işçi sınıfı 

adana çık aradan

  1. dünya tarihindeki birinci büyük devrem, avcı-toplayıcı toplum modelimden tarım toplumuna geçişle başlamıştır.
    ikinci büyük devrim tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi modelleyen endüstri-sanayi devrimidir.
    endüstri devrimi ile, tarlalar yerini atölyelere, fabrikalara bırakmışlardır. ve tarlada çalışan köylü artık işçi adını almıştır.
    ancak sanayi toplum sürecine geçişin başında, iş hukuku diye bir kavram olmadığından, işçi çalışma şartlarını belirleyecek bir yapı yoktur. bu sebeple, sanayi toplum sürecine geçişin başında ortaya koyulan işçi ile günümüz toplumunda işçi ,temelde, aynı manaya gelmemektedir. bu sürecin başında işçiler günde 18 saat haftanın 7 günü çalışmaktadırlar. çalışma şartları, tavanları en fazla 2 metre yükseklikte olan ahır tipi atölyelerdir. ve günümüzde 4 işçinin çalışabildiği büyüklükte odalarla 15-20 işçi bir arada çalışmaktadır. ilk işçi hareketleri, temiz hava için yapılmıştır.
    köylü nasıl tarım devrim sürecinin bir sonucu ise, işçi de aynı şekilde sanayi devriminin bir sonucudur. ve günümüz, artık dünya tarihinin üçüncü büyük devrimi olan bilgi ve iletişim devrimine gebedir. üretim fiziksel güce dayanmaktan çıkmaktadır, ve yine bu üçüncü sürecin bir sonucu olarak, işçinin önemi gittikçe azalmaktadır.
    (atlantis, 25.02.2005 17:33 ~ 17:35)


  2. dünyada isyan etmeyi en çok hakeden sınıf.
    (close2death, 25.02.2005 18:32)
  3. mülksüz olan tek sınıf.
    (gelecegim, 06.03.2005 01:20)
  4. (bkz: proletarya)
    (culdesac, 06.03.2005 01:26)
  5. (bkz: mavi yakalı)
    (right lane must exist, 27.05.2005 18:37 ~ 19:06)
  6. (bkz: işçi partisi)
    (gblack, 27.05.2005 18:46)
  7. mutsuz çoğunluk diyebileceğimiz sınıftır. kapitalizmin hüküm sürdüğü ülkelerde, işçi sınıfı lümpenleştirilerek sistemin devamı sağlanmak istenmektedir. malum sistemde üreten, ama ürettiğinin karşılığını asla tam anlamıyla alamayan bir sınıftır.
    elinde verecek kas ve beyin gücünden başka bir şey yoktur. elindekileri kullanarak hayatına devam etme çabası içindedir.
    bu sınıfın lümpenleşmesi, sınıf bilincini kaybetmesi, egemenlerin saltanatlarına devamı için gereken en önemli kozlarıdır. bugün kapitalist ülkelerdeki çürümenin en büyük nedenlerinden biri de işçi sınıfının siyasete ve ülkesine müdahale edemiyor oluşudur.

    kendi ülkelerini kurdukları da olmuştur bu sınıfın.

    (bkz: sscb)
    (bkz: küba)
    (cisim tamlaması, 12.06.2007 23:32)
  8. (bkz: hele bi gel)
    hele bi gel , uzaklar sana gelir
    sen hele bi gel , bütün dertler bitiverir
    hep seni bulur , uzun zor sıkıcı günler
    yazık olur , hadi gel kurtar bizi
    (trişka, 24.07.2007 04:44 ~ 04:45)
  9. ülkemizde kendi çıkarlarının tersine davranan, sınıf olmanın bilincine varamamış kesim
    (maslow, 24.07.2007 04:56)
  10. ülkemizde sendikalaşması zor olmuş ve bundan sonra da haklarını almalarını daha zorlaştıracak etmenlerin ortaya çıkması muhtemel olan halk kesimi.nitekim doğu da ağaya hizmet edersin orda sen işçi değilsindir ve sendikalaşamazsın.daha batıya gelirsek de dini istismar eden sözde müslümanlarda işçilerini zaten tarikat a yakın müşkül insanlardan seçer ki bu da zaten hoca-mürit ilişkisidir,senin orda da karşı çıkmaya ve hakkını aramaya hakkın yoktur.bu yüzden işçi sınıfı türkiye için bir sınıf değildir çünkü türkiye de işçi yoktur.-tabi yersen!-
    (hacı, 05.09.2007 21:06)
  11. türkiye'de bir türlü oluşamamış bulunan sınıf.

    sınıflaşma, temelde, ekonomik ilişkiler içinde, kazanımlar ekseninde oluşur. kim ne kadar çok hak elde edebilirse, o kadar sisteme eklemlenir; o kadar görünmezleşir. hak elde edemeyen, tabir yerindeyse "ezilen"ler de kendilerini görünür kılmak için örgütlenirler, siyasal kimlik kazanırlar ve bu kimlikleriyle iktidar içinde kendilerine yer açma gayreti içine girerler.

    (ezilenlerin, marjinalleştirilenlerin gayrı hukuki yollara gittikleri, terör, anarşi yarattıkları da vakidir. ancak bu konumuz dışındadır; zaten siyasal düzlemde derdine çare bulamayacak olanlar bu yola başvurur ki bu anlattığımız işçi sınıfıyla alkasız bir konudur.)

    (karl marx tarafından oluşturulan tarihsel materyalizm kurgusu da ezilenlerin ayaklanıp proleter örgüt kurması ve devamında iktidarı devrimle ele geçirmeleri şeklindedir ve kapitalizmi sona erdirip ideal sistem olan komünizmi kendi tarihsel evrimi içinde kurmayı öngören bu görüş, proleterya diktatörlüğünü de olması gereken olarak kurgulamaktadır. ikinci paragrafta anlatılan bu marxist teoriden mülhemdir.)

    dünyada bunun örnekleri görülmüştür. çok emek-az gelir kısıtı altında yaşayan işçi sınıfı proleterleşmiş, bir çok yerde kendine partiler kurmuş ve hatta iktidar hırsı içine bile girmiştir. yani, aslında dünya emekçileri "tuzu kuru" değildir; onlar "ezilen", ekonomik sistem içinde tüm yükü sırtlansalar da en "görünmeyen" kesimdir ve görünmek/kendilerini görünür kılmak zorundadırlar. bunun için siyasallaşmalı, yeri geldiğinde de iktidara ortak dahi olabilmelidirler.

    bu vesileyle ve amaçla seçtikleri siyasal ad da "proleterya" olmalıdır.

    türkiye'ye baktığımızda ise, dünyanın tersine ve ilginç bir şekilde adı geçen sınıfın oluşamadığını görürüz. sebebi elbette ki kaynakların optimal dağılımının sağlanması ve devamında işçilere kazandırılan rahat yaşama otamı değildir. tam tersine, türkiye'de işçiler, yoğun bir beden gücüyle çalışmaktadırlar ve buna mukabil çok düşük düzeylerde ücretlendirilmektedirler. yani işçilere aktarılan kaynak miktarı, olması gerekenin çok altındadır.

    türkiye gibi asgari ücreti çok çok düşük olan bir ülkede etkin bir proleter sınıfın oluşamamış olması, incelenmesi gereken bir olgudur.

    27 mayıs 1960 darbesi sonrası, üniversitelerin de yardımıyla ağır aksak ve zorla oluşturulmaya çalışılan sendikalaşma hareketleri ve devamında gelen proleter örgütlenmeler, işçilerden az biraz destek bulmuşken, sonunda 12 eylül 1980 darbesi de oluşan az biraz bilinci yıkmış ve türkiye herşeye tüm gelenekçiliğiyle kaldığı yerden devam etmeye mahkum bırakılmıştır. tüm bu anlatılanlar ekseninde, yaşanan politik süreçler ve apolitizasyon çabaları da gözönüne alınırsa türkiye'de neden köklü bir işçi sınıfının oluşamadığı kolaylıkla açıklanabilir.

    akp, merkez sağ oluşumludur. bu açıdan bakılırsa, işçi sınıfının, akp'ye oy vermesi beklenmeyendir. zira, işçi sınıfı -proleterya- tarihi boyunca hep sol partilerce savunulmuş, kendisi de tercihini hep bu sol olanlar yönünde kullanmıştır. ancak türkiye'ye baktığımızda akp'nin oylarının çoğunun gecekondulardan geldiğini görmekteyiz. bunu tek bir şeyle açıklarız: zaten kendisi apolitizasyona itilen bir toplum olarak, siyasal bilincimizi bize mevcut siyasal partilerce verilen kadarıyla, kendi kendimiz kazanmaktayız. türkiye'deki din eksenli siyaset ve devamında gelen "solculuk dinsizliktir" vb söylem ve kanaatler, dini konularda son derece hassas olan halkı etkilemektedir. ve "allah"tan korkan halk, dinden çıkma endişesi içinde olduğundan, kendisi sol ve dinsizlik demek olan proleterleşmeden uzak kalmaktadır. aslında bu çok da bilinçli bir tercih değildir. bir nevi, dayatmalar sonucu halkın önüne sunulan birkaç şeyden birini seçmesi ile olmaktadır.

    sonunda kazanan "merkez sağ"dır.

    bu durum, işçi sınıfını, sisteme "kazanımları olmaksızın" eklemler. devamında silikleşen ve görünmeyen işçi sınıfı, ekonomik kısıt altında daha da görünmezleşmeye mahkumdur.

    tüm bunların sonunda ise yapılan "halkının nitelikli çoğunluğunun açlık -yoksulluk değil- sınırının altında yaşadığı bir ülke" oluşturmaktır ve bunda da başarı sağlanmıştır.
    (meramise, 20.01.2008 11:38 ~ 21.01.2008 18:00)
  12. rte literatüründe ayak takımına karşılık gelen insanların sınıfı.

    (bkz: ayaklar baş olursa kıyamet kopar)
    (jenesaispas, 22.04.2008 19:32)
  13. meslek lisesi grubunun oluşturuduğu sınıftır.insan doğası gereği ücret düşüklüğü nedeniyle işten kaytaran versiyonları olduğu gibi ekip lideri pozisyonuna yükselenleri de mevcuttur.bu sınıfa saygı duymalı,haklar verilmeli,sürekli eğitilmeli ve güdüleyici faktörler sağlanırsa sanayide işlerin sağlıklı bir şekilde kargaşasız yürüyeceğini söyleyebiliriz.diğeri için (bkz: beyaz yaka)
    (blondestorm, 22.04.2008 19:42 ~ 19:42)
  14. iki tane kendinibilmez sakallı tarafından sırf başa bela olsun diye uydurulan yaftalamadır... öyle pis uydurmuştur, öyle plan yapıp da yumurtlamıştır ki bu firederik ve karl isimli deyyuslar, sankim gerçek gibidirler bunlar len...

    "tarlalarda biz, fabrikada biz" falan, bi'sürü afili afili laf... diyolar ki bunnar, sakallılar yani, yok efendim, birileri üretim araçlarının mülkiyetine sahipmiş de başkalarının hiçbir mülkü yokmuş da... sadece emeklerini, ne bilem ben, hayatlarını satarak varolabiliyorlarmış da bu da kısır mıymış döngü müymüş, akış-makış bişeymiş işte... efendime söyleyeyim, sakallılar şey de derler; neymiş efendim bu işçi sınıfı denilenler kendileri de dahil bütün sınıfları ortadan kaldırmaya muktedir tek kuvvetmiş de bu gücü de üretimden gelmekteymiş... bissürü tırıvırı... lafı böyle uzada uzada, gevşede gevşede milleti de inandırmışlar bunlara len...

    topraam, patron geliyo, bizi böyle çençende görürse oyar valla, dön önüne...
    (güriyemin düğümleri, 10.06.2008 04:29)
  15. yoktur öyle bir sınıf... yahu hocam tamam, doğru söylüyosun da patron denen adam hep oldu be, insanın doğasında var bu... yani nasıl ki yani, ben elektronik mühendisiyim mesela şimdi nerem işçi?... bak cep telefonuma hocam mesela, son teknoloji... ucuz buldum hem de, sana da alalım bi'ara... neyse şey diyodum esas, annem hemşire, babam öğretmen, ne alakamız var işçiyle mesela?... adam okumamış etmemiş, o mu kurtaracak herkesi yani?...

    ya hoca bu arada bizim ikramiye ne zaman yatacak lan acaba?... hayır kendime değil de peder beyin ameliyatına lazım lan, ssk kapsamında değilmiş operasyon... vay mına koyayım ya, herşeyin ayarı para olmuş lan...

    neyse hocam, sigara bitti ben ofise... akşam serviste devam ederiz...
    (güriyemin düğümleri, 10.06.2008 04:54 ~ 05:09)
  16. analarını da alıp gidesice mahlukat... bi' gitseler artık be... yani şimdi sen, geleceksin, benim kim olduğuma bakmadan, karşıma dikil sen benim "anamız ağlıyo" falan filan... lan bi' git... iblis... biz burada n'apıyoruz senin haberin var mı?... bu bizim yönettiğimiz devlet devlet, senin yabaya benzemez... olmaz öyle lan... açık ve net söylüyoruz, olmaz, olamaz...

    bu devletin polisine karşı, bu devletin hükümetine karşı, askeri var ordusu var lan bunun... sen şimdi oradan kafana göre bayram mayram bi'şeyler icad ettin diye halkımın güvenliğiyle oynatmam sana lan... hadiii...

    yani şimdi siz çıkacaksınız, orada üç-beş tane ne idüğü belirsiz... sen oradan kendini öldüreceksin sonra da tersaneciliğimizi batıracaksınız... bu ne densizliktir !... soruyorum size vatandaşım bu nedir bu?... yani... bi' gidin allaanızı severseniz... gerçiii... neyse onu da artık bir başka sefere sevgili basın mensupları...
    (güriyemin düğümleri, 10.06.2008 05:06 ~ 05:12)
  17. bol cefa çekip,hiç sefa süremeyenler.
    (ernestodeniz, 10.06.2008 14:15)
  18. anıyla şanıyla bir sınıf olduğunun bilincinden uzak, direniş tarihi tüm sınıfsal temelleriyle unutturulsun deyu gazete müsveddelerinde, köşelerde, harıl harıl çalışılan, bu hummalı çalışmanın meyvesi olsun için bileğinin gücünün farkında olmadan aşşağılık duygusu ve çaresizlik aşılanan yegane umuttur türkiye işçi sınıfı.

    uğraşıyorlar şimdi, demokrasi çığırır iken yüzümüze bir de yüzsüzce; "yeni bir sol" var, "bırakın şu sakallıyı da hizaya gelin" diyorlar. unutun geçmişinizi, "güneşli günler" özlemi yok gayrı, demokrağsi var buyuruyorlar..

    halbuki ne şerefli günler vardır bu sınıfın geleneğinde. kitleselliğin ve gücümüzün farkına vardığımız oranda önemli saraçhane mitingi, türk-iş'in işbirliği ve sendikal bürokrasinin alışıldık ihanetiyle marksistleri de haklı çıkaran 1966 paşabahçe grevi, pek tabi 15 16 haziran günleri.. gidiyor anam, şanlı tariş direnişi, hafiften enternasyonal havası ve iğne deliğindeki boşluktan örgütlenme başarısıyla "12 eylül'e rağmen" netaş grevi..

    bitmiyor. işçi sınıfının kendine güvensizliğin ipini çeken ve pasiflik tortusunu silkip atan 89 bahar eylemleri.. ve unutulması mümkün olmayan, zonguldak'ta bu sefer direnenlerin çiçeğinin açtığı günlerde "yağmur yağsa da kıyamet kopsa da yürüyeceğiz" yürekliliğindekileri barikatlar mı durduracaktı büyük madenci yürüyüşünde? ama "canlarım" yılışıklığıyla ağzından yalan akan devrim/devrimci düşmanı adamın yılan diliyle dönmek uğrunda "kandırıldı" "ölmek var dönmek yok" sloganını düstur edinen emekçiler ve çok geçmeden de yüzlerce ölü çıkardılar metrelerce derinlikten. "heyhat kader" mi dediler?

    unutmamak lazım kardeş, bunlar var daha..

    (bkz: kavel grevi)

    (bkz: kozlu direnişi)

    (bkz: 1977 mess grevleri)

    ...

    tarihimiz ulan bu. nasıl unutturabilirsin. söylemlerinde "sınıf"ın adı geçmeyenler mi yola sokacakmış bizi. peeh! bizim oralarda bi de domalalım bari derler anladın mı aslan burjuvazi ! eşşek gibi korkuyorsun eşşek gibi. bu tarihten, bu heyuladan, onu hortlatmamızdan korkuyorsun. safınızı belli edin de toplanın gelin. yerler mi bu alemde sizin göt yalayan dilinizi ?

    bıktık be bıktık.
    içinizden biri
    can verebilse bile
    açlıktan ölen öküzümüze,
    burjuvaysa eğer
    gözükmesin gözümüze.

    ve paranın padişahlığını yenecek türkiye işçi sınıfı.. pompa edilen anti-komünistliği dahilinde inisiyatif almamız gereken şanlı direnişler tarihi. nazım usta dedik; o bitirsin:

    türkiye işçi sınıfına selam !
    selam yaratana !

    çok gece kalmaz ekmeğimizde tuz, kitabımızda söz, ocağımızda ateş oluşu hürriyetin usta. siz bırakın onları..

    korksunlar !
    (lanç, 27.08.2008 17:35)
  19. hemen her zaman açlıkla özdeşleşen, hayata tutunmaya çalışsa da sermaye yoksunluğu nedeniyle belli bir noktadan sonrasına ne yaparsa yapsın çıkamayacak olan insanlar, dünya'nın yaratıcılarıdır işçiler. varlığı her zaman üretim araçlarını elinde bulunduranlara korku salmıştır:

    açlıktan rengi solmuş bir fakirin karşısında korkudan rengi atan bir zengin vardır.
    (onurene, 29.08.2008 14:12)
  20. uyuyan güzeldir.

    sen, onu bir uyandığında gör!
    (zarathustra, 29.08.2008 14:19 ~ 14:23)