|
|
- (bkz: ıstırap sıçmak)
(bkz: ıstıraba bağlamak)
(bkz: ıstırabına sokayım)
bir de şu var
(bkz: itü)(kamyoncu, 23.01.2006 23:50 ~ 12.02.2006 22:55)
- 8 saattir aynı koltukta oturan bünyenin sırt sayesinde şahsınıza gönderdiği impuls kaynaklı acıdır, histir, hissiyettır.
(troke, 24.04.2006 03:58)
- ıstırap,
o kadar güçlü ki, sana birşeyler yaptırabilir.
misery,
so powerful, it can make you do things.
nip/tuck 'ın güzel yönlerinden biri de duyguları cümleye dökebilmesidir, diye düşünüyorum.
(bkz: nip tuck)
- kilitli bir sandık içinden duyuyorum hala tırnaklarının sesini, sandığın kapağını açmaya çalışıyorsun. uzun bir süre açmamaya kararlı hatta belki de yeminli denilecek kadar kararlıyım; ne de olsa yeminler öfkeyle perçinlenirler kadere, bu kararımın da altında aynı perçinden var.
son bıraktığın iz kağıtta; ıstırap.
kendine özgü bir ifade, kendine özgü bir ıstırap şekli. yan odada ağlayarak yatağın üzerinde sızmış bir kadın uyuyor ve üşüyor, ve biliyorsun, bunun sebebi sensin. içinde suçluluk hissi ve kıpkırmızı bir öfke öylesi karışıyor ki birbirlerine sen bile ne yapacağını bilmiyorsun. dokunamıyorsun o kadına, bütün duvarlarını yükselttin dünyayla arana.
içinde kıpkırmızı akıyor, kanınla aynı işte öfken ve bu yüzden asla kurtulamıyorsun, bu yüzden kendine ait zannediyorsun o öfkeni; kadının içinde ise simsiyah herşey. senin kızılını mutlu etsin diye kızıllandırdığı saçlarından bile siyah gözyaşları akmış yastığına, omuzuna. bir heykel gibi; dümdüz, dimdik, sert ve buz gibi dikildiğinde karşısına hayatında silinmeyecek ikinci anıyı verdin çocuk hafızasına kadının. güneş ağardığında yatağın ucuna sinip sessizce uyuyan yüzünü izlerken, sen, uyurken bile ondan kat be kat güçlüydün.
tüm dengeleri yıkan tüm ölçüleri bozan teraziyi yerinden oynatan ve parçalayan tek şey öfkeydi. yıkım, ya yeniden yaratımı getirirdi ya da yükselen bir uyanışın sonu olurdu; tıpkı shiva gibi, kozmik dansında bir yandan öldürürken bir yandan yeni bir kaderin doğuşunu kutluyordun sen öfkenle, kadın ise senin tenine tutunup onu terkeden çocuk gülüşüne ağlıyordu sessizce.,iki ceset çıktı o geceden; tenine yapışmış gülümsemesiyle ölen bir kız çocuğuyla tenine tutunan gülümsemenin zehirleyip öldürdüğü bir adam. asla sahip çıkmadık ölülerimize, adettendir, bırakıp gittik.
yeniden doğan kadın ise ilk nefesinde bileklerini kesti, ardarda.
o şehri terkeden adam hiç bilmediği bir ülkede yüreğine sıkışmış ışığı yaymaya gitti.
düşündüm...
ruhumuz o kadar ince ve yüksek birşeylerin üzerinde duruyor ki!
bu yüzden mutlu olup sevdiğimizde hemen uçup yükseliyoruz göklere,
bu yüzden de acı ve öfkeyle bu kadar sert düşüyoruz.
itiraf edelim hadi, ikimiz de intiharı seviyoruz. çünkü hayat ölümle anlamlı. çünkü herşey zıddıyla anlamlı.
şimdi o sandığın içinde yalnız olduğunu zannediyorsun.
karanlık içerisi ve ben sessiz duruyorum yanında. sen ne kadar içerisindeysen o sandığın ben de o kadar seninle birlikte oradayım. ben ne kadar dışarıda isem sen de o kadar dışarıda ve bağımsızsın.
güneş doğarken gülümsemiyorum sana artık. 300507(sirona, 30.05.2007 05:20 ~ 02.11.2007 04:23)
- tdk'nin son 3 yıl içinde bu kelimeye 3 form vermiş olması acayip sinir bozucu. (ızdırap -> ıstırap -> ızdırap)
son halinde "ızdırap" olmuş. ayh sinirim bozuldu.
http://tdk.gov.tr/...
- bir daha tdk'ye bakana kafam girsin. ulan her bakışımda farklı bir şey çıkıyor karşıma be, artık nereye bakacağımızı şaşırdık yahu!
tam ıstırabı benimsemişken gel şimdi işin yoksa yine ızdıraba alışmaya çalış! hay mikeyim böyle aşkın ızdırabını! (yavaş yavaş olacak) *
|