çocukluk   

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. insan hayatının bebeklikle ergenlik arasındaki dönemi.
    (benign, 19.08.2004 17:05)
  2. tolstoy'un çocukluk/delikanlılık/gençlik kitap üçlemesinin ilki.
    (esdora, 26.01.2005 10:10 ~ 10:11)
  3. zaman geçtikten her şey bittikten sonra; ah keşeke çoccuk olabilseydim ...
    (yalnızlık senfonisi, 26.01.2005 10:23)
  4. insanın zeka ve kişilik olarak en ileri olduğuna inandığım süreci.yaş ile istatistiksel olarak ters orantlı olarak erir biter bu süreç.ama istatistiklerden kaçabilen anomalik kişilikler çocukluk süreçlerini olabildiğince genişletirler 20'li yaşlarına hatta 40'lı yaşlarına kadar.
    (skuba, 26.01.2005 10:30)
  5. "insan yaşamındaki bebekliğin aptallığı ile gençliğin deliliği arasındaki ara dönem".
    (bkz: the devil's dictionary)
    (bkz: ambrose bierce)
    (chixculub, 22.04.2006 19:13 ~ 24.04.2006 01:51)
  6. insanın egosunun kurbanı olup ilkellik içinde davrandığı süreç. illaki yaşla ters orantılıdır diye bir kaide yok, 24 yaşında bir insan da çocukluğunu tavanda yaşayabilir (bkz: ben)

    lakin ne tam olarak kötü ne tam olarak iyi denilebilir. her insan egosunun kurbanı olur, mallık yapar fakat çocuklar yetişkinlerin yaptığı şekilde bunu örtmek için kırk dereden su getirmez. bundan ötürü çocuk acımasızlığı denen bir hadise vardır.

    yersiz olduğu zaman zarardır, ziyandır. ayrıca seri eksi oy veren ibne de son derece ibnedir...
    (skuba, 24.08.2006 04:13 ~ 04:14)
  7. bir cahit sıtkı tarancı şiiri:

    affan dede'ye para saydım,
    sattı bana çocukluğumu.
    artık ne yaşım var ne adım;
    bilmiyorum kim olduğumu.

    hiçbir şey sorulmasın benden;
    haberim yok olan bitenden.
    bu bahar havası, bu bahçe;
    uçurtmam bulutlardan yüce.

    havuzda su şırıl şırıldır.
    zıpzıplarım pırıl pırıldır.
    ne güzel dönüyor çemberim;
    hiç bitmese horoz şekerim!
    (sensei, 03.01.2007 19:32)
  8. yetişkinlerin bugünün kaynağıdır çocukluk. çocuklukta her şey kavramsal olarak değil de somut olarak algılanır. bu yüzdendir ki kişiler büyükdükçe hayal kıırıklıklarına uğrarlar.

    bu dönemde açılan yaralar, oluşan boşluklar tamir edilemez cinstendir. çocukluk, insanın ömür boyunca taşımak zorunda olduğudur.
    (siradisi, 23.01.2007 15:47)
  9. hiç de mutlu bir masal değildir!
    (overland, 26.01.2007 22:57)
  10. kıymeti büyüyünce anlaşılan, hayatın en güzel, en renkli, en keyifli, en sorumsuz, en sorunsuz dönemidir...
    önce 16, sonra 18 yaş sevdasına tutulmuştum. şimdi 24 oldum, 13 yaş sevdasındayım...
    (işin esprisi, 22.03.2007 23:31 ~ 23:33)
  11. çoğu olayı anlamlandıramadan, birçok şeyin farkında olmadan geçen ama hayatın geri kalanına büyük etkisi olan insan yaşamının belki de en güzel, en temiz ve en saf dönemi.
    (i am a man who walks alone, 30.04.2007 02:25)
  12. geri dönülesi ve hiç bitmeyesi zaman dilimi...
    (miss teacher, 30.04.2007 23:55)
  13. bir küçük şeker veya çikolatayla ya da bir balonla mutlu olabilen , en büyük amacı ışıklı ayakkabı olabilen veya çıkar ilişkisi olmadan insanlara yaklaşan yani kısaca hepimizin ilerde ulaşmak istediği şeylere , küçük şeylerle mutlu olmak veya amaçlarının ayaklarını yerden kesmesi ya da insanlarla sadece insan oldukları için konuşabilmek , sahip olan melekimsi çağ.
    (bravado, 19.05.2007 23:13 ~ 23:14)
  14. tanrının en büyük suçu, çocuklara vermesidir çocukluluğu..
    (grace, 19.05.2007 23:21)
  15. insanın masum olduğu temiz olduğu "ben bu dünyaya yeni geldim öğretin bana herşeyi" diye basbas bağırdığı ve ileride baba dede olununca çocuklara anlatılacak türlü anınızın geçtiği o eşsiz dönem. bir daha hangi dönemde bakkala gidilince "ah ulan kerata al bakalım şu çikolatayı benden olsun" diyen bakkal amcanın sıcaklığı ona olan sevgi bukadar fazla duyulabilir, hangi dönemde teyzeler "ay ne kadar tatlı çocukmuş tıpkı aannesi şıp demiş burnundan düşmüş" diyerek yanaklarınızı sıkıp sıkıp öper, hangi dönemde anneniz kucağına aldığında kendinizi huzurlu ve korkusuz hissedersiniz, hangi dönemde babanıza sıkı sıkıya sarılıp onun omuzlarına çıkarak utanma olmadan basbas bağırıp maç izleyebilirsiniz, hangi dönemde dayınızın havalı bisikletiyle "dayı bi tur attırsana bana" diyerek dolaşıp karizma atmaktan bukadar zevk alırsınız, hangi dönemde dedeniz size dondurma alır beraber yer dedenizin anılarını merakla dinlersiniz, hangi dönemde yaptıklarınız ayıp olarak değil de yaramazlık olarak görünür, hangi dönemde mahalle maçında gol attığınızdaki o hazzı derinlerinizde hissedebilirsiniz, hangi dönemde benim babam şöyle kahraman böyle kahraman diye diğer çocuklara hava atar hadi len dendiğinde de kavga edersiniz, hangi dönemde pazara giden anneyi belki oyuncak araba alırda gelir diyerek umutla beklersiniz... çocukluk hayatta sonradan değeri anlaşılan ve en çok özlem duyulan şey gerçektende. yetişkin olmanın verdiği sorumlulukların hiçbirinin olmadığı, toplum içinde ağırbaşlı olmak zorunda olmadığınız, keyfinizce koşup oynayıp üstünüzü kirletebildiğiniz çocukluğunuza bir daha dönemeyecek olmak gün gelip de birgün toprak olacağımızı bilmemizden daha acı bir durum gerçektende.
    (spazmol, 03.06.2007 20:52 ~ 20:52)
  16. hiç kimsenin sizden birşey beklemediği, kah oyana kah bu yana koşabildiğiniz, oyuncak bebeğinizin saçını kendi saçınıza benzetmeye çalıştığınız, halı kenarına park edilmek üzere duran arabalarınızın olduğu dönem..
    (obsession, 05.06.2007 13:01)
  17. yine hayatımın her zamanki kovalamacası içinde durmak bilmeyen yorucu bir gün daha geçirirken, arabada çalan müziğe kulak kabarttım.
    paul simon isimli bir abimizin "the sun is burning" adlı şarkısı çalıyordu.

    bu albüm bende tahminen lise yıllarından beri vardı ama ilk defa sözlerini kafama dank edercesine dinledim. mealen şöyle bişeyler diyo:

    güneş gökyüzünde parıldıyor.
    sıra halindeki bulutlar yavaşça akıyor.
    parkta tembel esinti
    ağaçların arasındaki çiçeklere katılıyor
    ve güneş gökyüzünde parıldıyor.

    filan falan.. aslında inanılmaz sakinleştirici bir müzik eşliğinde birbirinden güzel 5 kıtadan oluşuyor.

    ben aksaray'da trafikte sıkışmış olmama rağmen bir an sanki ordan soyutlandım ve acaba ne zaman böyle bir ortamda düşüncesiz olarak sadece sessizliği dinleyebileceğimi, gerçekten tenimi gıdıklayarak geçen tatlı bir esintiyi ne zaman telaşsızca, yetişecek bir yer olmadan hissedebileceğimi düşünmeye başladım. acaba emekli olunca mı?

    işte o anda hayal meyal hatırladığım çocukluğum aklıma gelir gibi oldu. aslında ne kadar uzun zamandır çocukluğumu düşünmediğimi farkettim.
    ne yapıyordum acaba o zamanlar? yavaş yavaş belleğimi zoradıkça bazı şeyleri hatırlamaya başladım.

    kırmızı takım bir eşofman giyiyorum. elimde de topum var. anneme, bana yeni alınan saatimi göstererek "anne bak bu buraya gelince evde olucam" diyerek evden çıkıyorum. sanki zaman mefhumu hakkında bir bilgim var!
    sokakta yürürken hiçbirşey düşünmüyorum. işte bu bana garip geliyor. o kadar uzun zamandır o kadar çok şey düşünüyorum ki, çocukluğumu anlayamıyorum. caferağa top sahasının yanındaki parkta bir banka oturmuşum öylece hiçbirşey yapmadan.. gölgede, ılık esen rüzgara nazır.
    ben o rüzgarı en son bu kadar hür nerede hissettim ki diye soruyorum kendi kendime..en pahalı en lüks tatil köyünde bile hissetmedim. çünkü 1-2 hafta sonra biteceğini biliyorum. tatilimi zehir ediyor bu düşünce. oysa orada o bankta otururken geleceğe dair, yetişkin olmaya dair bir fikrim yok ki! ne kadar da gamsız, umarsız oturuyorum. kah salıncakta sallanıyorum, kah çevremdeki çocuklardan birinin gelip topu istemesini (ve mecburen beni de oynatmalarını) bekliyorum. işte o andaki en büyük derdim bu! parktan çıkıp o zamanlar neredeyse hiç araba geçmeyen şifa hastanesinin önünden eve doğru topumu sektire sektire gidiyorum. anneme "anne bak tam vaktinde geldim" diyerek oturma odasındaki koltuğa öğlen uykumu eda etmek üzere yatıyorum. şu anda pazar gününün tatil olduğunu bilerek inadına beni 7 de kaldıran bedenim, o zaman tatil olan her gün kafasını biryere koyar koymaz uykuya dalıyor.

    yarı uyku vaziyetindeyim.. aşağıda bağıran seyyar yoğurtçunun sesi ninni gibi geliyor. kalkınca yapacak ne var diye düşünüyorum..televizyon tek kanal..zaten her an yayın yok.. çıkıyorum evin balkonuna, sadece aşağıyı seyrederek saatler geçiriyorum. aşağıda teker teker öğlen uykularından kalkan arkadaşlar oynamaya başlayınca ben de iniyorum..
    eve gelince annnemle radyodan "arkası yarın" kuşağını dinliyoruz. çok keyifli valla...

    arkadan gelen korna sesiyle aksaray'ın ve günümün dünyasına geri dönüyorum. inanılmaz gürültülü her yer.. çocukluğumdaki gibi camda halısına vuran teyzenin pat pat sesleri gelmiyor artık. kaosa geri dönüyorum. koşuşturma, acele, dur durak bilmemek.. gece televizyon yorgunluğuyla yatıp sabah iş gerginliğiyle kalkmak.

    işte o zaman anlıyorum ki emekli bile olsam bu umarsızlığı, hayata bu derece vurdumduymaz yaklaşma refleksimi kaybetmiş olacağım. hep "işte şimdi dinlenme zamanı" diyeceğim zaman, yani emekliliğim, aslında çocukluğummuş.
    (busburak, 01.07.2007 18:32 ~ 05.07.2007 00:52)
  18. hakkında yazı yazmaya başladıysanız bitmiştir
    (leyl, 01.07.2007 18:34)
  19. her duygunun çok masum olduğu, hiçbir sorumluluk duygusunun olmadığı, dünyadan bihaber çevreye gülücükler saçıp, asansöre işeyip, her veli toplantısından sonra dudağın, yüzün, gözün patlatıldığı dönem..

    okulda sevdiğimiz kızın altına ayna koyduğumuz, defterinin arasına yazılar yazdığımız, evcilik oynarken sürekli kızları masumca öpücüklere boğduğumuz, "biraz daha geç yatmak","sokakta daha fazla kalabilmek" gibi dandik dandik dertlerimizin olduğu, geri dönülmek için herşeyin verilebileceği, unutulmayan, geriye bakınca içinizi ısıtan dönemdir..
    (nearly headless nick, 23.07.2007 15:20)
  20. ing. childhood
    (nearly headless nick, 23.07.2007 15:21)
  21. içerisinde bulunulduğunda hiç bitmeyecekmiş gibi gelen, bitince de "bu kadar mıydı yani?" dedirten dramatik bir yapısı olan insan hayatının en güzel ve özel dönemi
    (yiiit, 01.08.2007 23:03 ~ 23:05)
  22. bir çift dantelli kısa çoraptır.
    (carpathia, 02.08.2007 23:34)
  23. hayatım tarafından enselenmeden çok önceydi sanırım…..

    kendi kendime oyun oynardım.. ufak bir taş, arabam olurdu.. gezmediğim yer kalmazdı.. sonra taşlardan legolara geçtim.. bütün hayallerimi inşa ettim.. oyun hamurlarım vardı.. istediğim hayale istediğim şekli verdim.. bir sürü insan suratı yaptım.. hepsine teker teker isim verdim.. sonra ver elini action man'lar, gı-joe'lar.. kaç kere dünya'yı kurtardığımı hatırlamıyorum artık.. hep mutlu sonla biten hikayelerim vardı..

    hayatım tarafından enselenmeden çok önceydi sanırım..

    okumayı öğrenmek için çabalardım.. cin ali hep yardım ederdi bana.. sonra mavi bir kurdele bağlandı gömleğime.. daha sonra 2+2 ile başlayan sayı ezgileriyle tanıştım.. çarpım tablosu en büyük kabusumdu.. olurda bir gün biri 7*7'yi sorar diye hep kafamı yere eğik yürürdüm.. tek bela bu değildi üstelik.. hayata ait ne varsa temasıyla yola çıkmış bir hayat bilgisi'de vardı.. bir sürü bilgiyi kafama doldurmaya çalışırdım.. küme çalışmaları olurdu.. yine mi ezber diye ağlardım..

    hayatım tarafından enselenmeden çok önceydi sanırım..

    yazları köye giderdik.. aslında hiç istemezdim.. annem hep zorlardı.. ağlayarak yolu bitirirdim.. sonra alışırdım.. denize girer, yokuş yukarı futbol oynardım.. çoğu kez düşüp dizimi kanatırdım.. annemde hep bağırırdı.. ama sonra tentürdiyotu üfleye üfleye sürerdi.. mısır haşlanırdı evde.. kuzenlerimle en fazla kim yiyecek diye yarışırdık.. genelde tuvalette biterdi sonu.. akşamları büyükler evin önünde oturur, politika, hayat zorlukları vs konuşurlardı.. biz önce biraz dinler daha sonra sıkılır saklambaç oynardık.. hep aynı yerde saklanırdım ve hep sobelenirdim.. korkardım başka yere gitmekten.. karanlık sanki beni yiyecekmiş gibi gelirdi..

    hayatım tarafından enselenmeden çok önceydi sanırım..

    masumdum bende her çocuk gibi.. yanlışım olunca en fazla ağzıma biber sürülürdü.. bazen odama yollanırdım.. öyle fazla televizyon izletmezlerdi.. akşam 9 oldu mu yatağıma giderdim.. yatmadan önce mutlaka sütümü içerdim.. eğer yaramazlık pek yapmadıysam nesquick ile karıştırılmış bir bardak süt içerdim.. sonra gözümü kapatırdım. gördüğüm rüyaları hatırlardım hep.. kimi zaman şerif olurdum kimi zaman bugs bunny.. kabus dediklerinden hiç görmezdim..

    hayatım tarafından enselenmeden çok önceydi.. düşünüyorum da ne kadar güzeldi…
    (tatito, 05.12.2007 12:27)
  24. "çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi.

    yiten bu işte."

    der,sevgili nilgün marmara
    (mabel, 28.01.2008 19:29)
  25. bazıları için hep dönülmek istenen yitik cennet bazıları içinse hatırlamaya ile dayanılamayacak on sekiz yıllık bir süreçtir, hayal kırıklığıdır, içe akıtılan gözyaşıdır, etkisi yaşam boyu sürecek mutsuzluklar dizisidir.
    (seashell, 28.03.2008 19:47)
 sayfa  / 2