10 yıl oldu ya şaka gibi. 14 yaşımda daha hiçbir şeyin farkında değilken kaybedilen arkadaşların yasını tutmayı öğrendim. tekrarlanmaması ama unutulmaması gereken.
insanı en çok üzen, geçen 10 yılın ardından ne kentleşme politikasında bir değişiklik, ne de bir önlem alınmamış olması. çok daha büyük bir deprem gelecek bu kesin. ve maalesef çok daha fazla can yanacak.
eskiden karşı çıkar hatta köpürürdüm. ama korkuyla farkediyorum ki bu ülkede tesadüfen yaşadığımızı kabullenmeye başlamışım.
hala aynı sesleri, aynı cümleleri duyuyorum.
büyük bir gürültü… uğultu... duyabilenler için. ya yataklar havalandı. ya da tavanlar yataklara yaklaştı.
büyük bir toz bulutu. duman. görebilenler için.
anlatabilme şansına sahip olanlar;
önce zıpladık, sonra çöktük, sonra dolaplar sonra duvarlar devrildi.
dışarı çıktığımızda her yer kıpkırmızıydı. yandaki binadan çığlıklar geliyordu "kurtarın bizi" diyorlardı.
neriman teyze terliklerini ters giymişti.
vecdi amca aşağı inmişti ama karısına dolap düşmüştü.
karanlıktı ama biraz önce yerden ateş çıkmıştı.
balkondan atlayan engin abi yerde inliyordu.
sokaktaki apartmanların çoğu yoktu, göremiyorduk. toz vardı.
bizim apartman dört katlıydı. camdan dışarı çıktık. alttaki katlar yoktu.
caminin minaresi yola düşmüştü. arkası sadece tozdu. elimde cep telefonu bakakaldım.
güzin’lerin tek katlı eve yandaki apartman düşmüştü. altı aylık kızları vardı, ağlıyordu, sesi duyuluyordu.
nadire teyzeler yalvarıyordu, kazalım diye ama nereyi kazacaktık bilmiyorlardı.
sokaktaki bütün apartmanlar kafa kafaya vermişti.
yoldan canavar geçmişti. kaldırımlar üçgene dönmüştü.
üzerine bastığım molozun altından bir kadın yalvarıyordu.
oğlumun evine koştuk, evi bulamadık, yoktu, yoktu.
dolabı ayağımla tuttum, beşiğe düşmedi. beşiği kendime doğru çektim yavaş yavaş. üç kişi gibiydim. mustafa kapıda donakalmış bana bakıyordu. kendine gel diye bağırdım. gücüm tükeniyordu. o hala bakıyordu.
merdivenlere koştu, gitme dedim. gitti.
saçlarını görüyordum belki saatler sonra. odanın iki duvarı yoktu. bacaklarımda bina duruyordu. duvarların biri kardeşimin üstündeydi. sadece saçlarını görüyordum.
çocukların odasından ses gelmiyordu. karım yanımda ölmüştü.
oğlanı yatağın altından çıkaramıyordum. sigarasını söndürmeye çalışıyordu.
sarhoştum.
annem evde yoktu. kızmasın diye yere düşen her şeyi toplamaya çalışıyordum.
türkiyeyi büyük ytasa boğan marmara depremi diye andığımız sebebi doğal felaketi insanlar tarafından yapay olarak oluşturulan olaytın 10. yıldönümü.
evet doğal tehlike hala devam etmekte. peki bu 10 sene içerisinde bu bölgede ne değişti. neler geliştirildi depreme karşı.
acı ama gerçek: bir elin parmağını geçmeyecek kadar az.
hala daha yeni yapılan binalarda ne zemin ne yapı sorgulaması yapılıyor. hala insanlara doğru bir bilinç aktarılamıyor. benim bildiğim neredeyse hiçbir okulda güçlendirme yapılmadı. güçlendirme yapılan hastanelerin sayısı çok yetersiz...
liste uzayıp gider. yapılamayanların listesi.
o günden beri en büyük değişim yıkıntıların molozlarının denize dökülmesi ve yerine yenilerinin yapılması oldu. he birde depremzedelere verilen evlerin doğal çatlakları oluştu*.
peki ne yapılsaydı derseniz ufak bir örnek vereyim. yıkıntıların molozları denize döküleceğine demiri molozu ayrıştırılır ve elde edilen geri dönüşümle çok daha uygun fiyata çok daha sağlam ve fazla ev yapılabilir. en azından şimdikinden daha fazla insanın hayatı değişebilirdi.
bu konuda söyleyecek konuşacak çok çok konu varf. geçmişin binde birini irdelemedik şimdi ama geleceği düşünmemiz lazım hala.