tribünlerin maçtan önce ve maç sırasında yine müthiş bir destek verdiği, eskişehir deplasmanının sıradan bir anadolu deplasmanı olmadığını gösterdiği maç olmuştur. saha içine inersek, eskişehirspor galatasaray maçında olduğu gibi baskılı ve top yaparak başlamıştı fakat üzerinde bir tedirginlik vardı. yavaş bir tempoda her pas düşünülerek atılıyordu, takımın önceden çalışılmış bi set piece'i yok gibiydi. fenerbahçe ise neredeyse daha ilk şutunda golü buldu.
alex yine olmadık yerden gol çıkardı. zaten fundamental konusunda bu adam dünyada ilk 10'a girer. eskişehir'in kazma
anderson'la çabuk gelen golü oyunun içinde kalmalarını sağlasa da maç boyu devam eden saçmasapan bir kaleciye geri pas anlayışı ikinci golü getirdi. geri pası kaleci taca attıktan sonra defans tam yerleşmeden topu geri veren top toplayıcı çocuk da tribünlerden hayatı boyunca yemeyeceği kadar küfür yedi. alex 2-1'i yapmış, dev
ivesa hem kırmızıyı görüp hem de hastanenin yolunu tutmuşken tribünlerde bu sefer gerçek bir ümitsizlik başgösterdi. fakat yenilen golden sonraki oyun insanı tekrar hayata bağlıyordu. fenerbahçe 10 kişi kalan rakibine bile oyunda üstünlük kuramıyordu. dünya gözüyle eskişehir'i de gören
roberto carlosmaç boyunca süregelen savrukluğunu bir golle süslemişti ama hakemlerin oralı bile olmaması aziz yıldırım'ın kulaklarını çınlatmaya yetti.
edu da carlos'unki sayılmıyosa ben atarım dedi ve tarafları soyunma odasına eşitlikle gönderdi. ilk yarıda 3 maça yetecek malzeme çıktığı için ikinci yarı daha tatsız tutsuz fakat full adrenalinle geçti. fenerbahçenin ruhsuzluğu, eskişehirspor'un yorgunluğu ve
youla'nın ofsayt kuralını hala anlayamamasıyla birleşince maç bitmesi gerektiği gibi bitti. yine de biri kazanacaksa bu eskişehirspor olmalıydı.
maçtan sonra eskişehir halkının çıldırmasını ise yadırgadım. sonuçta 10 kişiyle büyük bir takımdan 1 puan almış olabilirsin ama yine de kendi sahandasın. üstelik maçı kazanabileceğin fırsatlar da eline geçmiş. kendi sahanda 1 puana böyle seviniyorsan 1-2 yılda yine dönersin bank asya 1. ligine.