özdemir ince   

adana çık aradan

  1. hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır, 29 ağustos 2006 tarihli yazısında "türkiye lübnan barış gücü'ne katılmak zorundadır" başlığını kullanıp yazı içerisinde "hukuk ve etik açıdan israil haklıdır"ibaresini kullanarak türkiye'nin lübnan'a asker göndermesi hem israil tarafından hem de lübnan tarafından sevinçle karşılanacağını şöyle belirtmiş "taraf lübnan devleti. ve ayak tabanındaki hizbullah dikeninden kurtulmak lübnan’ı mutlu edecek."

    israil işgaliyle ayak tabanındaki dikenden kurtulamayan ve bu yüzden mutsuz olan lübnan'a yardım sırası türkiye'de; artık bombaların üzerine çocuklar yerine özdemir ince mesaj yazar.

    ayrıca (bkz: sahibinin sesi)
    (libertar, 30.08.2006 00:35 ~ 00:36)
  2. bugünkü yazısında ab'nin azınlık hakları konusundaki ikiyüzlülüğünü gözler önüne seren ve bence de oldukça iyi yapan köşe yazarı.
    (bkz: http://www.hurriyet.com.tr/...)
    (azerichild, 17.01.2007 09:35)
  3. eskinin tiplisi ve sosyalist iktidar dergisi yazarı, sonranın ise "cumhuriyetçi"si, kemalizm çarkçısı. kopuşun restorasyonu da diyebiliriz. ya liberal olacaktı ya da kemalist, ikincisini seçti. restorasyondan kaçamayanlar ikisinden birini hep tercih ettiler. keşke, sadece şiir filan yazsa dediğimiz.
    (ellaam, 04.06.2007 11:30)
  4. şu yazısıyla büyük bir ''helal olsun''u hak etmiş hürriyet gazetesi yazarı.

    http://www.hurriyet.com.tr/...
    (karışan, 22.06.2007 10:28)
  5. gazetesindeki köşesinde kullandığı fotoğrafı ile , diğer yazarlardan bir adım önde , murat bardakçı nın bile derinden bir ''oha'' dediğini tahmin ettiğim , karizmatik bir yazardır , şairdir.
    (hplovecraft, 22.06.2007 10:30)
  6. köşe yazarından önce şairdir.

    köşe yazarı olarak ise üslubunu çok dikkat çekici buluyorum. keskin cümleleri, kendinden emin tarzı ile iyi bir sözlük yazarı olurdu eminim.
    (recai pengül, 30.06.2007 19:05 ~ 19:06)
  7. yazınsal söylem üzerine, şiir ve gerçekçilik, tabula rasa gibi şiire ilişkin çok faydalı, mutlak okunması gereken kitapların yazarı. şiiri, yazdıklarına nazaran zayıftır. oldum olası ilhan berk le kavgalıdır.
    (kuklaların yaşamından, 30.06.2007 19:47)
  8. geçtiğimiz gün yazmış olduğu yazısında, sol görüşün fikir ve icraatlarını beğenmeyerek solcu olduğunu söyleyen baskın oran'a hafif bir şekilde ayar vermiş insandır.

    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/...
    (eskiunited, 02.07.2007 04:45)
  9. sürekli komik duruma düşen yazar.
    şöyle ki: hürriyet şehir şehir dolaşıp hangi parti, kaç milletvekili çıkartır şeklinde halkın nabzını tutmaya çalışıyor. özdemir ince de bu güruhta yer alıyor. gittiği aydın ve uşak'ta halkın nabzından ziyade kendi nabzını tuttuğu izlenimi veriyor.

    son olarak ssam diye bir araştırma şirketinin anketi üzerinden kendi nabzını tutmuş. ilginç sonuçlar ortaya çıkarmış!. hangi partinin kaç oy alacağını hesaplamış ama oyları belli bi bant aralığında vermiş.

    mesela akp (26-29), chp (28+), mhp (14-18 ya da 20+), dp (8-11), gp (8-11), sp(5-8), ip(3-5), dtp bağımsızları (en az 6),

    2002 seçimlerine göz attım; bağımsızlar (1 civarında-tabi bağımsız patlaması yaşandı, ek oylar da gelebilir) btp (0,5), hyp (?), ödp (0,5), (yukardaki partiler hariç buranın toplam oyunun 3,5 olduğunu varsayalım)

    ortalama rakamlar alınca:
    akp: 27
    chp:28
    mhp:16
    dp: 9
    gp:9
    sp:6
    ip: 4
    dtp: 6
    diğer: 3,5

    tabi bunun ilginçliği nerede? bu rakamları toplayınca 110'a yaklaşıyor. özdemir ince'nin matematikten de anlamadığı ortaya çıkıyor.
    (endip, 06.07.2007 10:17)
  10. gecenin bu vakti ismi sol şeritte görülünce "öldü mü ki" diye düşündüren yazar. değil mi?

    kimilerince şair kimilerince şiirci olarak kabul edilen şimdilerin köşe yazarının toplu şiirlerinin ilk kitabı tekvin elime geçtiğinde 15 yaşımdaydım. ''denemiş ışık demeti bulup usuna/ otsu tazeliğini düşün iri yeşilin/ daralan gölgede katlanan ölü solungaç/ yeni nenler bul öldür yarat/ kısır tadında yakınmaların'' gibi 20'li yaşlarında ''ikinci yeni'' akımına kapılmışken yazdığı şiirleri, büyüyünce anlarım deyip okur, 'anlamın rastlantısal' olduğunu bilmezdim. aradan dokuz sene geçmesine rağmen hala o manaya denk gelebilmiş değilsem de aynı kitabın içindeki 1970'lerde "hapiste yatmış şair olma geleneğince" yazılmış toplumsal şiirleriyle idare ediyorum.

    ince, bir köşe yazısında arthur rimbaud isminin rembouu şeklinde okunmasını -köşe yazılarında da çok kullandığı kelimeyle yazacak olursak- salık verecek düzeyde sağlam ve didaktik fransızca'ya sahiptir. bir kitabının epigrafı olarak "ey mevsimler şatolar"ı kullanarak da menbağını belli eder. kim bilir belki de köşe yazılarındaki keskin cumhuriyet devrimcisi ve laiklik jandarması kesilmesi ve sanki bizimkisi fransız ihtilali misali halk tabanlı devrimmişçesine, halkı güdüleyen entelektüel önderlerden jean jacques rousseau rolüne talipliği de bundandır. açmadığım parantezi "hangi açıdan bakarsanız o açıdan görülürsünüz" özlü sözüyle kapatayım. ayrıca şairliği ya da şiirciliği fransa'dan aldığı max jacob şiir ödülüyle taçlanmış; "orhan pamuk nobel'i ermen'i soykırımı var dediği için aldı" tezinin anahtar kelimelerinde kendi ödülünü de kullanmıştır; reklam reklamdır. şairliğinin hasılını bende bıraktıklarıyla değerlendirip kötülemek istemem; belki de bir dizesinde dediği gibi "ben ki yufka yürekliyimdir" de keşke cahit kulebi tadında olmasa dahi dönüşüm şiirindeki gibi ilhamın perisini biraz daha bu topraklarda bekleseydi; "olsa da oluuur olmasa da oluur" olmasaydı.

    özdemir ince'nin köşe yazıları da maalesef (bu maalesef, 15 yaşında okuduğu şiirleri anlamasa da "hımmm" deyip sahte bir haritayla olmayan bir madeni arayan edebiyat maceracısı bir çocuğun hatırınadır) ne esasta ne usulde bir albeniye sahiptir. laiklik-cumhuriyet-karşı devrim minvalinde ebedi bir serzeniş. la fontaine'e kalsa dağa küsen tavşan, silahını bıraksa dünya savaşının devam ettiğini sanan japon askeri de aynı serzenişlerde bulunabilir. ancak fıkralarının katkısı da yadırganamaz. zira vakit yazarlarının oturduğu bir tahteravallinin diğer ucunu hacimlemesi, medyanın doğal seleksiyonu için hayırlara vesiledir. en son engin ardıç’la girdiği bir fikir teatisinde, ardıç’ın “va te faire foutre” konusundaki merakından kelli, onu, asıl mesleği olan çevirmenliğe dönüp, cumhuriyet tarihininden bilirkişi olarak bahsetmemesine ikna çabaları sonuçsuz kalmıştır.

    esası iki dirhem bir çekirdek de usulü bir dişin kavuğunu doldurur mu? birkaç sene evvel hürriyet pazar’da da yazardı özdemir ince. malum, pazar yazıları neşeli, hafif, hayata biraz farkındalık katma gayeli, üstün dökmen’in küçük şeyleri, polyanna’nın tarifisiz sevincidir. yazarlar da kendi üsluplarını eklediler mi servise hazır. özdemir bey’den de aynı formatta yazılar beklenirken kendisi; menemen katliamını yapanları, atatürk zamanında kapatılan siyasi partileri, laikliğin 5 şartını yazmasından olsa gerek, “elinde tuttuğu garip nesneli fotoğrafıyla” asıl yerine dönmüştür.

    özdemir ince sadece köşe yazarı değil, aynı zamanda araştırmacı gazeteci yönünü de şu ahir ömrümüzde görmeyi bize nasiplemiştir. fransa’daki türban vakasını yerinde incelemiş, ayrıntılarıyla nakletmiş; fransa’nın demokratik, laik, sosyal bir hukuk cenneti olarak ne kadar da bize benzediğini göstermiştir de istanbul üniversitesi önündeki başörtülü kız öğrencilerin “rejim düşmanı iran ajanı” olup olmadıklarını tesbit için hiç değilse bir hallerini hatırlarını sormak aklına gelmemiştir.

    mustafa sandal’ın da dediği gibi; topla,çıkar, çarp, böl şairliği de yazarlığı da gölgede ancak bu kadarcığa (yazar burada tırnağının ucunu göstermektedir) takabül etmektedir. zat-ı şahane’nin özeti “ideolojik despotluktur”. ‘ama bunu da biraz renkli yapabilse daha mı güzel olurdu ki’ diye düşünsem de cevabı bir fransız atasözüyle buluyor, “girimi” zatların bir şiirinden dizelerle sonlandırıyorum.

    “benim adım hıdır, elimden gelen budur”


    “her aynaya bakışta her uyku bölünüşünde
    beni göreceksin
    beyin üçgeninde soluyacağım
    unutma”
    (jemand, 30.07.2007 03:39)
  11. 2007 seçimlerinde, büyük ihtimalle türkiye komünist partisine oy vermiş insandır. ilginç; diyorum ki, acaba sosyalist iktidarın diyetini mi ödüyor?
    (ellaam, 31.07.2007 15:44)
  12. (bkz: intiharı düşleyen küçük kıza)
    (kuzudis, 29.08.2007 13:21)
  13. son günlerde ünlü yazarlara ayar veren güzide yazarlarımızdandır. hepsinden önemlisi geçtiğimiz günlerde, yine hürriyet gazetesinden olan hadi uluengin'e kafayı takmış, güzel de yapmıştır.

    işte o yazı: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/...
    (eskiunited, 25.09.2007 08:48)
  14. başta ozan (bkz: şair) kimliği bulunan cumhuriyet aydını.yazmış olduğu şiirlerin değeri gün gelecek anlaşılacaktır; nitekim en seçkin şiir akademilerinden biri olan mallarme akademesi 'nde (paris) muhabir üyeliğine, liege uluslararası şiir büyük ödülü seçici kurul üyeliğine seçilmesi bu savımızı doğrulamaya yetecektir; ki seçildiği kurum ve görevler bunlarla da sınırlı değildir.kapatılan türk dil kurumu'nca ödüle layık görülmüştür.şiir kitapları fransızca,bulgarca,makedonca ve yunanca yayımlanmıştır.şiirleri ve yazıları (bağımsız olarak) yirmi kadar dilee çevrilmiştir.
    ritsos,kavafis,seferis,adonis ve bosquet gibi büyük ozanların yapıtlarını dilimize kazandırmıştır.
    (ozanlığına ve yazın bilgisine diyecek var mı)
    ve köşe yazarıdır.
    onun köşe yazarlığı köşesinden atıp tutan aydın görünümlü liboş tayfasına benzemez;çünkü o her yönüyle gerçek bir aydındır.yazdığı her yazının belli bir içeriği, bütünlüğü ve biçemi vardır.yazılarının bütününü kanıtlara ve tanıtlara dayandırmadan yazmamayı kendine ilke edinmiştir.
    aydındır...
    (ozansı, 29.09.2007 03:50)
  15. ondokuzmayıs üniversitesinin 2007-2008 dönemi resmi açılısında konuşan değerli yazar.
    (mystery222, 17.10.2007 16:24)
  16. simyacı'yı türkçe'ye çevirmiş şair/yazar/mütercim.
    (ageylan, 13.03.2008 10:06 ~ 01.05.2008 09:19)
  17. ne zaman acaba sağlam durduğunu iddia ettiği "solculuğuna" bir atıf yapacak diye beklerken, bugün bir anda beklentilerimi karşılamış yazar.

    http://www.hurriyet.com.tr/...

    fidel castro'ya her zaman saygı duydum. fakat ondan ekmek yemeye çalışıp, kendini solcu zanneden bir takım insanların fikirleriyle aram hiç iyi olmadı. sunay akın, che'ye övgüler düzerken de bence samimiyetsizdi. ancak özdemir ince, yıllarca o köşede marksist olduğunu savunarak, aslında marksizm'in çok gerisinde bir fransız aydınlığı tahayyülünde yaşadığı için belki de, samimiyetsizden daha fazla bir şey.

    fidel castro'ya şiir yazmakla, olmuyor sanırım solculuk. ben, muhafazakar bir ailenin içinde büyüyüp, kayseri'nin muhafazakar okullarında okurken de "deniz gezmiş"in ardından şiirler yazıyordum. fakat bildiğimden değil, çocukluk hisleriyle her ne olursa olsun davasından vazgeçmeyen bir adamın ölüme giden yoluna hayranlığımdandı. beni de özdemir ince'nin bulunduğu yere koyar mı bu?
    (şiirbaz, 30.03.2008 14:26)
  18. bugünkü yazısında farklı giyinen insanlar için kullandığı ifadelerle seviyesizliğini göstermiş pozitivizmperesttir. hürriyet gazetesinin hasan karakayasıdır. yazının başlığını yazarsam ne dediğini okumaya gerek kalmıyor zaten. "müslüman rahibeler"

    http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/...
    (galliani, 05.05.2008 01:53)
  19. caanım divan edebiyatından ne istediğini anlayamadığım, koca türk şiirini nazım hikmetle başlatan hatta "sıksan belki tevfik fikretle" diyen bir "münevver"dir kendileri. münevver dedim ki osmanlıca kelimelere karşı alerjisi var. bu hususta hapşırmasını ve doktorun reçetesine fuzuliden "su kasidesi"ni yazmasını istiyorum. evet kötüyüm.
    (detonerenk, 16.08.2008 20:16 ~ 20:26)
  20. mükemmel bir yazı yazmış.

    http://www.hurriyet.com.tr/...
    (açık kalp ameliyatı, 23.08.2008 00:49 ~ 11:32)
  21. sevgi soysal : "şimdi bu hırdavatlar yenişehir’de öğle vakti'ni şunu bunu öne çıkarıp tante rosa’nın boynunu vuracaklar. sen benim ne halt ettiğimi ilk hikayelerimden bu yana biliyorsun. tante rosa’ya sahip çıkın." diyerek en çok önemsediği ve "vasiyetim" dediği kitabını kendisine emanet etmiştir.
    (tante rosa, 26.08.2008 18:29 ~ 18:29)
  22. dincilerin ya da eski solcu yeni liberallerin dişlerini geçiremedikleri insan. adam tek başına zaman'a öyle bir yükleniyor ki sadece zaman'ı değil zamanla ilişkisi olan dış bağlantıları da cevap verilemeyecek hale getiriyor. çok birikimli bir insan, akla gelmeyecek bilgileri toplayabiliyor. bu ülkede onunla aşık atacak bir yazar tanımıyorum.

    ek: gerçek yazar diyorum kuzum. hani şu gazetelerde yazıp çizenler var ya onlar işte. niye alınıyorsun böyle, hem seninle aşık atmak haddine mi(!)
    (eskiunited, 05.09.2008 14:25 ~ 15:01)
  23. sen aşşıksın arkadaş.. onunla aşık atacak bir yazar tanımıyorum.

    sadece parçala behçet'in ona diş geçirebileceğini düşünürüm hep.
    (ohannes allahverdi, 05.09.2008 14:34)
  24. bir vakitler, gerçek hayat'tan ahmet topuz'un kendisini tefe koyup çaldığı, engin ardıç'ın da sık sık laf sokuşturduğu yazar. ahmet topuz'un yazısı:

    --spoiler--
    şair mi, küfürbaz mı, yazar mı, ateist mi, pazarlamacı mı?

    insanın içi kaldırmaz bazı yazıları. kötülük, katılık, kabalık, anlayışsızlık üzerine yazmak tedirgin eder insanı. hem, iktibas babında da olsa, ak sayfalara kara lekeler düşürmek gelmez içinizden. sonra, bilinirliği de can sıkıcıdır öznenin, "malûmu ilâm mı ediyorum acaba?" telaşına düşersiniz. özetle, "sifos"lu
    bir yazı işte...

    süleyman demirel, adalet partisi genel başkanı iken, demokratik parti'de milletvekili olan ve kendisine ağır hakaretler eden bir ismi partiye almış, bu yetmezmiş gibi bir de genel başkan yardımcısı yapmıştı. duruma şaşıran yakın çalışma arkadaşlarından birisi, "ama efendim, bu adam her gün size hakaret ederdi" diye itiraz edince demirel de, "iyi ya işte, şimdi de karşımdakilere havlatırım" demişti. holding kucağında "solculuk, ulusalcılık, devrimcilik, ödp'cilik, che'cilik" yapanlar da, "demirel'in havlattıklarına" benziyor aslında. meselâ, reklamcı ersin salman, oyuncu mehmet ali alabora, işadamı osman kavala, akademisyen baskın oran, gazeteciler melih aşık, nuri çolakoğlu, zülfü livaneli, ece temelkuran, tufan türenç, hasan pulur, ilh...

    o kendini solcu sanıyor
    bu güruhun en nevi şahsına münhasır tipi ise şüphesiz hürriyet gazetesi yazarı özdemir ince. ince; "tutunamayan tipik bir solcu" olsa, böyle bir solcu olmanın gereklerini yerine getirse, sorun yok... meselâ, istiklal caddesi'ndeki izbe bir büroda "cigara"dan sararmış bıyıklar, alkolden kızarmış gözlerle üçüncü hamur kağıttan "kıvılcım" filan adıyla bir mevkute çıkartsa ya da kızılay sakarya caddesi'nde sol yumruğu havada, gelene geçene 8 sayfalık bir "dergi"yi üç otuz paraya satmaya çalışsa; tamam. ama o böyle yapmıyor. bir holdingin, üstelik global bağlantıları da olan, dolayısıyla küresel sermayeli bir holdingin konforlu bürosunda solculuk, ulusalcılık yaptığını iddia ediyor; üstüne, buna bizim de inanmamızı bekliyor. çalıştığı grup bünyesinde çıkan sadece 40-50 bin tirajlı "entel" gazetenin ankara temsilcisi'nin bile 20 bin ytl maaş aldığı bir ücret skalasında, her ay kaç lira cebe indirmiş olabileceğini aklımıza getirmememizi lisan-ı haliyle ihsas ettirip, bir tür "yerseniz" diyor. gazetesinin, "bidon kafa", "pako muhibbi" ve "minik kuş" triosundan sonuncusu derdest edilip kapı önünce konunca; bordrosunu... pardon köşesini bırakmasını -yapmazsa şerefsiz ve haysiyetsiz sayılacağı şartını da ekleyerek- isteyen okurlarını, "okuru saymama özgürlüğü" olduğunu beyan edecek kadar da seviyor "holding solculuğu"nu.

    şair ruhlu ağzı bozuk
    farkındasınızdır, gerçek hayat münderecatında asla olmaması gereken bir oranda "kaba sözcük" bolluğu var yazının daha ilk paragraflarında. neylersiniz ki, konu özdemir ince olunca bu kaçınılmaz bir durum. çünkü o, solculuğunu yutmamızı istediği gibi, küfürbazlığını da yazarlık sanmamızı istiyor. geldiği 71 yaşına rağmen, alabildiğine asabî, alabildiğine küfürbaz. "ebleh, köpek gibi korkuyor, enayi, gafil, budala, cahil, korkak..." özdemir ince bütün bunları; tek bir köşe yazısına, 1 eylül 2002 tarihli yazısına sığdırabilecek kadar velut bir "küfür-yazar". londra'da yayınlanan şarkulevsat gazetesi yazarı ahmet errabi'yi; türkiye'deki asker vesayetini irdeleyen yazısı nedeniyle böyle "eleştiren" ince, yazılarından rasgele yapılmış seçkilerde de performansını koruyabiliyor elbette: "bataklık kafalar, palavracı, kilise zangocu, meczup, yobaz, manyak, şımarık, çapsız, kürtçü fesadı, cenabet, geri zekalı, çokbilmiş, bakar kör, kuş beyinli, hödük, bilmem nerene kına yak, imam hatip fesadı."

    "akp üçüncü parti" diyordu üç ay önce
    sağlıksız hareket noktası benimseyip, buralardan hareketle "öngörüler, tahliller" üreten özdemir ince'nin elbette evlere şenlik de öngörüleri, tahminleri var. böyle bir seçim tahmini, arşivlerdeki müstesna yerini almıştı, 22 temmuz vesilesiyle. trt'de solculuk yaptığı günlerden arkadaşı abidin aydoğdu, meğer bir "strateji merkezi" kurmuş. sonra da tutmuş "36 bin 844" kişiyle bir anket yapmış. işte, bu anket üzere şöyle döktürmüş ince: "akp yüzde 26. chp 1977 havasını yakalamış. yüzde 24-28. genç parti, 8-11 bandında gidip geliyor. bağımsızlar ise 27-32 arasında milletvekili çıkartıyorlar. araştırmanın dört net sonucu var: akp tek başına iktidar olamaz. chp ile mhp'nin koalisyon yapması çok büyük olasılık. tbmm açıldıktan sonra akp, cumhurbaşkanlığı seçiminin rövanşını almaya kalkarsa yeni hükümetle yeni seçime gidilir. akp; chp ve mhp'nin arkasında üçüncü parti olursa kimse şaşırmasın." üstelik özdemir ince, bu akıllara ziyan "anket değerlendirmesini", kısa bir süre önce anketler, istatistikler için sarf ettiği, "istatistiklerin ipiyle kuyuya inmem" lafına rağmen yapmış.

    ama özdemir ince'nin millî görüş üzerine bir tahlili var ki asıl, "zırva tevil götürmez" kalıbı olmasaydı bile sırf bu laf için icat edilebilirdi. ona göre, millî görüş'ün temeli, chp'nin 1947 kurultayı'nda atılmış! nasıl ya? öyle! müdafaai hukuk'un web sitesindeki bir kitap tanıtım yazısında yumurtluyor bu incileri özdemir ince. çetin yetkin'in "karşıdevrim"ini okuyan ince diyesi ki; "kitapta yer alan tutanak parçaları bile milli görüş'ün ve mevcut akp iktidarının temellerinin, 7. kurultay'da (chp) 17 kasım - 4 aralık 1947 tarihleri arasında atılmış olduğunu gösteriyor." ona göre; meğer "bu kadar ceberutluk artık bize bile fazla, üstelik zamanlaması da yanlış" diye düşünüp, dinî eğitim üzerindeki baskıyı biraz azaltmayı "siyasi münafıklık"la akıl eden chp kodamanları, meğer bu tasarruflarıyla aslında erbakan ve erdoğan'ın önünü açmaktalarmış!?

    kutsal tek bir heceye bile şiirimde yer yok
    "özdemir ince'nin edebiyat"ına dair de bir şeyler söylemek gerekirse, ilk anda "parlak" bir müktesebat görünüyor gibi. tam 21 şiir, 11 de deneme kitabı bulunuyor; çok sayıda çeviri şiirde de onun imzası var. şiir ve denemelerinin tercüme edildiği dil sayısı da 20'yi buluyor. şair ve yazarlığa giden yolda ilginç bir detay var hayatında. o, ilkokul birden ikiye geçtiği yaz tatilinde "okumayı unutmuş" bir isim. okullar açılıp, okuduğunu unuttuğunu fark edince de, artık sürekli okumaya, yazmaya karar vermiş. "kırmızı bisiklet ralli marka, binmişler üstüne arka arka" ise ilk gençlik yıllarının ilk dizesi. yirmili yaşlarında, iki sinemacının özel bir yeri var hayatında ince'nin. cinayetten hüküm giymiş oyuncu yazar yılmaz pütün (güney) ile yeşilçam'ın kötü adamlarından ve şair nihat ziyalan, ince'nin çilingir sofrası arkadaşları. böyle bir "demlenme" anında yılmaz güney, "on sene sonra bütün türkiye bizi tanıyacak" demiş.

    eserleriyle pek çok ödül alan özdemir ince'nin, yerli yersiz gündeme getirip iftihar ettiği "en ödülleri" ise fransa kökenli. birisi 1990'daki officier nişanı, diğeri ise 2006'da aldığı max jacob şiir ödülü. bol ödül almasıyla bir ilgisi var mıdır bilinmez ama geçtiğimiz yıllarda hazırlanan bir antolojide kendisinden, "kendini iyi pazarlayan şair" diye bahsedilmiş. bunu duyan ince de, "çıkartın beni o antolojiden" diye ültimatom çekmiş yayıncılara. bir söyleşisinde dile getirdikleri ince'nin; onun sanat anlayışına, dahası hayat anlayışına ilişkin önemli ipuçları veriyor. özdemir ince, başkalarının kutsadığı tek heceye bile şiirinde yer vermeyeceğini söylüyor: "şiirlerimde mistik öğeler bulunabilir. ama ben materyalist, rasyonalist ve ateistim. buna karşın, şiirlerim kutsal kitaplara göre okunamayacağı gibi, bir felsefeye göre de okunamaz. ancak kendilerine göre okunabilir."

    özdemir ince, işte bu kısacık yazıdaki haliyle bile hakkında "bir fikir" oluşabilecek bir tip. o, "bu haliyle" türkiye'nin en fazla okunan gazetesinin bir köşe yazarı. ya ona bu fırsatı, yani ülkenin ezici çoğunluğunun inançlarına fütursuzca küfür etmesi imkânını verenler, aydın doğanlar, ertuğrul özkökler? hiç soruyorlar mı acaba kendi kendilerine, "ben ne yapıyorum?" diye? ama hiç şüpheniz olmasın; onları uyarsanız bakara suresi ayet 11'deki gibi, size bakara suresi ayet 12'deki gibi cevap vereceklerdir...
    --spoiler--

    http://gercekhayat.com/...
    (neazadem, 05.09.2008 14:50)
  25. en son hilmi yavuz'un çevirdiği ayar çarklarında, kuyruğu sıkışmış bir halde görmüştük kendisini..
    ne var ki alttan alma erdemini göstermişti de gayet politik olan bir konuyu gazete sütunlarında değil de edebiyat dergilerinde tartışabileceğini söylemişti..
    ohh my got.. süper adamdır vesselam..

    gözümdeki tek kıymeti simyacı'yı tercüme etmiş olmasıdır.. o kadar..
    (acibadem, 05.09.2008 14:53)