tüm devlet yanlısı kanalların engelleme çabalarına rağmen yayınlanan, kanımca gelmiş geçmiş en iyi türk dizisi. olay örgüsü, assolist kadının şarkılarıyla betimlenen durumlar ve en önemlisi 80 lerin başlarındaki karanlık zaman dilimi.. çaycısından yönetmenine tüm set ekibini alnından öpmek gerekir..
30 üstü insanların geçmişte yaşananları yad etmesine sebep olan ve birlikte izlediğinizde sürekli tasdik eden hallerine şahit olduğunuz, kalitesi sadece çağan ırmak diyerek anlatabilecek dizi.
her telden insan vardır bu dizide, her telden insanın hayatı anlatılır. belalısı tarafından soyulan pavyon şarkıcısının hayatından, asıl vatanının neresi olduğunu bilmeyen madama, hala atatürk'üne olan bağından kaçıp kaçıp ankara'ya gitme planları yapan gazi dededen, aile baskısı altında ezilen güzeller güzeli kıza kadar. 30 yıllık evliliğin ardından kızının yaptıklarını görünce sorar evin annesi "biz hiç aşık olduk mu bey diye?", sevmediği bir adamla evlenmeye zorlanır zengin ve küstah kız yanıbaşında yaşanan gerçek aşklara inadına.
televizyonu esir almış olan vurdulu kırdılı dizilerde işlenenler gibi yüzeysel bir aşkı değil, her türlü zorluğa karşı ayakta kalan bir aşkı anlatır bu dizi. ana teması aşk değildir belki; ama gene de son dönemlerde gösterilen diziler içinde aşkı en iyi anlatanıdır. uzaktan gördüğü kocasının karartısı bile yeter genç kızın gözlerinde parıltı oluşturmak için. ve gene aşktır bu dizide en derin yaraların acısını bile unutturan.
daha önce bi yerlerde görüp de hoş dediğimiz insanlar için "ohaa ne güzelmiş" tepkisi vermemize sebep olmasında bir çağan ırmak dehası sezinlediğim dizi, netekim yönetmen her yönüyle yeteneğini konuşturmuştur..
her izlediğimde aşktan ne kadar da uzak olduğumu anımsatan ve her dokunaklı yerinde de bunu bahane edip halime ağlatan dizi. helal olsun yapanlara. hala mehmet-yurdanur kıvamında bir ilişki yaşanabiliyor mu acaba şu topraklarda? tabi dizi bundan ibaret değil, hatta bu dizinin önemsiz bir yanı, anlatılan daha önemli şeyler var aslında ama... aşk işte başka bişey çok koyuyor insana
her hafta mükemmel bir diyaloga sahip olan ve beni bu yüzden kendine her hafta daha fazla bağlayan dizi.
yurdanur kızı hakkında arkadaşıyla konuşurken der ki :
-o benim en büyük umudum (gözleri uzaklara dalar ve bir iki saniye sessizlikten sonra) ama aynı zamanda en büyük korkum.*
benim duygusal olmamdan mı kaynaklanıyor, yoksa son bölüm olmasından mı bilmem ama muslukları tam açtırtmış dizidir. son dönemde birçok dizi görmüş, hepsini eleştiren türk toplumunun belki de en az elştirdiği dizidir.
tüm diziler uzattıkça uzatıp, insanları bayarken, sanırım çemberimde gül oya tam zamanında bitti. hikaye bitti, dizi sonlandı. son bölüm itibariyle mutlu sonlar ardı arkasına patlasa, seyirci tebessüm ettirilse de, bir yandan da gözleri dolduruldu.
kim ne derse desin, bir bütün olarak bakıldığında, son bölümüyle tüm eksikler kapanmış. bir dönem dizisi için son derece dikkatli hazırlanmış, arada hatalar olduysa da görmezden gelinmicek kadar büyük hatalar değil. kim ne derse desin, bence son dönemde yapılmış en kaliteli dizilerden biriydi, belki de en kalitelisiydi ama her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bu dizide yerinde bitirildi.
an itibariyle son sahnesiyle gene duygulandırmış ve bitmiştir. vatana millete hayırlı olsun.
son dönemin, hatta şuana kadar izlediğim dizilerin hatta yapımların arasında en güzeliydi. olay döngüsü ve replikler öyle içiçeydi ki, en sıradan dediğiniz karakter bile mutlaka bir yerlere bağlandı. yaşandığı dönemi hakkını vererek gözler önüne serdi. her ne kadar siyasi görüşü direkt olarak veremediği söylense de, bence ince ince giydirilmiş her öğeye dizideki. karaktere oturan, gelişen ve kendini kabul ettiren o dönemin siyaseti, günlük hayattan görüntülerle pekiştirilmiş.
daha çok övgü dizerdim küçük kara balık'ın hikayesine, ama sanırım çoğu insan bunu biliyor.
diziye dair eklemek istediğim bir şey daha, gençlik-yaşlılık karakterleri ancak bu kadar uyumlu olabilirdi hem mimik, hem oyunculuk hem de fizik olarak. helal olsun çağan ırmak'a, okyanusa ulaştı hakikaten..
son bölümünde yurdanur'un romanı filme çekilirken seti ziyaret sahnesinde kendısını ve mehmet'i canlandıracak oyuncular olarak keşke özge özberk ve memhmet ali nuroğlu oynasaydı ve birebir gerçeklikle daha çok örtüşseydi dediğim dizi
gerçek olaylardan esinlenilmesi,insanı yaşamadığı ama hep dinlediği yıllara alıp götürebilen müzikleri ve acı bir türkiye gerçeğinin çok saf duygular etrafında insanın içine işletilmesinden dolayıdır herhalde içimizin bu kadar acıması..hıçkırarak ağlayıp bir dahaki hafta izlemeyeceğim nidalarıyla her hafta izlediğim dizi.