|
|
- yanlış bilmiyorsam 'öğrenci' veya 'kuran öğrencisi' demek.
- fem dershaneleri ve türevlerinde kullanılan hitap şekli. anlam olarak da talebe, çırak gibi anlamları vardır.
- çok tekrarlandığında insanın sinirlerine dokunabilen hitap şekli.
- azeriler öğrenciye derler: şagird.
- altın nesil
- kareli gömlek, kumaş pantolon ve kösele ayakkabı giyerler. saçları soldan sağa doğru yatık, bıyıkları ince ve gür olur. futbol en sevdikleri spordur. zaman gazetesi okurlar. küçük abdesti (bkz: çiş) oturarak yapmayı tercih ederler. kandillerde fettullah gülen dinler, bol bol zikir ve tevbe ederler. akp'ye oy verir, atatürkü pek sevmezler. chp'ye oy verenleri kafir diye nitelerler. genellikle badaktırlar.
- farsça talebe ve çırak manalarına gelir.
- (bkz: üstad görmeyen şakirt her yana yorgalar)
- az sonra,sene xx diye başlayacağım girimin alakasız bir yerinde geçecek olan, öğrenci manasına geldiğini öğrendiğim kelime.
evet, tanım olayını yalayıp yutaraktan, formata selam eder, dilediğim gibi at koşturacağım kah yalan, kah acı gerçeklerle bezenmiş liseden kalma hatırat niteliği taşıyan yazıma bir türlü giriş yapamamanın verdiği sinir bozukluğuyla, cümleyi uzattıkça uzatmayı marifet sayan bir edebiyat dahisi edasıyla, ilk denemelerime siz sevgili okurlarımı kobay seçerekten,başlayacağımı buradan cümle aleme beyan ederim.
sene 96...( evet,tam olarak kastettiğim giriş kısmı buydu) doğu illerinden birinin, ücra bir ilçesinde lise son sınıftayız. o yıllardaki kredili sistemden ötürü,mezun olabilmemiz için 2 yıl boyunca boş geçmiş ingilizce dersini yoğunlaştırılmış program adı altında verecekler bize. yarıyıl sömestır tatilinin bitmesine 3 gün kala, tüm son sınıflar okula çağırılmışız. okul yatılıdır ve kışın dondurucu soğuğundan mütevellit kalorifer boruları patlamıştır. yatakhanenin zemini komple sular altındadır. tatil ve gece olduğundan görevli kişi ortalıkta yoktur. bir de günlerce yağan kar ortalığı iyice buz etmiştir. yine de dışarısı içeriden daha sıcaktır. sahipsiz kalan talebe takımı, kendi başının çaresine bakmak için yollar aramaktadır. birileri dışarıda ateş yakma fikrini ortaya atmıştır.okul, ağaçlık bir arazinin üstüne kuruludur ve pekala yüzlerce ağaçtan birkaç dal kesip yakmak kimseye zarar vermeyecektir. hemen bahçeye inilip ateş yakılmıştır.ateşi gören herkes, etrafındaki çembere dahil olup şarkılı, türkülü halaya katılmaya başlamıştır. artık, çile,eğlenceye dönüşmüştür. ateşin etrafındaki çember o kadar büyümüştür ki, ikinci bir ateş yakmak gerekmiştir. işte bu ikinci ateşi yakan kişi olarak,o gece kendimi ve beraberimdeki 5 arkadaşı adeta ipten aldığımı anımsamaktan garip bir hüzün duymuş biri olarak,devam etmeyi siz sevgili okurlarıma bir borç bilirim.
evet,ateşin başında halay çeken 2 ayrı grup olarak eğlencenin dibine vurmuşken,''teslim ol''sesleriyle birden duraksıyoruz. önce muzip birkaç arkadaşın şakası sanıyoruz. ama ağaçların arasından bize doğru hışımla yürüyen ve ellerinde bize doğrultulmuş uzun namlulu silahlarıyla 15-20 adamı görünce hepimizin dizbağları çözülüyor. titremeye başlıyoruz 17-18 yaşlarında liseli çocuklar olarak. ama bu sefer soğuktan değil,korkudan. karanlıktan bize doğru yaklaştıkça yüzlerini seçebiliyoruz artık. bunlar 90'lı yılların meşhur özel timcileri... kısa süren bir afallamadan sonra ne olduğunu anlamak için ilk sorusunu soran (ne oldu abey?) meraklı arkadaş, dizkapağına yediği sert mi sert tekmeyle yerde kıvranıyor. hemen etrafımız sarılıyor ve ağza alınmayacak küfürlerle hakaret bombardımanına uğruyoruz. hala ne olup bittiğini anlayamayan bizler, ''aponun piçleri'' küfrünü duyunca, olayın siyasi bir boyutu olduğunu tahmin edebiliyoruz. iyi de ne diye bu adamlar operasyon yaparcasına üzerimize çullandılar?hala anlamış değiliz. ancak, özel timcilerin başı,bizi bir araya toplayıp ''bana bakın lan!pkk lehine slogan atıyormuşsunuz. hepinizi sorguya alacaz.'' deyince, nasıl bir belaya bulaştığımızı anlıyoruz. ''abi,biz sadece şarkı söyledik,halay çektik,başka da birşey yapmadık'' lafları kar etmiyor ve apar topar ders gördüğümüz sınıflardan birinde sorguya alınıyoruz. 23 liseli son sınıf talebesi olarak, başımızda ''kasap'' lakaplı bir korucubaşı ve 17 özel timcinin insafına terk edilmiş halde, tir tir titriyoruz.
+ konuşun lan ibneler! hanginiz söyledi biji serok apoyu?
- valla abi biz öyle birşey söylemedik.yemin ederim ki biz sadece şark.....
+ sus,şerefsizin çocuğu.oğlum konuşun hiçbiriniz sabaha çıkamazsınız burdan,amınıza korum lan hepinizin...
....
periyodik şekilde, bu ve bunun gibi diyalogları defalarca yaşayarak yarım saati geçiriyoruz. artık tek umudumuz sıcak yatağından çağırılan okul müdürüdür. uyku sersemi müdür,sınıfın kapısında belirir belirmez herkesin gözleri parlıyor. ''ahan da kurtaracak bizi bu gavurların elinden'' diye geçiriyoruz içimizden. umutlarımız sanyesinde yıkılıyor. kapıda kısa bir bilgi alışverişinde bulunan saygıdeğer müdürümüzün bize dönüp sarfettiği ilk cümle aynen şöyledir:
* oğlum kim söylediyse o lafı,hemen ortaya çıksın. yoksa hepiniz göte gidersiniz.
derin bir şok içerisindeyiz. müdürün, milliyetçi birtakım eğilimleri olduğu tüm okul tarafından önceden bilinmektedir ama bizleri argonun allahı diye tabir edebileceğimiz acı bir cümleyle yüzüstü bırakacağını da kimse beklememektedir. artık, herkesin aklından bu beladan nasıl kurtulacağımız sorusu geçmektedir. kendi aralarında konuşan birkaç özel timciden duyduğumuz kadarıyla teker teker yan sınıfta sorguya alınacağımız bilgisini ediniyoruz. ibneler, gözümüzdeki korkuyu gördüğünden işin piçliğine de kaçıyordur ara sıra.
>>olum mustafa, sokuyo muyuz lan copları? iyi yağlayın haa!'' sözleri, ''erol taş kahkahalarıyla'' son buluyordu. sessizliğin hakim olduğu ender anlarda, birbirimize dönüp,''slogan atan oldu mu olum'', diye fısıldaşıyoruz. tabi aynı ifadeyi vereceğimizden kuşku duyan sorgu uzmanları, '' susun laaağ'' sözleriyle derhal müdahele edip,olası bir, kara murat benim itirafını umuyorlardı belli ki.
bu esnada sırayla yan sınıfa alınıp, en az 20 dakika sorguya çekiliyor gecenin talihsiz çocukları. bir grup özel timci başımızda nöbet beklerken,başka bir grup da dört bir koldan itiraf ettirmeye çabalıyordu sorguya alınanı. başımızda bekleyenlerden biri, nasihatla karışık birşeyler söylemeye başlıyor.
<< bakın çocuklar,biliyoruz gençsiniz,kanınız kaynıyor ama biriniz gaza gelip atmış o sloganı. valla birşey yapmayacaz.akşam nezarethanede kalacak hepsi o kadar.
// abi slogan atsak,vallahi söyleriz,biz sadece şarkı söyledik. ayrıca...
geceleri okulda nöbet tutan korucuardan biri, gayet asabi bir üslüpla:
- yalan mı lan,hem slogan attınız hem de ahmet kayadan şarkılar söylediniz.itiraf etsenize şerefsizler.
dizine tekme yemiş olan meraklı arkadaş,hemen lafa atlıyor ve kendisini aklayacağını sandığı, güya uyanıkça şu sözü söylüyor:
== abi biz ahmet kayadan şarkı söylemedik valla.
<< peki siz kimden söylediniz?
== ferhat tunçtan söyledik abi.(kendinden emin ve pişkin)
<< ulan nerde bir orospu çocuğu var,gider onu dinlersiniz.otur yerine pezevenk...
tabi meraklı arkadaşın bu çıkışı farkında olmadan, ateş yakan ikinci gruba bir artı olarak geri dönüyor.şöyle ki:
ferhat tunçu orospu çocuğu olarak niteleyen nasihatkar özel timcinin aklına takılan soru, ateş yakan grubun kaç tane olduğu olacak ki,yanındaki ihbarcı korucuya soruyor:
<< bunlar kaç grup ki,haydar?
!! iki gruptu.slogan kalabalık gruptan geldi ama.
<< o zaman ayıralım şunları grup grup.
bu kısa diyaloğun akabinde, ikinci grubun duvar kenarındaki sıralarda oturmasını istiyor. ve 6 kişilik ''masum'' 2. grup olarak duvar kenarıdaki sıralarda oturuyoruz. bir süre sorguya alınıp dönenleri öylece bekliyoruz. sıranın bize gelmesini beklerken, başımızdaki özel timcilerden birinin canı sıkılmış olacak ki,bizlere sorular yöneltmeye başlıyor. ''kitap okuyor musunuz?'' diye bir soruya herkes, sempatik bir hava oluşsun diye parmak kaldırıyor. ikinci soru bu kitapların ne tür kitaplar olduğudur. verilen ''aşk,macera,polisiye ve dini kipaplar'' gibi cevaplardan ilginçtir,sadece dini kitaplar cevabıyla ilgileniyor özel timcimiz. ''peki risale-i nuru okuyan var mı?'' diye bir soru sorarak, asıl hedef kitlesini bulmaya çalışıyor adeta. 2 parmak kalkıyor sadece. onlardan birine soruyor,''şu bölümünü okudun mu,ötekini hatmettin mi'' gibilerinden. lakin parmak kaldıran ilk arkadaş üç kağıtçının önde gidenidir ve din ile alakası nurcuların* kek partilerine gitmekten öteye gitmemiştir.zaten özel timci de arkadaşın fos çıktığını hemen çakıyor ve parmak kaldıran bizim gruptaki arkadaşa aynı soruları yöneltiyor. zaten bu konu arkadaşın uzmanlık alanı olduğundan ezbere okuyor bilmem kaçıncı bölümü falan. özel timcimizin gözleri parlıyor ve kendinden bir parça bulmuşçasına sevinerek, girimin tanım kısmında değineceğimi beyan ettiğim kelimenin içinde geçtiği cümleyi soruyor:
--- sen şakirt misin?
soru sorulan arkadaşın cevaplamasına fırsat bile vermeyen meraklı arkadaş(dizine tekme yiyen,ferhat tunçtan söyleyen) hemen lafa atlıyor:
== yok abi. o,şakir değil,naif...
özel timci dahil tüm sınıf, gülmek ile ağlamak arasında gidip geliyoruz. zira, şakirt olup olmadığı sorulan arkadaşın ismi naiftir ve köylü kurnazı-meraklı arkadaşın gafları artık iyice sırıtmaktadır.
hafiften bir gevşemişiz ki,kasap lakaplı korucubaşının içeri dalıp sert bir ifadeyle ''neden hala konuşmuyor lan bunlar?'' demesiyle yeniden tutuşmaya başlıyoruz. artık hızlı hızlı sorguya alınıyoruz. içeri giren her kişinin sülalesi didik didik ediliyor. ilginç olan şu ki,içeriye alınır alınmaz herkese aynı yemle''kara murat benim'' dedirtilmeye çalışılıyor. karşılama metni olarak;'' hadi bakalım geçmiş olsun,olur böyle şeyler,arkadaşların,sloganı senin attığını itiraf ettiler. hele söyle de şuraya yazalım. malum formaliteler.sonra da herkes evine gidip rahat etsin. hele söyle bakalım koçum,tam olarak neydi slogan?'' tabi cevap: yok abi söylemedim valla'' şeklinde olunca,üslüp kabalaşarak ısrar ediliyor. sonuç olarak, tutanaklara geçirilen adlar,bir nevi fişlenme oluyor yani. bir de not olarak bir kenara yazılıyor. ''2. gruptakiler, sadece ferhat tunçtan şarkı söylemiştir. '' diye.
o gece saat 3 gibi salıveriliyoruz. bitkin,korkmuş ve titrek halde... bir de güveneceği kimsesi kalmamış ve tutanaklarda adı geçmiş, henüz 18'ine basmamış ''çocuklar'' olarak.yatacak bir yatağımız vardır ama yazık ki göl manzaralıdır. sabahı tek kişilik ranzalarda ikişerli,üçerli olarak,birbirimize sarılmış vaziyette ediyoruz.
sabah uyanıldığında herkesin aklında ''dün gece ne oldu?'' sorusu vardır. kimse, olanlara bir anlam verememektedir zira. biz sadece ısınıyor ve eğleniyorduk. haketmiş miydik, teslim ol çağrısıyla üzerimize doğrultulmuş namluları?tekmelenmeyi,gün yüzü görmemiş küfürler yemeyi,çocuk denilebilecek yaşta sorgu stillerini tanımayı, mezun olamazsınız, olsanız bile siciliniz yüzünden hiçbir işe giremezsiniz tehditlerini, ve en önemlisi güven duygusunu yitirmeyi...
peki gerçekten slogan atılmış mıydı? işte onu bir türlü öğrenemedik. ama sonradan öğrendiğimiz birşey vardı ki, bir macera hevesi uğruna yaşatmışlarıdı bize onca korkuyu. o gece okulda nöbet tutan koruculardan birinin akrabası yıllar sonra bir sohbet sırasında söyleyivermişti bize. meğer nöbetten sıkılmış korucunun ''hareket olur biraz,eğleniriz'' niyetiyle ettiği masum ihbar, özel timcilerin ciddiye aldığı pir terör eylemi olarak algılanmış ve bu muamele bizlere reva görülmüş. tabi sorduk korucunun akrabasına,''manyak mıymış senin korucu,neden şaka olduğunu söylememiş özel timcilere?'' diye. ibnetor, işler çığırından çıkınca diyememiş şaka olduğunu.yememiş götü yani. hadi bizim ''masum grup''(masum diyorum çünkü öteki grup kürtçe şarkılar da söylemişti. biz, türkiyemi bile söylemiştik hey hey!!) o geceden sonra üniformalılara karşı duyduğu bir antipatiyle kurtuldu da,öteki gruptan bazıları yıllar sonra göz altlarında, liseden kalma ''siyasi sicilleri'' yüzünden az cop yememişlerdi.
son söz olarak ne diyelim: şakacı korucumuz, bize bir şaka yaptı ve kimimizin hayatında derin izler yaratan bu şaka, kimimizi de devletin derin unsurlarıyla izi kaybettirilen olarak akıllarda bıraktı.
- tüyden bıyıkları, güzel karneleri, bölücülük amaçlı kullanılabilme potansiyelleri ve dindar geçinirken kızları taciz edenleri vardır. bir de said-i nursi'yi yarı-peygamberler sayarlar, atatürk'ü de said-i nursi'nin buyurduğu gibi deccal...
|