1. insana hayatı, ahlaki kavramları, ekolojiyi, en önemlisi de tanrıyı sorgulatan zihniyettir.

    bundan dört - beş yıl öncesiydi. yeni öğretim yılında üniversite dördüncü sınıf öğrencisi olacaktım. okulu zamanında bitirebilmek adına yaz okuluna kalmaya karar verdim. hem aileye yük olmamak, hem yabancı dilimi geliştirmek, hem de yaz okulunda sıkılmamak adına çalışmaya karar verdim. marmaris’te, bir arkadaşım sayesinde tanıştığım bar sahibi patronum olacaktı. bir iki önemsiz işi saymazsak ilk işim olacaktı bu iş.

    haziranda son finalden çıktıktan sonra soluğu marmaris’te almıştım. çalışacağım bara gittim. bana, çalışanların kaldığı ve "koğuş" adını verdikleri, her türlü virüsün, bakterinin mangal yakıp, rakı balık eşliğinde farelerle dalga geçtiği yerde bir yatak gösterdiler. neyse efendim bu koğuş adı verilen yatakhaneden bozma, toplama kamplarının yandan yemiş versiyonu olan yerler ayrı bir tez konusu zaten. bu ortamdan bahsedip mide bulantısı yüzünden giriyi okumayı bırakmanızı istemem. konuya dönelim,

    üniversitede dolu dolu üç sene okuduktan sonra, insanın her türlüsünü gördüğüme kendimi inandırmışken, böyle bir ortamın içerisinde buldum kendimi. çalıştığım yerde yaklaşık yirmi beş kişiydik.

    neyse efendim çalışmaya başladım ben. ortama ısınma turları, yeni tanıştığın insanlarla arayı samimi tutma olayları, şakalar şakalar şakalar. ilk günler böyle geçti. onlar bana ben onlara alıştıktan sonra muhabbet katsayımız da artmaya başladı. tartışılmaz en baskın muhabbet turist kaldırma teknikleri üzerineydi. ben yeni olduğum için turist kaldırma konusu, teknik taktik ve strateji alanında anlatacak hiç bir şeyim yoktu. onu böyle becerdim, bunu şöyle kaldırdım bilmemne bir dolu abazan ve muhabbetleri yani anlayacağınız.

    deniz'di adı. başlık konusu olan insanımsının. insanımsı diyorum çünkü evrimciler görse teorileri kanun olur du anında. kimse de kalkıp bir şey diyemezdi yani o derece.

    bir gün;
    "hebele hübele kokfooso tüvere ya arkadaşım bi dinle önce" dedi bana. (siz anlamadınız tabiki ama ben anlayabiliyordum artık kendisini. o yüzden bundan sonra söylediklerini çevirip yazacağım)

    - ya arkadaşım bi dinle önce dün gece ne oldu anlatsam inanmazsın.
    + noldu anlat bakim hele,
    - bizim vendy'ler yok mu? hani onların bi kızları var, nikki! [bir de turistleri sahiplenme vardır ki akıllara zarar (bizim vendy'ler)]
    + ha bildim bildim, 12-13 yaşında bir kız, hani sarışın bukle bukle saçları olan,
    - hah evet o işte. dün gece onla birlikteydim,
    + yuh!!! evcilik oynadınız herhalde?
    - yok lan ne evciliği, siktim siktimmm haha (ne yazık ki böbürleniyor)
    + ya olum bi git başımdan, manyak mısın sen?
    - ya hacı bi dinle, daha taze taze, yeni tüylenmiş, daracık,
    + !^^+)%)??!! (kusmak istiyorum)
    - vallaha hala penisim acıyo, o kadar dardı ki anlatamam (salya akar)
    - bilader naptın sen ya, neyse benim işim var görüşürüz.

    direk tuvalete gittim. az önce duyduklarıma inanamıyordum. su çarptım yüzüme, aynaya baktım, !hassiktir! dedim.

    bana anlatırken yaptığı mimikler, el kol hareketleri, üzerine giydikleri vs. her ayrıntı gözümün önünde hala. ciddi psikolojik bunalımlara sürükler beni her aklıma geldiğinde.

    (bkz: hüseyin üzmez yalnız değilsin üzülme)
  2. bildiğin sapıktır, başka bir şey değil.

    erkeklerin arasında seks muhabbeti yapmasını anlayabilirim. kalçaya kilitlenmeyi anlayabilirim. deneyimlerini sırf milletin ağzının suyunu akıtmak için anlatmasını da anlayabilirim. ancak on üç yaşındaki bir çocukla sevişmesini ve bunu da millete anlatmasını kusura bakmayın ama anlayamam, kabullenemem. lan çocuk daha o be mına koduğumun çocuğu. hadi bu boku yedin, gelip millete neden anlatırsın. becermişsin, olmuş. başın göğe erdi mi? hi bir de oncacık kızla yatarken vicdanın sızlamadı mı hiç? allahın sapığı seni.

    bir de hüseyin üzmez ve onun gibiler vardır ki onlar ayrı bir girdi konusudur. yazarken bile midem bulandı!