|
|
- son zamanlarda en çok karşılaşılan sorunsal
- (bkz: ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz)
- (bkz: göt büyütmek)
- (bkz: az laf çok iş)
- her ne kadar patron dediğimiz şahıs, az laf çok iş istese de; bir noktadan sonra işi oluruna bırakmanın getirdiği durumdur. ilk başlarda çalışıp çabalayan insan görür ki millet az iş yapıp, yaptığı işi bir bokmuş gibi sunarak puan kazanmaktadır. bu durum aynı iş yerinde kalmak isteyen kişiler için uygun bir davranış gibi gözükebilir. zira patronun gözünü boyamışsınızdır ve onun da çoğu şeyden haberi yoktur. işler yürüyorsa daha fazla sorgulama içine girmez.
fakat amaç kendinizi yetiştirmek ve yaptığınız işi adam gibi yapabilmekse; az laf çok iş daha fazla işinize yarar. milletin bahane uydurmak için ayırdığı zamanı, siz çözüm bulmak için harcarsanız; iş yeri için değil kendiniz için çalışmış olursunuz. söylemeye gerek bile duymuyorum ama yazayım; şirket içinde herhangi bir takdir beklenmemelidir. nasıl olsa çıtayı ne kadar yüksek tutarsanız tutun o sizin yapmanız gerekenmiş gibi algılanır. fakat sıra iş değiştirmeye geldiğinde; konuşmalarınızdan ve yaptığınız yorumlardan kimin ne olduğu anlaşılır anında.
dolayısı ile çok laf az iş, patronu değil kendinizi kandırmaktır. piyasada sizin gibi birçok kişinin olduğunun ve özel olmadığınızın farkında olmamaktır. işten alacağınızın keyifi sıfırlamak, sadece maaş gününü bekleyen bir zavallı olmaya doğru ilerlemektir. herkes gibi olacaksanız, güzel bir üniversiteye girmek için lisede harcadığınız zamana yazık etmektir. hatırı sayılır bir üniversiteden mezun iseniz, o okuldan mezun olacak gelecek kuşaklara kötülük etmektir.
- az laf çok işin değiştirilmiş çokta güzel olmuş versiyonu
- türkiye'nin en büyük problemidir. herkes bi şeylerden şikayetçidir. ancak organizasyona gelince herkes kenara çekilir. örneğin:
zamlardan herkes şikâyet eder; eylemi çok az kişi yapar.
kpss'de gerekli atamanın yapılmadığını herkes söyler ama iş eyleme gelince; 100 kişi zor bulursunuz.
kurumlardan herkes şikâyet eder ancak maaş o kadar tatlıdır ki kimse istifa edemez. istifa eden kahraman olur ama o ayrı.
o.ç mütahit yüzünden bir işçi ölür, ağlamaya gelince herkes ağlar ama şahitliğe gelince bir kişi bulamazsınız.
lafta herkes vicdani retçidir ama gerçekte 2-3 kişiden öteye gitmez. onların cesareti üzerinden vicdani retçilik oynanır.
öss'den herkes şikâyet eder ama kendisi kazandıktan sonra "yemişim öss'yi." der kenara çekilir.
ölen (buraya dikkat, ölmeyen şehit de var sanırım) şehitlerimizin üzüntüsüyle herkes kendini askerlik şubelerine atar ama askerlik zamanı gelince "babs senin emekli paşa dayın vardı." arayışlarına girilir.
öğretmen okulda şiddetten şikâyet eder ama öğrencisi gelip sadist bir öğretmeni kendisine şikâyet ettiğinde "öğretmenin sever de döver de." der. sadist de taşşaklarını yaya yaya okulda öğretmenlik yapmaya devam eder bir tane bile soruşturma geçirmeksizin.
sosyal güvenlik yasası bütün ülkenin anasını ağlatacağını uzaktan uzaktan bağırır, herkes şikâyetçidir amma şöyle okkalı bi eylem zor yapılır.
yani kimse o kişi olmak istemez. ama "o kişi"ler üzerinden hâlâ prim yapılır. eminim o kişiler de uzaktan bunları izleyip "konuşacağına sen de benim yaptığımı yapsan bi şeyleri değiştiririz." demektedir.
çok laf, az iş mantığı bu ülkede devam ettikçe, ülke zerre ilerleyemez. hakkın verilmediği, alındığı ülkelere hep hüzünlü gözlerle, uzaktan bakılır. ancak kazanılmış hakların bile elimizden alınışında herhangi bir beis görmeyiz.
(bkz: hak verilmez alınır)
|