belki ilginizi çeker
  1. · opeth
  2. · fredrik akesson
  3. · 27 temmuz 2008 metallica istanbul konseri
  4. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · domuz gribi
  2. · boylumlama
  3. · thierry henry
  4. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  5. · kapının önünde bir yığın misafir ayakkabısı görmek
  6. · sevgilinin 5 gün aramayıp naber diye mesaj çekmesi
  7. · the twilight saga new moon
  8. · appiah ın cumhurbaşkanı olması
  9. · down

20 haziran 2008 opeth istanbul konseri  

  1. tam yaz okulu öncesi bir moral, enerji deposu, mutluluk kaynağı, neşe pınarı. yalarım.
    süfer lan.
    (jack, 24.03.2008 23:42)
  2. judas priest'in ardından bu yaz gelen ikinci bomba. bilet fiyatı da sudan ucuz gibi duruyor. kıllanıyorum yine de.
    (yata yata paslandık, 24.03.2008 23:56)
  3. bu yaz gidilmesi farz olan konserlerin en başında gelmektedir.şimdiden çok pis heyecan basmıştır haziran iple çekilmektedir.
    (anjeliq, 29.03.2008 03:11)
  4. grubun resmi sitesinde de resmen duyurulmuş konserdir. geri sayım başladı.

    http://www.opeth.com/
    (pasteteux, 30.03.2008 16:02)
  5. artık geleneksel olmuş bir durumdur. umarım yeni şarkılar çalarlar.
    (kopekbaliginingozundekibugu, 30.03.2008 17:18)
  6. konser mekanının evime çok yakın olmasıyla daha da mutlu olduğum opeth konseri oldu..artık konser çıkışında rakı sofrası kurarız evde,dayarız arkayada face of melinda'yı,harvesti...oh oh..
    ayrıca
    (bkz: feriştahın fentezileri)
    (eyvah vecihi geldi, 30.03.2008 17:37 ~ 17:37)
  7. 4 mayıs portland ve 23 mayıs montreal konserlerinde şu şekilde bir setlistle çalmıştır kendileri.

    demon of the fall
    master's apprentices
    the baying of the hounds
    in my time of need
    serenity painted death
    wreath
    to rid the disease
    heir apparent
    <<encore>>
    the drapery falls

    özellikle açılışa dikkatinizi çekmek istiyorum. buradan yetkilileri uyarıyorum: ayakta adam kalmaz 15 dakika sonra.
    (togisama, 31.05.2008 22:18 ~ 22:19)
  8. biletleri elimde patlamış olan konserdir. ama yine de gideceğim, bir köşede sadece ağlayacak olsam bile gideceğim. o derece.
    (bkz: sevgiliye verilebilecek en güzel hediye)
    (bkz: sevgiliden ayrılmak)
    (inthepainofsalvation, 31.05.2008 22:40)
  9. opeth konseri öncesi diyaloğu (denemesi)(yaşanmıştır)(muhaha)

    xyz : opeth konserine gidiyorum ayın 20 sinde ....
    plnsz : ooo opet konserimi kim çıkıyomuş ?
    xyz : hı ?
    plnsz : ya boşver onu ajda konseri varmış ona git...(sıvamakta olduğundan bihaber )
    xyz : muhahahaua
    zyx : ohaaaaa

    (bkz: artık opetten benzin almamak)
    (plansız, 15.06.2008 13:52)
  10. türkiye milli futbol takımının çek cumhuriyeti karşısında aldığı galibiyet sonrası tam o gün hırvatistan ile çeyrek finalde karşılaşacak olması bu iki önemli olaydan birine dışardan seyirci kalamayacak bünyeye derin hezeyanlar yaşatmaktadır. cepte doğum günü hediyesi konser bileti, elde bira, kafada sınavlar, götte patlayan çeyrek final maçı.

    içimden bir ses konser öncesi şöyle parkormanda biryerde önce maçı izleriz, sonra kafayı kırarız diyor ama hadi hayırlısı...
    (sullivan, 18.06.2008 00:01)
  11. ''milli maç mı opeth mi? milli maç mı opeth mi?'' şeklinde papatya falı baktırmış olay. saat 23:00' da sahne alacakları bilindiği için park orman içerisinde bulunan ekrandan maç bir miktar takip edildi. saat 23:15 gibi başlayan konser ve giriş parçası olarak seçilen demon of the fall, ne maç ne derman bıraktı diyebilirim.

    ilk olarak ''sizin de maçınız var değil mi? biz de isveç olarak sanırım rusya'ya yenilmiştik. bu noktadan sonra futbol artık sikimde değil. çok uzaklardan geldik biz... isveç... çok uzak... grubumuzun adı opeth*... çok uzaklardan geldik... isveç...'' şeklinde tercümesini yapabileceğimiz cümleler kurdu sayın mikael akerfeldt.

    demon of the fall
    the baying of the hounds
    master's apprentices
    to rid the disease
    serenity painted death
    wreath
    heir apparent
    -bis-
    in my time of need
    the drapery falls

    şeklinde idi setlist. konser esnasında trans halinde olduğum için bisten önceki şarkıların sırası da daha farklı olabilir. konser esnasında uzaktan görebildiğim kadarıyla mikael'e bir ibrahim tatlısesalbümü verildi. o da ''bu albüm bende zaten var. bıyığım da var aynı, neredeyse aynı.'' türünden sözler söyleyerek güldürdü ve ibo'dan esinlenerek (evet cidden ibo dedi) oluşturduğu riff'i çaldı. ona da güldük haliyle. bir ara da ''bakalım çaldığım şarkıyı bilebilecek misiniz?'' tribine girerek judas priest çaldı, kimse bilemeyince de pek hayalkırıklığına uğramadı sanırım*. serenity painted death çalmadan önce de normalde bu şarkıyı çok çalmadıklarını çünkü çalınmasının zor olduğunu, bu sebeple toplu headbang çağrısında bulundu. bunca yıldır dinleyicisi olmama rağmen ilk kez şarkıyı dinlerken headbang yaptım, kendimden geçtim. lakin, insanların içinde konseri izlemek istemediğimiz için arkalara gittiğimiz için, oldukça -ayıptır söylemesi- andaval izleyiciler arasında bulduk kendimizi. adeta birinci dünya savaşı'nda cihat çağrısını siklemeyen araplar gibi bakıyorlardı. lakin ön tarafların gerek headbang, gerekse şarkıyı hep bir ağızdan söyleme konusundaki performansları takdire şayandı.

    malum yeni çıkan albüm watershed olunca, son albüm ağırlıklı bir setlist bekleniyordu. lakin gerekçe olarak ''albüm yeni yeaa daha çalmasını bilmiyoruz yeaa'' diyerek sadece heir apparent çalındı ki albüm tanıtımı için oldukça doğru bir seçim olduğunu düşünmekteyim. bis için çok fazla bağırmaya gerek kalmadı. mikael geldi ve ''ışıkların arasında havalı durdum mu? kovboy gibi'' türünden laflar etti, ''sizleri çok çok çok seviyoruz bu sebeple diğer yerlerde yaptığımızın aksine 1 yerine 2 şarkı çalıcaz b@bs'' diyerek in my time of need ve the drapery falls çaldılar. konser esnasında her istediğim şarkıyı bağırarak dile getirmeme ve akabinde bu şarkıların çalınmasına oldukça şaşmış hatta utanmadan yanımdaki arkadaşlara hareket çekmiştim*. şimdi görüyorum ki setlist zaten önceden hazırmış. tü diyorum tükürüyorum o anki heyecanıma şimdi. boynum bükük kaldı. ayrıca bisten sonra 2 şarkı çalınması zaten gerekliydi zira diğer yerlerdein my time of need ana setlistte yer alıyormuş. ''kimi kandırıyorsun lan sen?'' demek istiyorum kendisine. bir de arada ''sizi o kadar çok seviyorum ki keşke evli olmasaydım.'' dedi. adam kimi gözüne kestirdi kimi sikecek belli değil. son şarkı çalınacakken, telefonlara yağan ''maçı aldık ohohoh'' türünden mesajlar ile konser alanı adeta bir stadyuma dönüştü. ''kırmızı! beyaz! en büyük, türkiye!'' nidaları ile birbirinin üstüne atlayan gençler, bu harika gecedeki heyecanlarını da üçe dörde katlamış oldu böylece.

    park orman girişinde neredeyse donumuza kadar aranmamıza, serçe parmak eninde ve boyunda bir biraya 6 ytl vermemize ve şahsım adına bana geriye iz olarak şiddetli sırt ve boyun ağrıları bırakmış olmasına rağmen bu allahsal konser için, yeni baba olmuş eskinin sırma şimdinin kısa saçlı martin mendez'ine, klavye değiştirirken savurduğu zilyon metrelik saçları ile per wiberg'e, martin lopez hayranı olmama rağmen bu gece mükemmel bir performans sergileyen martin axenrot'a, mutantik fredrik akesson'a ve son olarak yaklaşık bir buçuk saatlik konser boyunca enerjisinden milim eksiltmeyen mikael akerfeldt'e ve tüm opeth hayranlarına teşekkürü bir borç biliyorum.

    pale, covered me with sweat
    there are no words left!
    (weirdlola, 21.06.2008 03:06 ~ 01.03.2009 18:55)
  12. ellerimiz radyoda milli maçı dinleye dinleye gittiğim bir konser oldu. bir süre sonra radyoyu kapattık haliyle fakat şarkı aralarında sürekli "maç kaç kaç oldu ya" düşünceleri gereksiz gerilim ve merak yarattı. keşke ya maçı ya konseri cumartesiye alsalardı dedirtti.

    kamp alanından ayrılarak konser alanına geldiğimizde grubun çıkmasını beklerken arkadan küçükçekmeli olduğunu hissettiğim bir el dürttü beni.* kafamı çevirdiğimde elin sahibinin kilim motifli kazak olduğunu görmem fazla zamanımı almadı. meğer o da sözlükten bir kaç kişiyi görmüş. herkes sessiz sedasız gitmiş konsere.

    ardından konserin başlamasını beklemeye başladık. gelen izleyiciler kah opeth opeth sloganları atarak kah alkışlayarak beklemeye başladılar. grup çıktığı vakit herkeste bir hareketlenme oldu anlamadığım şey ise şu ülkede metal olsun arabest fantazi olsun pop olsun şarkıla alkışla ritim tutan tek topluluk biziz sanırım zira bir yerde özellikle ara geçişlerde şarkıların güzelliği bozuldu.

    mikael gerçekten seyirciyi etki altına almasını biliyor. gerek konuşmalarıyla gerek samimi havasıyla herkesi çok etkiledi. yalnız bisten sonra "sizi çok sevdik 2 tane daha çalalım" cümlesi biraz samimiyetsiz geldi. zaten 23 yerine 23:15'te başlamış konser 00:05 gibi bitirmek çok anlamsız olurdu. zira o durumda 00:45'te bitmesi gerekirdi. yine geç başlayıp zamanında bitti fakat kendisinden bekleneni tam olarak verdi. "keşke gitmeseymişim" yerine "iyiki gelmişim" dedirtti.

    konseri kah ellerimiz cebimizde kah kollarımızı kavuşturarak efendi gibi izleyelim dedik fakat biz konser esnasında kalabalığın içinde olduğumuzdan bu pek mümkün olmadı. arkamda duran değişik renkli uzun saçlı bir hatunun headbang sırasında terli saçlarını sık sık enseme omzuma vurmasının ardından dönüp bir süre baktıktan sonra anladı ve "kusura bakma yaa" diyerek başkasının sırtına vurmaya başladı. herkes piyon gibi çaprazdan birbirinin önüne geçmek için yarıştığından ayağıma kaç kişi bastı sayamadım bile.

    konser bitişi dışarı çıktığımızda ip gibi dizilmiş minübüs bekliyorduk geçen arabalardan çıkan aslançolar bizimde içinde olduğumuz minibüs bekleyen kalabalığa bakarak "türkiye mına koyim bee" diye haykırışlarına anlam veremedik. ben birinin arkasından "türkiye kazandı diye bizi mi s.keceksin itoğlu it" diye bağırdım ama duymamıştır. zaten duymasını da istemezdim. uzakta bir minibüsü görür görmez iri cüsselerimizle kilim motifli kazak'ın uyarısıyla depar atmaya başladık "nereye koşuyor lan bu hayvanlar" şeklinde bakan kalabalık bir bizi bir de koştuğumuz yöndeki minübüsü görünce onlarda koşmaya başladı. nihayet onca trafiğin içinde minibüsle sonradan dolmuşla evlerimize gelmeye muaffak olabildik. kısaca güzel oldu artık önümüzdeki konserlere bakacağız.
    (dna, 21.06.2008 12:32 ~ 13:15)
  13. çok derli toplu bir ses düzeniyle ve gereksiz derli toplu bir seyirci düzeniyle karşılaştığım konser olmuştur. seyirci encore için adam gibi hiç bağırmadı doğrusunu söylemek gerekirse, encore sırasında kırmızı beyaz çekmeler ve türkiye teazhüratları da bence yersizdi. cem yılmazın bir hikayesi vardır adamın biri şov esnasında kulaklıkla birşeyler dinliyordur o da hayırdır diye sorunce "dur penaltı atılıyor" der adam. o adamlardan onlarcası vardı konserde ve gördüğüm kadarıyla opeth pek de umurlarında değildi.

    seyirci dışında konser ve özellikle setlist dillere destandı kanımca. setlist çok yoğundu ve neredeyse tamamiyle gaz parçalardan oluşuyordu tadı damakta kaldı. martin axenrot özellikle hız ve güç gerektiren parçalarda inanılmaz çaldı. geçen sefer izlediğime ve orjinal parçaların albüm hallerine oranla çok şey kattığını söyleyebilirim. wreath sonundaki attığı blast beat ile de gönlümü kazandı. öte yandan aynı başarıyı damnation parçalarında ne yazık ki gösteremedi bu mevzuda biraz daha çalışması gerekiyor kanımca.
    (togisama, 21.06.2008 19:59 ~ 20:00)
  14. biletler uzun zaman once alındı. herşey bu konsere gore ayarlandı. birçok fedakarlık yapıldı, tatillerden vazgeçildi. peki değdi mi?
    kesinlikle değdiii. o ortamda bulunmak, o havayı solumak bile yeterdi. üye değişikliklerine rağmen sahnedeki opethti işte, devleştiler adeta. özellikle grubun vazgeçilmez üyesi, gitaristi, vokalisti, söz yazarı, herşeyi mikael åkerfeldt performansının doruklarındaydı, sempatikti de. konser boyunca esprileriyle baya eğlendirdi (bi ara euro 2008 e getirdi konuyu, isveç in kupaya vedası kendisine ağır gelmiş, anladık, üzüldük. bi müddet sonra türkiye nin kazandığını duyduk, sevindik o ayrı)
    yeni albüm çıkmış olmasına karşın genelde eski albümlerden söylediler hatta yeni albümden tek şarkı vardı playlistte o da “heir apparent” ti. master’s apprentices, serenity painted death, demon of fall(başlangıç için harika bi seçimdi), to rid the disease diger hatırlayabildiğim şarkılar. geri döndüklerinde “sizi öyle, öyle çok seviyoruz ki bir yerine iki şarkı çalıcaz” dediler ve “in my time of need” ve “the drapery falls”çaldılar. tek bi cümle tüm konseri özetleyecektir ki o gece gerçekten müzik dinlemeye gelenler müziğe doydular. harika bi geceydi..
    tüm güzelliklere rağmen “to bid you farewell” i canlı canlı dinleyebilecek miyim acaba diye düşünerek biraz da buruk ayrıldım alandan…
    (epitaph, 22.06.2008 15:34 ~ 15:36)
  15. demon of the fall'la açmaları(@1980709), bleak'i -tam anlamıyla- gösterip vermemeleriyle birlikte, bi insanın hayatında izleyebileceği en iyi konserdi.
    opeth ulan.

    ps: sol tarafta, ortalarda; tüm şarkıları brutalleri(ben), cleanleri, gitarları, klavyeleri ve baslarına kadar bağıra bağıra söyleyen, aynı zamanda headbang yapan hayvanlar bizdik. çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı hedehödö.
    (jack, 23.06.2008 14:53 ~ 21:15)
  16. şarkılardan çok mikael'in daşşak hali ilgimi çekti bu konserde. grubu arka alanda oturup rahat rahat dinlememin sebebi opeth'e olan gıcığım değil progressive'in canımı fazlasıyla sıkmasıdır. yoksa gral adamlar.
    (silentpain, 03.07.2008 18:14)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil