juan carlos fresnadillo'nun intacto'sundan sonra ikinci ciddi başarı ve beğenilecek filmi olmaya aday, gergin olması beklenen, bizi tedirgin etmesini arzu ettiğimiz 28 days later'ın yanına yaklaşmasını beklediğimiz yapım. ülkemizde 13 temmuz cuma günü vizyona girerken, 5 temmuz perşembe günü ise özel gösterimleri yapılacaktır.
zombi filmlerinin yeni modellenmiş türünün ikinci örneği
bildiğimiz zombiler ağır hareket eden yaratıklarken bu filmde sizden daha hızlı koşabiliyorlar. aslında onlar zombi değil beyinlerine kötülük yüklenmiş bir grup maymun tarafından ısırılan insanlar.
devam filmlerinin genel olarak başarısız olması bu filme de önyargılı yaklaşmaya neden oluyor.
ayrıca "28 months later" dan önceki filmdir devam filminin adı da hazırdır.(bkz: 28 years later)
juan carlos fresnadillo'nun senaryonun içine tuz ekerek izleyenleri ıslattığı ve sonra güneşte bıraktığı filmi. kamera açıları diye klasik tabir vardır ya ama onu kullanmak zorundayım. hem sade hem de film boyunca etkili. yapım olarak çok sorumlu bir film sanki. hemen hemen geçen her görüntüde nasıl çekmişler burada bunu diye düşünmekten bazı anlarda filme dalmayı unuttum. uzatmamak adına kesmek gerekirse, klasik zombi filmi bu ya diye önyargılarınızı çöpe atabilirseniz izlenmesi gereken bir film. imdb oylarında da bu ortada zaten...
dün gece seansında izlediğim ve sinema çıkışımda her yanda rage virüslü insanlar görme isteği uhdemde hasıl eden pek başarılı juan carlos fresnadillo filmi.
konusu, kurgusu itibariyle oldukça klasik bir film. bu anlamda fazla bir şey beklememel gerekir. diğer taraftan çekimleri, gerilim sahneleri ve müzikleri güzeldir. her korku filminde görülen mantıksız bir şekilde en dibe, en karanlığa ilerleme faaliyeti bu filmde de yer almıştır. gerilim sahnelerinde hepten yükselen müziğine hayran kaldım.
28 days later'ın devam filmi niteliğindeki film, serinin ikinci ayağı. ilkinden de alışık olduğumuz gibi sürekli kaçan insanlar var, kovalayan virüs yemişler var. virüs yemişler diyorum çünkü rage adındaki virüsle çıldıran insanlar bunlar. çoğu insanın yorumladığı gibi zombi değiller. o yüzden mevzu bahis filme zombi filmi demek yanlış olur.
ilk filmden ayrılan bir özelliği çekimler, sahneler, tabii ki yönetmen başarısı. fark göze batmayacak gibi değil. zaten bana göre filmin tek olumlu yönü bu. biraz açalım. etkileyici kılınması için gerekli işler yapılmış, sahneler çok iyi yansıtılmış. mesela bomboş londra sokakları, terkedilmiş mekanlar vs. bu noktada juan carlos fresnadillo'yu tebrik etmek gerekir. ümit vaat eden yönetmenler diye yerleşmiş bi kalıp vardır. kendisi onlardan. bu ismi ayrıca 2001 yapımı intacto'dan hatırlıyoruz ki gayet başarılı sahnelere imza atmıştır intacto'da da.
konu olarak pek bir şey beklememek doğal olur. kaçanlar, kovalayanlar, kanlar, arada yapılan mallıklar, kısacası klişeler dolu. doğası gereği böyle gidiyor film. oturup düşündürecek hali yok seyirciye. ağır konular, çıkarımlar bekleyip de gitmek asıl mallık olur diye düşünüyorum.
son sahne var ki devamının geleceğini bangır bangır bağırdı. eyfel kulesi, fransa'ya yayılmış olacak bu kez rage virüsü. filmin yarattığı gerilim ise koş ve kaçlardan ileri gelmektedir. son olarak demek isterim ki, bu tür filmleri hali hazırda beğenenler için ise gayet gaz, güzel film.
güzel müziklere sahip ama izlenmeye pek de değer olmayan film.öyle ki izleyiple izlememiş olmak arasında bir fark yok sadece izleyenin o kadar kan görmekten midesi bulanmış olabilir mesela.28 gün sonrayı izlediyseniz bunu izlenemeniz daha bi gereksiz olabilir.
ilk filmin geneline hakim olan sükunet bu filmde yerini ekşına bırakmış durumda. bu film daha vahşi; daha hareketli. nedendir bilmem 28 days later'da bir amatör ruh havası sarmıştı beni. o yüzden çok sevmiştim belki de. ama bu sefer daha profesyonel çalışılmış. her saniye bir olay, bir saldırı beklentisi var. insanların o durum içindeki psikolojileri es geçilmiş. ilk film bu bakımdan da daha iyiydi.
yine de genel olarak bakınca hoşça vakit geçiriyo insan. müziklerde fena değil. filmle uyum içinde. seyredilebilir (artık bu kaç yıldız demek oluyosa!).
gerilim filmlerindeki meymenetsiz veletlerden 2 tane olan film. bi omen deki sevimli götvereni bide bundaki uzun saçlı puşt ikiside muhabbeti boka batırıp batırıp çıkarıyor efenim.
gerek boş sokaklar, gerekse kapalı alanlar olsun filmin çekildiği mekanlar şahane seçilmiş. her ne kadar karşı karşıya olunan yaratıklar zombi değil, kanlı canlı, rage virüsü taşıyan insanlar olsalar da ben zombi filmi diyerek tanımlamayı uygun buluyorum. bu bağlamda bir zombi filminde olması gereken bütün öğeler var: zombiye dönüşen ebeveyn-çocuk ilişkileri, götü tutuşanların zombi-insan herkesi vurması, kargaşa, panik vs. bunun yanında george a. romero filmlerindeki gibi insanların tüketim tutkusuna bir gönderme yapılmamış gördüğüm kadarıyla, o dikkatimi çekti. daha ziyade irade zayıflığına bir iki değinme var gibi. yine romero ile karşılaştırırsak bu film işin korku ve gerilim tarafına daha çok yüklenen bir film olmuş.
şüphesiz film gönderme ve o çeşit şeyler dolu; ancak ben filmi "öeh ne kaptı koldan be!" şeklinde izleyen bir odun olduğum için bu tür şeyleri pek hatırlayamıyorum. yine de virüs kapan babanın ilk olarak karısının sıradışı (farklı renkte) gözlerini oyması, bir öpücüğün koca bir ülkeyi darmadağın etmesi filan gayet ilginç kısımlarıydı filmin. bunların yanısıra metrodaki gece görüş sahnesi son derece yaratıcı ve gerim gerim gerici bir sahneydi, tebrik etmek isterim.
çok da fazla yazacak bir şey yok film hakkında; ancak izlenmesi gereken bir film olduğu kesin. yaratıcı, başarılı, farklı ve insanı gerim gerim geren bir film. aferin çocuklara.
28 days laters ın devamı niteliğindeki çarpıcı bir gerilim filmi.
28 days laters sevilmiş olsa da bana göre yer yer sıkıcı bir filmdi. 28 weeks laters ı duyduğumda "ne değişebilir ki" dedim. ilk kez fragmanı izlediğimde 3 harfli bir organımıza dönüşeceğimi hissettim *. heycanla bekleyişe geçtim. sonra seansı bir kez kaçırarak hevesim kaçtı. film çok çarpıcı bir bölümle açıldı. zombi filmlerini yüzünde sadist bi gülüşle izleyen ben biraz tedirgin oldum koltuğumda. bu filme zombi filmi demek de gelmiyor içimden ama ne diyem başka.zombie dediğin tosba gibi yürür. bunlar 100 metreyi 8.2 saniyede koşan rage mode on olan yaratıkımsılar.
diğer zombi filmlerinin geyik bir havası vardır ya?işte bu filmde o yoktu. aksine insanların hayatta kalma mücadelesini, çaresizliklerini, kaybettiklerini dramatik bir şekilde anlatan bir film olmuş. "zombi bunlar, mal zaten hepsi, sikertiriz bunları" diyerek, beyinsiz yaratıklara kahramanlık taslayan gudikler yok. başkası için hayatlarını feda edenler var.öyle bir durumda korkudan insanların neler yaptığını, sevdiklerini bile nasıl gözlerini kırpmadan geride bırakabilceklerini acı acı kafamıza vuran bir film.
filmin ilk başlarında "ahaha nasıl yardı lan kafasını" havalarında izlerken, yaklaşık 2-3 dakika sonra "yok ya. oçöçe bak" falan dedim.
boş sokaklar bu kadar gerilim dolu çekilebilir. o nasıl bir müzik, o nasıl kamera açıları. mest oldum vallahi jest oldu.
ilk filmi tam seyretmeyip hızlı hızlı göz gezdirmiş bir yönetmenin çektiği film. yada yönetmen bizi aptal yerine koymak istiyor.
ilk filmde üstüne basa basa bu kanı bozuklar gün ışığını sevmez sadece karanlık ortamlarda takılırlar denmişti. ama bu filmde bakıyoruz, gün ışığında yaldır yaldır koşturan hastalıklı insanlar var.
heralde ilk filmin üstünden 5 yıl geçti kimse hatırlamaz diye düşünmüşler.
juan carlos fresnadillo 'nun yavaştan sinema camiasına ağırlığını koyduğuna delalet bir film.
korku filmlerinde korku eşiği artık haddinden fazla yükselmiş olanları da ürkütecek denli tedirginlik verici. klişeler elbette var fakat mekan, zaman, görsellik, oyunculuk kalbur üstü.
görüntüler güzel iyi hoş müzikler şahane oyunculuklar idare eder fakat senaryo kötüdür kanaatimce.babaları her gördüğü insana saldırmak yerine neden sürekli çocuklarını takip eder onları öldürmek ister.diğer bir çarpık nokta bu zombiler insanlara saldırırken dur bir şimdi yeri vakti değil diye düşünemezler direk badozlama dalar fakat çocuğun babasını görüp sonra kimseye söylemediği sahnede zombi akıllı davranıp doğru anı kolluyor ki burasıda çok saçma olmuş.bir diğer günümüz zombi filmi için (bkz: resident evil)
hakikaten duygu yaşadığım tek sahne nato askerinin arabayı ittirirkene arkadan gelen nato elemanlarının adamı flamethrower ilen canlı ızgara haline getirmeleriydi, üzüldüm valla babayiğit bir gencin ölümüne. diğerleri zaten tırt hiç gereği yok haklarında konuşmaya bence. üstüne üstlük (spoiler geliyoooo) filmin sonlarında o helikopterdeki siyahi amcanın ufaktan fast and the furious tadı yaşayaraktan pervaneyle kuşbaşı zombi yapmaya kalkması (spoiler gitti) iyice bitirdi filmi benim gözümde.
neticede vakit geçirmek içün fena değil, izlenebiler ancak daha güzel şeylere vakit ayırılabilir kanımca...
-------spoiler----------
tüm fertleriyle geri zekalılığın doruklarına ulaşmış bir ailenin hikayesini anlatıyor. önce ingiltereye yaydılar virüsü sonrasında ise tüm dünyaya yayılmasına neden oldular yada olacaklar ( filmin en sonundaki sahne onu gösteriyor ki devam edilcek ). zombilerden kaçarken güvenilir yer olarak karanlık metroları seçmek hangi akla hizmettir bilinmez. bi de bu çocuklar korkmadan mülteci bölgesinden kaçıp şehre gittmeye nasıl kalkışabilirler orasıda garip. resident evil tarzında bir film. saçmalıklara rağmen film amacına ulaşmıştır insanı geriyor.
-------spoiler----------