genelde maç, film vs. izlenirken yenen ve bu nedenle insanın aklına ister istemez "nası yaa bu görme yetisini mi arttırıyo" dedirten kuruyemiş. kanımca uzun süre bir şeyler izlemekten sıkılan bir zat-ı muhterem yanındaki arkadaşlarını konuşturmak için çıkarmıştır bu izlerken çekirdek çıtlatma hadisesini, çünkü insanın çekirdek yedikçe konuşası gelir.
bense çekirdek yerken hep insanları hatırlarım, çok benzerler çekirdekler insanlara; içi boş olanlar duvar diplerinde sürünmektedir, dolu olanlar ise kese kağıtlarında, kuruyemişçi vitrinlerinde sefalarını sürmektedir. gerçi arada bir içi boş da karışır ya bu doluların arasına ve arada bir dolu olanlar da atılır ya çöplüğe, insanlar arasında da böyle değil midir, yok mudur hak etmediği halde zevk ve sefa içinde yaşayan ve hak etmediği halde sürünen? yalnız eninde sonunda tüm çekirdeklerin içlerinin boşalması ve çöplüğe düşmesi düşündürür beni, bu yüzden çekirdekler daha çok kibirli, kendinden aşağıdakileri hor gören insanlara benzerler zira onlarda eninde sonunda hakir gördüklerinin arsına katılmak zorunda kalırlar ya da onlara muhtaç kalırlar.
aslında duvar dibini ruhsuzluk, kalpsizlik filan sayarsak daha da bir benzer çekirdekler insanlara. başlangıçta çoğu iyidir, temizdir, düşüncelidir ama ağızlar(hayat ve gitgide yozlaşan dünya) onları eninde sonunda ruhsuz, kalpsiz, düşüncesiz insanlar haline getirir. bazılarının içinde biraz kalır ya iç, onlar da nispeten düşünceli olanlardır zaten.
ben tombul ve alacalı çekirdekleri daha çok severim, daha neşeli, daha canlı, daha renkli gelirler gözüme. onları yerim yüzümdeki sivilce oranının izin verdiği ölçüde. kabak çekirdekleri de iyidir hoştur ama acı olanları çıkar arada bir içlerinde, bi de sarışın olduklarından olacak pek ısınamam kabak çekirdeklerine daha bi gururlu gözükürler bana.
lise3*deki ingilizce hocam*tarafından sınıfta çekirdek yememiz üzerine kurulan yılın cümlesinin ana karakteri:
- aaaaaa! köylü müsünüz siz!!?!?!? çekirdek mi yiyosunuzzz?!?!?!?
linux için kaynak kodları ftp.kernel.org ftp arşivinden temin edilebilecek, işletim sisteminin giriş/çıkış işlemleri gibi temel işlemleri yapmasını, fiziksel aygıtlarla iletişimini sağlayan en önemli derlenmiş kod parçası.
-hişş birader,bakar mısın bi
-bakmıyo abi..
-çekirdek yok oğlum,o yüzden bakmıyor.
-alayım mı abi?
-kap gel iki kilo
-yahu böyle delikanlılık olur mu ki?
-olduğu kadar.
meyveleri yemeyi zorlaştıran şeydir. bazıları kırılır, içi yenir. örn: kayısı. ama atık maddeler bulunduğu söylenir içerisinde. bazen bütün meyve ağza atılır, sonra "cıps, stikt" vb sesler eşliğinde çıkarılır bu çekirdekler, çöpe atılır.
minik olduğundan dolayı kimileri tarafından kilo aldırmadı sanılan kuruyemiş(!). kilo vermeye çalışan kişiyle girilen diyalog:
-az yedin inşallah
+yok çok yemedim, hatta film seyrederken arkadaşlar cips getirdi kilo alırım diye yemedim ondan.
-iyi yapmışsın
+onun yerine çekirdek yedim
-nası yani?!?
+onlar minicik kilo yapmaz ki.(olay sırasında bir buçuk kilo çekirdek mideye indirilmiştir.)
özellikle yabancıların (almanların) yemekte zorlandığı; ya da ilk defa gördükleri; tuzlu ama kendini kaptırdıkları anda ellerinden bir daha bırakamadıkları yiyecek.
bulaşıcı hastalık gibi birşeydir çekirdek. bir türlü bırakamazsınız dibini görmeden.sizi çekirdek yeme olayına bulaştıranlara lanet okursunuz ama diğer yandan çıt çıt eyleminize devam edersiniz.yanınıza gelen 'yok abi ben almayayım' der ama bir süre sonra o da o büyülü sese kaptırır kendini. sonra giderek çoğalır sayınız volvox gibi. poşetin dibini gördüğünüzde artık dudaklarınız şişmiştir ve bulunduğunuz mekan içine girilemeyecek bir koku sahibi olmuştur.
yedikçe yenielesi gelinen, sakızla nedense hep işlevsel bir kardeşliği olduğunu düşündüğüm, pazar akşamı vizeye çalışırken biraz takılayım deyip boğazımda kabuğu kalan ve hala geçemeyen '' eğlencelik''.
dudak düşmanı, bağımlılık yapan, yedikçe yenilesi gelen ayçiçeği tohumundan olanı olduğu gibi, kabaktan çıkarılıp kurutulanı da sohbet aralarını gayet güzel bir şekilde doldurur. ayrıyetten, karpuz çekirdeğinin çıkartılıp hafif kavrulduktan sonra kuruyemiş olarak hayatıma girmişliği olmuştur.
soğuk kış gecelerinde, bir zamanlar soba yakıp yanında ısınmaktan mest olduğumuz günlerde, televizyonun tek kanallı oludğu dönemlerde annemin yanında patlamış mısırla birlikte getirmesiyle çok mutlu olduğumuz eğlencelik kuruyemiş. çünkü annem eve çekirdek sokmazdı. neymiş efendim koltukların altlarında çıkıyormuş, her tarafa dağılıyormuş yemesini bilmiyormuşuz vs. şimdi kendi evimdeyim, sana hak vermiyor değilim annecim ama inan bana değil koltukların altından parkenin bile altından çıksa yine de yemekten vazgeçmem.