• görseller

    • 18 mart çanakkale şehitlerini anma günü
    • 18 mart çanakkale şehitlerini anma günü
    • 18 mart çanakkale şehitlerini anma günü
    • 18 mart çanakkale şehitlerini anma günü
    • 18 mart çanakkale şehitlerini anma günü
    • 18 mart çanakkale şehitlerini anma günü
  1. her yıl sırf iş olsun diye değil o günleri hatırlayarak orada yatan şehitlerin neden canlarını feda ettiklerini düşünerek anılması gereken gün.
  2. 18 mart deniz zaferi dolayısıyla tüm şehitlerimizin anılması amacını güden gündür. 18 mart tarihinin şehitler günü olarak anılmasına 27.06.2002 tarihinde 4768 sayılı kanunla karar verilmiştir. bu kanunun birinci maddesi şöyle: "18 mart şehitler günü, 19 eylül gaziler günüdür. anılan günlerde bütün kamu kurum ve kuruluşlarının öncülüğünde, halkımızın ve sivil kuruluşların iştiraki ile her yıl anma töreni düzenlenir."
  3. vatanı bölmek, halkı birbirine düşürmek, toprağımızın her bir karesisinde gözü olan emperyalist ülkelerin gözüne gözüne sokmamamız gereken bir gün. gencecik çocukların silaha sarılarak cepheye gitmesi, vatanımızı kurtarmak için arkada gözü yaşlı analar, çocuklar, karılar bırakması vatanımızın ve topraklarımızın ne kadar kıymetli olduğunu, canımız pahasınada olsa bir taşını kimselere veremeyeceğimizin cümle aleme ibret olacağı birgün. ruhunuz şadolsun.
  4. çanakkale şehitlerine

    şu boğaz harbi nedir? var mı ki dünyâda eşi?
    en kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
    -tepeden yol bularak geçmek için marmara’ya-
    kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
    ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir avrupalı'
    dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
    eski dünyâ, yeni dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
    yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
    avusturalya'yla beraber bakıyorsun: kanada!
    çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
    sâde bir hâdise var ortada: vahşetler denk.
    kimi hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
    ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
    ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
    kustu mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
    maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
    medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
    sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
    öyle müdhiş ki: eder her biri bir mülkü harâb.

    öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    atılan her lağamın yaktığı: yüzlerce adam.
    ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    o ne müdhiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer...
    kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
    saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
    yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
    veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
    top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    aınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
    hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
    çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkâm.

    sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
    bu göğüslerse hudâ'nın ebedi serhaddi;
    'o benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
    asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
    işte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
    şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    o, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
    vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    bir hilâl uğruna, yâ rab, ne güneşler batıyor!
    ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
    ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
    bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
    'gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
    herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
    seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    'bu, taşındır' diyerek kâ'be'yi diksem başına;
    ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
    kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
    mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    yedi kandilli süreyyâ'yı uzatsam oradan;
    sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
    uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
    türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
    tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
    sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    şarkın en sevgili sultânı salâhaddin'i,
    kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran...
    sen ai, islam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    oodemir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
    sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
    sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...heyhât,
    sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    sana âgûşunu açmış duruyor peygamber.

    mehmet akif ersoy

    ne güzel anlatmış şair.bu şiiri okurken 18 mart şehitlerimizi saygıyla anıyorum gözyaşlarım pınar oldu.
  5. emperyalizme karşı kazınılmış büyük zaferlerden birinin yıl dönümüdür. ancak ne yazık ki günümüzde yanı başındaki işgale sesini çıkartmayan hatta destek vermek için ellerinden geleni yapan insanlar tarafından rant sağlamak amacıyla insanların duygularını sömürmek suretiyle kullanılmaktadır.
  6. bu çok özel günün bu sene yapılan anma töreninde rte yaptığı konuşmasında yaptığı icraatlardan bahsetmiştir. öptüm gözlerinden onun...