bir teoriye göre alyuvarlara bağlanan protein olmadığı iççin daha fazla oksijen taşınır, bu nedenle beyne daha fazla oksijen gider. daha zeki oldukları söylenir bu guruba sahip insanların.
içinde a , b ve rh proteinlerinin bulunmaması nedeniyle en "saf" kandır. bir rivayete göre de vampirlerin favorisidir, belki de fazladan protein kanın lezzetini bozuyordur da ondandır, vs, vs, wc.
fakirin teki kan grubudur. alyuvarlarında hiçbir antijeni (a, b, rh) olmadığından 'fakirsin işte fakir fakir' şeklinde dalga geçtiğiniz kan grubu, ona muhtaç kalabileceğiniz çok gerekli bir durumda 'az önce öyle demiyordun ama keh keh' deyip pis pis sırıtacaktır.
pis pis sırıtma efekti (bkz: keh keh)
kıssadan hisse (bkz: hor görme)
bir rivayete göre akdeniz havzasında nadir rastlanırken iskandinav ülkelerinde hatırı sayılır çoğunlukta görülebilen kan grubuymuş. bir gün çanakkale taraflarına yolunuz düşerse ihtiyaç halinde her zaman emrinizdeyim efendim.
çok yalnız lan.sen kalk tüm ihtiyaç sahiplerinin yardımına koş ama onlar seni ortada bıraksın.sadece kendi kanından olandan yararlan.o da yok.az bulunuyor işte.
bu kan grubundaki insanların ruhuna da bu düzen işler.
yaşamlarında sürekli verip,almayanlardan.alamayanlardan aslında.doğasında yok ki.
hep kendisi gibi olanı arar,yakınında tutmak ister.ama çoğu zaman karşısındaki ab rh pozitiftir.hiç vermeyen hep alanlardan.
sen yine de o rh negatifliğinin hakkını verirsin.kendine yetmese de dağıtırsın.yardımseverliğinle uyumluluğunla övünürsün.
nitekim zor bulunur böylesi hem kanı , hem kendisi.
a,b,ab ve o diye sınıflandırılan kan gruplarından biridir. ender bulunmasıyla nam salmıştır. özellikle genel verici fişlemesiyle anılmaktadır, bu sebeple şarap kadar kutsaldır.bende 0 rh (-)' im. ama genel verici değilim, kimseden de kolay kolay alamıyorum. hayatın cilvesi işte...
itü kimya metalurji fakültesi’nde ingilizce dersindeyiz.. hafif bir patlama sesi duyuyoruz, hoca “eh, kimya mühendisi olacakların bunlara alışması gerek..” diye bir espri yapıyor, gülüyoruz.. sonra bir çocuğun telefonu çalmaya başlıyor.. sonunda çocuk dayanamıyor ve dışarı çıkmak için izin istiyor.. birkaç saniye sonra tekrar iceri giriyor ve “ patlama seslerinin levent’ten geldiğini”, “çok fazla ölü olduğunu..” söylüyor.. dersi bitiriyoruz yolda telefonum çalmaya başlıyor. annem.
“oğlum! her yerde bombalar patlıyor oğlum.. oğlum, sesini duydum hayattasın.. oğlum..”
çenem kasılıyor sinirden.. nasıl oluyor böyle bir şey! neden benim ülkemin başına geliyor böyle bir şey.. ve niçin bu kadar aciz insanım bu olanlar karşısında..
yürüyorum, bir minibüs, camları açık.. hoparlörleri radyo muhabirinin olay yerinden yaptığı yayınla gümbürdüyor. insanlarım ağlıyorlar, haykırıyorlar yardım için.. ben de ağlıyorum.. yığılıyorum durduğum yere.. o sırada oradan birileri geçiyor; bir yakınımı kaybettiğimi sanıyorlar ve teselli etmeye çalışıyorlar.. sonra uzaklaşıyorlar onlar da.. hiç kimse sokaklarda dolaşmak istemiyor, evlerine gidiyor insanlar.. kalkıyorum oturduğum yerden ve durağa yürüyorum..
otobüsler gelmiyor. tektük geçen arabalar da levent’e kadar gidip oradan geri dönmek zorunda kalanlar.. hastaneye gitmeliyim.. bildiğim en yakın hastane baltalimanı’nda.. oraya gitmeliyim ben.. bir özel otobüs duruyor, “götüreyim sizi aşağı iniyorsanız, hiç belediye otobüsü beklemeyin boşuna, yol kapalı!” diyor şoför.. radyo’da gene aynı kanal açık.. insanlarımın çığlıkları.. hıçkırarak ağlıyorum, yumruklarım sımsıkı..
trafik çok sıkışık, bütün trafiği sahil yoluna kaydırmışlar, iniyorum otobüsden ve koşmaya başlıyorum hastaneye.. hızlı nefes alip vermem hıçkırıklarımı kesiyor bir nebze..
giriyorum metin sabancı hastanesi’nin acil servisine.. doktorlar hemşireler hazır bekliyorlar gelecek hastaları.. dilim düğümleniyor, konuşamıyorum.. birkaç derin nefes aldıktan sonra kurumuş gırtlağımdan koparıyorum kelimeleri:
0 rh negatif.. kanım.. alın..
“biz kan alamayız” diyor doktor, “istinye devlet hastanesi’ne gitmelisin!”
hemen dönüyorum, tekrar başlayacam koşmaya ama sanki o koşuda ağlayamadığım için birikmiş göz yaşlarım.. o anda tutamıyorum onları.. hıçkırmaya başlıyorum.. bir pratisyen yetişiyor peşimden.. koşuyorum tekrar..
bir otobüs alıyor beni.. istinye devlet hastanesindeyim.. çok kalabalık.. hasta yok, herkes kan vermeye gelmiş.. yarıyorum kalabalığı, kayıt yapan kadına yaklaşıyorum..
0 rh negatif kanım.. kan vermek istiyorum..
“şu anda kan fazlamız var, ben telefonunuzu kaydedeyim. ihtiyaç olursa ararım..” diyor kadın. telefonumu veriyorum, eve dönüyorum..
değil bir ünite kan vermek, bir şırınga kan çekseler damarlarımdan düşer bayılırım.. kan vermem gereken tetkikten çok daha önemli bir soruna neden olabilir ben düşerken kolumda bir şırınga olması.. her seferinde defalaraca uyarırım kanı alacak görevliyi.. kan veremem ben, bayılırım..
kanımın son damlasına kadar vermeye hazırım ben.. ama mesaisi, onu damarlarımda tutmam.. türkiye’nin daha güvenli bir yer olmasını sağlamak.. olan insanların da görevlerini adabıyla yaptıklarını bilmek isterim.