|
|
- müzik parçası, melodi.
- bir yahya kemal beyatlı şiiri.
kalbim yine üzgün seni andım da derinden,
geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!
üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden,
geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!
senden boşalan bağrıma göz yaşları dolmuş!
gördüm ki, yazın bastığımız otları solmuş.
son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmuş
geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
- tınılar bütünü
- genellikle bir dönemden veya iki dönemin arka arkaya gelmesinden oluşan biçimdir.bir dönem, tek başına da şarkı olabilir fakat döneme bir cümle veya yeni bir dönem eklenmesi daha yaygındır.bu, en küçük şarkı biçimidir.ilk döneme genellikle a, ikinci cümleye veya döneme b harfi konur.beethoven'ın 9. koral senfonisindeki ana ezgi, bir döneme bir cümle eklenmesiyle oluşmuştur.
- aslında klasik dönem türk edebiyatında bir nazım biçimi olmasına rağmen günümüzde anlamı değişmeye uğrayarak müzik eseri anlamına dönüşmüş sözcük.
- (bkz: nedim)
- sen sev düşünü
horgörerek bayağı sevmeleri,
sev sen rüzgarı
ve işte bir uyarı sana:
yalnızca düşler vardır sahiden,
çünkü sana gelişim düş içinden.
pound,a lume spento
- bir leonard cohen şiiri.
neredeyse yatıyordum
anımsamadan
yeşil süveterinin
düğme deliğine koyduğum
dört beyaz menekşeyi
ve seni nasıl öptüğümü
ve senin beni öpüşünü
utangaçça hiçbir zaman sevgilin
olmamışım gibi sanki
- bir leonard cohen şiiri daha. bir kadına dokunmayı özlüyorum kitabından.
adımı düşünüyor
ağlayan çıplak kız
tekrar tekrar çeviriyor
bronz adımı
vücudundaki
bin parmakla
yağlıyor omuzlarını
tenimin
anımsanan kokusuyla
ah generalim ben
onun tarihinde
altın giysiler kuşanmış
rüzgarı göğüs siperliğine
güneşi karnına almış
ovada büyük atları koşturan
bir general
gözlerimdeki bir öykü gibi
yumuşak kuşlar
korusun yüzünü onun
düşmanlarımdan
keskin kanatları
metal okyanus fırınlarında biçimlenmiş
kötü kuşlardan
katillerimden
korusun odasını
sevecenlikle konuşsun onunla gece
yükseklerdeki yıldızlar sürdürsün
örtünmemiş teninin beyazlığını
ve binlerce parmağına dokunsun
sürgit bronz adım
daha çok parlasın her ağlayışında
ta ki ben bir samanyolu gibi yerimi alana
ve onun gizli ve kırılgan göklerinde
ezbere bilinene dek
- nedimbu türün ustasıdır. lale devri'nin en rağbet gören nazım türüdür.
- ezgi, melodi, nağme.
- arapçada şarkî olarak görülen; doğuya ait, doğu usûlü anlamına gelen sözcük.
(bkz: türkü)
- ruh sağlığı için tedavi de tehlike de olabilecek dış etken. hafızayla birlikte toksikleşebiliyor.
- bak bugün ben neler yaşadım
önce sildim bir sürü hatayı
bana göre dünyayı
baştan çizmek gerek
boyalarımı aldım başladım boyama
yaptım yine yaparım
hayat benim kime sorarım
sorsam kendimden kaçarım
yaptım yine yaparım
hiç pişman olmam olmadım
olsam çabuk yaşlanırım
yaklaştıkça kaçanlardan
ben konuştukça susanlardan
sıkıldım çok bunaldım
hepsini sildim attım
aldım elime boyalarımı
düzelttim ben bugün dünyamı
rengarenk oldu boyadım
herşeye sil baştan başladım
yaptım yine yaparım
- sürüklenmişsin rüzgarın içinde
solgun ellerin gözlerimde
hissedebilir miyim seni
kalbimin tam içinde
yorgun evin duvarları kalbim gibi
ümitsiz hayat gözlerin gibi
sebepsiz sözcükler cümlelerin gibi
soğuk ellerin yüreğin gibi
okyanusun içinde batmış kalbin
güverteyi terk etmişsin
her bir damla göz yaşım
boğuyor seni okyanusta
- çocukken uçtuğum gök yüzünde
şimdi kara bulutlar var
solan çiçekler, yok olmuş insanlar
her gün kopan bir gül
tam yeşerirken kökünden
tam yetişirken tek mermiyle
tam yetişirken 15'inde bir çocuğun elinde
kolay ya.. sık gitsin kurşun
kurtulur tek mermiyle sanki
kokan gururun
dün elinde misketiyle gezen çocuklar
bugün kolunda şırıngaylalar
bu düzenin içlerine akıttığı zehri
bir daha perçinliyorlar
- içten içe aptalca olduğunu hissetiğiniz tüm acılı duygularınıza eşlik eden ve dünyada bu duyguları hisseden başka insanlarda olduğunu anımsatan, kelimeleri arasında bir melodiye sahip mısralar bütünü. yalnız olmadığınızı hissetmek için, bu dünyada sarılabileceğiniz yegane şeydir.
- türklerin divan edebiyatına kazandırdığı nazım biçimlerinden biridir (diğeri de tuyuğ). murabbaya benzetilerek koşma ve türküden türetilmiştir. koşma ve türküden farkı aruz vezniyle yazılmasıdır.
- bir necip fazıl kısakürek şiiri.
her ağızda, her telde, fanilik dırıltısı
sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı...
- şarkılar, müziğin sözle birleştirilmiş hali.. aylar sonra, yıllar sonra başka bir yerde başka bir anda duyduğumuzda onu ilk kez dinlediğimiz zamanı hatırlatanlar.. bazen eski bir sevgili, bazen anne özlemi.. bazen yalnızlık nasıl koymuştu o gece dersiniz, bazen de hayata umutla baktığınız günleri anımsatır şarkılar..
hiç beklemediğiniz anda duyarsınız birini.. önce melodiyi anımsar, sözleri mırıldanmaya başlarsınız ardından.. birden beyniniz eski görüntüleri çıkarır ortaya.. o şarkıyı dinlerken zamanında, sevdiğiniz adamın dediklerini hatırlarsınız, sanki kulaklarınız onun sesiyle çınlar.. "kim söylüyordu bunu?" "güzel şarkıymış" "atsana bunu benim bilgisayara".. bunlar gibi cümleler yeniden aylar sonra beyninizde can bulur.. sonra beyniniz diğer acı bir hatırayı sunar önünüze.. o adam şarkıyı sorarken sizi değil, bir başkasını düşünüyordu.. siz onu severken o başkasını seviyordu.. beyin, kalbe oyun oynar bunları anımsatırken.. bakalım hala onun için acıyor musun diye..
işte 2-3 dakikaklık bir şarkıdan çıkar gelir bunca yaşanmışlık.. bazen hüzün, bazen acı, bazen umut, bazense mutluluk verir şarkılar.. müzik ruhun gıdası değil miydi zaten.. işte şarkılar da anıları besliyordu böylece..
- " şarkılar politikadan, kurumlardan, sistemden daha güçlüdür. hayatın sonuna kadar kalabilirler, temizdirler ve bir çok güzel şeye sebep olabilirler. "
kazım koyuncu
|