''milli maç mı opeth mi? milli maç mı opeth mi?'' şeklinde
papatya falı baktırmış olay. saat 23:00' da sahne alacakları bilindiği için park orman içerisinde bulunan ekrandan maç bir miktar takip edildi. saat 23:15 gibi başlayan konser ve giriş parçası olarak seçilen
demon of the fall, ne maç ne derman bıraktı diyebilirim.
ilk olarak ''sizin de maçınız var değil mi? biz de isveç olarak sanırım rusya'ya yenilmiştik. bu noktadan sonra futbol artık sikimde değil. çok uzaklardan geldik biz... isveç... çok uzak... grubumuzun adı opeth
*... çok uzaklardan geldik... isveç...'' şeklinde tercümesini yapabileceğimiz cümleler kurdu sayın mikael akerfeldt.
demon of the fall
the baying of the hounds
master's apprentices
to rid the disease
serenity painted death
wreath
heir apparent
-bis-
in my time of need
the drapery falls
şeklinde idi setlist. konser esnasında trans halinde olduğum için bisten önceki şarkıların sırası da daha farklı olabilir. konser esnasında uzaktan görebildiğim kadarıyla mikael'e bir
ibrahim tatlısesalbümü verildi. o da ''bu albüm bende zaten var. bıyığım da var aynı, neredeyse aynı.'' türünden sözler söyleyerek güldürdü ve ibo'dan esinlenerek (evet cidden ibo dedi) oluşturduğu riff'i çaldı. ona da güldük haliyle. bir ara da ''bakalım çaldığım şarkıyı bilebilecek misiniz?'' tribine girerek
judas priest çaldı, kimse bilemeyince de pek hayalkırıklığına uğramadı sanırım
*.
serenity painted death çalmadan önce de normalde bu şarkıyı çok çalmadıklarını çünkü çalınmasının zor olduğunu, bu sebeple toplu headbang çağrısında bulundu. bunca yıldır dinleyicisi olmama rağmen ilk kez şarkıyı dinlerken
headbang yaptım, kendimden geçtim. lakin, insanların
içinde konseri izlemek istemediğimiz için arkalara gittiğimiz için, oldukça -ayıptır söylemesi- andaval izleyiciler arasında bulduk kendimizi. adeta birinci dünya savaşı'nda cihat çağrısını siklemeyen araplar gibi bakıyorlardı. lakin ön tarafların gerek headbang, gerekse şarkıyı hep bir ağızdan söyleme konusundaki performansları takdire şayandı.
malum yeni çıkan albüm
watershed olunca, son albüm ağırlıklı bir setlist bekleniyordu. lakin gerekçe olarak ''albüm yeni yeaa daha çalmasını bilmiyoruz yeaa'' diyerek sadece heir apparent çalındı ki albüm tanıtımı için oldukça doğru bir seçim olduğunu düşünmekteyim. bis için çok fazla bağırmaya gerek kalmadı. mikael geldi ve ''ışıkların arasında havalı durdum mu?
kovboy gibi'' türünden laflar etti, ''sizleri çok çok çok seviyoruz bu sebeple diğer yerlerde yaptığımızın aksine 1 yerine 2 şarkı çalıcaz b@bs'' diyerek in my time of need ve the drapery falls çaldılar. konser esnasında her istediğim şarkıyı bağırarak dile getirmeme ve akabinde bu şarkıların çalınmasına oldukça şaşmış hatta utanmadan yanımdaki arkadaşlara hareket çekmiştim
*. şimdi görüyorum ki setlist zaten önceden hazırmış. tü diyorum tükürüyorum o anki heyecanıma şimdi. boynum bükük kaldı. ayrıca bisten sonra 2 şarkı çalınması zaten gerekliydi zira diğer yerlerde
in my time of need ana setlistte yer alıyormuş. ''kimi kandırıyorsun lan sen?'' demek istiyorum kendisine. bir de arada ''sizi o kadar çok seviyorum ki keşke evli olmasaydım.'' dedi. adam kimi gözüne kestirdi kimi sikecek belli değil. son şarkı çalınacakken, telefonlara yağan ''maçı aldık ohohoh'' türünden mesajlar ile konser alanı adeta bir stadyuma dönüştü. ''kırmızı! beyaz! en büyük, türkiye!'' nidaları ile birbirinin üstüne atlayan gençler, bu harika gecedeki heyecanlarını da üçe dörde katlamış oldu böylece.
park orman girişinde neredeyse donumuza kadar aranmamıza, serçe parmak eninde ve boyunda bir biraya 6 ytl vermemize ve şahsım adına bana geriye iz olarak şiddetli sırt ve boyun ağrıları bırakmış olmasına rağmen bu allahsal konser için, yeni baba olmuş eskinin sırma şimdinin kısa saçlı
martin mendez'ine, klavye değiştirirken savurduğu zilyon metrelik saçları ile
per wiberg'e,
martin lopez hayranı olmama rağmen bu gece mükemmel bir performans sergileyen
martin axenrot'a, mutantik
fredrik akesson'a ve son olarak yaklaşık bir buçuk saatlik konser boyunca enerjisinden milim eksiltmeyen
mikael akerfeldt'e ve tüm opeth hayranlarına teşekkürü bir borç biliyorum.
pale, covered me with sweat
there are no words left!