malatya'da hristiyanlıkla ilgili kitap basan yayınevinin basılması olayıdır. ilk bilgilere göre 3 kişi boğazları kesilerek öldürülmüş , 2 kişi yaralanmıştır.
eski adı kayra yeni adı zirve olan yayınevine -ki vakti zamanında adı geçen yayınevi incil dağıttığı gerekçesiyle sert protestolarla karşılaşmış- düzenlenen saldırıdır. dört yurttaş ölürken bir yurttaş da yaralanmış. suçun kurbanların boğazlarının kesilerek vahşice işlendiği de söylenmekte.
birilerinin maşa olarak kullanıldığı provokasyon. cehaletin ülkemizde ne boyutlara geldiğinin göstergesi. kuşkusuz buradan en büyük zarar yine türk halkına çıkartılacaktır.
yazık dedirten olay..
failleri yakalansa da büyük olasılıkla (olasılık bile değil aslında ama neyse) milli veya dini duygularla hareket ettikleri yetkili(!)lerce tv kameralarına açıklanacak, cezaevinden çıktıklarında ise türkiye bunlarla gurur duyacaktır muhakkak.
güzel ülkem nereye gidiyor, bu nasıl bir vahşettir diye düşünmeme sebep olan olaydır. bunu yapanlar insan olmaz diye haykırmak geliyor içimden. insan hayatının bu kadar ilginç nedenlerle yokedilmesi affedilir değil.
"memleket sevdalısı" tosuncukların başka bir vatan ihaneti daha. hoşgörü ikliminden vahşet iklimine geçişimizin başka bir hazin hikayesi. nerde kaldı bizim hoşgörü anlayışımız diyesim geliyor. şimdi istediğin kadar kıçını yırt ama adamlar sana diyecek ki" hrant dink'i öldürdünüz. malatya'da hristiyan kitabevini basıp üç kişinin boğazını kestiniz. şimdilerde bunu yaptığınıza göre yıllar önce ermeniler'i de hayli hayli katletmişsinizdir". ne diyebiliriz. işte o kitabevindeki masum insanların ölümü bir yana, al sana çok güzel bir argüman, oyuncak daha. bu ülkenin altını oyanlar ne yazık ki bu eylemlerini vatan için yaptıklarını söyleyip meşruiyet kazanmaya çalışıyorlar. yazık! şimdi birileri neyi kurtardığını sanıyor. kendisinden başkasına yaşam imkanı tanımayan bir toplum haline gelmeye başladık. bu mudur mevlana'nın, yunus'un sevgi tohumları hoşgörü anlayışı yerleştirdiği anadolu insanı? değildir tabi ki ama gel de şimdi üç çapulcunun sıçtığı boku temizle. üç çapulcu çıkar gider ermeni bir vatandaşımızı vurur, diğerleri oruç tutmadığı için öğrencilere satırla dalar, başkaları incil basıyor diye kitabevini basıp adamları keser. bu şekilde islamı, anadolu'yu hristiyan misyonerlerinden kurtardınız ya, bravo. malesef ortalıkta böyle serseri mayın misali dolaşıp nerede patlayacağı belli olmayan, "vatansever" vatan hainleri var. ogün samast olayında katilin gördüğü iyi muamele ve fotoğraf çekilmesinin de bunda etken olduğunu düşünüyorum. ne de olsa vatan kurtarmaya gidiyorlar ya. şimdi bazı forumlarda da muhteşem yazılara rastlanır. ne gibi mesela " yok öyle burası türkiye, müslüman mahallesinde salyangoz satamazsın" "misyonerlerin sonu böyle olur" vs vs. ne kadar bilinçsiz ve cahil bir toplum olarak bırakıldığımız ortada.
artık lütfen "bu ülkede bütün dinler milletler kardeşçe barış içinde lay lay lom yaşarlar" "biz senelerce barış içinde yaşadık" gibi laflara hep beraber götümüzle gülelim diyerek bir çağrı yapmak istiyorum. göz göre göre bu kadar olay yaşanırken, cinayet işlenirken (tecritler, 6-7 eylül olayları, alevi katliamları, sivas, hrant dink vs.) ve bunlara karşı hiçbirşey yapılmazken, alttan alta gaz verilirken, sıkışıldığı anda münferit olay deyip geçilirken eminim birkaç utanmaz bundan sonraki herhangi bir tarihte bu lafları gene söyleyecektir.
yok kardeşim biz barış içinde falan yaşamıyoruz, yaşamadık da zaten. eğer insanların sesi çıkmıyorsa bilin ki korktukları sindikleri içindir.
doğal evrim sürecini tamamlıyamamış, maymun ile insan arasında kalmış tuhaf bir canlı türünün yetkililerce insan zannedilerek hayvanat bahçesi yerine özgürce sokağa salınması sonucunda meydana gelen olaylar zincirinin yeni bir halkası.
sanki bir grup kıllı ayı gidip misyonerleri öldürdü diye tüm ülke namaza duracak. ilk işim gidip bir incil alıcam ve tövbe edip hristiyan olucam, inat değil mi?
bir çok girimde kamplaşmanın zararlarına karşı, ideolojik çift kutuplaşmanın zararlarına karşı görüş bildirdim. bu olay, kamplaşma, hele de dindar - ateist, atatürkçü - yobaz şeklinde kamplaşma olursa olayın nerelere varacağının göstergesidir. bir laboratuardır malatya sadece, ama en iyi gözlem burada yapılır. malesef, kendini cumhuriyetin bekçisi olarak görüp elitist bir tavırlar halkı "bilinçlendirme" çabasına giren malatya üniversitesi yönetimiyle, atatürk rozeti görse din elden gidiyor diye yaygara koparan cahil, bilinçsiz, görgüsüz, kaba, insanlığı içine sindirememiş, en kötüsü de savunduğu islam'ın i'sini anlayamamış yobazlar arasında son on yıldır süren kamplaşma, zıtlaşma, inatlaşma ve sosyal düellonun sonunda yarattığı patlamadır bu olay. ölen hristiyanların cennetlik ve hatta şehit olduklarına, bir müslüman olarak inanıyorum.
ha işin içinde tahrik vardır, misyonerlik vardır. olabilir, bilemiyorum. buna tepkiyi yine aynı şekilde, dilinle, yazınla verirsin, tabii kapasiten varsa.
unutmayalım ki, biri bize tokat atarsa, daha sert tokat atarız cevap olarak. ve daha da sert tokat yiyip daha da sert tokat atmak isteriz. ta ki bir taraf yıkılkana kadar.
sözlüğün başında oturup kınamaktan başka bir şey gelmiyor elimizden ne yazık ki. kutuplaşma giderek artacak gibi görünüyor. trabzon'da papazın öldürülmesi, ermeni hrant dink'in sırf ermeni olduğu için öldürülmesi, şimdi de hristiyan yayınları satan yayınevini bombalayan bu dangalaklar.
şansa bakın ki cumhurbaşkanlığı seçimi arefesinde gerçeklemiş! rahmetli hrant dink de musul/kerkük meselesi tartışmaları, had safhada vatandaşın gündemiydeyken kurban edilmişti bazı sözde, gözde ve amdan götten tanrılarca. bunların adı suni gündem değil, insanlık dışı gündemdir. çok değerli insan hayatı böyle pis işlere alet olmaya başlamışsa jackpot ciddi anlamda büyük olmalı . sıradaki şarkıyı piramidin tepesindeki orospu çocuklarına armağan ediyorum:
-who made you god to say i'll take your life from you?*
not: haberi 10 dakka önce okudum, hakkında hiçbir yorum okumadan yazdığım giridir. umarım yanılıyorumdur.
birçok noktanın yanında çağırışımsal olarak olsa dahi malatya doğumlu hrant dink'i de akıllara getiren cinayet.
daha önce incil'i yayımladıkları için "ülkücüler" tarafından protesto edilen bir yayınevine yapılan baskın; geçen yıl istanbul ülkü ocakları'nın "agos" gazetesinin önünde "agos'u basarız hrant'ı öldürürüz" minvalli slogan atıp eylem yapması, dink'in mahkeme koridorlarında tekmelenip hakarete uğraması, binlerce tehdit maili alması gibi spesifik olgular cihetinden bakıldığında dink cinayeti'ne adım adım, göz göre göre gelinmesi ve daha nice siyasi, etnik, dini cinayetle hemzemin bir seyir izliyor. cinayet ile ilgili ayrıntılara henüz vakıf olmasak bile, elbette yaşanan bu son cinayetin; musul-kerkük–kuzey ırak meselesi, kürt sorunu, sermayenin yeniden yapılandırılması, cumhurbaşkanlığı seçimi, yaklaşan genel seçimler ana başlıkları üzerinden son süreçte ülke indinde bizzat egemen iktidar(lar) eliyle yaratılan gerginlik ortamının bir parçası olduğunu yahut buna hizmet ettiğini düşünmek zorlayıcı olmayacaktır.
halkın örgütsüzlüğünden faydalanıp onu türlü eylemler ve aygıtlarla provoke etmek; zaten yakın tarihimiz boyunca laik–şeriatçı, solcu–sağcı, alevi–sünni, türk–kürt çatışmasını akıl almaz sistemli kitlesel cinayetlerle körükleyen türk faşist diktatörlüğünün en bilindik yöntemi. bu yöntemin uygulayıcıları ise; zihniyetin ve diktatörlüğün joker fenomenleri "din ve şovenizm"in maşa pratisyenleridir. "bu insanlar müslüman olamaz, bunların hoşgörü dini islamiyetle alakaları yoktur", "bu kişiler misafirperverliğin dünyadaki en iyi temsilcisi türk milletine ait değildir" de o halde nedir? sivas katliamı'nı gerçekleştirenler 'müslüman' değil; maraş ve çorum katliamları'nı örgütleyenler ve uygulayanlar ülkücü değil... kimdir bu diktatörlüğün tetikçisi; burjuva egemen iktidar hangi ideolojiden besleniyor, hangi dini unsurları istismar edip o dini kullanıyor? sorun, müslüman olmakta yahut olmamakta değil; mesele, islamiyetin ve milliyetçiliğin bu ülkede hangi noktalarda kullanıldığıdır ve bunların ama bilinçli ama bilinçsiz nerelere, neylere hizmet ettiğidir. cinayetleri işleten büyük ağabeyler, katilleri lanetler(!), "bunlar milletimizi bölmeye çalışan üç beş çabulcu" der, yine katilleri "islam dinine yakışmamakla" suçlar, ancak kendi iktidar zeminini güçlendirmeye devam eder; dumanlı, kaotik ortamdan ustaca sıyrılmayı başarır.
kim sanar ki; sermayenin ve diktatörlüğünün dini ve milliyeti olur! ya uşakları ve tetikçileri?
cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde eylenen tavır ve son yaşanan bu katl de gösteriyor ki; türkiye'de "demokrasi"yi, "cumhuriyet"i ağızlarda pelesenk etmek, koca tarihsel bir yalanın yıllardır ilericiler, devrimciler tarafından ayyuka çıkarılma gayretlerini görmezden gelmek, esas olarak ülkenin özgür ve bağımsız geleceğine ihanettir. neyse odur. hiçbir inkâr, ret yanlıştan geri döndürmedi. ülkemizde en ufak bir halk muhalefetinde yahut kendisinin krize girdiği dönemlerde dahi diktatörlüğün burjuva-demokrasisi(!)nin yanıbaşından kafasını çıkarması artık bir şeyleri gösteriyor olması gerekiyor. "susurluk kazası"a gelinene dek ilericiler, demokratlar, devrimciler 'derin devlet'ten, 'kontr-gerilla'dan yıllarca bahsetmiş; ancak her türlü aygıtla donatılmış kapitalist iktidar bunları yığınların gözünde ve kulağında savmayı bilmişti. kazayla birlikte ise tüm pislikleri ortaya çıkmış ve örgütlü bir halk muhalefetiyle karşı karşıya kalmıştı. sonrası ise... ne? her daim kullandığı "şeriat" nüvelerini bir tehlike gibi görüp/gösterip "şeriat geliyor" şiarıyla gerçekleşitirilen "28 şubat" darbesi! ve köşeyi dönmesi. derin bir nefes...
dün; susurluk'ta, şemdinli'de, çorum'da, maraş'ta, sivas'ta, bugün; halaskargazi caddesi'nde hrant dink cinayeti ve malatya'da zirve yayınevindeki cinayette yakalanan faşizmdir. daha neyi, neleri görmezden gelebiliriz! nereye kadar ısrar edeceğiz "karanlık güçler" diye, "dış mihraklar" diye, "bunlar müslüman değil" diye? bırakın bu açıklamaları resmi ağızlar yapsın....
karanlığa, zulme, her türden gericiliğe ve burjuva diktatörlüğüne, faşizme karşı topyekün mücadele etmekten başka neyi var ellerinde her milliyetten ve her dinden bu ülke insanın?
türkçede güzel bir kelime vardır: hoşgörü
ama ben son yıllarda bu kelimenin pek kullanılmadığını düşünüyorum.kullanmak derken konuşmak değil hissetmek ve düşünmek.biz mevlananın torunlarıyız.ne olursan ol gel diyen bir mevlananın.peki nereye gitti bu hoşgörü?
farklı düşüneni farklı inananı vuracak mıyız?
bu topraklarda farklı insanlar 1000 yıldır yaşıyorlar.
herkesin bu soruları kendine sorması gerekmektedir kanımca.
yobazlığın son noktası, beni malatyalı olmaktan utandıran hadise. sırf askılı giymiş diye sokakta bir kızın üstünü başını parçalamasını da gördü bu memleket. allah belalarını versin demekten başka şey gelmemesi elden daha da acı. hadi bu seçimde de gidip gözlerimiz kapalı oy verelim gene, sonra gelip bizi de kessinler.
eminim bunu yapan adamlara da,malatya karakollarında arka planda türk bayrağı olan bir fotoğraf için hazırlık yapılmıştır.siz cumhuriyeti kurtarın yanınızda cehaletten can çekişen adamları görmeden devam edin.
zaten malatya'da bi düzgün olay olsa, bi düzgün insan çıksa dişimi kıracağım kesinlikle..
ya psikopat olup,katil çıkarlar yada böyle olaylara tanıklık ederler.
herhalde yapılacak istatistik'te en göz önündeki katiller malatyalı çıkar..
ek:malatyalı sayılırım,fakat psikopat değilim.
ek2:buradan eksi oy veren arkadaşlara sesleniyorum,bende sizdenim,beni eksilemeyin.lütfen geçmişe bir bakın..a'dan z'ye en ünlü psikopat türk katiller malatyalı değil mi...en azından %90'ı....