ezeli rekabetin 100. yıldönümü web sitelerinde, taraftar forumlarında, resmi kurumlarda ve yurtdışı temsilciliklerde törenle kutlanır iken, kapalı üst tribünden takip ettiğim maç. maça benimle beraber gelen, galatasaray'ı tutan, ancak futbolla tek alakası "ay bu
emre aşıkdimiğğğ, hani
aysun kayacı'nın eski sevgilisi" olan kayınkuzene (hanımın kuzeni) futbol hakkında bilgiler vererek maçın başlama saatini bekliyordum.
h: bak bu lincoln, şu 10 numaralı beyaz formalı.
kk: beyazlar galatasaray mı?
h: evet
kk: hhehe, kandıramazsın beni, bi kere galatasaray'ın rengi sarı kırmızı, onu biliyorum. sarı kırmızılılar galatasaray.
h: ya malatya o, onların da rengi...
kk: peki bişi sorucam, neden iki kale var?
h: nasıl yani? işte her takımın iki kalesi var.
kk: yok öyle değil, bak bu tarafta iki kale var??
baktım, gerçekten de eski açık tarafına yedek kale konulmuştu bir tane tribünün önüne.
h: o şey içindir... hmmm sabri içindir..
kk: niye sabri için?
h: onu anlatamam... onu kimse anlatamaz...
kk: sabri hangisi?
h: şu yürüyen dikdörtgen
kk: 55 numara?
h: evet... sabri o....
kk: neden iç geçirerek söyledin ki?
h: çok uzun hikayedir, eskiden antidepresan almadan gelirdim maçlara ben...
kk: eee?
h: neyse maç başlıyor
gerçekten de hakem düdüğünden o tiz sesi çıkartıyor ve maçı başlatıyordu. galatasaray; lincoln, arda turan ve aydın yılmaz la atak geliştiriyor, ümit karan bunları hunharca harcıyor, sabri de antidepresan ile kendisi arasındaki ilişkiyi çözmeye çalışan kayınkuzenin kafasını daha fazla karıştırmak istercesine son haftalardaki gerçekten iyi performansını sergiliyor, "ahahahah, bak cevahir'e gider" dediğim bir ortası beni göt edip üst direkten dışarı çıkıyordu. daha sonra meira'ya akıl dolu bir arapas (evet sabri) atıyor, meira bunu harcıyor, son haftalarda azalan sempatimi dibe vurduruyor, bu arada fenerbahçe'den tanıdığımız
celil sağır malatyaspor formasıyla, şovla karışık kontrataklara çıkmak istiyor, ancak cılız ataklar aykut un kucağında kalıyor, malatyaspor kalecisi emrah ise güzel kurtarışlar yapıyordu. dakikalar 18 e geldiğinde güzel bir paslaşma kombinasyonu ile arda, hakan balta'yı ceza sahasına sokuyor, hakan balta aydın'a "al da at" dercesine bir pas atıyor, aydın ise "dostum, bana emir kipiyle konuşma, bi kere önce o eli indir, ama neyse, getirmişin, atayım bari" diyerek takımını 1-0 öne geçiriyordu. bu golden sonra taraftar ve takım işi rölantiye alıyor, herkes kendi dalgasına bakıyordu. ilk yarı bu skorla bitecek denirken (lan bu klişenin de hastasıyım biliyomusun?) sabri fazla rahatlığın etkisiyle yanlışlıkla mükemmel bir orta yapıyor (evet sabri) ümit karan'da bunu acayip bir kafa vuruşu ile doksan tabir ettiğimiz köşeye (baaak, klişeye baak) gönderiyor ve takımının soyunma odasına 2-0 üstün girmesini sağlıyordu.
devre arasında kayınkuzen ısrarla sabri-antidepresan ilişkisini ve emre aşık'ın şu an kimle beraber olduğunu soruyor, ancak net bir yanıt alamıyordu. ne bileyim lan, emre nin bekçisi miyim ben?
ikinci yarıya; uzun süredir sahalardan uzak kalan
emre güngör tezahüratlar eşliğinde meira'nın yerine sahada başlıyor, tezahüratlardan gaza gelip ilk dakikada önündeki adamı biçiyor sarı kartı yiyor, kendisine "lan dikkatli olsana biraz" diye kızan ayhan'a "abi naaptım ben? sadece aha şöyle vurdum, aynı böyle bak" diye kendini savunurken ikinci sarıyı da yiyip 9 dakikada soyunma odasına gidiyordu. bu pozisyonu algılayamayan lincoln yanındaki güngör'e "niye kart yedi şimdi bu?" diye soruyor, "abi görmedin mi, aha böyle vurdu tekmeyi, aynı böyle" şeklinde anlatmaya çalışan güngör'de adsoyadaşıyla aynı kaderi paylaşıp, maçın 10 ar kişi devam etmesini sağlıyordu. daha sonra malatyaspor bir korner kazanıyor, kafaya çıkan alper topu kaleye yolluyor, bunu da seyreden aykut farkın 1 e inmesinde rol oynuyordu. santrayla oyuna başlayan galatasaray ataklar geliştiriyor, bunlardan birinde ümit karan arda'ya "al da at" dercesine bir pas atıyor, arda da "atmam mı abi, kaleciyi bile sokarım içeri" diyor, dediğini de yapıyordu kerata. "arda, arda turaan" tezahüratları sona ermeden konuk ekip sol kanattan bir serbest vuruş kazanıyor, "az önce nasıl yedin lan o golü" diyen emre aşık'a "niye yemiyim abi? çok kolay, bak aha böyle durcan, gördün mü? gene gol oldu, çok basit, herkes yapar" diyen aykut turgay'ın farkı yeniden 1'e indirmesine vesile oluyordu.
maç devam ediyor, kayınkuzen hala sabri ile ne alıp veremediğim olduğunu çözmeye çalışırken, sabri'nin ayağına sağ çaprazda bi top geliyor, sabri de "her hafta eski açıktan birini maç anısıyla evine gönderme" kampanyasının bu haftaki talihlisini belirliyordu. kayınkuzene "işte bak, gördün mü? o kaleyi ondan koymuşlar oraya" diyor ve "amaan sen de abartıyorsun, bi tane kötü vuruş yaptı çocuk, hem o kaleyi de tutturamadı" cevabını alıyordum. bu pozisyondan sonra galatasaray teeee karşı köşeden korner kazanıyor, sabri topun başına geçiyor, kayınkuzen de "bak yetenekli çocuk demek ki, kornerleri ona kullandırıyorlar" diyor ve benden şu cevabı alıyordu: "sen öyle san, görürsün şim.... aman... kafaya dikkat!!!!" neyse ki yere düşmeden kayınkuzeni tutabiliyordum. kayınkuzen önce sersemliyor, sonra alnında topun çarptığı yeri ovuşturarak "antidepresanın var mı yanında" diye soruyordu. son dakikalara doğru, yaser topla ceza sahasına giriyor, düşürülüyor, malatya 9 kişi kalıyor, yaser de skoru 4-2 yapıyor, bir kupa maçı da böyle bitiyordu.
- aykut, al sana fırsat, ama sanırım bu de sanctis'e bir fırsat oldu, tebrikler
- ümit karan, gol attın, attırdın, ama hala sen değilsin, toparlan bence
- emre güngör, umarım yaptığın hıyarlığın sen de farkındasındır
- arda, harikasın gene
- sabri, olm ben hala anlayamadım seni iyi topçu musun kötü topçumusun? ben mi abartıyorum?
- malatyaspor forvetleri, futboldan anlamayan bir bayana ofsaytı sadece iki pozisyonda anlatmamı sağladığınız için teşekkürler.