küçük bardaklarda şarapları tadarken bile sarhoş olunan bi mekandır. her çeşit meyve'nin şarabını üretmişler burda. ayrıca ay çiçeği dolması gibi sadece o yöreye has bir yiyecekleri var ki kesinlikle tadılmalıdır.
ev yapısı ve mimarisiylede meşhur köy. patlıcanlı gözlemesi ve karadut şarabıyla gönüllere taht kurmuştur bu güzel yer. ama kesinlikle ağrı kesici ile gidilmelidir.
üretilen meyve şarapları meyve suyunun etil alkol ile fermante edilmesinden başka bişey değildir. ama gene de güzeldir. yanlız dikkat edilmesi gerekn zaten sınırlı sayıda olan şarapevlerinin hepsinin şirince geleneksel şarap festivalinde derece almış olmalarıdır. bu kadar derece nereden geliyor diyorsanız şuradan: el yapımı ve makine üretimi şaraplar diye iki ayrı kategori var. tercihim benim genel de el yapımı (ayak da olabilir) olandır.
bunların dışında eğer yaz başlamadan hemen önce selçuktan giderken ayrımı geçtikten sonraki şelale görüntüsü akıllara ziyan derecedir. zira yazın kuruyor.
oraya gidip balık restorantına oturmaktansa gidip zeytinyağlı bir şeyler yiyin ve odun ekmeğinin kesinlikle tadına bakın çünkü 2 gün damağınızdan tadı gitmez...
içimi çok rahat şarapların yapıldığı,aynı adla piyasada şarapların olduğu adı gibi şirin köy.keşke dabbe diye film adı altında gösterilen görüntülerin içinde adı geçmeseydi de filme duyduğum garezle arada kaynayıp gitmeseydi.temennim dabbede adı geçen ve karısının cin olduğunu söyleyen adamın evinin bulunduğu bu köy ile bahsi geçen şirincenin bir alakası olmaması,bunun kötü bir tesadüften ibaret olması.
şaraplarının yanı sıra ,nişanyan evleri denen tipik yunan evleriyle de ünlü olan türk-yunan kültürünün sentezi , adı gibi şirin köy.birçok manastır ve kiiseler gibi tarihi yerleri gezebilir,, turistik birkaç pansiyondan birinde (dionysos pansiyon;http://www.dionysospension.com/) kalarak oranın ruhunu yaşayabilirsiniz.
selçuk'a 8 km ,kuşadası'na 28 km .
vakti zamanında 1800 hanelik bir rum köyü iken, daha sonra selanik'ten getirilen türklerin yerleştirildiği dağ köyü. içerisinde iki kilise bulunmaktadır. fakat kiliseye ulaşmadan önce şaraplar tadılmaya başlandığından, çevreyi dolanmak ikinci sıraya düşer. arabayla gitmek eziyetle eşdeğer olabilir bazen çünkü park edecek yer bulmak sorundur. fakat selçuk'a kadar arabayla gidip, oradan kalkan minibüslerle de şirince'ye ulaşabilirsiniz. yok ben arabayla gitmek istiyorum diyenler muhtemelen artemis'in yanındaki otoparka bırakacaklardır arabalarını. köyün hemen girişinde artemis ve zeus adlarında iki mekanla karşılaşırsınız. oturup bir şey atıştırmak isteyenler, anında buraya çökmemelidirler. zira ilk cümlelerimde bahsettiğim kilisenin avlusunda gayet güzel manzaralı bir mekan daha bulabilirsiniz. hem yanıbaşınızda dilek tutabileceğiniz havuzunuz da hazırdır, eğlenceli olabilir. şarap tatmaya başlamadan önce geçeceğiniz yerlerde alacağınız herhangi bir köy ekmeği, daha sonra şarapla öyle güzel gitmektedir ki aslında bir yere oturup yemek yeme ihtiyacı da hissetmeyebilirsiniz. gidilip görülmesi gereken yerlerden biri midir bilmem ama gidildiğinde keyif almadan da dönülmez muhtemelen. üşenmeyin kalkın gidin, hem efes'e gitmişken buraya uğramamak olmaz.
gidildiğinde şarap için kaplankaya dışında başka bir yere uğranmaması gereken ilçedir.saatler önce tattığım kırmızı sek şarabı tercih edilebilir.meyve şaraplarının tadına aldanıp hızlı gidilmemesi tavsiye olunur nitekim hayatında hiç içmemiş bir kız arkadaşımız mefta olup,geri dönüşte yolculuğu zindan etmiş,torba stoklarını bitirmiştir.
şarap festivali olduğunda adeta savaş alanına dönen,insana huzurdan çok cinnet sebebi veren,huzur bulunmak isteniyorsa sakin zamanlarda gidilmesi gereken ,gerçekten de güzel ve adı gibi şirin olan,şarap köyü.
konaklanacaksa eğer, turistik pansiyonlardan ziyade pansiyon adı altında evlerinin odalarını kiralayan köylülerin evlerinin tercih edilmesi şiddetle önerilir.. oda artı kahvaltı diye anlaşırsınız önce, sonra biraz da muhabbet kurmuşsanız, gece boyu uyuyana kadar evladını aylardır görmeyip kavuştuğunda ne yapacağını şaşıran anne-baba kıvamında izzetü ikramlarda bulunurlar. sabah uyandığınızda standart bir kahvaltı tabağı beklerken sonbaharda gitmenin de getirdiği avantajla soba üzerinde kızartılmış ekmekler, ev yapımı peynir, tereyağı, reçel sonra bal, sucuk, yumurta vs... akla ne gelirse işte ile donatılmış sofra kurarlar, utandırırlar insanı.. on günlük tatilin en güzel gecesi ve kahvaltısı olarak hafızaya kazınır, geri kalan dokuz günde güneye her gün biraz daha indikçe kalitenin düşmesiyle birlikte inadına inadına artan kazıklanmalarda ise len ne güzeldi şirince denir.
minyatür gibi duran adı üstünde şirin kasaba. insanı sıcak, yemekleri mükemmel, havası güzel. hayatımın közde patlıcanını, kabakçiçeği dolmasını yediğim yer. meyve şaraplarıyla da meşhurdur bu kasaba. akla gelen bütün meyvelerin şarapları satılır burda. alkol oranı da nisbeten az olduğundan lıkır lıkır içilir, yenisi açılır. bide herşey birbirine yakın yakın burda, iç içe geçmiş sanki, insan irileştiğini falan düşünüyor şöyle bi dolaşınca.
selçuk ilçesinden şirince yoluna girip dar yollardan, tepelerden 8 km gidince karşınıza çıkan güzel evler bulunduran şaraplarıyla ünlü eskiden rumların yaşadığı hoş bir kasaba. çoğu kişi buradan şarap almadan dönmez. vincent şirince ve kaplankaya şarapları en çok görülen şarap markalarıdır. ancak şirince'de tattığımız meyve şarapları çok hoş geldiği için gaza gelip şişe şişe aldıktan sonra orada aldığımız tadı evde alamamıştık ki şarapları soğutmadığımızı anladık. evet soğuk içmek gerek meyve şaraplarını...
her mevsim tadı bir başka güzel olan,şaraplarıyla ünlü sevimli yerleşim birimi.okul gezilerinde öğrencilerin hemen hemen hepsinin sarhoş döndüğü yer.
insanları tipik ege insanıdır (bkz: kalbim ege'de kaldı),köylü teyzeler kendi yaptıkları el işlerini satarlar,hoş sohbettirler.şarapları çok güzeldir özellikle karadutlu ve kavunlusu mükemmeldir (bkz: olsa da içsek)eski kiliseyi mutlaka görün,şirince'nin tarihini yansıtan sokaklarında doyasıya dolaşın.ege'nin mis gibi havasını içinize çekin.diyeceğim şudur ki yolunuzu bir şekilde şirince'den geçirin ve bu muhteşem yeri görün...
sabah kalkıp , akşamdan hazırladığımız küçük bavulumuzu arabanın bagajına koyup yola çıkarız.giderken postahanenin ordaki yaşlı amcadan sizin gevrek bizim simit diye adlandırdığımız kahvaltı besinini alır , susamlar üstümüze dökülmesin diye uğraşarak yer , yolumuza devam ederiz.sabahın ilk ışıkları yavaş yavaş gözümüzü almaya başlar , sen gözlüklerini takar , köşedeki marketten aldığımız gazetelerdeki haberleri okumaya koyulursun.taze gevrek kokusu arabanın içine dolar.önemli olarak gördüğün haberleri yüksek sesle okur benim de bilgilenmemi sağlarsın.1 saat içinde gazeteleri bitirdikten sonra hava yavaştan ısınmaya başlamıştır.artık camları açmanın vaktidir.camları açtıktan sonra cd çantasını torpido gözünden alır , duruma uygun bir müzik ararsın.sabah dinlenebilecek neşeli,keyifli şarkılardan yaptığın cd yi taktıktan sonra , dağlardan gelen kekik kokularını içimize çeke çeke , şirinceye doğru ilerleriz. şarkılara elimizde mikrofon varmış gibi eşlik ederiz , bazen de o hayali mikrofonu şarkının nakarat kısmı gelince birbirimize uzatırız.eğlenceli ve seninle olmasından dolayı keyifli yolculuğumuz sona ermiştir şirince köyünün tabelasını gördüğümüzde.arabayı köyün girişine bırakıp , kapılarını alarm tuşuna basarak "bilp" diye kapattıktan sonra anahtarı tutan elime uzanır elin usulca ve hiç bilmediğimiz bir şarap evrenine doğru , ayağımızda sandaletlerle yola çıkarız.arabadan iner inmez çantandan çıkardığın fotoğraf makinanla evleri karene almaya başlardın sonrasında yolların,duvaların,çatıların,kedilerin fotoğraf makinanda unutulmaz karelerin başrolleri olacağını bilmeden.arada maymunluk yapardım ki beni de çek diye.sonra sabah kahvemizi içmek için uğrardık bir köy kahvesine.köy kahvesi dediysem kağıt oynayan yaşlı amcaların ikamet ettiği değil , oraya gelenlerin uğradığı samimi bir kahve.2 orta kahve söylerdik gelen yaşlı amcaya.yüzündeki buruşukluklara rağmen mutlu olan yaşlı amcaya sevgiyle bakardık.ben kahvenin yanında sevdiğin çikolatayı almak için yandaki küçük bakkala giderdim sen de bu arada bu entresan,ahşap,inceden rutubet kokan kahveyi incelemeye koyulurdun geleceğin ünlü mimarı olarak.binanın hoşuna giden ayrıntılarının fotoğraflarını çekerdin "acaba foto çekiyorum diye bana ters ters bakan var mı?" diye çaktırmadan etrafı keserken.kahvelerle birlikte çikolata elimde gelirim yanına.tahta sandalyenin üzerindeki minder kaymıştır ben bakkala giderken.oturmadan önce minderimi düzelttikten sonra teşekkür mahiyetinde yüzüne sıcacık gülümsedikten sonra oturur,hürrrrppff diye ilk yudumlarımızı alırız kahvemizden.kahveleri yudumlarken yandaki kadının saçı dikkatimi çeker,sana gösteririm.sen de "aayy çok kötü be" dedikten sonra fincanımı tokuşturmak için kaldırırım.sen de , seni güldürmek için bir çok defa yaptığım bu harekete , kibarlığından dolayı bir kez daha gülerek fincanını benimkiyle tokuşturursun.sonra kahvelerimiz biter hesabı ödedikten sonra yumuk yüzlü amcaya hayırlı işler diledikten sonra kahveyi terkederiz.artık yavaş yavaş içimizde , oraya geliş nedenimiz olan şarap içme dürtümüz engelleneyemeyecek hale gelmiştir ve mahalle esnafına şarap içebileceğimiz yerleri sorarız.günlük taze "bal" satan beyaz saçlı amcadan öğrendiğimiz yolda yürür , şarap içeçeğimiz yerin önünde dururuz.çekinmeden içeri girdikten sonra bir masaya oturur ve menüden içeceğimiz şarabın hangi meyveli olmasına karar veririz.üzerinde yeşil elma resmi bulunan şarap şişesi iki kadeh ile masaya geldiğinde yüzler gülmeye başlar.mantarının büyük kısmı dışarıda olan şişeyi alır,mantarı çıkarıp şarabı kadehlerimize doldurmaya başlarım.kahve fincanından tecrübeli olan sen kadehi benden önce kaldırıp "şerefe" dedikten sonra "çırlenk" sesiyle birlikte elmanın alkolle birleştiği sıvı boğazımızdan kayıp gider aynı oturup içerken nasıl akıp gittiğini anlayamadığımız zaman gibi.yavaş yavaş toparlanır , kafalar çakırkeyif olmadan köyü gezmek için mekandan ayrılırız.hesabı öderken kartını veren adamın verdiği kart 10 yıl sonra hatıralara baktığımızda çok anlamlı olacaktır fakat bunu o kağıt parçasını alırken fark edemeyiz.el ele köyü gezmekten yavaş yavaş ayaklarımızın ağrıdığını hissettiğimizde , karnımızın açlığını hatırlatan o muhteşem gözleme kokusu çeker bizi.düşünmeden otururuz gözleme yapan teyzenin kulübesinin önündeki minyatür sandalyelere.sıcacık gözlemeleri sıcacık ellermizde tutarken gelen bol köpüklü doğal ayranlar sevindirir bizi.köpüklerden bıyık yapma şakasını benden önce yapan sen peçeteyle beyaz bıyıklarını silerken ben çevrede kalacak pansiyon bakınmaya başlamışımdır çoktan.gözlemeleri mideye indirdikten sonra kalacağımız pansiyonu bulmak üzere bilinmeyene doğru yürürüz.en sonunda gözümüze hoş gelen eski taşlardan yapılmış çift katlı eve gireriz.ev sahibiyle anlaştıktan sonra üst katın anahtarını alıp üst kata çıkar ve çantayı arabada unuttuğumuzu fark ederiz.ben gidip bi koşu çantayı alırken sen evi gezip inceler , balkona bir sandayle atarsın.kartını aldığımız adamdan aldığımız vişne şarabını buzluğa atar , balkonda yıldızlara bakarken beni beklemeye koyulursun.hayallere dalmışken aşağıdan "ben geldim.kapıyı açar mısın" diyen uzun boylu çocuğu görüp beni içeri alırsın.sonra gece şarapla,muhabbetle,yıldızlarla ve seninle devam eder.bütün gün arşınladığımız sokaklar,bayırlar bizi yormuştur ve şaraptan mayışan bünyelerin uyku vaktidir.çantadan pijamalar çıkarılır,sineklik olup olmadığı kontrol edildikten sonra cam açılır ve yatağa yatılır.kokularımızı içimize çeke çeke , huzur dolu yüzümüzde gülümsemeyle , rüyalara doğru yolculuğa çıkılır.sorumluluk bilinciyle gecenin bir yarısı uyanan ben , senin üşüyüp tesbih böceği gibi büzüştüğünü görüp camı kapatırım.yastığıma geri dönerken yanağına seni uyandırmamaya dikkat ederek yumuşak bir öpücük kondururum ve uykuya geri dönerim.sabah olmuştur,şehirde duymadığımız sesleri duyarız evin bahçesindeki kuşlardan.sağlam ve tamamen doğal bir köy kahvaltısı ikramından sonra ev sahipleriyle vedalaşır ve geldiğimiz yere geri döneriz.
böyle yaşanması gereken ve şarapsever sevgiliyle gidilmesi gereken köydür.
yanmış diye duydum. eğer yandıysa bu otantik fetişizmine yüzlerini bulamış, bondage yapar gibi gözüme iğrenç gözüken tüm köy sakinleri ve köy severlerinin biraz olsun bu manyaklığı duracak diye mutluyum. "merabayın mı ahahahha çok şekerler yaa". gözleme mi yapıyorsunuz?? meraba! meraba! ne kadar güzel evler yalebbim! küçük hayatlarda mutlu olan güzel insanlar! ahahahaha! şarap içelim!
siktirin lan! siktirin! ölün hepiniz! farklı olana tapmanız yüzünden şimdi o köylüler perakende satış orjisi yapıyor. işallah yanmıştır. yanmadıysa da yansın. ve kentlinin küçük ve sade olana ilgisini akıtıp her şeyi mahvetmeye meyilli olduğu tüm mekanlar yansın! şehirliye ve otantik aşığına yaşayacak yer kalmasın! bunu istiyorum evet. şirince yansın!