işkence de, tecavüz de, taciz de, gözaltında ölümler de, linç de, ot ve bok kadar münferit !
kime/neye mal edildiği umurumda değil, bu topraklarda nelere duyarsızlaştık ve neleri olağan-alışılmış ve dahi yaşanabilir kıldı aklımız. soralım kendimize bi zahmet !
toplumsal bir histeriye tutulmuş olduğumuz gerçeğininin üzerine biraz daha kalın bir şeyler örtüp, biraz daha ağır bir şeylerle bastırmaya çalışma metodunun yeni bir ayağı olsa gerek bu savunma. toplumları bireyler oluşturur, bir kişinin yaptığı bütün bir topluma mal edilemez ama bu bir kişiler sürekli çoğalmaktaysa, bunu uğursuz bir şeylere yormak hiç fena olmaz gibi.
kendini temize çıkarmanın, bir nevi vicdan rahatlatmanın yolu. bu ülke insanlarının yaptığı akıldışı eylemler hergün gazetelerde sayfa sayfa yayınlanıyor, toplumsal bir çürüme yüz gösteriyor, herkes çuvaldızı kendisine batırmalıdır. daha güzel anlatımı için melih aşıktan;
http://www.milliyet.com.tr/...
murat belge'nin 15 nisan 2008 -yani bugün- tarihli yazısını okumalı bu savı ortaya atanlar. hatta inatla okumalı, bu ülkenin neleri kanıksadığı adına.
öldürülen rahibin katilinin ailesinin sözleri, hrant dink'in katili ile birlikte resim çektirenler, picca bacca'nın ölümü ardından eklenen, dillendirilen ama'lar... bir kişi yaptı tüm bunları peki ama ya ardındaki zihniyet. tüm bu olayları normalize etmek için dillendirilen gerekçeler? karanlığın içindeyken karanlığın görülmesi zordur ne de olsa.
ayrıca; bu karanlık zihniyetin ortaya çıkması ve değiştirilmesine yönelik çabalar üstün ırkınıza(!) halel getirmeyecektir. o yüzden kurcalamaktan da kaçınmasak keşke değil mi?
"zavallı italyan kadının başına gelenler belli olunca, olay, neredeyse bütün basında ana başlıklara konu oldu. bu arada, bizim gazede de, 'bu nasıl ülke böyle?' başlığını kullandı. haklı bir soru.
korkunç, iğrenç... o insanın yapmak üzere yola çıktığı iş, öyle işleri yapmaya gönüllü eden dünya görüşü, insan sevgisi, ahlak anlayışı... bunların yanında onu öldüren o yaratığın 'anlayışı'...
öldürülen insanın akrabaları da tabii ona yakın değerlerle yaşıyorlar. onun için de, 'bu tek başına (acınası) bir sapığın yaptığı bir iş. buna bakarak türkiye'yi suçlamak yanlış olur' diyorlar. bu, elbette doğru. ama yüzde 100 doğru mu? dilimize pelesenk ettiğimiz 'münferit vaka' lafı, çok zaman, hiç de 'münferit' olmayan bir şeylerin kamuflajı değil mi?
bir aralar alanya ırza geçme olaylarıyla nam kazanmıştı. genellikle hollandalılar kurban oluyordu. derken bu işleri yapan pislik adamlar lehine tezahüratta bulunan 'vatandaş'larımız da peyda oldu. bu 'münferit sapık'lardan birinin iki günde salıverilmesi üstüne, hollandalı prens mi, prenses mi, kimdi unuttum, ama türkiye'ye ziyaretini iptal etmişti.
yabancılara böyle saldıranları yakalamakta, ağır biçimde cezalandırmakta hızlı ve özenli davranıyoruz, çok zaman; herhalde, dünyada bu gibi olaylarla hatırlanmak istemediğimiz için (bu, hep önem verdiğimiz bir konudur). ama burada da, sivrisinek öldürmekle bataklık kurutmak arasındaki ilişkiyi andıran bir ilişki var: 'münferit sapık'ların yaptığı işin temelleri genel ideolojide yatıyor çünkü. 'ecnebi'ye, 'gâvur'a karşı yapılıyor bu işler ve öyle olduğu için, bu memlekette yaşayan bayağı kalabalık bir kesimin gözünde ağır bir suç gibi görünmüyor. son olayın sapığının çeşitli sabıkaları varmış. ama bu adam ikide birde 'ırza geçme' girişiminde bulunmuyor. bir 'italyan' bulduğu zaman depreşiyor o tür dürtüleri. çünkü 'gâvur', zaten doğuştan 'orospu'dur.
bu zihniyetin sonuçlarının yalnız 'cinsel' suça yönelmesi de gerekmiyor. santoro olayından, malatya olayından veya 'ermeni'yi öldürdüm!' diye sevinç çığlıkları atan o temiz yürekli vatan evladından, bayrak önünde birlikte fotoğraf çektirilen o genç kahramandan ne kadar farklı ki, bu son olay?
santoro'yu öldüren çocuğun ebeveyni, 'imam öldürse kimsenin çıtı çıkmazdı, papaz öldürdü diye kıyamet koptu' mealinde sözleriyle tarihe geçmişlerdi.
çok mu 'münferit türkler'di o insanlar, bunları söylerken?
ayrıca onlar, cinayeti işleyenin anası, babası. 'yavru'larını bir şekilde korumaya çalışmaları beklenir bir şey. ama bütün bu 'yavru'lar hapisten çıkınca, onları tezahüratla karşılayıp bağrına basacaklar hazır, bekliyor. 'malatya'da doğdu/papa'yı da vurdu' değil mi?
son halk kahramanımız ırza geçmek gibi 'yüz kızartıcı' bir suçtan girdiği, ötekiler gibi 'yüz ağartıcı' bir eylemde bulunmadığı için, onu karşılamaya gelen olmayabilir. ama bu genel ideoloji varolmaya devam edecek ve varolması desteklenecekse, onun benzerleri de her zaman çıkacaktır. içinde, devlet kademesinde yeri olanların da önemli rol oynadığı bu milleyetçilik kızıştırması ve bu yabancı düşmanlığı artarak devam edecekse, o 'ırz düşmanı katil'e bile bir 'şild' veren çıkabilir. 'bu dünyadan bir italyan eksiltme'nin armağanı olarak."
1 kişinin yaptığı kötülüğün sonucunda bütün ülkenin zan altında kalacağı gibi bir sonuca ulaşmak bilinçsiz insanın, olay paralelinde bütün ülkenin ve insanlığın belirli bir suçu olduğu yargısına ulaşmak ise bilinçli insanın işidir. kınanılması gereken ve yüz kızartıcı olarak addedilecek bir durumu dünya kamuoyu önünde ülkeyi küçük düşürebilecek olması sebebiyle münferit bir suç olarak algılamak sebep sonuç ilişkisi ekseninde vakanın sonucuna odaklanmaktan ziyade, durumun ciddiyetini tam anlamıyla algılayamamaktan ibarettir. bilinçli insanın bu gibi vakalar karşısında göstermesi gereken tutum; "kim ne der?", "imajımız nasıl zedelenir?" ya da "bu olay benim de suçummuş gibi gösterilemez benim halkım normalde böyle değildir" gibi demagojik salvolar yapmak yerine, trajik vakayı bir sonuç olarak adldedip, sonucun sebeplerini ve arkasındaki sosyo psikolojik ayrıntıları araştırarak, kendini ve çevresindekileri acımasızca eleştirmesidir. yalnızca bu "toplumsal öz eleştiriyi" kıyasıya yapbilen insanlar dünya önündeki toplumsal imajlarını düşünebilmelidir.
çok doğru bir cümle. tabi ki mal edilemez. meğer ki o ülkenin vatandaşları, içlerinden birinin yaptığı kötülükten dolayı, o içlerinden biri adına içten bir özür dilemeyi çok görsün, ve dileyenleri de türlü çeşitli örtülü/açık komplo söylemlerine alet etmeye gönül indirsin. o zaman, o bir kişinin yaptığı kötülük kişisel de olsa, o ülkenin bağrında da büyümekte olan bir kötülük gizlendiği şüphesi uyanacaktır.
ülke geneli o yapılan kötülükte mağdur tarafın kusurlarını öne sürüyorsa, yapılan kötülük için "ama efendim" "ama şöyle ki" "ama korusaymış kendisini" şeklinde "ama" lı cümlelerle konuşuyorsa bal gibi de mal edilebilir. yapılan suça kayıtsız kalmak da suç işlemek ve ona ortak olmak demektir.
öyle çok isterdim ki doğru olmasını. çıkıp: aslında biz çok duyarlı bir milletiz toptan olarak çok iyiyizdir! demeyi öyle çok dilerdim ki...
barış gelinin avrupayı sapasağlam turladıktan sonra aynı sağlamlıkta canım ülke topraklarımdan, anadolumdan, güzel insanlarımızın arasından geçmesini ,
hrant dink in yazdığı veya yazmadığı bir makalesi ne kadar hakaret içerirse içersin huzur içinde yaşadığı benim birtanecik ülkemde, türkiyemde, yırtık ayakkabısı yola savrulmasın, kanları kaldırımları sulamasın, ve buna benim türk kardeşim sebep olmamasını
doğudaki tecavüze uğramış 15 yaşındaki kızın, suçlu bulunmamasını, babasının onu öldürmek yerine bağrına basmasını
açılan havalimanında devenin sadece yürüyüşe çıkmasını, bıçağın boynuna dayanmamasını,
suya düşüp dallara tutunarak kurtulmaya çalışan ayının insanlarca kurtarılmasını, kafası taşlanarak öldürülmemiş olmasını
küçücük çocukların küvete sadece yıkanmak için girmesini, babalarının cinnet getirip onları orada boğarak öldürmemesini,
podyumda yürümeye çalışan mankenin üstüne atlayıp göğsünü tutan ellerin yine benim ülkemden bir gence ait olmamasını
öyle çok isterdim ki...
bunları ve daha kötülerini yapanlar gittikçe çoğalırken, bizim "bir kişinin yaptığı kötülüğü halkıma mal edemezsiniz!" tarzı avunuşlarımızla örtbas edilmeye çalışılmamasını,
bunun yerine suçumuzu bilip, o zavallı gelinin ailesinden, dünyadan, dink ailesinden, deve ailesinden, ayı ailesinden o çok sevdiğimiz türk birliği adına özür dilememizi,
örtbas yerine kökten kaldırmak için toplumca çaba göstermemizi bizim gibi köklü bir milletin, dişiyle tırnağıyla kazarak elde ettiği bu ülkeyi ve soylu türk ulusunu yüceltmek adına suçluyken güçlü olmak yerine suçluyken özür dileyip, önlemimizi alarak güçlü olmayı tercih etmemizi,
sayısal olarak ''bir'' kişinin yaptığı ama o ''bir'' kişinin yaptığı eylemi yapabilme potansiyeline sahip kişileri düşününce, sağına bol sıfır ekleyebileceğiniz bir ''bir'' sayısı elde ettiğinizden, tüm ülkeye olmasa da en az ''ülkenin yarısına mal edilebilecek kötülük'' olarak değiştirilmesi gereken vatan imajını kurtarma girişimi.
tanımı, böylesine çetrefilli bir cümleyle yapmak, kafa bulandırabileceğinden,olayı biraz açmayı deneyelim. bu kötülüğü yapan kişi, ''çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane.'' bilmecesinin cevabıdır adeta. evet,gündem itibariyle göz önünde bir kişi ama evde, okulda, sokakta, işyerinde, fabrikada, kıraathanede, ofiste, camide,dağda-bayırda,köyde-kentte velhasılı aramızda bin kişi. eskilerin deyimiyle,''eğri oturup doğru konuşalım.'' hangi birimiz ağzımızdan salyalar aka aka iç geçirmedik önümüzden geçen, dar pantolonlu bir kızın kalçalarına bakarken? ve tenhada kıstırıp üstüne çullanmak hangi birimizin fantezilerini süslemedi? bu bakımdan, çoğumuzun pek de farkı yok o ''bir'' kişiden. zira toplumları yansıtan,onu oluşturan bireylerdir. ve bu görünüşte bir,gerçekte bin kişiler de söz gelimi marstan ışınlanmadı ülkemize. bizler ürettik,bu toplum üretti. bu toprakların bağrından çıktı bu bir ve bin kişiler. birçoğumuz o bir kişiyle aynı kefeye konmaktan oldukça gocunmuşuzdur mutlaka. zira hiçbirimiz böyle bir halde anılmayı istemeyiz. acı olan şudur ki, bu ülke belki cinayeti değil ama tecavüzü,hele ki ''yabancı'' birine zorla sahip olmayı olağan karşılayan,hatta eş dost arasında'' baba karıyı bi inletmişim, görme'' böbürlenmesine götürebilecek, milyonları bulan bir potansiyele sahiptir. evet acıdır ve daha da acısı; kabahatini en azından kabullenip,af dilemek yerine, pişkince üste çıkma potansiyeline sahip insanlarla da doludur bu ülke.
işte tam da bu yüzden, bu ve benzeri kötülükleri herkesten önce kendimize mal edebilme erdemine sahip olalım ki, o bir kişiler rahat üreyemesin, nice kötülüklerin altına imzasını pişkince atamasın. basit bir örnek gibi gelmesin. hani okulda yanıbaşımızda umursamaz bir tavırla yere çöp atan çocukları görürüz. ve yere çöp atılmaması gerektiğini bilen,bunu kanıksayan biriysek, çöp atan kişiyi uyarma gereği hissederiz. oysa o olumsuz davranışı gösteren kişi çoğunlukla ''sana ne lan'' gibi bir tepki verir. bir nevi pişkinlik yapar yani. rahattır o çöpü atarken. ''acaba yanlış birşey mi yapıyorum?'' demeyi aklından dahi geçirmemiştir muhtemelen. çünkü etrafında kendisi gibi, yere çöp atmayı normal sayan bir sürü kişi vardır. dolayısıyla,kendisi gibi davranan onca kişinin içinde dikkat bile çekmeyecektir. halbuki, o çöpü yere atmayı aklından geçirdiği anda,etrafın tertemiz olduğunu farketse,birilerinin anında ona kızacağını bilse ve o çöpü atmaya tabiri caizse,'' götü yemese'',o çöp yere değil,çöp kutusuna atılacaktır. zamanla da bu, bir alışkanlık haline gelecektir. işte bu olumlu veya olumsuz tutumları, ''ağaç yaş iken eğilir.'' atasözüyle açıklayabilmek mümkün. buradan, eğitim şart gibi klişe bir lafa bağlayacak değilim. elbette eğitim şart ama bu eğitimi en fazla,eğitilebilir geri zekalılara kadar indirgeyebilirsiniz. zeka düzeyi daha altta olanlar için umut yok malesef. bu bakımdan, umarım çoğumuz hala eğitilebilecek bir düzeydeyizdir.
pippa bacca'nın ailesinin yaptığı açıklama. doğrudur, yanlıştır tartışmaya girmem bile; ama bunu söyleyen insanın olgunluğuna kesinlikle hayran kaldım. kardeşini kaybeden bir insanın yaşadığı büyük acıya rağmen böyle bir olgunlukla bunu söylemesi takdire şayandır. ayrıca otostop yapmasıyla ilgili olarak da kardeşi için "iyi bir otostopçudur, hatta biz ailece otostopçuyuz" diyerek hayranlığımı bir kat daha arttırmıştır bu insan.
burda dikkat edilmesi gereken bir nokta var bence; kardeşine tecavüz edilmiş, öldürülmüş, hem de bunlar çok dramatik bir şekilde gerçekleşmiş kardeşinin olay yerinde bulunma nedeni* ve şekli* itibariyle. buna rağmen abla "eee otostop yaparsa başına geleceği budur" fikrini benimsemiyor. veya "bu toplumda cinsellik bastırılmıştır falandir filandır ondandır bikbikbik" diyerek bu suçu bir şekilde açıklamaya çalışmıyor.
kaçımız bu olaydan sonra otostop çekerek gezme hevesimiz var idiyse tırsıp vazgeçmedik? kaçımız zaten otostopçuysak ailemiz tarafından uyarılmadık: "bak gördün mü, bi daha yapma da senin başına gelmesin" işte bu tavır, var olan bir kötülüğün kabullenilmesi, varlığından kaçılmasıdır. o kötülükle savaşmak gerekir, ondan kaçmak değil. aynı zamanda ortada bir kötülük varsa her şey kötüdür gibi bir genelleme de gayet mantıksızdır. evet, otostop çeken kadınlara karşı önyargıyla yaklaşıp onları taciz eden, hatta onlara tecavüz edenler var. ama bu demek değil ki herkes öyle.
sonuç olarak abla kişinin bu beyanı bence tam bir olgunluk örneği. takdir ediyorum.
bu ülkede tecavüz olmayan gün mü var anasını satıyım. bütün ülke mi tecavüz etseydi? mehmet okur 10 sayı, 10 rebound yapınca gazetelerde boy boy "işte türkün gücü, double double"gurur duyuyoruz" yazmayı biliyoruz. bu ayıp da ülkenin ayıbıdır.
pippa bacca'nın ailesinden birileri tarafından söylenmiş sözmüş bu. bu ifadeyi coşkuyla karşılayan vatandaşlarımızı gördükçe; benim de aklıma, "başımızın dik olması çenemize kadar pisliğe batmamızdandır" sözü gelmekte.
böylesi bir bir iyimserlik, cinnet yurduma dışardan bakan bir yabancı açısından normal karşılanabilir. ve fakat biz gerçeği biliyoruz canlar. bu minvalde sözleri sevinçle, şükranla karşılayıp "tabii ya her ülkede tecavüzcü var" şeklinde ahkam kesen, durumu normalize etmeye çalışan kimi vatanperverler(?) de bal gibi biliyor. tam da bu yüzden benzersiz bir ahlaksızlığın bayraktarlığını yapıyorlar aslında. pippa'nın arkasından -hemen şimdi- bir başka kadın, hatta yüz kadın-yabancı ya da türk- yollara düşse, onların başına da aynı şeylerin geleceğini buz gibi bilmekteyiz. ve bu korkunç bilgi, memleket hızla yeryüzünde bir cehenneme dönüşmekteyken, imaj düşkünü vatanperverleri zerrece rahatsız etmiyor.
bir türk kadının asla pippa'nın yaptığı gibi kendini yollara vurmayacağından eminiz nasıl olsa. bu ülkede kadınlar temkinlidir, çok daha az risk alarak yaşasak bile, tecavüz nereden çıkacağı belli olmayan somut bir tehdittir bizim için. yine de şayet böyle birşey olsa, bir kadın pippa gibi yollara düşse başına gelenlerin suçlusu bizzat kendisi olurdu değil mi? buna evet diyecek tıynettekilerin nüfusa oranını ve potansiyel sıradan (amerikada ki gibi seri olmayan) tecavüzcü katillerin oranını tahmin etmeye çalışıyorum bazen ve yakup kadri'nin sodom ve gomore'sinde geçen o çarpıcı ifadenin, aslında bu dönemin kokuşmuşluğunun da çözümü olduğunu farkediyorum. "yeterince büyük bir ateş herşeyi temizlerdi"
kısmen doğru. peki ya o kötülüğü yapanın aileden gelen bu sapık davranışları, yada o kötülüğü yapanın çocuğuna aşıladığı-örnek olduğu sapık davranışlar? temeli aile yapısına kadar inen bu sapıklıkların bedelleri bir ülkeye mal edilemez, amaaaaa bir aileye mal edilebilir. peki bize ilkokuldan beri öğretiler aile toplumun en temel ve küçük birimidir öğretisine ne oldu??
aksini savunanların olduğunu şaşa kalarak gördüğüm ifade. elbette ki bir kişinin yaptığı tüm ülkeye mal edilemez. elmayla armudu karıştırmamak lazım. bir kişinin yaptığı kötülükten tüm ülke payına düşen utanmaktır sıkılmaktır. aynı şekilde bir kişinin başarısından da tüm ülke payına sevinç ve gurur düşer. adam 100 metreyi 8 saniye de koşuyor diye ülkesindeki herkes 8-10 saniyede koşuyor ya da matematik olimpiyatlarında derece alıyor diye ülkesindeki herkes süperzeka ya da tecavüz ediyor diye ülkesindeki herkes tecavüzcü olmayacağına göre bir insanın yaptığı iyi/kötü olay tüm ülkeye mal edilemez.
tabi olay pippa bacca olunca herşey değişiyor. neden? çünkü medyatik bir isim. gebzede kaybolduğu haberleri ekranlarda dönene kadar ismini cismini bilenlerin pek de fazla olduğunu sanmadığım bir isim. herhangi bir coğrafyada olduğu gibi bu coğrafyada gerçekleşmiş sayılarca korkunç olaydan birinin mağduru. hayalleri uğruna beyazlara bürünüp yolculuğa çıkması bu korkunç olayla son bulup tahminlerinin ötesine taşıdı hayallerini ama artık kendisi yok ne yazık ki. ne yazık ki onun artık dünyada olmamasına sebep olan benim ülkemden bir insanımsı. utanıyorum sıkılıyorum ama kimse bana tecavüzcü diyemez.
şunu bilin ki bir tek bizim ülkemizde olmuyor bu tip korkunç olaylar. insanın olduğu her yerde var örnekleri ve bu sonuncu olay değil ne yazık ki. belki benim coğrafyamda belki bize insanlık dersi vermeye çalıştığını düşünen ülkelerin sınırlarında olacak bir sonraki olay ama şundan eminim hiçbir ülke bizim kadar utanıp sıkılmayacak. hiçbir ülkenin içinden insanlar çıkıp biz reziliz, tü kakayız biz demeyecek.
pippa bacca keşke bana rastlasaydı da gideceği yere kadar bırakıverseydim onu, böylece tüm dünya türkler çok misafirperver arabasına aldığı otostopçuyu gideceği yere kadar bırakıyorlar diye konuşsaydı hepimiz gurur duysaydık!!!
aslında bir bakıma yanlış olan önermedir. eğer bir ülkede sürekli aynı hatalar yapılıyor, aynı suçlar işleniyor ve bu suçlara gerekli yaptırım uygulanmıyor ve de suçun işlenmesi için hazırlanan zemine müdehale edilmiyor, ülkenin insanları iki kınama cümlesi dışında herhengi bir eylemde bulunmuyorsa, evet bir kişinin işlediği suç tüm ülkeye mal edilebilir, hatta edilmelidir. en son yaşanan tecavüz olayının ve bundan sonra yaşanacak olanların da sorumlusu bizleriz. bu olaydan bir gün sonra gebze'de bir tecavüz vakası daha yaşandı, kim salladı o olayı, kim üzerinde durdu? daha geçen yıllarda bir bebeğe tecavüz edilmedi mi? sahi ne oldu o bebeğe? her gün onlarca tecavüz vakası yaşanmıyor mu? peki eğitim sistemine, adalet sistemine el atan oldu mu? peki ya siz ne yaptınız sorarım size? bu sistemlerin düzelmesi için sizi yönetenlere, yani seçtiklerinize baskıda bulundunuz mu? onları yönlendirmeye çalıştınız mı? meydanlara başkarının başına gelen kötü şeyler döküldünüz mü hiç? herhangi bir kampanya başlattınız mı? oy toplamak için çıkarılan aflara tepki gösterdiniz mi? ne yaptınız? iki tane acıklı giri yazmakla ya da ekran başında yapmacık üzüntü naraları atmakla olmuyor bu işler. yarın yine olacak, tedbirinizi aldınız mı? kaç tane çocuk tacize, tecavüze uğruyor biliyor musunuz? kaç tane kadın tecavüze uğrayıp korkusundan köşesine çekiliyor haberiniz var mı? bırakın bu ikiyüzlülüğü; eğer sizler bu olayları kınayıp sonra da unutan insanlarsınız en az o tecavüzcüler kadar suçlusunuz! sizlerin demokratik hakları var, talep edebilir, sizi yönetenleri yönlendirebilirsiniz, ama nerede bizde o bilinç. ancak orada burada konuşur dururuz. konuşun, kınayın ama artık bir şeyler yapın, yarın aynı şey sizin de başınıza gelecek, bir kere de başkaları için bir şeyler yapın.
sessiz kaldığınız için, ikiyüzlü olduğunuz için o tecavüzcü kadar suçlusunuz, onu da siz var ettiniz ve saldınız ortalığa; sırf bu sebeble artık bir kişinin yaptığı kötülük bizim de kötülüğümüzdür.
bu fikri savunabilmek için kendimize şu soruyu sormamız gerekir önce.
-pippa'nın sözkonusu arabaya değil de, o anda oradan geçmekte olan 9 diğer arabadan herhangi birine binmiş olması durumunda kaç sürücü pippa'yı bir sanatçı, bir aktivist olarak algılayabilecekti?
cevap 9 diyebilsek belki ama maalesef ki değil işte. hepsi tecavüzü ve öldürmeyi düşünmeyecekti ama çoğu "aranıyor bu kadın, yollu galiba" diye düşünecekti şüphesiz ki.
ybsg amına koyayım ne meraklısınız sorumluluktan sıyrılmaya şeklinde hönkürülerek cevap verilesi önerme.
o pezevengin yaptığı eylemden dorğrudan sorumlu olmayabiliriz, ama gerek siyasal, gerek toplumsal ve gerekse bireysel tercihlerimiz ve eylemlerimizle bu memleketin içine senelerdir sıçtıktan sonra kalkıp biz şöyle iyiyiz böyle güzeliz aslında diyerek ve bütün bu kollektif şıçış çabalarımızın milyonlarca sonucundan sadece biri çok çarpıcı biçimde suratımıza vurduğunda buna karşılık yapanı ötekileştirip (çünkü venon gezegeninden dün geldi, bilmiyor buranın kurallarını) sıyrılmayı nasıl da beceriyoruz hayret doğrusu.
etrafınıza baktınız mı hiç? kimin kime ya da bırakın kişileri kimin kurallara, kanunlara, düzenlemelere hatta onu da geçtim kendisine saygısı var bu toplumda. bırakın trafikte doğru düzgün araba kullanmayı, yolda yürümeyi, otobüse ya da metroya itişip kakışmadan (ya da anons edildiği halde inmek isteyenlere yol vermeden durup, öküz gibi bakmadan) binmeyi beceremeyen bir milletiz ve şu gün bir doğal afet olsa birbirimizi yeriz biz bekle ki biri bir başkasının yaşama hakkına saygı duyuyor olsun.
hangi toplumsal değerden bahsedebiliyoruz ki dejenere olmayan bir kişinin yaptığı kötülük tüm ülkeye mal edilemez diyebiliyoruz. bal gibi de edilir. kendimize gelebilsek, tembellikten vazgeçip düşünmek için bir beyin hücresinden fazlasını kullansak ve yaptığımız hareketlerin sonuçlarını da beraberinde hesaba katabilsek zaten memlekette sorun kalmayacak.
kimse kimseye "o tecavüz etti sen kolundan tuttun" tadında direkt suçlamalar yapmamaktadır. o yüzden başlıktaki cümleyi vicdan ve gönül rahatlığıyla dile getirebilmek için ya "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" cı olmak ya da böyle zihniyetleri engellemek amacıyla üstüne düşeni yapmış şamda kayısı bir vatandaş olmak gereklidir.
mesela parklardaki "çimlere basmayınız" ibareleri örnek alınabilir. çime basan bir kişi bile olmasın diye gerekirse yüz bin kişi birden uyarılır oraya o işaret dikilerek.. bu levha karşısında kişisel olarak alınıp "ama ben basmıyorum ki" demek kadar saçma bir davranış yoktur. çünkü "hepiniz çime basıyorsunuz, basmayın ulan eşşoleşekler" dememektedir bütün toplumu kapsayan o tabelada.
"basmayın, basmıyorsanız da basılmasına izin vermeyin.", vermek istediği tek mesaj budur.
ek: elma çürük çıkınca şikayet elma sepetine değil manava yöneltilir.
kötü 1şey (başlık konspetinde giri) yapan kişi ya da kurumun çevresindeki insalara örnek teşkil ederek sürü psikolojisinin dibine vurmuş kişi ya da kurumların, her ne kadar kötü örnek örnek olmasa da, rol modellerine bakıp hareket etmeleri ile, kötü şeylerin mantar gibi bitmesi sonucunu doğurabilecek bir tarafı da vardır bu olayın. yani %100 doğru bir önerme değildir.
öncelikle bireyler toplumlardan ilerdedir düsturunu hatırlayarak bu girime başlangıçımı yapayım. çoktur ülkemizde kökleşmiş olan ikiyüzlülük denilen lanet, iletişim teknolojisi marifeti ile örtülerinden sıyrılmış gün yüzüne çıkmaktadır.
eskiden gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde olan biten bütün olgular görsel olarak zırank diye verilir ay aman özenipte yapmasınlar ruhsal sağlıkları bozulmasın denmezdi.
türkiye çağdaşlaşmayı sadece vitrin süsü olarak algıladığı için üçüncü dünya ülkelerin ktegorsinden çıkamamaktadır.
evet girimizn başında dediğimiz gibi bireyler toplumlardan ileridir, fakat bireyleri köstekleyen -hele ki t.c. diyarı gibi- bir ülke mevzu bahis olduğu vakit bireyler frenlenmekte ve seviyeleri en alt kademeye dşmek zorunda kalmaktadır.
milyonlarca işsizi ile spekülatüsyon yaratmak için kaostan kaosa koşturulan ve bu suretle potansiyel suç makinesi olabilecek vatandaşlara malik olan bu ülke ne yazık ki çağdaşlaşmayı bırakın adam olabilme vasfını çoktan kaybetmiştir.
geçenlerde şehr-i istanbul'da ahaliin çok meth ettiği bir balık restaurantına gittim. siparişlerimi verdim beklemeye koyuldum. hadi bir elimi yıkayayım diyip kenefine arz-ı endam eyledim. kenefinin sifonu bozuk, kağıt havlusu bitmiş üstüne üstlük yerlerinin çamurlu olduğunu görünce restaurant hakkında yargılarım nötürlendi ve belki yemekleri iyidir diyerek masaya oturdum. bildiğiniz üzere yiyecek-içecek işletmelerinde ilk olarak içeçek masaya gelir. gelen içecek kutusu ve plastik bardakla geldiği için 'ne ulan eminönünde büfeden limonata mı içiyoruz' diyerek içeçeği içmeden sadece içeçeğin parasını ödeyerek bir bahane savurarak savuştum.
bir zincirin gücü en zayıf halkasının gücüyle ölçülür. toplum denilen yığında halkalar güçsüzlüklerini kapatmak için vıyaklamaları yükseltiler ve kendilerini dev aynasında görürler.
bu durumdan günümüz türkiyesi önceden olduğu gibi şimdide fazlası ile nemalanmaktadır.
bireysel kalitesizliğin gittikçe arş-ı alaya yükseldiği, binbir çeşit psikolojik vakkasıyla türkiye ne yazık ki yaşanmaz bir yer olmuş, biraz hissedebilen ve umursamazlık zırhını giymemekte kararlı olan bireyler için içten içe diri diri yandığı ve can çekiştiği bir diyar olmuştur.
hiç bir şuç cezasız kalmaz, fakat bir suç toplum yahut göstermelik kişiler tarafından üstlendiği vakit böyle gelmiş böyle de gider.
şapkayı önümüze koyup düşünme vakti çoktan geçmiştir artık doğruyu yapabilme, yapamıyorsak bile insanlığın ortak paydaları olan şeyleri yapmamız gerekir.
bu topraklarda şu anda ve yakın gelecekte kolektivist sistemler yürümez. yürüse yürüse diktatörlük yahut bireysel kurtuluş eylemleri bir imdat çekiçi olur.
bu saatten sonra diktatörlük olmayacağına göre -aslında demokrasi denilen şeyde diktatörlük kitle iletişim marifeti mümükündür ha- kafasını çalıştıran kişiler bireysel kurtuluşa erebilir.
ekonomisi bombok, fertleri üç kuruş menfaat için birbirini düdükleme hastalığına tutulmuş, aç gözlü, kapasitesiz, cahiliğin vermiş olduğu bönlükle ben varım diye bas bas bağıran, mesleksiz, otomatik hareket eden, amatör düzenbaz ve kurnaz olan bir kuru kalabalıkta birey çağı ıskalamamak ya da akıl sağlığına mukayet olmak için ya terk-i diyar etmeli yahut inzivaya çekilmelidir.
birey olmakla dingil bencilliğini karıştıranlara ve halkçılığı lümpenleri baştacı etmeye kalkışanlar bokladığı elitizme ihtiyaçımız var ne yazık ki.
hani bazı aklı evvellerin tu kaka ettiği elitizm canım. akla, bilime, hümanizme hatta öncelikle herşeyden önce karşılıklı saygıya elitizm deniyorsa ben elitizme oyumu veririm arkadaş hatta uygularım.
saf sikmek kadar basit bir şey yoktur şu dünyada iki dakilık iştir. ama şeytan sikmek kadar zor birşey de yoktur. marifet saf sikmek değildir. marifet şeytanı sikmek, donunu gözyaşını silsin diye vermektir.
eh saf sikmek amacıyla bireyler ortalarda fink ediyor bize de onlarla dalga geçmek düşer.
konumuzdan bayağı çıktığımın farkındayım şu günleri yaşamamıza sebebiyet verenlerin gözü çıkşın. ne zaman ki biz esas suçluları yakalayıp ceza veririz o vakit bu söz yüzdeyüz haklı olur.
ama biz hala birşeyleri böbürlenmeler ve yalanlar ile gizledikçe almanlar yenildiği için bizde yenildik sayıldık diyerek 31 çekersek bu gidisatla torun torbamız ... artık ne yapar bilemiycem.