17 ağustos 1999 marmara depremi   

 sayfa  / 3
adana çık aradan

  1. 17 ağustos 1999 yılında meydana gelen bu deprem 60.000 e yakın can aldı. fakat ükümet tarafından bu kaybın sadece 5 te 1 i açıklandı ve televizyonlardaki haberlerde kayıp sayısı 12.000 i geçemedi uzun süre. izmit merkezli gerçekleşen bu depremin şiddeti amerika tarafından 9.6 olarak açıklansada hükümet bunu reddederek sarsıntının şiddetini 7.4 olarak açıkladı.
    (wolverine, 15.04.2004 11:25)
  2. bizzat yaşadığım gercekten insanın hayatının gözünün önünden geçmesine neden olan bir çok insanın ölüme hayatında en fazla yaklaştığı an...
    (carmelo, 15.04.2004 14:57)
  3. gerçek ölü sayısının devlet tarafından açıklanmadığından şüphelendiğim felaket ötesi felaket.
    (headfucker, 16.05.2004 13:17)
  4. hayatımızdan parçaları götüren olay
    (skin, 04.08.2004 22:13)
  5. bir "17 ağustos 1999 depremi" hikayesi:

    "iki kişilik bir aile istanbul'a doğru yol almaktadır. bu arada yalova'dan geçerler. yol üstünde bir tanıdıklarının yazlıkları vardır. gece geç olmuştur ama yine de ışıklarının yandığını görünce eski dostlarının 5. kattaki evlerine bir ziyaret yapmaya karar verirler. umdukları gibi de olur. eski dostları yatmamıştır ve onları güler yüzle ve sıcak olarak karşılarlar. bir süre hoşbeşten sonra evsahipleri daha yazlığa o gün geldikleri için evde ikram edilecek birşey olmadığını hatırlarlar. binanın altında da gece geç saatlere kadar açık olan bir market vardır. yaşlıca insanlar oldukları için de herhangi biri onca şeyi tek başına taşıyamayacaktır. misafirlerinden izin isteyerek aşağıya markete inerler. sonunu tahmin edebilirsiniz, tam onlar marketteyken deprem olur, ev sahipleri için marketten kendilerini dışarıya atmak kolay olmuştur. ama yukarıdaki misafirler göçük altında kalarak can verirler..."

    (bkz: kader)
    (8844455, 15.10.2004 18:15 ~ 05.12.2005 03:30)
  6. 100 yılın felaketi olarak dünya tarihine geçti. ben dahil bir çok insanın hayatındaki en büyük tecrübe oldu. çok insan yaşamını yitirdi, çok insan yeniden dogdu.
    siz hiç sabahın 3ünde dehşet verici bi ugultuyla uyandınız mı? rüyanızın en tatlı yerinde..ne oldugunu anlamaya çalıştınız mı? bi çogunun bunu yapmaya bile fırsatı olmadı.çünkü o çok sevdikleri, huzur buldukları sıgınaklarının duvarları üstlerine iniverdi! benim gibi şanslı olup evleri ayakta kalanlarınsa tüm umutları, hayattan beklentileri bir anda yok oluverdi!
    gün agarıp etraf görünebilir oldugunda ise tam anlamıyla bi felaketti. o senelerdir yaşadıgınız şehir ölmüştü..evet ölmüştü..ve havadaki o agır kokuuu! suratlarında şaşkın donuk bi ifadeyle etrafta çaresiz çaresiz dolanan insanlar..kimi çıktıgı enkaza bakan kimi yakınlarının(eşinin,çocugunun,anne babasının..) çıkarılmasını bekleyen..kimi sadece tanıdık bir yüz görmek, birinin iyi oldugunu bilmek isteyen..
    bu hikaye bir çok agızdan bir çok farklı şekilde anlatılabilir. ama bir sonuç olması gerekiyorsa işte..
    hayat hala devam ediyor...
    (jaded, 15.10.2004 20:34)
  7. tüm türkiye'nin hüzünle hatırlayacağı ve benzerinin tekrar yaşanmaması için dualar ettiğimiz felaket
    (vinsanity, 15.12.2004 11:14 ~ 11:15)
  8. saros körfezi'nde beklenirken izmit körfezi'ni vuran felakettir. 1999 yılının baharında ahmet mete ışıkara ilk defa televizyonlarda görülerek türk halkı tarafından tanınmaya başlamıştı. saros körfezi'ndeki fayın her an kırılabileceğini ve çok büyük bir tehlike potansiyeli taşıdığını söylemişti. gazeteciler saros'a gitti,bu konuda haftalarca konuşuldu. hatta ahmet mete ışıkara felaket tellallığı yapmakla suçlandı. üzerinden çok zaman geçmeden bu konu unutuldu gitti ve o korkunç felaket meydana geldi. depremde hayatını kaybetmiş merhumlara allah'tan rahmet,yakınlarına da başsağlığı dilemekten başka da elde birşey kalmadı.
    deprem sonrası devlet biraz hareketlendi,bu konuda birşeyler yaparmış gibi göründü ve ardından 12 kasım 1999 düzce depremi geldi. aynı senaryolar tekrarlandı,devlet yine birşeyler yaparmış gibi göründü. fakat şimdi devlet de halk da deprem gerçeğini unuttu. bunun en büyük ispatı da avcılar gibi deprem riski olan yerlerdeki kira ve emlak fiyatlarıdır. 2000 senesinde avcılar'da 3 öğrenci çok rahat villa kiralarken bugün avcılar'da 2+1 evlerin kiraları 300 ytl civarında dolaşmaya başladı.
    umudumuz avcılar'da yeniden villa kiralayacak duruma gelmemek lakin,gerçekler acı ve önümüzde. maalesef bu ülkenin tadacağı acılar daha bitmedi. her alanda olduğu gibi inşaat sektöründe de uzmanlığa değer verilmediği,müteahhitlik gibi bir kavram kontrolsüzce varolduğu sürece de bitmeyecek,bitemeyecek.
    (battal boy cekirge, 16.05.2005 22:35)
  9. (bkz: 17 ağustos 1999)
    (ascella, 16.05.2005 23:09)
  10. hatırlanması ve bu konudaki duyarlılığı her an canlı tutması gerekirken bizzat yaşamayanların birkaç basma kalıp laf dışında unuttuğu felakettir.

    (bkz: türk insanının toplumsal bilinci)
    (bkz: tarih bilinci)
    (bkz: türkiye'de toplumsal bilincin yapıcılık işlevi)
    (tenement funster, 09.08.2005 02:40)
  11. veli göçer'in, yıkılan onca binasının moloz kaldırma ihalesini de ahlaksızca ve utanmazca kendi şirketleri tarafından alındığı felaket. bu olay gösteriyor ki bırakın 5-10 yılı 2-3 ayda bile bu cinayet unutulup, caniler ödüllendirilmiştir.
    (tenement funster, 09.08.2005 02:44)
  12. sami dündar bu depremle ilgili yaşadıklarını "her şeyin bittiği yerden" adlı kitabında dile getirmiştir..
    (absinthe, 18.12.2005 02:05)
  13. türkiye'nin en büyük acılarından biri. herkesin bildiği gibi ama nedense hala hukumetteki bazı ilginç şahsiyetlerin ülkemiz insanını salak yerine koyup ölü sayısını gerçeğin çok çok altında söylediği, binlerce insanın yaşamını yitirdiği o korkunç gün. en kötüsü de hala hiçbir şekilde depreme karşı bir tedbirimizin olmayışı. tüm türkiye'nin tekrar başı sağ olsun.
    (revan, 18.12.2005 04:15 ~ 19.12.2005 20:43)
  14. düşün..evinizdesin,rahatsın..uykun gelmiş yatmadan önce bir balkona çıkmak istemiştir canın..ay,yıldızlar,mehtap dikkatini çeker,büyüleyici bir güzelliği vardır gökyüzünün..ve sen büyük bir huzurla girersin yatağına..uyku güzeldir ve derindir..sonra en umulmadık anda sarsıntıya uyanırsın..o an neler yaşandığına anlam vermek zordur..'çocuklarım' diye haykıran annenin sesini duyarsın ama hiç ulaşamiyacakmışsın gibi uzaklardan gelir o ses..dizlerin kontrölsüzce titremeye başlar,çenen kitlenir..ailenin küçüğüsün diye evden ilk sen çıkasın isterler ama babanın geride kalmasına razı olamazsın..salondaki o kocaman vitrinin nasıl devrildiğine inanamazsın..evet,belki normalde hiç birşey ifade etmez o görüntü ama o an korkunçtur..düşe kalka inersin bir şekilde merdivenlerden..ve aranın bozuk olduğu komşunun kızı boynuna atlar ağlayarak..'ne oluyor?' diye sorar,cevap veremezsin..mahalledeki diğer insanların suratına bakarsın manasızca,dizlerin titremeye devam eder..sonra başka bir komşu kadın gelir ve o şokla annene 'cehennemde miyiz?' diye sorar,annen cevap veremez..
    hava aydınlanır,sen evini görürsün..tüm çocukluğunun geçtiği mahalleden gitme zamanının geldiğini anlarsın..kurtulduğuna sevinirsin ama o da kursağında kalır..'tüpraş patlicak,kaçın' derler..trafik yoğundur,nereye kaçacağını bilemezsin..annene sorarsın 'anne,biz ölecek miyiz?' diye,annen seni avutmaya çalışır..ondan da kurtulursun ama yine de sevinemezsin..dostu,düşmanı,babaanneni,halanı,hiç tanımadığın ya da iyi tanıdığını zannettiğin akrabalarını tanırsın..
    17 ağustos 1999 marmara depremi gerçekleri görme durumudur..
    (subuo, 30.12.2005 02:03 ~ 14:48)
  15. çınarcık da tüm korkularıyla yaşadığım hiç unutamayacağım olaydır.sarsıntının başlamasıyla yataktan yere uçmam aynı anda gerçekleşmiştir.hemen akabinde dışarı çıkıp yıkılan binaların ve acı feryatların sesini de birkaç saniye sonra duyabilmişimdir.veli göçer isimli isminde memenet olmayan herifin binalarından sağ kalan insanlara yardım götürmüşümdür.beraber günlerimi geçirdiğim arkadaşları kaybetmiş , ruhsal bunalımın ebesini yaşamışımdır.

    45 saniye diğil 45 saat gibiydi diyen varsa , doğru demiştir.
    (zaknafein, 09.03.2006 04:26)
  16. kardeşim ilkokulu bitirmiş ortaokula başlayacaktı. okul değiştireceği için (o sene ilköğretimin 8 yıllık olduğu ilk seneydi yanılmıyorsam) arkadaşlarından ayrılacak olmanın verdiği üzgünlük vardı. en sevdiği arkadaşı başka bi okula kayıt yaptıracağından "beni unutma,çünkü ben seni asla unutmayacağım" yazan süslenmiş bi resim vermişti kardeşime. sonrasında kız tatile akbalarından birinin yanına gölcük'e gitti. bi hafta sonrasında da deprem oldu ve kızcağız vefat etti depremde. ama o resim ve yazı kardeşimin odasının duvarında çok uzun bi süre asılı kaldı, kardeşim arkasından uzun süre ağladı. ben de ne zaman o yazıyı görsem içim bi hoş olurdu, sanki araya girecek mesafeleri önceden tahmin etmiş gibi yazdığı sözler.. kısacası bu deprem hayatımı çook derinden etkilemiş bi olaydır; ne zaman hakkında bi yerlerde bişeyler okusam ya da duysam, içim bi kötü olur, gözlerim yaşarır.. allah böyle bi acıyı tekrar yaşatmasın...
    (salmiakki, 23.03.2006 16:59)
  17. değişik bir hayat tecrübesiydi deprem belki en acısı belki en trajikomiği. hayatta başımıza ne zaman ne geleceğinin belli olmadığının kanıtı. babam tüpraşta çalıştığından ve patlama durumunda olacakların bilincinde olduğundan izmit özdilekin bahçesine götürdü bizi komşularla 3 gece kaldık orda. o 3 gün belki en komik günlerdi hayatımdaki. bütün otopark insan doluydu 7sinden 70ine çok da yıkım görmediğimizden idrak edemiyorduk olanları. ama hayatımızın tehlikede olduğu duygusu hayal mayal aklımda. alev topu olarak tüpraş. sabah sırıtarak top oynarken gece olunca artık biz nası geçincez anne babamın işi olmıycak evimizde olmaz tüpraş patlarsa gibi sözler ve gözlerde yaşlar. belirsizlik umutsuzluk. tüm depolarını otoparkında konaklayanlara açan özdileke hayran kalmam. hepsi şimdi anı belki. unutuyoruz hepimiz. ama ya yarın yine deprem olursa ne yaparız? bu soru hala belirsiz. hayat hepten belirsiz...
    (cursedpower, 24.06.2006 01:55)
  18. daha çok küçüktük o zamanlar.hayatın bizim için toz pembe olduğu yıllardı.o gün belki de geçiş fazıydı hayatımızın.16 ağustos günü memlekete gidecektik.her şey hazırdı.hazırlıklar tamamdı.ancak (bilmem adına ne dersiniz ben kader olarak adlandırıyorum) babam çok küçük bir trafik kazası geçirdi.arabada sadece tamponda ufak bi hasar vardı.babam arabayı yaptırıp öyle yola çıkmak istedi.tatile gidişimiz bir gün ertelendi.bütün aile bireyleri ertesi gün tatile çıkmanın sevinciyle yataklarına gitti.o mutluluk çok az sürdü.yattığımızdan daha üç saat geçmişti ki bize o üç saatten kat kat fazla gelen kırk beş saniye başladı.gökgürültüsü sanmıştım ilk önce.çocuk aklıydı ne de olsa.ilk defa deprem yaşıyordu ufacık kalbimiz.ancak daha başka şeyler olduğunu babamla annemim koşarak bizim odaya gelmesiyle anladım.güç bela dışarı çıktık.dışardaki manzara korkunçtu.herkeste bir istanbul ne halde kim bilir yorumu vardı.ancak gerçek öyle değildi.merkezi gölcük olan,fay hattının 20 metre yukarısında bir deprem yaşamıştık.hem babamın işi sebebiyle hem de güvenli olabileceği nedeniyle askeriyeye sığındık.dört gün boyunca telefonların çalışmaması,yolların kapalılığı yüzünden bilenler bilir askeriyedeki bowling salonu yanındaki çimenlikte kaldık.bunlar işin belki de en kolay yanlarıydı.minicik kalbimiz belki de bir-bir buçuk sene atlatamayacağı çöküntüye uğramıştı.o çöküntüyü yerinden kaldırmak hiç de kolay olmadı.bundan sonrakitek dileğim herkes için,dost için düşman için böyle bir olayın tekrar yaşanmaması.
    (ucuruldukcaucurulanucurtma, 24.06.2006 12:35)
  19. ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemem, forward edilen maillerden biridir..yorum size kalmış.


    "17 ağustos 1999 depremi ve gizlenen gerçekler

    bulgular
    türkiye cumhuriyeti devleti'nin 76 yıllık tarihinde rütbe devir-teslim törenleri uluslar arası olmamasına rağmen israil'li subaylar neden geldi.
    türkiye cumhuriyeti devleti'nin 76 yıllık tarihinde, israil'li subayların tsk devir teslim törenlerinin hiç birine katılmamışlar iken, neden 17 ağustos 1999 tarihindeki donanma komutanlığı'nın devir teslim törenine katıldılar.

    ruslar'ın yardım için gelen gemisi neden boğazlardan içeri alınmadı. (çünkü ruslar abd ve israil'in tesla deprem makinesini denediğini anlamıştı ve kanıtlar olabileceği düşüncesi ile gölcük'e acilen bir gemi göndermişlerdi fakat patlama sonucunda cesetler ve makine parçalarının açığa çıkması sebebi ile bunları birilerinin görmesini istemiyorlardı.)
    gölcük'ten istanbul avcılar'a kadar geniş bir alanda insanlarımız tarafından görülen "ateş topu"nun ne olduğunun hala açıklanamaması. (haarp-tesla makinesi sayesinde iyonosfer tabakasından yeryüzüne yansıtılan ışık)
    depremde görülen bu "ateş topu"nun, bilim adamlarının "deprem ışıması" olduğunu söylemelerine rağmen, neden diğer depremlerde benzeri bir ışıma yaşanmamıştır.
    furkan dergisi temmuz 1999 sayısında, yer alan ifadeler aynen şöyledir. "mesela basına verilmeyen, ancak istihbarat kapsamında edindiğimiz bilgilere göre, gölcük askeri tesislerinde oldukça garip olaylar meydana gelmektedir. kapılar kendi kendine açılmakta, mühimmat depoları içinde, siyahi ziyaretçiler görülmekte, arabalar durduk yerde çalışmakta.."
    depremden sonra bir çok teoriler ortaya atılmıştı fakat içlerinde en ilginç olanı future times'da yayınlanan araştırma dizisinde yer alan hikaye şöyleydi : kaliforniya san andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen abd, yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler halinde dönüştürmenin yolunu bulmuştu. yıllar önce sırp asıllı amerikalı bilimadamı mucit nicola tesla tarafından geliştirilen bu "düşük frekanslı elektromanyetik ışınımla yüksek enerji nakli" tekniğini, hem ruslar hem de amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi.
    araştırma : (abd'nin üçüncü uzay teleskobu chandra'yı yörüngeye taşıyan columbia uzay mekiği 23 temmuz 1999 tarihinde kennedy üssünden türkiye saatiyle 07:31'de fırlatıldı.nasa tarihinde ilk kez kadın pilot eileen collins'in komutasında uzay görevine başlayan columbia fırlatıldıktan birkaç saat sonra chandra x-ray teleskobunu yörüngeye bıraktı. bu teleskop kara delikleri, çarpışan galaksileri ve supernovaların kalıntılarını incelemek için kullanılacak. kasım 1998'den beri ertelenen görev, sadece bu hafta iki kere ertelenmişti).
    abd dünyanın ve kendi insanlarının tepkisini almamak için bu projeyi barışçı "deprem indirgeme" sistemi diyerek, bir yandan tepkileri azaltıp diğer yandan fonlama devamlılığını sağlamayı amaçlıyordu. bu nedenlerle proje önce avustralya'nın çıplak ve seyrek nüfuslu kırsal bölgelerinde denendi ve geliştirildi. daha sonra değişik zamanlarda kafkaslar'da, okyanus tabanında ve güney amerika'daki ant dağlarında denendi ve büyük aşama kaydetti.
    bu arada türkiye, japonya ve benzeri deprem kuşağındaki ülkelere sismik ağ şebekeleri kurularak bu bölgelerin tektonik verileri saniyesi saniyesine devasa bilgisayarların kayıtlarına gönderilmeye başlandı. üniversitelerle ortak projeler geliştirildi, yüzlerce bilimadamına amerika'da deprem konusunda araştırma yapma bursu verildi. ancak projenin gizliliği esastı. bu nedenle tüm ilişkiler paravan araştırma kurumlarında yürütülüyordu. ancak zaman zaman bilgi sızıntısına olanak verilerek halkın bu konu hakkında bilgi sahibi olması istendi. kobe'de ve başka yerlerde meydana gelen depremlerin arkasındaki gariplikler çıkar gruplarınca terör ve mafya örgütlerinin işi gibi gösterilmek istendi ve bunda da başarılı olundu.
    ve gün geldi bu sistem türkiye'de denenmek istendi. zaten bölge bu amaçla yıllardır sismik espiyonaj altındaydı. nitekim gelişmeleri takip edenler, depremden hemen sonra, milli istihbarat teşkilatı'nın girişimleriyle türk telekom'un türkiye'nin sismik bilgilerini pentagon'a ileten nato üssü'nün iletişimini nasıl kestiğini hatırlayacaklardır.
    abd'nin asıl hedefi, kuzey anadolu fay hattındaki deneyden elde edeceği tecrübe ve bulguları,kaliforniya san andreas fay hattına uygulamaktı. bu iş yine çok yüksek askeri gizlilik taşıdığından yürütme işi israil'li uzmanlara verilmişti. gerekli makine ve donanım gizlice denizaltılarla gölcük üssüne getirilerek oradaki, yeraltı-denizaltı korunaklarına kuruldu. türk makamları durumdan detay bazda haberdar değillerdi. bunu israillilerle yürütülen askeri tatbikatın bir parçası olarak düşünüyorlardı. (zaten israillilerle yapılan askeri tatbikat bu operasyon doğrultusunda önceden planlanmıştır. çünkü dünyanın ve türk milletinin dikkatlerini çekmemek için tatbikat adı altında haarp-tesla deprem makinesini getirip rahatça kurdular.) böyle bir makinenin deneneceğini zamanın cumhurbaşkanı, başbakanı, genel kurmay başkanı biliyordu, fakat abd (siyonistler tarafından yönetiliyor) ve israil'liler (siyonistler) bizimkileri makinenin denenmesi için şu şekilde ikna ettiler : olası istanbul merkezli bir depremde 100.000 kişinin ölümü, yüz milyar doları aşan maddi kayıp ve türkiye'nin en az 25-30 yıl geri gitmesi demektir, diyerek bizimkileri ikna ediyorlar.
    israilliler amerikalı'larla gece şartlarında elektro-sismik haberleşme tatbikatı yapacaklardı. deney başarılı olacağından sonunda kimse normal dışı bir şeyin olduğunu farketmeyecekti. bu amaçla gece şahini tatbikatı'nın (operation night hawk) saat 03:00'te başlaması planlandı. gece saat tam 03:00'te düğmeye basılacak ve gece şahini devreye girecekti. o an uzay filmini andırır devasa cihazlar çalışmaya başlayacak ve 1-2 dakika içinde de oluşturdukları muazzam enerjiyle marmara'nın altındaki tektonik tabakayı zayıf yerlerinden kırıp, aylardır oluşan basıncı dışarı atacaklardı. böylece büyük bir deprem önlenmiş olacaktı. ama o gece sabaha karşı birşeyler yanlış gitti. ve beklenen gerçekleşmedi. herşey bir anda olup bitmişti. cenab-ı hakk'ın doğası kendini yönetmeye kalkanlardan bir kez daha intikam almıştı. 45 saniye süren deprem, beklenenin 10,000 kat üstünde bir güçle gelmişti. her yeri bir anda yerle bir etmişti. zayıflayan ve titreyen elektrikler az sonra geri geldiğinde, gece saat 03:05'i gösteriyordu. daha birkaç dakika öncesine kadar korunağın içinde şampanya patlatmayı bekleyenler, şimdi korkudan buz gibi donmuş, hareketsiz ayakta duruyorlardı. kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. on binlerce insan, çoluk çocuk, o an enkaz altında can çekişiyor veya cansız yatıyordu. bu düşünce ile hepsi ürperdi. bu asrın en büyük felaketiydi; hem de insan eliyle yapılan bir felaket...
    sessizliği israilli komutanın buz gibi emri bozdu: "lets pack! we're moving out! call operation-q! right now! ımmediately! stop whinning! move, move, move!" (toplanın! kaçıyoruz! q planına geçiyoruz. şimdi..hemen! hadi, hadi!!!)
    işte o andan sonra çantalardan çıkan "q planı" çalışmaya başladı. ilk önce bölgedeki tüm haberleşme ve elektrik enerjisi felç edildi. 4 dakika içinde israil başkanı barak ve abd başkanı clinton ile irtibat kuruldu. o anda israil'de ben gurion'un lod askeri havaalanından 4 adet savaş uçağı eşliğinde 2 nakliye uçağı havalanıyordu. 2 dakika sonra da israil deniz kuvvetleri ve nato güney deniz saha komutanlığı'na bağlı tüm birlikler defcon-4 acil durumuna geçirildi. amerikan 6'ncı filosuna bağlı gemiler de rotalarını istanbul'a çevirmek için pentagon'dan emir aldılar.
    bu arada ilginç bir şey daha olmuştu. depremle ilgili haberler birbiri ardına gelirken, bir haber önce görünüp sonra kayboldu. 20 ağustos cuma akşamı televizyonlar bir israil uçağının ataköy açıklarında denize düştüğünü duyurdu. ancak bir süre sonra haber kesildi ve uçağın akıbeti ile ilgili bir daha haber alınamadı."

    (bkz: haarp)
    (bkz: tesla deprem makinası)
    (neverlander, 24.06.2006 22:08 ~ 25.08.2008 01:01)
  20. eskişehirdeyim... o gece lunaparkın altını üstüne getirip tıpkı geçmişteki gibi eğlemişiz ailecek. mutlu mesut yatıyoruz geç saatte... derken bir sarsıntı... kalkıp cama yaklaşıyorum uykulu ve boş gözlerle. binalar gelip gidiyor... nasıl sarsılıyorlar öyle!... annem çığlık çığlığa atlıyor üzerime "camdan uzak dur!!" diyerek. geceyi dışarıda geçiriyoruz, herkes korkulu gözlerle birbirine bakıyor, arabaların radyoları açılmış, bir yandan haberler dinlenerek bir yandan da olayın zararın boyutları tahmin edilmeye çalışılıyor. merkez üssüne yakın yerlerde akrabaları yaşayanlar telaşla ulaşmaya çalışıyorlar onlara... ve ertesi günlerde televizyondan izlediğimiz görüntülerin kimi bizi utandırırken, kurtarılan insanların görüntüleri de mutlu etti bizleri bir nebze. üzüntü dolu bir haftaydı bizim için... iki akrabamızı kaybetmiştik, birinin o girmiş olduğu yeni gün doğumgünüydü ve 17sine basacaktı...
    (alice in darkland, 07.07.2006 04:00)
  21. tüm türkiye'de hissedilen acı olaydır. milyonlarca kişi beki hayatlarında ilk defa karşılaştı depremle. deprem bölgesinde olanlar için ise çok acı, çok ayrı bir tecrübeydi bu afet. hayatının kurtulmuş olmasına sevinmekle, yakınlarından haber alamamanın verdiği üzüntü bir anda yaşandı bu olayda. her ölen insan için bir yıldız kayarmış sözüne inandım o gün. çünkü o kadar çok yıldız vardıki gökyüzünde ve birer birer kayıyorlardı. çevrede yıkılan binalar, çığlıklar, ağlamalar, panik, üzüntü en önemlisi yarımseverlik vardı o gün. kendi yakınlarından habersiz insanlar yardıma koşuyorlardı belki kavgalı olduğu insanlara. sonrasında da hiçbirşey eskisi gibi olmadı, sınıfta eksilen arkadaşlar yerleri bomboştu. tüm çocuklarını kaybeden amcanın yüzündeki ifade hatırlatıyordu tekrar o günleri. herkesin garip anıları olmuştur depremi yaşayan insanlarda. mistik hiçbir olaya inanmayanlar bile farklı şeyler olduğunu görmüştür. yaklaşan istanbul depremi de çoktan unutldu gitti. allah hepimizi korusun.
    (gibigibi, 13.07.2006 11:19)
  22. depremden kurtulmuş bir arkadaşa derste sorulan
    - peki depremde nereye yöneldin evladım
    - bu depremde yürüyemezdiniz olduğunuz yerde durmasını beklemek zorundaydınız

    (bkz: anektod)
    (mikeyx, 13.07.2006 11:29)
  23. ölümün her insanı birgün yakalayacağını hatırlatan bir felaket. marmara depremi ya da gölcük depremi.

    bizzat gördüğüm, tüyler ürperten, hiç birimizin sahipsiz olmadığının kanıtı bir olay:
    televizyon yayın aracının önünde bir muhabir depremin üzerinden 2 gün geçtikten sonra kurtarılan, o 2 gün boyunca enkaz altında yaşamlarını sürdüren 2 kardeşten büyük olana soruyor(bir kardeş 7 yaşında diğeri daha küçük):

    muhabir: 2 gün boyunca ne yaptınız? nasıl durdunuz, aç aç nasıl yaşadınız? biraz anlatır mısın?
    çocuk: kardeşimle deprem olduğunda uyuyorduk zaten abi. gözümüzü açtık, hareket edemedik. sonra tekrar uyuduk. kardeşim ağlamaya başladı. ağlama dedim ona. yemek istediğini söyledi, karnı acıkmıştı. sonra bir yaşlı, sakallı dede elinde bir poşet, poşetin içinde süt ve bisküvi ile geldi.
    muhabir: tamam yayını kesiyoruz. toplayın kabloları.

    yayın neden kesildi ben anlamadım. siz anlamışsınızdır umarım.
    (w, 03.08.2006 12:47)
  24. şiddeti en fazla hissedilen yerlerden birinde yasamama ragmen son birkaç saniyesinde bu kız niye bağırıyor acaba diyerekten kuzenimin çıglıklarına uyanabildiğim bana uykumun ne denli ağır olduğunu gösteren felaket.
    sonrasında anneme ve kardeşime korku krizleri yaşatan ve daha küçük bir çocuk olan kardeşim başlangıcından sonunda kadar her safhasını hissettiği için üzerinde derin etkiler bırakan olmaz olsaydı dedirtendir.
    (yoköylebirseykandırmıslarseni, 03.08.2006 12:57)
  25. unutuldu..

    sibel can’ın tangası, ali kırca’nın görüntüleri, kaya çilingiroğlu’nun sevgilileri, pınar altuğ’un “can”ıyla uğraşırken türkiye cumhuriyeti tarihinin en acı verici, en dehşet verici doğal afeti unutuldu..

    17 ağustos 1999 marmara depremi..adı bile boyutlarını belli ediyor..”gölcük” değil, “bursa” değil, hatta dünya çapında popüler olsun diye “istanbul” da değil..”marmara” depremi..bir bölgenin yarısını etkileyen, 150-200 km çapında evlere zarar veren hatta bir kısmını yıkan, bir şehri haritadan silinmenin eşiğinden döndüren, açıklanan ölü sayısının en az 2-3 katı kadar can alan deprem..

    başka depremler olmadı mı?
    dinar’da insanlar ölmedi mi?
    erzincan’dakiler adam değil miydi?
    izmir’de dakika başı deprem oluyor biz bir şey diyor muyuz ?

    asla hiçbir afeti küçümsemek niyetinde değilim eğer insanlar ölüyorsa..ama bu bir deprem değil bu bir afet, facia, bu tabiat ananın tokadı değil; yumruğu..

    ve nakavt olmuş bir şehir..

    bu bir daha yaşanması muhtemel olmayan doğal facianın unutulmaması için o gün ve gecesinde neler yaşadığımı naçizane yazmaya, kelimelere dökmeye çalışacağım her ne kadar imkansız olsa da..

    16 ağustos 1999, gölcüğün sakin yazlık beldesi halıdere..

    garip bir gündü..deniz hiç olmadığı kadar sakin, hava hiç olmadığı durgundu..hatta yaz boyunca her gün koloniler halinde denizden hiç eksik olmayan denizanaları bile etrafta yoktu..sanki doğa bir anda kendi içine kapanmıştı..hava yakıcı derecede sıcaktı ama bir gram nem yoktu..güneş sadece yakıyordu o kadar..henüz 1 yaşını doldurmuş olan küçük kuzen sabahtan beri ağlıyordu..uyumuyordu, yemek yemiyordu, sadece ağlıyordu..kendini parçalarcasına, sanki bizi uyarırcasına..ara sıra bünyesi bu kadar ağlamaya yenik düşüyor susuyordu sonra tekrar ağlamalar..hani hep derler ya hayvanlar deprem yaklaşırken garip tavırlar sergiler sanki bu görevi bugün küçük kuzen üstlenmişti..

    hiçbir şeyden şüphelenmeden geçirdik günü normal bir şekilde..deniz suyunun sıcaklığı blie dikkatimizi çekmemişti..neyden şüphelenecektik ki, deprem mi? ne alakası var? kimsenin aklına gelmezdi..

    akşam hava daha da garipti..sanki hafifleşmişti..gökyüzü inanılmaz aydınlıktı, sanki güneş batmayı unutmuştu..bu aydınlığın sebebi yıldızlardı, her zamankinden daha parlaklardı her zamankinden daha fazlalardı..

    lay lay lom eğlenmeye devam ettik, dördüncüyü bulduk okeyimizi oynadık, güldük, eğlendik, içtik..

    17 ağustos 1999 03:02..

    noluyo lan ?

    hayır evin hemen arkasındaki izmit-bursa yolunun çukurlu kısımlarından tırlar, kamyonlar geceleri yüksek hızlarda geçtiğinde de ev hafif sallanırdı ama bu bir tır filosunun saatte 200 km hızla geçiyormuş gibi..

    yarı uykulu halimden tam uyanık hale geçmemi ve refleks olarak dehşete kapılmamı sağlayan annemin çığlıkları ve kelime-i şahadetleri oldu..

    “deprem oluyoooor !!”

    yine refleks olarak en yakın çıkış olan arka bahçenin çıkışına yöneldim..ne olduğunu bile anlamadan kendimizi dışarı attık..izmit bursa karayolu bomboştu, tek tük kamyonlar geçiyordu..yolun öteki tarafında göz gözü görmüyordu toz bulutundan dolayı..kısa sürede tozlar bize de ulaştı..tozların içinden kesik kesik “allaaah” haykırışları yükseliyordu..

    içimde yaşadığım dehşet dışarı çıktı..bir anda bütün midemi boşalttım yola..buranın durmak için uygun bir yer olmadığı ortadaydı..evin ön tarafı olan sahil tarafına geçmek için yol kenarından dolaştık..

    sahile vardığımızda ise asıl korkunç tablolardan biri ortaya çıktı..dalgalar kaldığımız apartmanın içine kadar girmişti..tam karşımızda ise tüpraş rafinerisi bütün ihtişamıyla yanıyordu..arkadaşlarım panik içinde gruplaşmış, kenetlenmiş, birbirlerini sakinleştirmeye çalışıyordu..sürekli okey oynadığımız denizin içine inşa edilmiş gazino yerinde yoktu..neler oluyordu, bu nasıl bir şeydi böyle?

    sabah olmuştu sanırım ama etraf aydınlanmıyordu..tüpraştan yükselen dumanlar güneşin doğmasına izin vermiyor, insanları daha dibe sürüklüyordu..artçı depremler azalır gibi olmuştu, bir cesaretle eve girdim ne olup bittiğini görebilmek, dışarıdakilere kıyafet alabilmek için..çocuk cesareti işte..duvar boyu oluşmuş yarıklar, devrilmiş vitrinler, televizyonlar, yerlerde kırılmış tabak çanak..

    etraf aydınlandıkça tablo netleşiyordu..iskambil kağıdından yapılmışçasına katlanmış, 5 kattan 1 kata düşmüş binalar..etrafta evladını arayan anne babalar, toz bulutu, tüpraş..deniz kıyısına denizin yuttuğu gazinonun meşrubat dolabı vurdu..çocuk yaştayız daha, ruhumuz asi, çektik sahile kırdık kilidini..içtik birer kola..

    arabanın radyosunu açtım nedir bu olayın boyutları çünkü etraftakilerin konuştuklarına kulak kabartırsam delirecektim..

    “gölcük haritadan silinmiş” (5 km ötemizde lan)
    “istanbul’un yarısı yıkılmış”
    “en az 500.000 ölü” (gerçek olabilir bu tabi)
    “donanma yıkılmış”
    “izmir’de bile evler yıkılmış”

    radyodan haberler geldikçe bu afetin büyüklüğü bir kez daha beynime işleniyordu..bolu dağındaki yolun çökmesinden tutun da, istanbul’un gölcüğe göre en uzak köşesi olan avcılar’da yıkılan evler..bu kadar büyük bir etki alanı..ölü sayısı geometrik olarak artıyor..

    elektrik yok, su yok, telefonlar çalışmıyor, teknoloji ve tabiat ananın kombo yapıp vurduğu bu yumruk insanları atalarının yaşam tarzına yönlendirdi istemsiz olarak..battaniyesini mangal tüpünü yarı yıkılmış binalarından kurtarabilen insanlar dağa, yaylaya çıkmaya başladı..



    bu yazdıklarımın hiçbirini duygusal bir yazı olsun diye götümden sallamadım, o günlerde yaşadıklarımı da asla tam olarak anlatamam..

    sadece bilgi olması açısından, unutulmaması açısından, hatırlanıp geleceğe daha iyi hazırlanılması açısından..
    (rafael, 16.08.2006 23:20)
 sayfa  / 3