sürekli bir
travis dinleyicisi olunmamasına rağmen üç beş hit parçanın bilinmesi ile bile harika vakit geçirilebilecek bir konser idi.
binboa vodka sponsor olduğu için
uni rock festivale göre daha farklı atraksiyonlara girilmişti. tırmanma ve tramplende zıplama alanları, binboa balonu, adım başı dikilmiş içki standları vardı. bir de oldukça hoş hatunlar dolaşıyordu ellerinde vodkalar ile.
çarkıfelek misali döndürüyordun şişeyi, tişört falan kazanıyordun. bu kadarını görebildim uzaktan ama hoş bir hadiseydi. ayrıca girişte verilen ışıklı amblemler ve bandanalar için de epey para harcanmış gibiydi.
konsere geçmeden önce genel olarak seyirci kitlesini ele alalım. bilet fiyatının 67,5 ytl olmasından ötürü sanırım (zira uni rock festival bile o kadar
allahsalolmasına rağmen bir gün için bu kadar para almamıştı. bu festivalle karşılaştırma yapıyorum kusura bakmayın çünkü daha geçen haftaydı ve hala etkisindeyim ahah.) uğruna eylemler yapılan boru gibi yiyecek içecek fiyatları tavanı patlatmıştı. neden? çünkü herkes elit. ciddiyim bu konuda, hiç bu kadar şık giyimli bir kitle görmemiştim. geçelim, neredeyse ''for dummies'' standartlarına göre bilgisayar sistemi kurulmuştu bir de kasa kısmında. buna rağmen fiş almak için uzunca bir süre kasa sırasında beklemek gerekiyordu. ardından gelen olayı da yazayım tam olsun:
sosisçi kız: ne alıyordunuz?
weirdlola: büyük sosisli
alacağıdım.
sosisçi kız yanındaki başka sosisçi kıza dönerek: büyük sosis kalmamış git sosis al.
10 dk ayakta bekledikten sonra:
sk: pardon efendim hemen pişiriyorum.
w: peki.
15 saniye sonra:
sk:
ketçap mayonez?
w: şaşırt beni.
evet ketçap ve mayonez havuzu içinde yüzen çiğ sosis yedim 7 ytl'ye. çıkışta da susuzluktan neredeyse havuz suyunu içecek olmama rağmen su almaya gidemedim. elim ayağım varmadı. çünkü her stand
izdiham ile boğuşuyordu. bu açıdan oldukça başarısızdı kısaca.
tuvalet desen, sırada altına yapardın zaten. elit insanlar bunu hak etmiyor.
çok fazla kız vardı. çok güzellerdi. şortlu veya elbiseliydiler. erkekten çok kız vardı. kız kız kız. neyse konsere geçelim.
travis öncesi
mor ve ötesisahnedeydi. eğlenenler eğlendi şarkılarını söylediler. ön sıralar toptan kızdı. çığlık atarak süblimleşiyorlardı
*. sıra travis'e gelince; çimenlere, havuz başına ve arkadaki ''
kaliteli'' mekana doluşmuş olan insanlar ayaklandı. sahne etrafına konulmuş olan iki adet ekrandan gördüğüm kadarıyla park orman oldukça kalabalıktı. uni rock'ı üçe dörde katlıyordu neredeyse. ilk iki şarkıdan sonra konuşmaya başlayan
fran healy, şarkı esnasında 'türkiya'
* diye bağırmalarıyla sempati kazandı. ''10 yıl geciktik çünkü buraya geliş yolunu yürüdük. uçağa binmedik.'' türünden şakalar yaptı. şarkıları çok güzel söylüyorsunuz, dedi. sevindirdi, coşturdu.
ardından;
side,
love will come through,
closer,
sing kombosu yaparak yardırdı, büyük alkış aldı. tempo da tutturdu ama o ayrı mesele. en geniş katışımlı şarkı love will come through oldu. closer'ın ise nakarat kısmı müzik kesilerek söylendi. grup bir de,
ode to j. smith adlı yeni çıkacak olan albümlerinden de iki adet şarkı çaldılar yanılmıyorsam. üç de olabilir. ilkini dinlerken
muse dinlermiş gibi oldum, şarkının sonunda da işin içine heybetli bir
koro girdi. anlam veremedim pek ama farklı bir şeyler deniyorlar sanırım. yeni albüm şarkılarından sonra fran : ''sabrınız için teşekkür ederim. şimdi eski şarkılara dönelim. yeni albüm ile ilgili bilgileri
myspace sayfamızdan alabilirsiniz.'' şeklinde reklam yapmayı da ihmal etmedi. şarkıları nasıl buldunuz diye sordu alkışladık. lakin
andy dunlop, ''eski şarkıları daha çok seviyorum ben.'' diyerek güldü. her şakanın altında bir gerçek yatar diye düşünerek devam ettik.
birkaç şarkıda giriş problemleri yaşadılar fakat ses düzeni oldukça iyiydi ve şarkı kalitesi albüm kaydı seviyesindeydi. sahnede durağanlık yoktu ve ışık düzeni takdire şayandı. sololar uzatıldı, kulakların pası silindi.
turn ( şahsen, konser esnasında dinlemekten en zevk aldığım şarkı bu oldu.),
the beautiful occupation,
all i want to do is rock gibi parçalar çalındı. sonra sahneden ayrıldılar.
geri döndüklerinde tek mikrofon başındaydı hepsi. tek gitarla
flowers in the window'u söylediler. bu olayı birçok konserde yapıyorlar. ardından;
slide show,
blue flashing light ve son olarak
why does it always rain on megeldi. bu parça ile bitiş yapacakları önceden de kestirilebilirdi zira bu şarkı için açılan pankartlar ve şemsiyeler vardı. evet şemsiye. sonuna kadar şarkı bekletildi ve bir buçuk saatlik konserin vedası bununla edildi. oldukça da hoş oldu.
umarım yeniden geleceklerdir. kız demiş miydim?