|
|
- türkiye nin 41 yıllık avrupa rüyasının sonucunun belli olacağı tarihi gün
- müzakere tarihi verilmesi ardından fransa cumhuriyeti'nin resmi olarak bizden ermeni soykırımını tanımamızı isteyeceği zirvedir.
bunu bugün fransız dış işleri bakanı kendi ağzıyla söylemiştir. onun yalancısıyım ben de.
edit: evet, onların yalancısıymışım.(whopper, 14.12.2004 00:55 ~ 16.12.2004 23:07)
- rte'nin vakti zamanında "bunlaaaaar avrupa birliği bizi alsın diye uğraşıyoooor, biz deeeee avrupa birliğine girmek istemiyoruuuuuuuz" gibi konuşurken, şimdi de tarih almak için "dönüştüğü" zirve
(bınar, 14.12.2004 01:00)
- ait olmadığımız, ortak dil, din ya da ırksal özellikler göstermediğimiz bir toplulukla birleşme çabalarımızda sanal bir kesinliğe ulaştığımız brüksel görüşmelerinin yapıldığı gündür.
bu yarım asırlık bitmek bilmeyen ab arzumuz söz konusu olup da bugüne dayandığında, nacizane fikrime göre sormamız gereken birkaç soru var.
+brüksel'de masaya ne sebeple oturduk? kırmızı çizgilerimiz nelerdi?
-ab ile birleşmeye olumlu bakmadığımdan ve yıllardır her hükümetin, 1998 yılındaki çıkışmamız hariç, ab'nin her dediğine evet demesinden midir bilinmez ben, ülkemin kırmızı çizgilerini bir türlü anlayamadım. en azından benim kırmızı çizgilerim ile farklı olduğunu biliyorum.
+brüksel'de ne oldu? alınan kararlardan hangileri çifte standarda sahip?
brüksel'de önemli gibi gözükse de aslında sadece bir ayrıntı olan karar çıktı ve ab, türkiye ile 3 ekim 2005 tarihi itibariyle tam üyelik müzakerelerine başlama kararı aldı. müzakere sürecinin ab'nin geleneksel saçmalığı doğrultusunda 10-15 yıl süreceği zaten aşikar. işte bu iki karar dışında "normal" olarak nitelendirebileceğim başka da bir karar yok. ortak pazar anlaşmaları zaten yürülükte. gelelim kanımca ağır olan anormal şartlara:
1) türkiye'den ankara antlaşmasının ek protokolünün yeni 10 üye için uyarlanması önce yazılı olarak istendi. ve evet haliyle kabul edilmedi tarafımızdan. ancak asıl sorun heyetimizin bu sorun için sözlü taahhüt vermesi. sözlü taahhüt, 3 ekim 2005 öncesinde ek protokolün, yani kıbrıs rum kesiminin kıbrıs olarak tanınması hadisesinin sadece geciktirilmesi demek. öyle garip bir durum ki 3 ekim 2005'e kadar rahatız 4 ekim 2005 sabahı kıbrıs'la ilgili her dayatma hakkı avrupa'nın seçimi olacak. bu durum "ab'ye göbek bağıyla bağlıyız" zihniyetine sahip olduğumuz sürece her dediklerini yapacağımızın önsözüdür.
2) daimi ve geçici derogasyonlar. en anlaşılmaz noktalardan birisi de bu durum. derogasyondan kasıt, emek, sermaye, nüfus ve mülk serbest dolaşımı gibi tüm ab ülkelerine verilen haklardan geçici ya da daimi olarak yararlanamama. 60-70 milyonluk bir nüfus -ki hatırı sayılır bir oran işsizdir- elbette letonya ve polonya gibi avrupa'nın işgücünü sırtlayan ülkeleri ya da almanya'da yaşananlardan hareketle fransız ve ingilizleri rahatsız edecektir. ama işin kaymağından vazgeçemeyen avrupa bu sorunu aklınca derogasyonlar yaratarak aşmaya kalkmış. geçici derogasyonlar ne yazık ki olacak, ancak işin daha da ilginci öyle bir ayrımcılık var ki bakalım ab komisyonu "daimi derogasyonlar" için ne diyor:
"müzakereler esnasında türkiye ile ilgili yapılacak tespitler ışığında öneriler sunulup, kararlar alınacaktır."
eh önerileri de kararları da tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok sanırım.
not: ab hiçbir üye ülke için derogasyon kararı almamıştır, derogasyon türünde kısıtlamalar genelde üye ülkeler arasında ikili görüşmeler sonucunda oluşmuştur ve hemfikir bir kısıtlamacılık kesinlikle ab felsefesine aykırıdır.
3) türkiye'ye bir sözlü taahhüt verdirilmiştir, lütuf olarak ise bu sözlü taahhüt iyi niyet olarak not edilmiş, deklarasyon dayatılmamıştır. türkiye bugün itibariyle bu şartları kabul ediyorsa, gün geldiğinde güney kıbrıs ile ab antlaşmalarını (gümrük birliği, avrupa ordusu protokolü vs vs) karşılıklı imzalayıp, onu tanımak zorunda kalacağını bilmek zorundadır. "güney kıbrıs'ı, kıbrıs olarak tanıyın" diyen bir zihniyeti oyalayıp kandıracağına inanmak hayalciliktir.
4) türkiye avrupa kurumlarına bağlanacaktır. evet bu madde çifte standart içermemektedir, her ab ülkesinin başına gelen bir hadisedir. ama kaç ab ülkesi bünyesinde boğazlar kurulu ya da devlete ait maden, demiryolu, petrol kurumlarını barındırmaktadır? işine geldiğinde şartları eşit uygulayan aynı avrupa, türkiye'den işçi gelişini bile kısıtlamaktadır oysa.
sonuç olarak "aman efendim bak deklarasyon yok, sadece söz verdik" ya da "aman efendim derogasyonlar geçicidir, korkmayalım o kadar olur" zihniyeti "ab içinde yer almak istiyorum" anlamına değil, meşin topu olan mahalle çocuklarına "abi lütfen ben de oynayayım hadi abi be" diye sızlanmak anlamına gelir.
bugün adını hatırlamadığım bir zat -ki eminim bu konuda çok bilgilidir, bilgisini tartışmak haddim bile değildir- açıkça istediğimiz değil beklediğimiz sonucu aldığımızı söylemiştir.
zaten türk heyeti de, türkiyeye ulaşan son taslağı genel olarak hayal kırıklığı olarak nitelemişti. yunan, rum ve ab basınının bile türkiyê'nin çok sıkıştırıldığı, şartların ağır olduğunu itiraf ettiği bir günde umarım yarınki gazete manşetlerinde 29 ekim cumhuriyet bayramının çoşkusunu yansıtan şuursuz manşetler olmaz.
kimilerimize hayırlı olsun bu kararlar, ama benim dileğim bu ülkenin de, bu dayatmanın sonucunda yorulacak toplumun da allah sonunu hayır etsin.
- öyle ya da böyle, başı şeylerden ödün vererek, bazı şeylerden ise ödün vermeden bir tarih kopardığımız zirvedir. bazıları dünden razıydı bu sonuca, bazıları da karşıydı. bugün 18 aralık 2004, türkiyenin avrupa birliği'nden gün almasının ertesi günü. gazetelere bakıldığında işsizlik var, açlık var, itfaiye aracı gidemiyor diye evinde diri diri yanan adamlar var, daha var oğlu var anlatmaya, gazetelerden okumaya yetmeyecek kadar sorun var. avrupa birliğine girince bunlar çözülecek mi? hayır çözülmeyecek. o zaman ben bu zirveden ne anladım. yaşını başını almış, takım elbiseli amcamlar toplanmış, kah atışmış, kah karar vermiş, sonunda da bize ekim 2005 diye tarih verilmiş. ama sonuç olarak 16 aralık 2004'ten pek de farklı olmayan bir türkiye var karşımızda. zirveden de geriye kalan düne ait tavan yapmış borsa verileri.
- evvelden de belirttiğim konuların üzerine az evvel yapılan bir beyin fırtınası sonucu biraz da alaycı yaklaşmak isteid deli gönlüm.
800 küsür sayfalık uzlaşma metinleri ne bizi ihya etmek ne de yoketmek için hazırlanmıştır, ne uyurgezerlik ne de aşırı komplo teoriciliği yapılmalıdır kanımca.
bu zirve ardından "ab hayırlı olsun" otobüsü ile şehir turu atmak ne kadar mantıklı ise;
-metindeki maddeleri üçer beşer atlayıp baş harflerini oku, "türkler topsunuz olm siz, ele geçirdik sizi" yazıyormuş demek de o kadar mantıklıdır.
brüksel'den bildirdim. aktarmalı.
- kötü bir tarihte yapılan zirvedir. zira avrupalı liderler türkiye'ye her türlü psikolojik savaş tekniklerini oynamaktadır. zirvenin 17 aralıkta yapılarak gelinim olur musun finaline denk getirilmesi de bu taktiklerin en iğrenci ve en ucuzudur.
(whopper, 19.12.2004 17:15 ~ 17:16)
- tony blair'in akdeniz'de 5 arjantin içtiği, papadopulos'un işi sebebiyle geç katıldığı gergin geçen zirvedir. hoşsohbet barosso ve schröeder'e teşekkürlerimi iletmek istediğim, zirveyi satıp gelmeyen karamannis' kızdığım bu zirveden ben, sarhoş ejderha ve radiance eşliğinde bir kaç üst düzey bürokrat, mekandan erken ayrıldık. arayı fazla açmamak, 3 ekim 2005'te yeni döneme merhaba zirvesi gibi bir şey organize etmek dileğiyle.
|