çıplak elle dokunduğu için alev alev yanıyordu. top atışı on sekiz saattir
    durmaksızın sürüyordu. ethem çavuş, 75 mm'lik topu durmaksızın
    dolduruyor, her seferinde besmele çekip keşif kolundan bildirilen menzillere
    kıyamet yağdırıyordu.

    sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında bir an
    duraksadı. merminin üzerine bir çaput sarılıydı. çaputu sökerken avucuna kalem
    büyüklüğünde demir bir çubuk düştü. çaputun ve çubuğun anlamını çözmeye
    çalışırken sarı metalden mermi kovanına kazınarak yazılmış yazıya gözü
    ilişti. okumaya vakti yoktu. mermiyi topa sürüp ateşledi. demir çubuğu
    cebine, boş kovanını ise bu sefer sandığa değil yere attı. birkaç
    dakika sonra soğumuş olan kovanı kaybolmaması için yerden alıp mintanının
    yakasından içeri attı. akşam ezanı vaktinde çarpışma durulmuş, mevzileri
    ileri, düşman hatlarına doğru ilerletme emri gelmişti. batarya
    komutanı, ethem çavuşa istirahat verdi. ilk iş olarak boş kovanı çıkarıp
    üzerindeki yazıyı okudu.

    kovanın üzerinde "karahisarlı seyfi çavuş. 4.alay 2.tabur
    8.batarya 26 rebiyülahir 1339*inönü" yazıyordu. birinci inönü savaşının en
    kızgın günlerinden birinde düşülmüş not ve mermiyle gelen demir çubuk,
    imalat-ı harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesaj istediğini
    gösteriyordu. boşalan kovanlar ankara'daki atölyelere yollanır, oradan tekrar
    doldurulup cepheye dönerdi.

    üç saat sonra gecenin iyice çökmesiyle savaş tamamen durulmuş,
    birlikler yeni mevzilerine yerleşmişti. ethem çavuş, cebindeki demir
    çubuğu çıkarıp bir köşeye oturdu. ucu sivriltilmiş çubuk, bakır
    ustalarının "kalem" dedikleri, metal üzerine desen oymaya yarayan keskin bir
    aletti. eline yumruk büyüklüğünde bir taş alarak hafif tıklamalarla kendi
    mesajını kovana kazıdı. "aksekili ethem çavuş 8.alay 3. tabur 1.batarya
    20 recep 1339** inönü"

    beş gün sonra ankara atölye'nin bir köşesinde cepheden gelen
    sandıkları açan kalfa, tezgâhlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan
    ustaya seslendi:

    sesinde, eşi doğum yapmış bir adama bebeğini müjdeleyen ebenin heyecanı
    vardı. "kâmil usta! müjdemi isterim! senin yavru cepheden dönmüş!".
    hepsi sandıkların olduğu kısma koşturarak kovanın üstündeki yazıyı okumak
    için toplandılar. tabii ki bu şeref kâmil ustaya aitti. yüksek sesle
    ethem çavuşun notunu okudu. atölyede bir bayram havası esmişti. tüm
    çalışanlar, kâmil ustayı yeni baba olmuş biriymiş gibi kutluyor, hayır
    duaları ediyorlardı. ustalar, iş tezgâhlarından birinin başında toplandılar.
    kâmil usta kovanın ağzının eğilen yerlerini düzeltip özenle kapsülünü
    yeniledi. içine barutunu doldurduktan sonra yeni bir çekirdeği kovanın
    ağzına oturttu. mermi hazır olunca, ethem çavuşun kovanın içinde geri
    yolladığı çelik kalemi yeni bir çaputla merminin üzerine sardı.
    kundaklanmış mermiyi şefkatle tutarak yeni doldurulan bir sandığa yatırdı.
    çalışanlar hep bir ağızdan "allah kavuştursun" diyip işlerinin başına
    döndüler. kâmil usta, halen açık duran sandığa yatırdığı mermiye hüzünle
    bakıp "selametle git aslanım. allah muvaffak etsin. çok bekletme bizi"
    dedi. kovan, birinci inönü savaşı sıralarında üzerindeki ilk notla kâmil
    ustanın eline geçtiğinde bu fikir doğmuştu. karahisarlı seyfi çavuşun
    başlattığı bu geleneğin süreceğinden emin değildi; ama denemeye değerdi.
    nitekim aksekili ethem çavuş umutlarını boşa çıkarmamıştı. cephede
    patlayan her merminin kovanı buradaki ustaların elinden geçtiğine göre bir
    aksilik olmazsa yeniden görüşeceklerdi.



    eylül 1922 - ankara bir buçuk yıl içinde kovan sekiz kere daha
    atölyeye uğradı. üzerindeki mesajların sayısı da sekize ulaşmıştı.
    mesaj yazanların sekizi de başka alay ve taburlardan farklı kişilerdi.
    kovan her keresinde atölyedekilere daha büyük bir coşku yaşatıyor, istiklâl
    savaşının her zorlu durağından ankara'ya barut, kan ve zafer kokusu
    taşıyordu. türk ordusunun izmir'e girdiği gün ankara'da bayram havası
    eserken kovan yeniden gelmiş, ama bu sefer tüm atölyeyi yasa boğmuştu.
    kovanın içinde, çelik kalemin yanı sıra bir mektup ile bir tane de bakır
    künye vardı. kovanın üzerine kazınmış dokuzuncu notta; "karahisarlı seyfi
    çavuş. 4. alay 2. tabur 8.batarya 12 muharrem 1341*** banaz" yazılıydı.
    atölyedekiler mektubu açıp okumaya koyuldular;

    bismillahirrahmanirrahim.

    selamün aleyküm gayretperver ustalar. allah'a şükürler olsun ki
    mendebur düşman kaçıyor. muzaffer türk ordusu beş gündür durup dinlenmeksizin
    kâfiri kovalıyor. güzel izmir'e, kalplerimizdeki imanımız kadar yakınız
    artık. iki gün evvel banaz'daki muharebede bataryamın çavuşlarından
    seyfi, kalleş düşmanın kurşunuyla şahadete ermiştir. cenazesini
    sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum.
    malumunuzdur ki vefat eden neferin künyesi ailesine yollanır. lâkin beş gün önce
    karahisar'ı ele geçirdiğimizde,seyfi çavuş'un ailesinin düşman
    tarafından katledildiğini öğrendik. bu kahraman türk evladı kederini yüreğine
    gömüp anacığını, babacığını defnedemeden düşmanın peşine düştü. üç gün
    sonra kendisi de hakkın rahmetine kavuştu.kovandaki yazılardan
    anladığım üzere bu topçu neferlerin bir ailesi de sizler olmuşsunuz. bu
    sebeple seyfi çavuşun künyesini sizlere yolluyorum.başınız sağ olsun. hayır
    dualarınızı bizlerden, fatihalarınızı aziz şehitlerimizden
    esirgemeyiniz. hakkın rahmeti üzerinize olsun. yüzbaşı muhsin talât 4.alay 2.
    tabur 8. batarya

    14 muharrem 1341 salihli"

    mektup bittiğinde tüm personel ağlıyordu. atölyeye bir ölüm sessizliği
    çökmüştü. hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları
    seyfi çavuşun ardından fatiha okuyup amin dediler.

    kamil usta yutkunarak tezgâhının başına oturdu. kovanı yeniledi
    ama bu sefer, minik iki perçinle seyfi çavuşun künyesini kovanın dibine
    çaktı. yine her zamanki merasimle mermiyi kundaklayıp sandığa yatırdı.
    oysa o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti.

    ocak 1923-ankara savaşının bitmesinin ardından ankara'daki
    mühimmat depolarında sayım ve temizlik yapılıyordu. sandıklar tek tek
    açılıyor, mermiler sayılıp yeniden sandıklanıyor, kayda geçirilip daha
    tertipli bir cephaneliğe gönderiliyordu. teğmen hamdi vâsıf, kâmil ustanın
    hazırlayıp kundakladığı mermiyi buldu. böyle bir anının-belki de
    yıllarca- sandıkların içinde kalmasına gönlü elvermedi. ciddi bir suç işliyor
    olmayı göze alıp mermiyi evine götürdü. niyeti, ömrünün sonuna kadar
    mermiyi bir anı olarak saklamaktı.

    29 ekim 1923 - ankara teğmen hamdi vâsıf ankara kalesine çıkan
    dik sokakları koşarak tırmanıyordu. soğuğa rağmen kan ter içinde
    kalmıştı. yarım saat önce 20:30 sıralarında meclisten, cumhuriyetin ilan
    edildiği duyurulmuştu. 101 pare top atışıyla cumhuriyet kutlanıyordu ve
    seyfi çavuş'un mermisi bu şöleni kaçırmamalıydı. yetmiş, belki de
    sekseninci atışta topçuların yanına ulaşabilmişti. yüzbaşı muhsin talat'ın
    yanına giderek sert bir asker selamı verdi.

    "hamdi vâsıf edirne! bir maruzatım var komutanım" yüzbaşı sorar
    gözlerle genç subaya bakıyordu.

    "evet teğmenim? sizi dinliyorum"

    teğmen, üniformasının içinden mermiyi çıkarıp yüzbaşıya uzattı.

    "yüzbirinci pareyi en çok bu mermi hak ediyor komutanım. müsaadenizle
    bu şerefi ondan esirgemeyelim"

    yüzbaşı muhsin talat gözlerine inanamamıştı. sevinç
    gözyaşlarını tutamadı. o kadar heyecanlanmıştı ki neredeyse aralarındaki rütbe
    farkına bakmaksızın genç teğmenin ellerini öpecekti. mermiyi alıp
    çekirdeğini dikkatlice yerinden çıkardı. kovanın tepesine bir bez parçası tepip
    iyice sıkıştırdı. subay şapkasını çıkarıp surun üzerine koydu. mermiyi
    şapkanın içine yatırdı. toplar atışlara devam ediyordu. 82, 83,
    ...97, 98, 99... on dakika kadar sonra, atışları sayan çavuş "yüzüncüyü
    attık komutanım" diyince, muhsin talat, kovanı topun yatağına kendi
    elleriyle sürerek ateş emrini verdi. subayların kılıçlarını çekerek
    selamladığı o son top sesi ankara'nın her duvarından yankıyıp dört yıllık
    istiklâl savaşının tüm hikâyesini anlatmıştı sanki. rütbe ve mevkilerine
    bakmaksızın topun başındaki tüm askerler kucaklaşarak birbirlerini kutladi.
    son olarak yüzbasi muhsin talat ile tegmen hamdi vâsif sarildilar.
    kovan ayaklarinin dibindeydi. yüzbasi egilip saygiyla kovani yerden aldi.
    avuçlarinin yanmasina aldirmadi bile.


    not: alıntıdır.
    (songoku, 31.08.2006 20:05)