açık denizde, günün tam ortasında, püfür püfür esen teknede, güneşin tam altında saatlerce uyuyakalmanın ardından akşam aynada kırmızının çeşitli tonlarına bakarken hissedilen duygudur çaresizlik
ya dışındasındır çemberin ya içinde yer alacaksın durumu işte...ama çaresizlik varsa serde nerde durcana bi türlü karar vermez bir yerde durdurulursun...
çaresizlik;
içinde sevdiği birinin olduğu kırmızı bir arabanın arkasından yalpalayarak koşarken, bir yandan da durmaları için yalvaran küçük bir kız çocuğunun, gideni durduramayacağını anladığı zaman kendini yere atıp hıçkıra kıçkıra ağlamasıdır.
içinden çıkılamayan,insanı bombok eden bir acayip duygu.en çok haklı olunduğu halde sessiz sessiz ağlandığı vakit içinde bulunulan durumdur.haklısınızdır.teselliye,ağlamaya hatta üzülmeye ihtiyacınız yoktur.doğru olan kızgın olmaktır.ama olmaz bir türlü.çünkü haklı olmak bir şeyi değiştirmemektedir.terlemiş ellerinizden medet umarak gözyaşlarınızı silmeye çalışırsınız.fayda etmez,yapış yapış olur yüzünüz.pikeyi avuçlarınızda sarar yavaşça dokundurursunuz yaşlarınıza.bu sefer de akmış rimelden siyahlaşır bembeyaz örtü.her şeyi unutup ''hani akmıyodu lan bu rimel'' derken bulursunuz kendinizi.lavaboya gidip yüzünüzü yıkamaya mecalinizde yoktur.ayaklarınız sizi taşımaz diye korkarsınız.sabah olsun bir an önce diye uyumak istersiniz ama güçsüz bedeniniz uykuyu da kabul etmez.içinizden bir şarkı tuttur öyle uzanırsınız yatakta.çaresizsinizdir,sabahı beklersiniz. ''her siyahın bir beyazı gecelerin gündüzü de vardır'',''yüzünü dökme küçük kız,bırak üzülmeyi.''...
"çaresiz kaldığın zamanlarda git bir taş ustası bul ve seyret. adam belki yüz kere vurur taşa. ama değil kırmak belki küçük bir çatlak bile oluşturamaz. sonra birden, yüz birinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir. işte o zaman anlarsın ki, taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir."
ömrünün çoğu küçük bir çatlak bile oluşturamayan vuruşlarla geçer. işte tam o zaman yaşarsın çaresizliği... umutsuzluk tüketir seni. sonu gelmeyecekmiş duygusu koca bir taş gibi yuvarlanır yoluna. ayaklanır dolanır, yolda kalırsın. vazgeçer bırakırsın. oysa sadece yüz birinci vuruşa ulaşman beklenir senden. sonuca giden yolda yürümeyi sonuca ulaşmak kadar sevimli görmedikçe, taş ustasının bilgeliğine erişemezsin.
insana herkesi kurtaramam herşeyi sağlayamam dedirten durum. bir bakıma terbiye yöntemi. elinizden ne kadar az şey geldiğini farkedip susmanızı sağlıyor.
tam iftar vaktinde herkes işinde ve gücündeyken beşiktaşın ortasında cebinizde vapura binecek kadar bile paranız olmadığından eve gidemiyorsanız, telefon rehberini bir baştan bir başa taradığınızda arayabileceğiniz hiç kimsenin olmadığını gördüğünüzde, o esnada yanınızdaki camiden kulağınıza gelen ezan sesiyle birlikte gidip caminin şadırvanından suyla orucunuzu açıp belirsiz bekleyişinize devam ettiğinizde, ve ne kadar düşünürseniz düşünün o an yapabileceğiniz tek şey aklınıza gelmiyorsa işte o an hissettiğiniz duygudur.
reel manada çare yada çarelerin tükenmesi olsa da, hayatın her safhasında tetkik edildiğinde de görüleceği üzere zihinsel sınırların dışı olarak yansır hayata. dolayısıyla çare ya da çaresizlik kişinin sınırlarından başka bir şey değildir aslında.
inanılmaz bir aşkın var,
al diyemiyorsun.
sonu olmayan bir gidişten,
gel diyemiyorsun.
içinde aşkın, keşfedilmemiş satırları,
ama bunları kulağına fısıldayamıyorsun.
şarkıların var,
söyleyemiyorsun.
gelemediği gibi, sen de gidemiyorsun.
çaresizsin işte!
ne bekliyordun.