1 mayıs 2008   

adana çık aradan

  1. hayatımın en kötü 1 mayıs'ıydı.


    uzun yıllar anadolunun değişik kentlerinde düşük yoğunluklu ama yüksek sesli 1 mayıs'larım olmuştu benim. ilk kez bu sene yaşadığım şehirdeki etkinlikten vazgeçip istanbul'a taksim meydanına gitmem gerekliliğini hissettim. bir yanda (asıl) provokatif hükümet, western filmlerinden çıkma şerif görünümlü istanbul valisi, orantılı güç direktifçisi cerrah, anayasa'ya karşı gelmeleri (anayasada izinsiz gösteri yapabilme hakkı mevcuttur, efendim), taksim'de yapılmaması için sundukları komik gerekçeler, akıl vermeleri, yol göstemeleri vs. diğer yanda ise işci sendikalarının aldığı kararlı taksim kararı, akp'nin adamı mustafa kumlu'ya rağmen türk-iş'in tavrı (gene şaşırtmadılar, son dakikada beklenen vazgeçiş gerçekleşti!), iktidara karşı oluşmuş muhalefet eksikliği söyleminin yarattığı "muhalefet nedir görüceksin" hırsı, 77 1 mayıs'ında yaşananlar, geçen sene 1 mayıs'da yaşananlar vs.

    tüm bunları alt alta koyunca gitmeme gibi bir ihitmal kalmıyordu ortada. gidilecek ve taksim işgal edilecekti. evet, nasıl yılbaşılarında magandalar istila edebiliyorsa ya da milli takım kutlamalarında futbol çığırtkanları o meydanı işgal edebiliyorsa; işçiler, öğrenciler, çalışanlar, ezilenler de o meydanı haklarını haykırmak, barış çağrısı yapmak için, seslerini en rahat duyurabilecekleri yer olan, tarihi değeri olan taksimde toplanmalıydılar.


    istanbul'a 1-1.5 saat mesafe oturduğum için 1 mayıs sabahı rahatlıkla evimden çıkıp istanbul'a yol alabilirdim. 1 mayıs'a katılıp işcilerle kolkola halay çekip yorgun argın ama mutlu bir şekilde evime geri dönebilirdim. tabi türkiye'de yaşamıyor olsaydım!

    yasa uygulayıcıları oldukları konusunda hem fikir olmadığım şerif bozuntularının istanbul'u "açık cezaevi"ne dönüştüreceği haberini almamla birlikte malasef 1 gün öncesinden yollara düştük. çünkü 1 mayıs sabahı ile beraber taksim ve civarına ulaşımı yasaklıyacaklardı. ne metro çalışacak ne otobüsler sefer koyacak ne de vapurlar beşiktaş'a, eminönü'ye yol alacak. evet, bu bildiğimiz olağan üstü hal koşullarından birisi: ulaşım yasağı! zaten kitle olarak ilk darbeyi de bu nokta yedik. işci bayramını kutlamak için servis ile yola çıkacaklar ya vazgeçip bireysel yollarla taksim'e gitme kararı aldı ya da yola çıktı ve boğaziçi köprüsünden geri çevrildi. yine bu sebeplerden ötürü; istanbul'un çeşitli semtlerinde tanıdıklarım olmasına rağmen mecburen 30 nisan gecesini dolapdere'deki parti binasında sandalyede uyumaya çalışarak geçirdim, 150 kişi ile beraber. taksim merkezli sendikalalıların, siyasal partililerin yapmak zorunda kaldığı gibi. yüzlerce binlerce insan koşulları sonuna kadar zorladı, çoğu da rezillik çekti hem de yasal hakkı olan 1 mayıs'ı kutlamak için!


    1 mayıs sabahını tarif etmek benim için gerçekten çok zor olacak. saat 6:30 ile polis'in disk binası önündeki genç-sen'lilere müdahale ettikleri duyduk, az sonra da görüntülerine ulaştık. buna "müdahale" değil ancak ve ancak "saldırı" denebilirdi. 30bin polis, sendika binasının önünde sadece toplanmaya başlayan topluluğa kullanmaktan hiiç çekinme duymadığı insanlık dışı gaz bombalarıyla, panzerlerle isçilerin, devrimcilerin üstüne "orantılı" bir şekilde saldırıyordu. savaşmak istiyordu polis. telef etmekti amaçları. provokasyon korkuları nedense çağlayan'da, kadıköy'de yahut herhangi bir toplu organizasyonda (eylem olması şart değil) ortaya çıkmıyordu. sadece taksim'de ve sadece işçi bayramında! provokatif eylemciler yüzünden taksim'i açık cezaevine çevirenler sendika binasını illegal bir örgütü basarcasına taciz ediyorlardı. yakaladıkları işcileri, eylemcileri öldüresiye dövüyorlardı. sendika binasına atılan gaz bombaları ise bitmek bilmiyordu. sokaklar, caddeler hiç bir yerde göz gözü görmüyordu. son olarak hastane bahçesine atılan gaz bombası ile polisin hangi raddede olduğunu bizlere gösteriyordu. böyle bir ortamda beklemeye geçmekten başka bir şansımız yoktu. çünkü; şişli'deki işçiler taksim'e yürüyüş düzenlenebilirlerse onları taksim girişinden karşılayıp taksim'e çıkacaktık ya da sendikalar taksim'den vazgeçek ve bireysel olarak taksim zorlanacaktı. ikincisi oldu. daha doğrusu; ikincisine mecbur edildik! mecbur edildik ve esasında istenen de buydu. grupların hep beraber taksime yürümelerini engellemek ve sokak sokak eylemci avına çıkmak, az sayıda gruplar yakalayıp onlara "orantılı güç" kullanmak!

    parti binasının önüne kadar polisin gelmesini ve binanın olduğu sokağa gaz bombası atmalarıyla, provakatif güçlerin yapabileceklerinden dolayı taksim'i yasaklayan birimler provakatif eylemcilere nazire yaparcasına taksimi cehenneme çeviriyordu. sonrasında gördüklerimde günün geri kalanıyla örtüşen manzaralardı: biber gazları, panzerler, joplar, gözaltıları...



    1 mayıs 2008'in öğrettikleri: bugün herhangi bir avrupa birliğine üye ülkenin en ünlü meydanında 1 mayıs'ı kutlamak daha doğrusu kutlamaya kalkışmak bile yasak. eylemcileri şehre, meydana sokmamak için yapılan ohal uygulamaları ise gayet anlaşılır bir ab üyesi ülke davranışı. polisin vatandaşını "uyarı" mahiyetinde tahrip etmesi ise vatandaşın lehine, yoksa kötü işlere karışabilir. gaz bombaları ise insan hakları derneğinin teşvikleriyle yaygınlaşmakta. sendika, parti binaları her ab ülkesinde baskın yapılarak kontrol altında tutulmakta. eylem yapmak kötüdür. çünkü provokasyon ihtimali hep vardır. hakkını aramana da lüzum yoktur, devlet baba büyüktür!

    ama baya kıt anlayışlı olduğumuzdan pek anlayamadık tüm bunları. gördüğüm kadarıyla "pes diyen" de yok. "taksim'den vazgeçtim" diyeni de hiç işitmedim!
    yani; seneye bir daha denersiniz artık! tekrar taksim'de olacağız çünkü!
    (baschar, 02.05.2008 21:15 ~ 21:17)
... toplu gösterim ...