bedreddin'in halk örgütlenmesinin temelinde eşitlik yatar. bedredddin'e göre herkes hakikat (tanrı) katında eşittir. hristiyan'ın yahudi'ye, yahudi'nin müslüman'a, arap'ın acem'e, acem'in türk'e bir üstünlüğü yoktur. halkların hepsi kardeştir ve bu kardeşlerin tek düşmanı onları boyunduruk altında tutan beyler, voyvodalar, padişahlar, çarlardır; kısacası yönetimdeki imtiyaz sahipleridir.
bedreddin'in en büyük ideali şu idi: mülkiyeti
insanların üzeriden alıp
nesnelerin üzerine taşımak. insan üzerindeki bir diğer insanın (
kulun) hakimiyetini sona erdirip, insanı kendisinin maliki, efendisi haline getirmek ve yine insanı, her bir üyesiyle, ayırmadan, seçmeden, maddi olanın tek maliki kılmak. kulluk sistemini kaldırıp beylerin elindeki toprağı gerçek sahibi olan köylülere vermek ve üretimin ve tüketimin ortak olduğu tam bir
komünal yaşam tesis etmek.
bu amaçlar kısmen gerçekleştirildi. bedreddin'in en büyük yardımcısı, arkadaşı
börklüce mustafa ve bir diğer yoldaşı
torlak kemal önderliğinde öncelikle izmir- karaburun'da, sonra aydın ve manisa'da ortak üretim ve tüketimin esas alındığı yepyeni bir
sosyalist düzen kuruldu. burdaki iş bölümüne dayalı düzende toprak köylünün ortak malı idi. ekim ve biçim ortak olarak yapılıyordu. her zanaat sahibi kendi elinden gelen işi yapıyor, tüm yoldaşlara bu üretilen şeyler ihtiyaçları oranında taksim ediliyordu. yeme, içme gibi işler de kurulan aşevinde kadınların yardımıyla hallediliyordu.
bu düzende kadınlar da hakikat bacılarıydılar. yüzleri ve isterlerse başları açık olarak geziyor, meclislerde erkeklerin arasında sohbete ve karara katılıyor, savaşta dilerlerse önde bulunabiliyorlardı.
bu yeni düzende kimsenin kimseye üstünlüğü yoktu. herkes
hakikat kardeşleri idi. yönetici konumunda bulunan karar alırken mutlaka herkese danışırdı. yapılacak her türlü eylem
ölçülü olmalıydı. çok zorunlu haller dışında kan dökmek yasaktı. müslüman, hristiyan, yahudi farketmez herkes eşitti ve kardeşti.
bedreddin'in her milletten müridi vardı. bu üç
kurtarılmış bölgeye (karaburun, manisa ve aydın) her yerden akın akın insanlar gelip
hakikat birliğine katılıyorlardı. ama işte yenilgi de kaçınılmazdı; osmanlı'nın üzerlerine gönderdiği ilk orduyu yenince yüreklenen
hakikat savaşçıları, sonradan çok daha kuvvetlenerek onlara saldıran orduya fazla dayanamayıp düşecekler, o esnada bir ormanda az sayıda müridiyle birlikte saklanmakta olan bedreddin ve yakalanmış ve çarmıha gerilmiş halde bekletilen börklüce mustafa hariç tüm liderleri büyük bir törenle işlek bir meydanda asılacak, idamdan hariç tutulan börklüce mustafa çarmıhtayken, bir devenin sırtında, ibret vesikası olsun diye sokak sokak gezdirilecek, halka esas hükümdarın kim olduğu yeniden öğretilecekti. artık hakikat savaşçıları bir ormana çekilip saklanan bedreddin ve onun etrafındaki bir avuç insandan ibaret kalacaktı.
ama o bir avuç insanın da umudu ve inancı tükenmişti. yaradan zafer sahibinin yanında olurdu her zaman. demek ki artık yaradan onlarla birlikte değildi. ne içindi bu didinme o zaman? bir çok insan neden ölmüştü? artık onların zafere de adil yönetim umuduna da inançları kalmamıştı. rahipler, hahamlar ve imamlar da halkın aklını karıştırmaya başlamışlardı: buyruk verenler, tanrı'nın yeryüzündeki gölgesiydi. biz buyruk verenlere karşı gelmekle acaba tanrıya da mı karşı gelmiştik? tanrıya karşı gelmemiş olsaydık yenilir miydik?.. kafalar artık çok karışıktı ve osmanlı gelip bedreddin'i yakalamasaydı da bu örgütlenmenin sonu çoktan gelmiş gibiydi.
aslında hakikat savaşçıları bu kadar çabuk düşmezlerdi aralarında padişaha
jurnal ileten casuslar olmasaydı. ve yine halk savaşmayı bilseydi, birbirine güvenmeyi öğrenebilseydi de zafer kaçınılmaz olurdu; bulgarlar geri çekilince rumlar da çekilmişler, türkler öne atılmayınca yahudiler de atılmamışlardı ve böylesi deneyimli, eğitilmiş savaşçılardan oluşan osmanlı ordusu onları rahatlıkla tepeleyebilmişti.
neyse işte olan oldu ve bu bahsi geçen casuslar (ki bunlar kendisine inanılıp güvenilen eski bir bey ve onun maiyeti idi) bedreddin'i tutuklama işini de kendileri üstlendiler ve bir atın terkisine atılmış bir çuval içinde bedreddin'i padişahlarına "sağ olarak" götürüp teslim ettiler.
sonrasında
ulema birleşip bedreddin'i yargıladı. sözümona bedreddin kendini tanrı'ya eş koşmuştu. herkesin gözü önünde hadisleri de çarpıtarak yorumlayan ve bedreddin'i bir an önce ölüme göndermek istediğini de gizlemeden hükmünü veren ulema -ki ulema padişah
mehmed çelebi'nin veziri
beyazıd paşa tarafından elini çabuk tutması için sıkıştırılıyordu da-, üç gün gece gündüz demeden hazırlandığı iddianamesine ve delillere dayanarak bedreddin'in katline karar verdi.
burda yapılan büyük haksızlığa bu günden benim vereceğim tepki beyhude olacak biliyorum. ama yapılanın büyük haksızlık olduğunu dillendirmeden de edemiyorum. bedreddin tanrı'ya eş koşan bir zındık değil, tam tersine, tanrı'yı "ali çıkarları" için kullanan yönetici kesime karşı gelen, "hakk" deyip halkı sömüren zihniyete karşı halkı uyandıran bir yürekti. ama onun idamı "zındık" olduğu hükmü ile meşrulaştırıldı. menfaatlerine dokunulan beyler, efendiler ve onların şakşakçısı ulema, kamu vicdanını "ama o zındıktı" savunmasıyla rahatlattı ve bir daha böylesi bir zındıklığa kalkışmak isteyen olursa onun sonunun ne olacağı halka gösterildi. yeni egemenliğiniz hayrola!
ne diyor bedreddin: "
beni kara toprakta değil,
hakikati anlamış insanların yüreklerinde arayın."
onu idam ederken çırılçıplak soyup alemin gözü önünde sözümona onu aşağılayan cellada ve onun zihniyetine de ne diyeyim bilmem ki.
"ben de halimce bedreddinem" den alıntıyla:
idamlarla ilgili bir sahne: börklüce mustafa çarmıhta. parmaklarını kırıyor cellat elindeki kerpetenle. kolları kan içinde celladın. gelip yardımcısı kanı siliyor. yüzünde büyük bir gülümsemeyle duran börklüce'nin gözü önünde tek tek tüm yoldaşlarının başı kesiliyor. ortalık kan gölü. börklüce ağlıyor. hala çarmıhta. her başı kesilen "iriş şeyh bedreddin!" diye bağırıyor başını sehpaya koyarken; "yetiş şeyh bedreddin!" idamlar bitince börklüce bir devenin üstünde öylece çarmıhtayken gezdirilecek; ee aleme ibret lazım!
seyderenlerden biri de öldürülenlerden doğan'ın oğlu küçük doğan (baba oğul ikisi de doğan). annesi çatışmada ölünce, babası da savaşta önde gidenlerden olunca onu şeyhoğlu satı'ya emanet etmişler. satı da bedreddin'e haber taşımaktaymış. yolda uğradıkları kasabada yoldaşlarının yakalandığını ve idam edileceğini tesadüfen öğrenmiş ve yine tesadüfen seyre koyulmuş. içi yanıyor ama belli edemiyor; çocuk ona emanet ve onların da hakikat yolcularından olduğu anlaşılırsa çocuğun hayatı tehlikeye girecek. birden yanındaki çocuğun babası doğan idam sehpasına çıkarılıyor. kitaptan aynıyla alıntı:
"- baba! diye bir çığlık koptu doğan'ın ağzından.
herkes önüp onlara baktı.
- ne oldu oğlum? dedi aşık, çocuğa eğilerek. bakışlarıyla 'sus!' diyordu doğan'a. zavallı çocuk dudaklarını ısırdı. yüzünde kan diye birşey kalmamıştı. gözlerinde öyle bir acı, bir umut vardı ki, aşık kendini tutamadı, çocuğun başını yere doğru eğdi. şu anda ona yapabileceği tek iyilik oydu: az sonra olacakları görmemesini sağlamak.
ama doğan silkinip ensesine bastıran elden kurtuldu. çocuk, kendine acımıyordu..
haklısın yavrum! bak! bak ve unutma!" (ben de halimce bedreddinem, evrensel basım- yayın, sayfa 410)
gel de ağlama bu küçük çocuğa.
küçük bir not: "
sosyalist düzen", "
kurtarılmış bölge", "
yoldaş" gibi kavramlar, bedreddin dönemi için eğreti ifadeler. bedreddin her ne kadar sosyalist bir düzeni savunmuş olsa da o zamanlar onun düzeni "sosyalist düzen" adıyla anılmıyordu. "yoldaş" yerine "hakikat yolcuları" diyorlardı onlar mesela ama ben bazı yerlerde "yoldaş" ı kullandım. bu şu sebepledir: bugünden o güne bakarken, o günün bugünküne karşılık gelen kurumlarını, bugün onlar için kullandığımız kavramlarla, yani alışık olduğumuz, anlamını daha iyi bildiğimiz kavramlarla anlatırsak, o günü bugün için daha anlaşılır kılabiliriz. anlatımda bilinçli ve yaygın olarak kullandığım sosyalist jargonun kullanılma sebebi budur.