nefrette güçsüzlük, çekingenlik ve korku.
öfkede ise tepki, özgüven ve cesaret vardır.
öfke zayıf insanların içinde fazla dayanmaz. çürür, nefrete dönüşür. oysa öfkelenmek sevmekle birlikte insanı birşeyler yapmak için harekete geçiren en önemli şeydir.
öfkeyle kalkan kalkmadan önce kendini öfke duyduğu şeyi ve öfkesinin kendi benliğinden en etkili şekilde nasıl yansıyacağını tartarsa zararla oturmaz.
içinden geçen aciz düşüncelere esir olmuş bünyelere karşı, göndere çekilmiş isyan bayrağıdır. hayatları kokuşmuş tek düze düşüncelerden meydana gelen, varlığında aldığı nefesi dahi kirletip fırtınalarına alet eden masum yüzlerinde sakladıkları yaratığa lanet okutanların sebeplendirdiği duygunun düşünceyle birleşerek ortaya çıkarttığı insanı eşsiz hayali doyumlara ulaştırarak rüyasal biçimlere dönüşebilen his.
saman alevi gibi olanı makbul olan duygudur. eğer öyleyse tatlıdır gerçekten.
uzarsa varlığı, rahatsız eder, bozulur. insan öfkesini belli edemeyip içine atandan beter olur. bir top alev yutmuş gibi için için yanar da belli edemez. belli etse de kimse anlamaz.
birçok şey gibi öfkenin de fazlası zarar, ortası karardır.
öfke herhangi bir tehtide karşı gösterilen duygusal bir tepkidir. tehtide karsı koymayı seçmektir. her zaman doğru bir seçim olmayabilir. çok ayan beyan olanları hariç, tehtid genelde algıya bağlıdır. sosyal ilişkileri dengelemede işe yarıyorsa kararında olduğu söylenebilir.
"bir tutam öfke sarılır kalır içimde
kurtulamam atamam bu öfkeyi içimden
binlerce hile binlerce hurda varken
seninle bir olamam namert cirit atarken...."
diye devam eden sert sözlere sahip erkin baba şarkısı.
öfke bir birikimin eseridir ve damla damla biriktiği için kolay kolay boşaltılamaz.oysa sinir daha çok anlık meydana gelir ve ağlamak,bağırmak,vurmak,kırmak gibi herhangi bir tepkiyle boşalımı sağlanabilir..marketteki kasiyere yavaş hareket ettiği için kızdıran faktör sinirken, memleketin hali ne olacak tartışmasındaki kızgınlığın kahramanı öfkedir.
kontrel edilmesi imkansız olan ani duygu taşmasıdır.yeri geldiği zaman yakar yıkar karşı tarafla aradaki köprüleri ama sabun köpüğü yapısındaysa eğer tatlıdır ve onarır da aynı zamanda yıktığını.
insana etrafı yerle bir edecek bir kuvvet verebilirken, sırf buna imkan olmadığı için öylece kalbe zarar vererek içinde patlaması kadar yıpratıcı pek az durum vardır sanırım.
düşünün ki öyle bir diyalog ortaya çıkıyor ki ne karşıdaki sizi tanıyor ne de sizin ona bir şeyleri tam olarak anlatabilme imkanınız var. haklı-haksız durumu söz konusu olmadan "küfretse daha iyi" durumuna düşürecek laflar yiyorsunuz ve elinizde sadece koca bir hiç var. çünkü zihniyetleriniz arasında öyle uçurumlar var ki sizin bilgi, değer, yorum, emek vs diye adlandırdığınız şeyler ona göre hiç. tam tersi de onun için geçerli. ve o bunu düşünmeyip sadece kendini "değer" olarak görüp sizi eziyor. bütün benliğinizi bir kenara bırakıp sadece bir şeyler anlatmak istiyorsunuz. belki konu tatlıya bağlanıp "sen öylesin, "ben böyleyim" ayrımı yapılarak saygıyla bitirilecek ama öyle değil!!
karşılığında ise sadece sizinle aynı anlayışı göstermek yerine sadece kendi tarafını düşünüp sizi kullanılmış mendil gibi kenara atan bir zihniyet... yapabilecek tek şey sadece olayı abuk subuk bir takım tartışmalara sokmadan "iyi geceler, iyi günler" deyip saygıyla konuyu kapatmak.
ama öfkenin verdiği yıkım insanın içinde maddi manevi büyük boyutlarda oluyor. hermesin asasının olduğu yere, kısacası bir can kurtarana götürürler adamı bir dahaki sefere bu kalp yüzünden;
simsiyah bir sisin içimde bütün doku duvarlarını kahkahalar içinde yırttığını izliyorum. asılıyor o sözde sisten zayıf silik görünen uzun parmaklarıyla tüm duvarlara, var gücüyle aılıyor ve yırtıyor. herşey birbirine karışıyor. nefes alamıyorum. "bağırsana, hadi bağırsana... ne susuyorsun!" diyor kıs kıs gülerek, bağıramıyorum, bağırırsam lambanın içinden çıkan cin gibi çıkacak içimden ve önüne çıkan herşeyi yırtıp parçalayacak. dostu gerçeklik ve kandırılmışlıkla gözümün içine bakıyorlar, "ne duruyorsun" diyor gerçeklik, kandırılmışlık ise zaten bana küs, hakettin bunu dercesine bakıyor sadece. bağıramam. bazı gerçekler hiç bilinmemeli! hiç söylenmemeli. "bildiğimi bilmesinin ne faydası var?" diyorum öfkeyle gerçekliğe, "sonuna dek haketse bile öc almamın ne faydası var? benim mutsuzluğum bununla beslenemez ki, öc, zehirli bir meyvedir; içeriden çürütür adamı... istemiyorum, canım çok yansa da bağıramıyorum, bağıramam!"
öfke benden iğreniyor bunları söyledikçe. ciğerlerime saldırıyor, nefesimi çalıyor sisine katıyor. boğuluyorum.
cezalandırmamak bir günahkar için olabilecek en ağır işkence ve cezadır, diyorum öfkeyi sakinleştirip benden çaldığı nefesimi geri alabilmek için. ilk defa o simsiyah sisin çözüldüğünü görüyorum ve bir derin nefes alıyorum: öfkenin kararsızlaştığı ilk an.
düşünüyor öfke; gerçeklik sakin, kandırılmışlık küs ama hak verir gibi bakıyor. "güçsüzsün" diyor öfke bana tıslayarak. "belki de." bu cevabım onu tatmin etmiyor; haklı, o öylesi güçlüyken ve enerjikken karşısında bu kadar sakin ve dingin barışçıl bir ruh görmekten hiç memnun değil: savaş, denk iki güç arasındayken keyif veriyor öfkeye. ben ona göre sakinliğimle kaybediyorum. son bir kez gözlerime ellerini koyuyor, sisinden biraz bırakıp kayboluyor öfke. yine geleceğinin işareti.
ve onu özgürleştirecek tek şey öc almam biliyorum.
soyut bir resim gibi, kimseye bir anlam ifade etmeden sadece benim için anlam ifade edecek bir intikam zaferi ise o kadar yararsız ki. . .
belli bir düzeyde olursa, insana dinginlik veren ve uyuşukluktan kurtaran duygu. içinizde tutmadığınızda, kaynağına herhangi bir muhtevayla doğru şekilde ilettiğiniz de ise, tadından yenmiyor bence.
hırçınlık.. kızdığım zaman sonuna kadar yaşamak istiyorum bu duyguyu; söylenecekler söylenmeli.. susulması gerektiğinde bile sonuna kadar avaz avaz bağırılıp yaşamalı..
ama değer verdiğineyse öfken, konuşman gerektiğinde bile susmalı, incitmemeli..
öfke yavaş yavaş öldüren bir zehir gibidir. an be an bünyede miktarı artar, arttıkça zehirler, zehirledikçe öldürür. kanıksanacak kadar arttığında ölüm kaçınılmazdır. geri dönüşü olmayacaktır çoğu şeyin. öldürme aşamasına gelmeden önce ise zaman zaman güçlendirir, zaman zaman iliklerinize kadar yaşam enerjinizi çeker. kendinizi kah öfkenize sebep olan her şeye karşı durabilen bir herkül, kah eli kolu bağlı bi zavallı hisedersiniz. o sebepledir ki en güzeli kanıksanmış olanıdır. biten biter, kopan gider... ve geriye sadece arada bir kendini gösteren ince bir sızı kalır. iki dakikadan fazla sürmez o da, geçiverir.