|
|
- uni rock festival'i şenlendirecek olan konser. açıklama yapamıyorum. ellerim tutuldu. gidilmezse günah.
http://www.biletix.com/...
- tam yaz okulu öncesi bir moral, enerji deposu, mutluluk kaynağı, neşe pınarı. yalarım.
süfer lan.
- judas priest'in ardından bu yaz gelen ikinci bomba. bilet fiyatı da sudan ucuz gibi duruyor. kıllanıyorum yine de.
- askerlik sebebiyle 2006 istanbul ve ankara konserlerini kaçıran şahsımı fazlasıyla heyecanlandıran müzik ziyafeti.
- bu yaz gidilmesi farz olan konserlerin en başında gelmektedir.şimdiden çok pis heyecan basmıştır haziran iple çekilmektedir.
- grubun resmi sitesinde de resmen duyurulmuş konserdir. geri sayım başladı.
http://www.opeth.com/
- artık geleneksel olmuş bir durumdur. umarım yeni şarkılar çalarlar.
- konser mekanının evime çok yakın olmasıyla daha da mutlu olduğum opeth konseri oldu..artık konser çıkışında rakı sofrası kurarız evde,dayarız arkayada face of melinda'yı,harvesti...oh oh..
ayrıca
(bkz: feriştahın fentezileri)
- wattabe festival alanında verilecekti. ancak ulaşım problemleri nedeniyle parkorman'da verilecek. artık büyükçekmece'nin dağ başı olduğunu daha iyi anlıyorum.
- 4 mayıs portland ve 23 mayıs montreal konserlerinde şu şekilde bir setlistle çalmıştır kendileri.
demon of the fall
master's apprentices
the baying of the hounds
in my time of need
serenity painted death
wreath
to rid the disease
heir apparent
<<encore>>
the drapery falls
özellikle açılışa dikkatinizi çekmek istiyorum. buradan yetkilileri uyarıyorum: ayakta adam kalmaz 15 dakika sonra.
- biletleri elimde patlamış olan konserdir. ama yine de gideceğim, bir köşede sadece ağlayacak olsam bile gideceğim. o derece.
(bkz: sevgiliye verilebilecek en güzel hediye)
(bkz: sevgiliden ayrılmak)
- opeth konseri öncesi diyaloğu (denemesi)(yaşanmıştır)(muhaha)
xyz : opeth konserine gidiyorum ayın 20 sinde ....
plnsz : ooo opet konserimi kim çıkıyomuş ?
xyz : hı ?
plnsz : ya boşver onu ajda konseri varmış ona git...(sıvamakta olduğundan bihaber )
xyz : muhahahaua
zyx : ohaaaaa
(bkz: artık opetten benzin almamak)
- türkiye milli futbol takımının çek cumhuriyeti karşısında aldığı galibiyet sonrası tam o gün hırvatistan ile çeyrek finalde karşılaşacak olması bu iki önemli olaydan birine dışardan seyirci kalamayacak bünyeye derin hezeyanlar yaşatmaktadır. cepte doğum günü hediyesi konser bileti, elde bira, kafada sınavlar, götte patlayan çeyrek final maçı.
içimden bir ses konser öncesi şöyle parkormanda biryerde önce maçı izleriz, sonra kafayı kırarız diyor ama hadi hayırlısı...
- ''milli maç mı opeth mi? milli maç mı opeth mi?'' şeklinde papatya falı baktırmış olay. saat 23:00' da sahne alacakları bilindiği için park orman içerisinde bulunan ekrandan maç bir miktar takip edildi. saat 23:15 gibi başlayan konser ve giriş parçası olarak seçilen demon of the fall, ne maç ne derman bıraktı diyebilirim.
ilk olarak ''sizin de maçınız var değil mi? biz de isveç olarak sanırım rusya'ya yenilmiştik. bu noktadan sonra futbol artık sikimde değil. çok uzaklardan geldik biz... isveç... çok uzak... grubumuzun adı opeth*... çok uzaklardan geldik... isveç...'' şeklinde tercümesini yapabileceğimiz cümleler kurdu sayın mikael akerfeldt.
demon of the fall
the baying of the hounds
master's apprentices
to rid the disease
serenity painted death
wreath
heir apparent
-bis-
in my time of need
the drapery falls
şeklinde idi playlist. konser esnasında trans halinde olduğum için bisten önceki şarkıların sırası da daha farklı olabilir. konser esnasında uzaktan görebildiğim kadarıyla mikael'e bir ibrahim tatlıses albümü verildi. o da ''bu albüm bende zaten var. bıyığım da var aynı, neredeyse aynı.'' türünden sözler söyleyerek güldürdü ve ibo'dan esinlenerek (evet cidden ibo dedi) oluşturduğu riff'i çaldı. ona da güldük haliyle. bir ara da ''bakalım çaldığım şarkıyı bilebilecek misiniz?'' tribine girerek judas priest çaldı, kimse bilemeyince de pek hayalkırıklığına uğramadı sanırım*. serenity painted death çalmadan önce de normalde bu şarkıyı çok çalmadıklarını çünkü çalınmasının zor olduğunu, bu sebeple toplu headbang çağrısında bulundu. bunca yıldır dinleyicisi olmama rağmen ilk kez şarkıyı dinlerken headbang yaptım, kendimden geçtim. lakin, insanların içinde konseri izlemek istemediğimiz için arkalara gittiğimiz için, oldukça -ayıptır söylemesi- andaval izleyiciler arasında bulduk kendimizi. adeta birinci dünya savaşı'nda cihat çağrısını siklemeyen araplar gibi bakıyorlardı. lakin ön tarafların gerek headbang, gerekse şarkıyı hep bir ağızdan söyleme konusundaki performansları takdire şayandı.
malum yeni çıkan albüm watershed olunca, son albüm ağırlıklı bir playlist bekleniyordu. lakin gerekçe olarak ''albüm yeni yeaa daha çalmasını bilmiyoruz yeaa'' diyerek sadece heir apparent çalındı ki albüm tanıtımı için oldukça doğru bir seçim olduğunu düşünmekteyim. bis için çok fazla bağırmaya gerek kalmadı. mikael geldi ve ''ışıkların arasında havalı durdum mu? kovboy gibi'' türünden laflar etti, ''sizleri çok çok çok seviyoruz bu sebeple diğer yerlerde yaptığımızın aksine 1 yerine 2 şarkı çalıcaz b@bs'' diyerek in my time of need ve the drapery falls çaldılar. konser esnasında her istediğim şarkıyı bağırarak dile getirmeme ve akabinde bu şarkıların çalınmasına oldukça şaşmış hatta utanmadan yanımdaki arkadaşlara hareket çekmiştim*. şimdi görüyorum ki playlist zaten önceden hazırmış. tü diyorum tükürüyorum o anki heyecanıma şimdi. boynum bükük kaldı. ayrıca bisten sonra 2 şarkı çalınması zaten gerekliydi zira diğer yerlerde in my time of need ana playlistte yer alıyormuş. ''kimi kandırıyorsun lan sen?'' demek istiyorum kendisine. bir de arada ''sizi o kadar çok seviyorum ki keşke evli olmasaydım.'' dedi. adam kimi gözüne kestirdi kimi sikecek belli değil. son şarkı çalınacakken, telefonlara yağan ''maçı aldık ohohoh'' türünden mesajlar ile konser alanı adeta bir stadyuma dönüştü. ''kırmızı! beyaz! en büyük, türkiye!'' nidaları ile birbirinin üstüne atlayan gençler, bu harika gecedeki heyecanlarını da üçe dörde katlamış oldu böylece.
park orman girişinde neredeyse donumuza kadar aranmamıza, serçe parmak eninde ve boyunda bir biraya 6 ytl vermemize ve şahsım adına bana geriye iz olarak şiddetli sırt ve boyun ağrıları bırakmış olmasına rağmen bu allahsal konser için, yeni baba olmuş eskinin sırma şimdinin kısa saçlı martin mendez'ine, klavye değiştirirken savurduğu zilyon metrelik saçları ile per wiberg'e, martin lopez hayranı olmama rağmen bu gece mükemmel bir performans sergileyen martin axenrot'a, mutantik fredrik akesson'a ve son olarak yaklaşık bir buçuk saatlik konser boyunca enerjisinden milim eksiltmeyen mikael akerfeldt'e ve tüm opeth hayranlarına teşekkürü bir borç biliyorum.
pale, covered me with sweat
there are no words left!
- ellerimiz radyoda milli maçı dinleye dinleye gittiğim bir konser oldu. bir süre sonra radyoyu kapattık haliyle fakat şarkı aralarında sürekli "maç kaç kaç oldu ya" düşünceleri gereksiz gerilim ve merak yarattı. keşke ya maçı ya konseri cumartesiye alsalardı dedirtti.
kamp alanından ayrılarak konser alanına geldiğimizde grubun çıkmasını beklerken arkadan küçükçekmeli olduğunu hissettiğim bir el dürttü beni.* kafamı çevirdiğimde elin sahibinin kilim motifli kazak olduğunu görmem fazla zamanımı almadı. meğer o da sözlükten bir kaç kişiyi görmüş. herkes sessiz sedasız gitmiş konsere.
ardından konserin başlamasını beklemeye başladık. gelen izleyiciler kah opeth opeth sloganları atarak kah alkışlayarak beklemeye başladılar. grup çıktığı vakit herkeste bir hareketlenme oldu anlamadığım şey ise şu ülkede metal olsun arabest fantazi olsun pop olsun şarkıla alkışla ritim tutan tek topluluk biziz sanırım zira bir yerde özellikle ara geçişlerde şarkıların güzelliği bozuldu.
mikael gerçekten seyirciyi etki altına almasını biliyor. gerek konuşmalarıyla gerek samimi havasıyla herkesi çok etkiledi. yalnız bisten sonra "sizi çok sevdik 2 tane daha çalalım" cümlesi biraz samimiyetsiz geldi. zaten 23 yerine 23:15'te başlamış konser 00:05 gibi bitirmek çok anlamsız olurdu. zira o durumda 00:45'te bitmesi gerekirdi. yine geç başlayıp zamanında bitti fakat kendisinden bekleneni tam olarak verdi. "keşke gitmeseymişim" yerine "iyiki gelmişim" dedirtti.
konseri kah ellerimiz cebimizde kah kollarımızı kavuşturarak efendi gibi izleyelim dedik fakat biz konser esnasında kalabalığın içinde olduğumuzdan bu pek mümkün olmadı. arkamda duran değişik renkli uzun saçlı bir hatunun headbang sırasında terli saçlarını sık sık enseme omzuma vurmasının ardından dönüp bir süre baktıktan sonra anladı ve "kusura bakma yaa" diyerek başkasının sırtına vurmaya başladı. herkes piyon gibi çaprazdan birbirinin önüne geçmek için yarıştığından ayağıma kaç kişi bastı sayamadım bile.
konser bitişi dışarı çıktığımızda ip gibi dizilmiş minübüs bekliyorduk geçen arabalardan çıkan aslançolar bizimde içinde olduğumuz minibüs bekleyen kalabalığa bakarak "türkiye mına koyim bee" diye haykırışlarına anlam veremedik. ben birinin arkasından "türkiye kazandı diye bizi mi s.keceksin itoğlu it" diye bağırdım ama duymamıştır. zaten duymasını da istemezdim. uzakta bir minibüsü görür görmez iri cüsselerimizle kilim motifli kazak'ın uyarısıyla depar atmaya başladık "nereye koşuyor lan bu hayvanlar" şeklinde bakan kalabalık bir bizi bir de koştuğumuz yöndeki minübüsü görünce onlarda koşmaya başladı. nihayet onca trafiğin içinde minibüsle sonradan dolmuşla evlerimize gelmeye muaffak olabildik. kısaca güzel oldu artık önümüzdeki konserlere bakacağız.(dna, 21.06.2008 12:32 ~ 13:15)
- çok derli toplu bir ses düzeniyle ve gereksiz derli toplu bir seyirci düzeniyle karşılaştığım konser olmuştur. seyirci encore için adam gibi hiç bağırmadı doğrusunu söylemek gerekirse, encore sırasında kırmızı beyaz çekmeler ve türkiye teazhüratları da bence yersizdi. cem yılmazın bir hikayesi vardır adamın biri şov esnasında kulaklıkla birşeyler dinliyordur o da hayırdır diye sorunce "dur penaltı atılıyor" der adam. o adamlardan onlarcası vardı konserde ve gördüğüm kadarıyla opeth pek de umurlarında değildi.
seyirci dışında konser ve özellikle setlist dillere destandı kanımca. setlist çok yoğundu ve neredeyse tamamiyle gaz parçalardan oluşuyordu tadı damakta kaldı. martin axenrot özellikle hız ve güç gerektiren parçalarda inanılmaz çaldı. geçen sefer izlediğime ve orjinal parçaların albüm hallerine oranla çok şey kattığını söyleyebilirim. wreath sonundaki attığı blast beat ile de gönlümü kazandı. öte yandan aynı başarıyı damnation parçalarında ne yazık ki gösteremedi bu mevzuda biraz daha çalışması gerekiyor kanımca.
- öncelikle beklediğimden daha güzel bir ses sistemi karşıladı beni. saat 23:15 gibi sahneye çıktılar. demon of the fall la giriştiler. akerfeldt'in ceylan gibi sekip merhaba demesi güldürdü. konser boyunca akesson'a bakmadım bile. martin mendez'in saçları dışında herşeyi iyiydi. axenrot tam bir hayal kırıklığıydı. per wiberg her zaman ki gibi kafasını sallayıp durdu. akerfeldt yaptığı esprilerle seyircilerin altına sıçırttı.
öncelikle konsere gelen 30 yaş üstü elemanlar beni oldukça şaşırttı. buna ramen -18 sayısı oldukça fazlaydı. bu da opeth' in genç yaşlı herkese hitap ettiğini kanıtladı.
dikkatimi çekenler arasında eski şarkılara seyircilerin fazla katılmamasıydı. özellikle de serenity painted death'te herkes susuştu. damnation albümünde olan şarkılar da herkes akerfeldt e eşlik etti.
setlist'in bana göre en zayıf halkası wreathti.
akerfeldt hessian peel'in başını çaldı ve direk axenrot'a döndü ve onunla konuştu. tahminimce 'çalabilir misin lan legolas kılıklı' dedi. axenrot ise 'aman paşam ben hayatımı blast beat yaparak kazanan bir davulcuyum çalamam korkarım' demiştir. iddialıyım yani. bu arada axenrot gerçekten berbattı. ritm kaçırmalar, salak atraksiyona girişmeler beni deli etti ve itiraf ediyorum ' ananı siteyim axe' diye böğüren bendim.
martin mendez'in baba olduğunu öğrendik. hayırlısı olsun mendez efendi.
arkamda bulunan opeth'ten bi haber denyolar ' la olm akerfelt piç olmuş la böylemüydü eskiden' deyip durdular. eh tabi en azından youtube'u kapatırsanız gençlik akerfeldt'i öğrenemez ki.
sahneye bis'lerden önce ibo albümü atıldı. akerfeldt neredeyse iboya olan aşkını dile getirecekti ki, anna, mirjam ve melindayı hatırladı ve vazgeçti.
konser'in ortasında en öne geçmek için milleti itip kakan elemanlara burdan lanet ediyorum. piç ettiniz lan.
aynı zamanda bu konser bütün vücut ağrılarımın sebebi oldu. boynumu oynatamıyorum.
per wiberg konser sonunda önde ki seyircilere içi dolu pet şişe attı. umarım şişeyi kafasına yiyen iyidir.
axenrot'un ne kadar cimri olduğunu da anlamış oldum. lan olm ata ata 2 baget mi atılır? ayıp değil midir? hele önlere attı. biz bokyedi başımıyız arkadakiler olarak. şiddetle kınadım seni.
sonuç olarak.. kaçıranlar gerçekten büyük bir konseri kaçırdılar. mükemmel bir konserdi. umarım tekrardan görebiliriz kendilerini. ama akesson ve axe yerine lindgren ve lopez'i.
ve evet burdan sana sesleniyorum martin lopez. lütfen iyileş. bırak artık otu. tedavi ol. psikoloğa git. ne olursa olsun opeth'in sana ihtiyacı var. duy ulen beni.(bleak, 21.06.2008 21:57)
- biletler uzun zaman once alındı. herşey bu konsere gore ayarlandı. birçok fedakarlık yapıldı, tatillerden vazgeçildi. peki değdi mi?
kesinlikle değdiii. o ortamda bulunmak, o havayı solumak bile yeterdi. üye değişikliklerine rağmen sahnedeki opeth ti işte, devleştiler adeta. özellikle grubun vazgeçilmez üyesi, gitaristi, vokalisti, söz yazarı, herşeyi mikael åkerfeldt performansının doruklarındaydı, sempatikti de. konser boyunca esprileriyle baya eğlendirdi (bi ara euro 2008 e getirdi konuyu, isveç in kupaya vedası kendisine ağır gelmiş, anladık, üzüldük. bi müddet sonra türkiye nin kazandığını duyduk, sevindik o ayrı)
yeni albüm çıkmış olmasına karşın genelde eski albümlerden söylediler hatta yeni albümden tek şarkı vardı playlistte o da “heir apparent” ti. master’s apprentices, serenity painted death, demon of fall(başlangıç için harika bi seçimdi), to rid the disease diger hatırlayabildiğim şarkılar. geri döndüklerinde “sizi öyle, öyle çok seviyoruz ki bir yerine iki şarkı çalıcaz” dediler ve “in my time of need” ve “the drapery falls”çaldılar. tek bi cümle tüm konseri özetleyecektir ki o gece gerçekten müzik dinlemeye gelenler müziğe doydular. harika bi geceydi..
tüm güzelliklere rağmen “to bid you farewell” i canlı canlı dinleyebilecek miyim acaba diye düşünerek biraz da buruk ayrıldım alandan…(epitaph, 22.06.2008 15:34 ~ 15:36)
- demon of the fall'la açmaları(@1980709), bleak'i -tam anlamıyla- gösterip vermemeleriyle birlikte, bi insanın hayatında izleyebileceği en iyi konserdi.
opeth ulan.
ps: sol tarafta, ortalarda; tüm şarkıları brutalleri(ben), cleanleri, gitarları, klavyeleri ve baslarına kadar bağıra bağıra söyleyen, aynı zamanda headbang yapan hayvanlar bizdik. çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı hedehödö.(jack, 23.06.2008 14:53 ~ 21:15)
- şarkılardan çok mikael'in daşşak hali ilgimi çekti bu konserde. grubu arka alanda oturup rahat rahat dinlememin sebebi opeth'e olan gıcığım değil progressive'in canımı fazlasıyla sıkmasıdır. yoksa gral adamlar.
- (bkz: orgazm)
|