shawshank redemption diye güzel bir film vardır. bilen bilir. bir futbol yazısı için pek olağan bir giriş olmadı ama, idare edemem anne demeyin, bir okuyun, neden böyle dediğimi anlayacaksınız.
filmde bir hapishanedir ana mekan, hapishane, ortamı ve insanlarına yaşattıkları. oraya gelen yeniler, artık kıdemli olmuşlara sorarlar, "suçun nedir?". hepsi "ben suçsuzum" der. filmdeki tabirle taze balıklar, yani yeni mahkumlar, anlamazlar. "peki ne işin var burada?" derler. herkes aynı cevabı verir: "beni avukat bitirdi."
turkcell süper lig de böyle bir yer işte. umutsuzca umut etmekten vazgeçemediğimiz, kirli bir gayya kuyusu. hiçbir takımın suçu yoktur. kimse kötü oynamaz, hata yapmaz, pozisyon kaçırmaz. ya hakem vardır işin içinde ya bir "kutsal ittifak", ya seyirci baskısı, ya mahalle baskısı, kıl dönmesi, vesaire. suç asla yoktur ortada. avukattır daima çünkü suçlu olan. her sezon bir şikeci vardır mesela. komplo teorileri, tükürükler saçarak ortaya dökülür, korku ve şüpheyle beslenen insan görünümlü sülükler, forward mailler ve kalitesiz televizyon programlarından öğrendikleriyle etrafa bilgi satar, "anam avradım olsun şerefsizsiniz" diye yeminler ederler. ama asla ve kat'a suç aramazlar takımda, veya kendilerinde. niye, çünkü suçlu avukattır daima.
haftalar değişir, takımlar değişir, hakemler, seyirciler, renkler değişir. ama yakınmalar değişmez. xsporlusu y'nin hile tarihini, zlisi ylisinin hangi maçlarda ofsayta düştüğünü avucunun içi gibi bilir, tıpkı hukuk, vatan sevgisi ve dürüstlük gibi diğer gündem konularında da her şeyi bildiği gibi. hep bir isyankar vardır, ben haksızlığa uğradım, hakkım gasp edildi demek üzere ortalıkta ağlayan. bu isyankar daima meyillidir zaten bunu yapmaya, hatta kimi zaman bir şeylerin ters gitmesini umar, bağcı dövmek, çeşitli taleplerde bulunma fırsatını yakalamak için. yani avukata bir kez daha sallayabilmek için.
beşiktaş takımı geçtiğimiz haftaların talihlisi bu konuda. tıpkı 2000'lerin başında
galatasaray'ın, geçtiğimiz iki sezon boyunca
fenerbahçe'nin olduğu gibi.
attila ilhan der ya, "hep yanlış anlaşılmıştır, hayalleri yasaklanmış" diye, aynen öyle işte. onlarda zerre hata yokmuş, herkes bir olup beşiktaş'ı bitirmek istiyormuş gibi. daha düne kadar "ligden çekilin orospu çocukları" diye bağıran taraftarı, "bizi kimse bitiremez, durduramaz" moduna geçmiş; harbi beşiktaş taraftarının arasına karışmış; kendini muhafazakar diye tanımlayan,
aylin is askere gitmek istiyooo insanları, "bugün savaş çıksa türkiye için giderim" diyen kolpa msn milliyetçileri, sağa sola anlamını ve kapsamını da bilmedikleri anarşi işaretleri çizen, halkın takımı olduğunu iddia edip "
sivaslı ayılar istanbulda ne arar" diye bağıran zavallı sıradan insan güruhu, işte bu ortamdan feyzini de gazını da almış, sinirleniyor, köpürüyor, köpürdükçe saldırganlaşıyor, saldırganlaştıkça yalnızlaşıyor, yalnızlaştıkça beşiktaş'ı beşiktaş yapan değerlere yabancılaşıyor.
yazım bitiyor, maça giremedim. yazacak çok şey yok zaten.
fenerbahçe'nin gördüğü kırmızı kart haksız, yediği ikinci gol incecikten ofsayt, toledo ve durmuş maç boyunca kırmızı kart görmeleri gerekirken görmediler. ve bu yazdıklarımın hepsi doğru. aksini iddia edenler ya kötü niyetlidir, ya noksan. peki önemli olan bu mu bugün? yani hakem, oraya "dur lan ben şunları bitireyim" diye mi geldi? dün geceyarısı, karanlık bir arka sokaktaki gizli bir mahzene girip, bir kumar lambasıyla aydınlatılmış masadan kendisi için bırakılmış siyah bir çantayı aldı, sonra da kendisini bekleyen taksiye binip evine mi gitti? bundan mı ibaret olay? alakası yok.
evet, hakem fenerbahçe aleyhine inanılmaz yanlış kararlar verdi. herhalde bugünkü maçta olanlar, tam da şu dönemde beşiktaş'a yapılsa, bugün tarihe bir
heysel faciası olarak geçerdi. ama fenerbahçe de hiçbir şey oynamadı be kardeşim. semih yalnızdı, appiah'ın yine kafası başka yerdeydi, volkan yine bakakalıyordu, wederson yine dümdüzdü. zico yine oyunu okuyamadı, yanlış değişiklik yaptı. falan filan.
kolaya kaçmak istiyorum lan. bizi avukat bitirdi demek istiyorum. ah, keşke diyebilsem. çünkü o kadar kolay ki bunu yapmak. ucuz milliyetçilik, din sömürüsü gibi. o kadar kolay ki. ama yapamam, ve yapmayacağım. neden mi? çünkü o güzelim filmdeki
andy dufresne, böyle kurtulmuştu oradan, kendisi olarak kalmayı böyle başarmıştı. tek bir cümleyle. tek bir cümledeki kelimelerin mavi bir deniz kıyısındaki teknesini cilalamasını sağlayan derinliklerine giderek.
"korku, insanı köleleştirir. umut, özgür kılar." bu kadar işte.