2 temmuz bir hayallettir. madımakta ölen aydınların üstüne çöken hayalet. barbarlar ordusunun topraktaki gülleri kopardığı bir gün batımı, karanlıktır.
evet;
otuzar otuzar yanmamız gerek.
evet, insanın yalnızca insan olması nedeniyle bile değerli olduğunu bir türlü anlayamadık.
ve evet, okulsuz köy olacak; o köye üç tane cami yapacaklar, oruç tutmayanı dövecekler. üzüleceğiz, bizim başımıza gelmediğine 'şükredeceğiz.' sivas katliamı başlığının altına 'ülkemizi orda burda kötü tanıtan' bir olay olduğunu yazacağız örneğin.
ötekileşme ne demek?
(ağdayla ilgili bir başlığın altında 'kabul edelim, doğuluyuz, tüylüyüz' anlamında bir tümce okumuştum. bu, örneğin.)
"avrupa'da, amerika'da türklere iyi muamele edilmiyor"; "doğu ne - batı ne" ... diye söylenen ezberciler bosna'da katledilen müslüman kardeşlerine ağlarken çok saydıkları ülkelerinin topraklarında diri diri insan yakacaklar. ötekini yakacaklar. üstünden 16 yıl geçecek. ve işte o kendini sürekli tekrar eden ezberci miladi takvim bünyesine et, kan, can doldurmaya devam edecek.
eşkiya dünyaya hakim çoktan.
ve türküler yanar.
güzel günler de görmeyeceğiz hiçbir zaman.
hadi gidin yemek yiyin şimdi. et yiyin!
hepimizin allah belasını versin, hepimizin!
bak sevgili, bugün 3. yılı. 3. yılı o kutsal mutluluğa merhaba deyişimizin. sen terk etsen de, ben sandık sandık biriktiriyorum özlemimi. bir anlamı olmayacak biliyorum senin için. sebep ve sonuçlar arasında gel-gitler yaşayıp kafa da patlatmıyorum artık. olanlar ile olması gerekenlere üzülmek her ne kadar elimde olmasa da, düşünmemeye çalışıyorum. ve ben hala seni unutamıyorum. enteresan ama benim için bile bir önemi var mı diye düşününce, içinden çıkamıyorum. ruhunla kutsanan ruhum, bana kayıtsız ruhuna eminim artık bir yabancı. ben sadece seni yaşıyorum. ne senden bir şey bekleyerek, ne de bir şey umut ederek. arzuladıklarım mucizevi bir şekilde sarılsa da bana, kabul edebileceğim bir şey değil artık. hep derdim ya, ben sadece onurlu kalabilmeye çalışıyorum.
bugün kepimi attım. sensiz. o da koydu. aynı güne gelmesi de enteresan. eksik olan sendin. ve tamamlayamayacak olan da. kirlendi bazı şeyler. çocuk gözlerle bakmayı özledim. ben küçükken babamın"her şey iyi olacak oğlum"demesini de. dağ gibi yüreği iki ayda öylesine yoruldu ki.
bugün 2 temmuz.
ne kadar da farklı hayal etmiştim oysa. boğazımda hala düğümünü çözemediğim ahlarım, eyvahlarım. ve ben boktan bir durumda bu güzel güne gözyaşlarımı katık ediyorum. erkeklik eğer söylendiği gibi ağlamamaksa, fahişelerden de beterim. ama dedim ya ben sadece onurlu kalabilmeye çalışıyorum. elimde kalmasına uğraşacağım yegane hazinem o. yitirmektense yok olmayı seçeceğim yegane hazinem o.
sağ ol, uzak ol, iyi ol. beni görmesin gözün, tutmasın elin. ama her şeye rağmen yaşanacak tek mutluluk varsa onu da benim yerime sen al. ben sadece onurlu kalabilmeyi istiyorum. gerisi tanrının lutfudur bana. affetsin beni. sızım kahretmelerime sebep olduğu için bağışlasın. bana onurumu eksik etmediği için ve 2 senemi seninle süslendirdiği için minnettarım o'na. acım bazen yükünü kaldırmakta zorlanacağım kadar ağır.
bugün 2 temmuz.
kaybettiğim tüm mutluluklar seninle olsun. canın sağ olsun.
1 temmuz 1993 günü şenliklerin ( pir sultan şenlikleri ) açılısı yapıldı. etkinliklerin yapıldığı alanlarda binlerce insanın coşkusu, sevgisi ve dostluğu kaynaştı... kitap standlarının önünde uzayan okuyucu kuyrukları, yazarlarla sohbetler, pir sultan abdal'ın dört yüzyıl öncesini yeniden canlandıran tiyatro oyunu ve resim sergisi görülesi etkinliklerin sadece birkaçıydı.
2 temmuz 1993 cuma günü, gün doğumuyla şenliklerin ikinci günü de aynı coşku ve heyecanla başladı. sanata ve kültüre yönelik ilgi giderek yaygınlaşıyordu.
halk, kültüre, sanata, yeniliklere ve dostluğa yönelik bu etkinliklere coşkuyla katılırken ne yazık ki, halkın uyanmasını ve bilgilenmesini istemeyen egemen güçlerin taşeronluğunu üstlenmiş şeriatçı ve ırkçı örgütler de saldırılarının tüm hazırlıklarını tamamlamış, cuma namazından sonra yapacakları saldırı ve katliamın işaretini bekliyorlardı. cuma namazı belki de tam bitmemiş olacak ki; ortada görülen ilk saldırganlar bir yandan ellerinde sopaları tutuyorlar, bir yandan da yarım bıraktıkları namazlarını tamamlamak için sağa sola selam vererek koşuşuyorlardı...
bu arada saldırganların sayısı, diğer camilerden gelenlerle artıyor ve on binlere yaklaşıyordu. gözleri kanlı saldırganlar, dişlerini gıcırdatarak ve vahşi hayvanlar gibi yiyecek insan arıyorlardı. insan kokusunu madımak oteli'nden aldılar ve oraya yöneldiler (!)
madımak oteli'nde yazar, ozan, sanatçı, tiyatrocularla semah ekiplerinin elemanlarından oluşan yaklaşık yüz kişi bulunmaktadır. otelin önüne toplanan şeriatçı binlerce kişi, '' şeriat isteriz. komünistlere, dinsizlere ölüm... şeriat gelecek, adil düzen kurulacak ...'' sloganlarıyla bağırıyorlardı. bu sesler emniyetin ve askeri güçlerin kulaklarına çarparak sivas'ın sokaklarında yankılanıyordu. oteli yakmak için güvenlik güçlerinin gözleri önünde bez parçaları ve bidonlarla benzin taşınıyordu. askeri birliklerin üst yetkilileri de oradaydılar. bu yetkililerin, başka yerlerden bu biçimde davranmak için emir almışçasına, saldırıyı engelleyici herhangi bir etkinlik içinde olmadıkları görülüyordu. güvenlik güçlerinin o vahşi ve kan içici saldırganlar karşısında suskun kalması, ancak ya devletin güçsüzlüğü veya saldırganlarla işbirliği içinde olduğuyla izah edilebilirdi.
oteldeki insanlar, önce sivas'ta bulunan devlet yetkilileriyle ilişkiye geçerek yardım istediler. daha sonra ankara'ya geçerek başbakan yardımcısıyla, ilgili yetkililerle, içişleri bakanlığı'yla, milletvekilleriyle görüşerek kurtarılmalarını, saldırının engellenmesini istediler. konuştukları yetkililer de kendilerine güvence verdiler. güvence verilir verilmesine de, tam sekiz saat kurtarılmayı beklerler boş yere... malesef, eli kolu bağlanmış gibi duran güvenlik güçlerinin gözlerinin önünde otel çoktan ateşe verilmiş ve 37 insan yakılarak katledilmiştir. oteldekilerin altmış kadarı da salt kendi olanaklarıyla yaralı olarak ölümden kıl payı kurtulmayı başarmıştır.
cumhurbaşkanı süleyman demirel, '' halka güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz '' diyor. saldırganlar halk görülürken, oteldekiler halk sayılmıyor.
başbakan tansu çiller'in, '' çok şükür otel dışındaki halkımız zarar görmemiştir '' demesi; içişleri bakanının olaylardan sonra sivas'a gittiğinde madımak oteli'nin içindeki yanık insanların kokusu genzini yakarken '' aziz nesin'in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir '' demeleri çok düşündürücüdür. beyanlar, katliamın siyasi iktidarın bilgisiyle yapıldığı şüphelerini gündeme getirmektedir. ( doğruluğunu bilemem; ama bu yazıyı yazarken nefret etmeme neden oluyor )
çok üzgünüz sivas. 37 insan can verdi... yanarak... yakılarak.
dördüncü yılı o kutsal mutluluğa merhaba deyişimizin
dördüncü yılı, gün ağaran hüzünlere umut ekişimizin.
ve şimdi yoksun!
sanki varsın da
sanki birazdan kapıyı çalacaksın da
ve tüm bu kalp ağrılarım yalanmış da
sen, tüm ışıltınla yok edeceksin sensizliğimi
doğacaksın yeniden ve “sen” ekeceksin ölü toprağıma
serseri geceler yetmezmiş gibi
güneş doğmadan başladı ahlarım eyvahlarım
olmayan sabahlarımda doğuramadığım merhabalarım var bilmezsin!
gün ve gece şahit sensizliğime
adımlarımda ürkek telaşların sabırsız bekleyişleri…
bitmedi, bitmeyecek…
sen gideli küllenmeyen yangınlarımın içinde çığlıklarım
acıyla büyüyen hasretimde kimseye duyuramadığım feryatlarım var…
zaman eskitemedi varlığını
“sen” kokan dünyamda seni yeşertti kan çiçeklerim!
kangren yapraklarında seni soludum, seni yaşadım
soluduğum havada seni aradım
bu şehir artık sendin benim için…
geçtiğin sokakları, güldüğün köşeleri gezdim dolaştım
izlerinde seni aradım mutlulukların
acımasız engellerle büyüdü çaresizliklerim
sana meftun inleyişlerimle çınladı dünyam.
seni aradı, seni diledi.
beni “ben” yapan acılarımda
hislerimin toplamı “sen”…
beklentim de yok gün doğumlarından
şikayet etmedim gecelerden
ve kahretmedim!
belki de tüm beklentilerimi bir sandığa kilitledim
yoksunlukları acı da verse
kıyamayacağım kadar değerliydiler
içimde sevgim
kalbimde kırıklarım
ve düşlerimde “sen”…
öpüp kokladığım birkaç küçük eşya yaralar beni…
bileğine doladığın ip,
birkaç fotoğraf
ve 2012 yılında okunmak üzere yazdığın mektup…
kahve gözlerinin cennetinde
gözümü her açtığımda gülümsüyor hayalin.
ufkuma asılmış gibi
yüreğime kazınmış gibi
ciğerime doluyor gibi
bugün 2 temmuz…
kırık kalpler yaşattım
solgun düşler büyüttüm
ve beni sen yapan aşkların emanetinde
acılarıma gömüldüm