morningrise'dan sadece bir bukle sunmaları bile yetecektir dedirten,iyiki festivale gelmiyolar bu kez diye düşündüren,uzun bir müzik ziyafetine sebebiyet verecek müthiş olay.
şahsım tarafından proje jurisine opeth t-shirt'ü ile çıktıktan sonra duyulan olaydır. kasıt yoktur ancak muhteviyatta bir ilahi güç varlığı aranmaktadır.
turnedeki playlist hiç bir zaman kesin olmayıp, grubun konser öncesi kuliste ya da o an sahnede de değiştirebilceği bir şeydir. o bakımdan forumlarda, sözlüklerde yazılan playlistlere bakıp gaza gelmeyelim.
ha opeth'in konserlerde çalmaktan folloş olmuş şarkıları vardır demon of the fall, deliverance gibi. ama bleak ve blackwater park gibi şarkılarda neredeyse hiç çalınmaz. fakat geçtimiz ay yaptıkları avrupa turnesinde bleak ve blackwater park'ı ara ara çaldıklarını düşünürsek istanbul konseri içinde umutlanıyorum. ayrıca yeni albümden de ghost of perdition, the grand conjuration ve harlequin forest olabilir listede, yani albümün gaz şarkıları.
ayrıca bu konser bize gösterecek ki, istanbul'a en az 10.000 kapasiteli bir kapalı konser salonu lazım. biletleri çıkar çıkmaz ilk günden abanın derim, talebe ve milletteki gaza bakarsak 2-3 günde bitecek gibi görünüyor. vip bilet olayı da olabilir.
mikael eğer jazz triplerinden vazgeçip orchid ve morningrise efsanelerini çalmaya karar verirse çok güzel geçeceğini düşündüğüm konser.öyle ki mikael abimiz zamanında yaptığı açıklamalarıyla benim gibi eski albümleri daha bi seven hayranlarını çok üzmüştür."the night and the silent water" için "iğrenç" bir şarkı demiştir.bence g.tü fazla kalkmıştır ama mikaeldir o bitanedir.
(bkz: 29 mart 2006 güneş tutulması) ile çakışan konserdir. hayır ne alaka diyenlere, güneş tutulmasının yurdumuzun pek gidilesi yerlerinden kapadokyada tam görüleceğinden, şahsımı 1-2 günlük kaçamak ile opeth ikileminde bırakmıştır.
kesin olarak gitmeyeceğim nefret ettiğim grubun konseri.bu adamlar aslında güzel müzik yapıyor hatta canlı performanslarıda övülüyor.ama ben sevmiyorum opethi
biletixte bilet fiyatlarının açıklanmasıyla şöyle bir 'oha' diye bağırdığım,gidilmesi ne olursa olsun farz olan konser.
bilet fiyatları : 65 ytl - sahne önü vıp - 45 ytl - balkon - 35 ytl - ayakta
şimdiden biteceğine üzüldüğüm konserdir...keşke hep o günü iple çeksem ama gelmese, bitmese...konser anı şimdiden gözlerimin önüne geliyor...babalar çıkmış sahneye, biz saygı duruşunda bekliyoruz, istiyoruz ki bi to bid you farewell, bi face of melinda çala...keşke diyoruz hep birlikte...olmadı bi daha ki geldiklerinde diyoruz, umuyoruz...seviyoruz, sonuna kadar da seveceğiz...
film festivaline olan hayranlığım yüzünden inatla gitmeyi reddettiğim ama içimde patlayan bana ah dedirtten ama blind guardian'ın gelmesiyle az da olsa teselli bulduğum konser.
kesinlikle mükemmel bir konserdi. ön grubun olmayışı çok iyi oldu bence, direk ghost of perdition ile olaya girdi babalar. ardından white cluster, the amen corner, the baying of the hounds, closure, under the weeping moon, the grand conjuration ve the drapery falls geldi. daha sonra sahneyi bise gelceklerini belli ede ede terk ettiler. kısa bi bekleyişden sonra bise geldiler. normal playliste göre çalmaları gereken şarkı deliverance idi, fakat seyirci öyle bir gaza geldi ki, bir anda herkesin ağzından demon of the fall sözleri yükselmeye başladı. bunu gören mikael "maybe" dedi. sonra bir kaç bir şey daha söyledikten sonra "bizi bu şarkıyı çalmaya ikna edin" gibisinden bir şeyler söyledi...sonra "size bir kaç şarkı introsu çalacağım, bilirseniz şarkıyı kaptınız" dedi. daha sonra smoke on the water, paranoid ve 2-3 şarkının daha introsunu çaldı...hepsini bildik ve şarkıyı kaptık.* ama önce deliveranceı çaldılar, ardından da demon of the fall geldi ve tam anlamıyla herkes koptu ve ardından uzun bir selamlaşmanın ardından sahneden ayrıldılar...yaklaşık 2-2.5 saat arası durdular sahnede, seyirciyle iletişim süperdi...biz mikaeli bu kadar taşak adam bilmezdik, adam espri üzerine espri patlattı...arada bi basscıya* takıldı, arada bi bize takıldı...ama gayet memnun kaldılar göründüğü üzere...seyirciye baya bişi attılar, seyircilerde onlara baya bişi attı...hepsini aldılar koydular kenara...yeni meleğe rağmen çok süper bir konser oldu, aşağıdaki insanların itiş kakış çilesini gördükçe balkondan bilet alarak doğru şeyi yaptığımı anlamanın verdiği huzur ile rahat rahat evime döndüm ve bir diğer opeth konserini beklemeye başladım. sağolsun, varolsunlar...
dvdlik bir konserdi. mikaelin geyik tavırları (my dick is small, i make love to my guitar every night, martin doesnt know how to headbang properly demeçleri, seyirciye brutal vokal yaptırmaya çalışması, ara ara headbang gazı vermesi, efsane rock parçalarının giriş rifflerini sıralaması vs), seyircinin coşkusu ve ağızlara layık opeth parçaları biraraya gelince müthişten daha aşağı bir performans beklemek denyoluk olurdu zaten. ses sisteminin neredeyse hiç sorun çıkarmaması (peter leade girerken mikaelin ritm gitarı leadi bastırdı arada sırada) ve morningrise hariç her albümden en az bir parça çalmaları da tuzu biberi oldu deyim yerindeyse. kısacası gitmeyenler çok şey kaçırdı. gerçi mikael "sizi çok sevdik yakında görüşücez" dedi, öyle avunsunlar artık.
koca konserin belkide en zevkli ve mikael'in sonunda seyirciyle iletişime geçeyim derken şebek olmadığı tek an klasikleşmiş şarkıların introları ile yaptığı oyundu. özellikle "bu şarkıları bilemezseniz size 50 cent çalmak zorunda kalacağız." lafı gerçekten hoşyu. genel olarak opeth ve mikael'i gördüğümüze memnunuz ama bir daha gelseler şüpheyle yaklaşırım artık gidip gitmeme konusunda o ayrı.
pogolarını kendi içinde tutamadıkları için bir grup seyircinin dayak yeme noktasına geldiği konserdir. katılabilecek durumda olsaydım ağızlarının paylarını verirdim ama o durumda değildim. opeth şahaneydi. mikail emmi* çok güldürdü. ama o bir kısım seyirci yüzünden bitse de gitsek dedirtti. bir daha ki heavy metal konserinde üst balkondan yer almak farz olmuştur.
yağmur sonrası toprak solucanları gibi pörtleyen üç "rockçı" tipi tahmin ettiğim üzere bu konserden sonra da göt merkezli tespitler yapmaya kaldıkları yerden devam etmişlerdir.
1. şunu niye çalmadılar, bunu niye çaldılar insancıkları: aslında bu adamlarla sadece opeth konserinde karşılaşmıyoruz, ne zaman tarihi olan popüler bir grup konser verse bu yaşam formları bölünerek çoğalmaya başlıyorlar. idrak yolları iltihabından dolayı anlayamadıkları nokta ise dream theater, king diamond, iron maiden, my dying bride gibi toplamda 10 saate yakın müzik piyasaya sürmüş kallavi gruplar kısıtlı zamandan dolayı nasıl bir playlist yaparlarsa yapsınlar bütün beğenilen şarkılarını çalamazlar. her grubun banko 2-3 parçası vardır tabi ki; misal megadeth holy wars, peace sells, symphony of destruction çalmasa olmaz. geri kalan playlist ise konserden konsere değişir, yeni albümlerini tanıtmak, kataloglarının geniş bir kısmını kapsamak ve değişik beğenilere sahip dinleyicilerin çoğunu memnun edebilmek adına.
mikael gelseydi, "sen 6 yaşından beri opeth dinliyomuşsun duyduğuma göre, istanbul konseri için bi playlist çıkar bakalım" deseydi, kompile still life + the drapery falls + blackwater park + master's apprentices + demon of the fall derdim, tahmin ediyorum ki konsere gelenlerin çoğunluğu da "bu nası playlist mk" diye söve söve çıkarlardı mekandan. demek istediğim şu, kısıtlı zaman içersinde opethin veya başka herhangi bir grubun tüm sevenlerini tatmin etmesi mümkün değildir. mikael de "keşke fizyolojik(ve tabi ki ekonomik) olarak mümkün olsa da 5 saat sahnede kalabilsek, sevilen tüm şarkılarımızı icra edebilsek" diye iç geçirdi konserin ortasında.
son olarak, bu hiçbir şeyi beğenmeyen, ota boka burun kıvıran maymun iştahlı organizmalardan 3ünü biraraya getirsen ortak bir playlist çıkaramazlar zaten.
2. <insert name of popular rock band here> bozdu abi, piyasa oldu insancıkları: dizginlemez bir popüler olana muhalefet etme refleksiyle donanmış olan bu pavlovun köpekleri için ise grubun müzikalitesi değil, nispeten az insan tarafından bilinmesidir önemli olan. bu grup çok underground abi adamlarıyla yakından bağlantılıdırlar, ilk dinledikleri metallica şarkısı until it sleeps olmasına rağmen "lars yedi bitirdi dağ gibi grubu, metallica eskiden böyle miydi, peheyt" muhabbeti yapmadan duramazlar. iron maiden dünya genelinde 60 milyondan fazla albüm sattığı ve yediden yetmişe yüzbinlerce insan tarafından sevildiği için rezil bi gruptur, tek iyi albümleri de hacıoğulları stüdyosunda bir salı öğleden sonrası kaydettikleri ve toplamda 25 tane 45lik raks kasetine basılıp amcoğluna bakkala manava unlu mamüllerine dağıtılan we are iron maiden demolarıdır bu zatlar için.
tartışmanın abesle iştigal olduğu bir durum vardır ki o da opeth şu anki popülaritesini trendy müzik icra ederek elde etmemiştir, tersini düşünen varsa derhal bu giriyi okumayı kesip malevolent impressions of the nocturnal sacrifice dinlemeye devam etsin. bu konu üstünde daha fazla durmanın lüzumu yok, zira metal trendlerini takip eden ve opethin tüm albümlerini * dinlemiş biri bu yargıya kolayca varabilir.
yeni melekte 14 yaşında okulunun izin verdiği ölçüde saçını uzatmış sümüklü köse velet de vardı, binbir zahmetle uzattığı aklar düşmüş saçını kelini kapatmak için arkaya yatırmış 50lik amcam da vardı, ki bu da opethin trendlerden bağımsız müzik yapmasına rağmen popüler olmasının en önemli nedeninin altını çizer: müzik ama sadece kaliteli, yaratıcı ve duygusal müzik yapmaları. şahsen ortaokul çocukları adına da sevindim, zira benim için opeth o yıllarda non serviam ve enredde gördüğüm tam sayfa hammer müzik reklamlarındaki isveçli death metal grubuydu, anca 2001deki blackwater parkla farkettim nasıl bir cevheri kaçırmış olduğumu.
mikael konserin başında "we are heavy metal entertainers" dedi. bu cümle tek başına opethin canlı performansın sadece şarkıları düzgün çalmaktan ibaret olmadığını bildiğinin en büyük göstergesidir. mikaelin sürekli seyirciye teşekkür etmesi, kendisiyle ve grup elemanlarıyla dalga geçmesi, şarkılar hakkında yorumlarda bulunması, ara ara headbang gazı vermesi, o gün yeni meleğin coşkulu bir seyirciyle ağzına kadar dolu olacağını adı gibi bilmesine rağmen "we didnt expect to play in front of so many fans. we are very happy, flattered and as a matter of fact, a bit nervous because of that" demesi seyirciyle hem samimi hem de mütevazi bir şekilde iletişime geçtiğinin kanıtı değildir de nedir, sorarım size. mikael megalomansa joey demaio/eric adams nedir, onu merak ediyorum.
3. organizasyon kıltüyyündü, ses sistemi üçüncü sınıftı insancıkları: kapının 20.00de açılması gerekiyodu, 19.45 civarı açıldı. konserin 21.00da başlayacağı söylenmişti, 20.55te başladı. şu ana kadar gittiğim istisnasız her konserde karşılaştığım ve artık kanıksadığım ritm gitarın leade giren gitarı bastırması sorunsalından başka hiçbir problem yoktu. mükemmel ses düzeni ütopyadır, wackenda da, donningtonda da, glastonburyde de bir kusur vardır mutlaka*.
aşağıdan nasıl duyuluyordu bilmiyorum ama asıl kolonlar balkonun tam karşısındaydı ve martin axenrotun double pedal ataklarında göğüs kafesim titredi desem yalan söylemiş olmam. closure'a per wiberg imzalı leziz bir keyboard solo eklenmesi ve deliverance'ın bitişindeki aksak davul ritmini saymazsak müzik setinde dinliyor gibi dinledim. kimsenin dirseğiyle, saçıyla başıyla, terli sırtıyla da muhattap olmadım. yeni meleğin adı çıktı dokuza ses konusunda, ne yapsalar inmez sekize bundan sonra.
kısacası atılan bokların hiçbir mantıksal dayanağı yoktur, cillop gibi bir konserdir, güneş balçıkla sıvanmaz. ananızı da alın gidin at gözlüklü metalciler sizi.
fotoğraflarda gayet sıradan bi erkek olan mikael abimizin gerçekte bi seksapelite abidesi olduğunun gözler önüne serildiği konserdir.ayrıca bi süreliğine de olsa pogodan nefret etmeme sebep olmuştur.bikaç başarısız crowd-surfing denemesi, amacını aşan pogomsu hareketler ve olur olmaz yerde hey hey diye gırtlaklarını patlatmak suretiyle metal dinleyicisi olduklarını sanan şahıslar türkiyede adam gibi metal konseri dinlemek için daha uzun bi süre beklememiz gerektiğini bi kez daha yüzümüze vurmuşlardır.olsundur.yine de süperdir.