belki ilginizi çeker
  1. · türkiye şeriat devriminin eşiğinde
  2. · yaran belki ilginizi çeker sonuçları
gündem
  1. · kar yağarken hissedilen duygular
  2. · itü sözlük yazarlarının aslında içmek istedikleri
  3. · prison brake
  4. · 29 şubat 1453 galatasaray fenerbahçe maçı
  5. · demokratik sol halk partisi
  6. · 27 kasım 2009 bursaspor galatasaray maçı
  7. · 25 kasım 2009 manchester united beşiktaş maçı
  8. · postmodern şiir denemeleri
  9. · japon

şeriat geliş şekli  

  1. başka bir sözlükte bir yazar arkadaş iranlı bir yazar olan bahman nirumand'ın yazısını yazmış. yazıyı okudukça şeriatın nasıl geleceğinin senaryosu canlanıyor. izin almadan copy-paste yapıyorum. okudukça şeriat'ın nasıl geldiğini anlayacaksınız.

    "merhaba. benim adım bahman nirumand. iranlı bir gazeteci-yazarım.

    şah'ın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım.

    ve aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.

    evet, humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.

    şah' ı devirdikten sonra mollaların camiye geri döneceklerinden emindik. devleti yönetecek durumda olduklarına inanmıyorduk.

    yanıldık. kitaplardan ezberlediğimiz cümleleri, içi boş kavramları birbirimize söyleyip duruyorduk.

    üzerinde durmadik

    her şey 14 ocak 1979 tarihinde değişti. şah, iran'ı terk etti. ardından iran tarihinin en büyük yürüyüşü tahran' da yapıldı. sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.

    fakat mitingde ilk dikkatimi çeken, kim liberal musaddık ya da solcu şehitlerin resimlerini taşıyor ise mollalarca dövülüyordu.

    pek üzerinde durmadık bu olayın, "hele bir kurtlarını döksünler, sonra sakinleşirler" diye düşündük.

    ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına "islam mahkemesi" denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çaptırıldığı haberini okuduk.

    haberi ciddiye almadık; "üç beş sapsızın işi" dedik.

    bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. "ufak tefek şeylerin" toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.

    biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı.

    "müslüman kadınların yanında orospuların yeri yoktur" denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.

    bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk! "asıl mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilmelidir" diyorduk. kadın sorunu bir yan çelişkiydi, ana çelişki sömürüydü. kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı verilen mücadeleyi baltalamamalıydı!

    peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.

    biz ise hálá büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! "ittifak" "eylem birliği" gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.

    geçiş sancilari sandik

    humeyni, "bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. bunların kökünü kazımalıyız" diyor; genç mollalar terör estiriyordu. kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.

    şiraz' da "islam mahkemesi" eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. benzer olay tahran' da da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.

    sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kadın spikerler televizyondan kovuluyor; uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyordu. alkol içen, kırbaç cezasına çaptırılıyordu.

    şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki!..

    oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. alınan her kararda "tamam bu sonuncusu" diyorduk. ama arkası hep geliyordu.

    kızların evlenme yaşı 18' den 13' e düşürüldü. parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.

    kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.

    aslında birçok aydın kadının üye olduğu kadın dernekleri vardı. onlar kendi küçük çevrelerinde "hamilelik tatilinin uzatılması", "eşit işe eşit ücret" gibi talepleri tartışıyorlardı.

    biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! abartmaya gerek yoktu.

    hepimiz "ana çelişki" üzerinde duruyorduk; öncelikle dışa bağımlılık ve ekonomik krizden kurtulmalıydık.

    referandum oyunu

    üç ay önce humeyni, paris' te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri islam düşmanı ilan etmişti.

    bu sözler üzerine ilk protestomuzu yaptık. mitingimize bir milyonu aşkın insan geldi.

    mollaların en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı.

    referandum meselesini gündeme getirdiler. halka soracaklardı: "islam cumhuriyeti' ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?"

    kuşkusuz bu bir oyundu; halkın yüzde 65'inin okuryazar olmadığı bir ülkede kim ne anlardı cumhuriyetten?

    yapılan propaganda belliydi; dediler ki: "islam'a evet mi, hayır mı diyorsunuz?"

    biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: "önemli olan cumhuriyettir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir. islam cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?"

    ancak bazı küçük kesimler bu oyuna gelmemek için referandumu boykot ettiler.

    sonuçta, "evet" diyen 20 milyon, "hayır" diyen ise sadece 140 bindi.

    mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.

    halki anlayamadik

    mollalar güçlendikçe saldırganlaştılar.

    örneğin, tirajı bir milyon olan liberal "ayendegan" gazetesi'ni kapattırdılar. sıra sonra "keyhan" gazetesi'ne geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.

    tüm bu olanları protesto etmek için mitingler düzenlemeye başladık. ama iş işten geçmişti artık; insanlar yılmıştı, korkuyordu.

    özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik.

    sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı.

    örtünmek moda oldu!

    tüm bunlara "gelip geçici bir fırtına" diye bakmak ne büyük yanılgıydı.

    komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal islamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu.

    şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi.

    milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı.

    kaçanlardan biri de bendim.

    umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır."
    (itirazım var sayın yönetici, 05.02.2008 20:11 ~ 11.02.2008 09:33)
  2. (camdan bakan arap kızının baktığı hede, 05.02.2008 20:28)
  3. şu an gündemde olan türban meselesine pek liberal arkadaşlarımız tarafından hoş karşılanmadığı halde neden böyle ağır tepkiler verildiğinin açıklamasıdır aslında.

    sorarım size bugün özgürlükler adına akp'nin bu eylemini destekleyenler; bunun mevzu bahis yazıda geçen "bu olayı demokratikleşme, özgürleşme sürecinin bir parçası, yan ürünü olarak görüyorduk" zihniyetinden ne farkı var.

    bir parti hem islami söylemlerle iktidara gelecek, oylarının önemli bir bölümünü bunun etkisi sayesinde alacak hem de liberal geçinecek ha?

    (bkz: demokrasi bizim için amaç değil araçtır)
    (power of the right, 05.02.2008 20:39)
  4. şeriat 12 eylüllerde askeri darbe yapıp, üzerinde yaşanılan coğrafyanın aydın, aydınlanmaktan yana ilerici insanlarını asıp, katledip imam hatip liseleri açmaya ön ayak olup, aydınlara karşı din elden gidiyor safsatası ile halkın bir kesimini diğer kesimine düşman belletip iktidarlarını güçlendirenlere,

    2 temmuzlarda madımak denilen bir otelde bu coğrafyada yaşayan ve ne yazıkki 12 eylüllerden sonra sayıları pek bir azalan aydınları allahüekber naraları ile yakanlara ,
    onları yakanlara "gazanız mübarek olsun" diyenlere
    onlara yakanlara "gazanız mübarek olsun" diyenleri meclise gönderenlere
    ses çıkartmadığımız , çıkartanları bölücü ilan ettiğimiz zaman gelir kıçımızın dibine, başımızın üzerine yerleşir. ve biz sağa sola dönüp panik halinde aynen şöyle deriz:

    şeriat nasıl gelir?
    şeriat değil salt, her türlü bela, açlık, sağlıkszlık, bilim dışı eğitim böyle gelir yerleşir. biz buna çok kızarız sokağa dökülürüz bir milyon kişiyiz sanırız ama yinede eve gidip başımıza gelen tüm kötü şeylere rağmen "allahım bize verdiğin nimetler için sana şükürler olsun" deriz. oysaki o nimetleri allah değil insan emeği var etmiştir.

    bu coğrafyada yani türkiyede yani memleketimizde tam da burada yaşayan her vatandaş biraz şeriatçıdır bilsede bilmesede. çünkü 12 eylülden sonra herkesi biraz şeriatçı yaptılar gayrı..
    (gajo, 05.02.2008 20:44)
  5. (jenesaispas, 05.02.2008 20:55)
  6. tekbir allahu ekber nidalarıyla gelip sonrasında allah allah allah allah biz nerde yanlış yaptık şekilde hezeyanla sonuçlanacak geliş.
    (all of nothing, 05.02.2008 21:15)
  7. (bkz: @2200473)
    (gurbish, 05.02.2008 21:16)
  8. "konuyla paralel bir şeyler izlesem , yazıda bahsedilen iran 1979 öncesi nasıldı acaba" diyenler için;

    http://youtube.com/watch?v=CjHvwjxXnAM

    sonra da hala pişkin pişkin diyoruz ki : hehe saçmalama olm türkiye iran olur mu!

    görüntülere bakın da o iran bu iran'a nasıl dönüşmüş izleyin.o iran döndükten sonra bu türkiye takla ata ata dönüşür hiç kusura bakmayın.
    (guanoapes, 05.02.2008 21:31)
  9. tabandan örgütlenerek gelir. bunu anlamak için dün vatan gazetesi'nde iran'daki islam devrimini birebir yaşayan ruhi tuna'ya kulak veriyoruz;

    "türbanla ilgili benimle sanıyorum 2003’te cumhuriyet gazetesi benimle bir röportaj yapmıştı.

    o röportajımda türk sosyalistlerine bir çağrıda bulundum.

    dedim ki; türkiye de bir iran olmak üzeredir. o zaman ben bunu söylemiştim.

    türkiye’ye geldiğim günler, yani, 1999’un kasım ayında, 7 kasım'dan itibaren türkiye’de bulunmaktaydım ve türkiye’deki gidişi rahatça hissediyordum.

    türkiye’de bir çıkar arayan belli güçlerin sayesinde bu ak parti geliştirildi ve iktidara geldi. iran’daki meseleyle benzerlikleri çoktur.

    iran’daki meselede, halk şah’ın gitmesini istiyordu. türban meselesi tabanda çalışılmamıştı.

    aynı şekildedir; türban bugün türkiye’de siyasi bir silah olarak kullanılmaktadır ve bunun gelecekteki aşamalarını siz göreceksiniz. tamamıyla atatürk’ün ilkeleri ortadan kaldırılacaktır.

    türban meselesi üniversite’de sınırlı kalmayacak, yarın türbanlı belediye başkanları olacaktır, türbanlı milletvekilleri olacaktır.

    yani bu sonuç çok kötü olacaktır.

    iran’da biz binlerce şehit verdik. sadece 1981’de 40.000 insan şehit oldu ve bunların çoğu reformcu müslümanlardı, bunları idam ettiler.

    yani aynı şekilde türkiye’de de yarın asma kesmeleri görebilirsiniz. bunun avrupa standartlarıyla hiçbir alakası yoktur.

    türk milletli bunu unutmamalıdır ki bunlar, çanakkale savaşı’nı yarattılar, kurtuluş savaşı’nda mücadele verdiler, yüz binlerce şehitler verdiler.

    böyle güçlü bir devleti milleti yıkmak için bu planları ortaya atıyorlar. türkiye’nin iran’a benzerliği çoktur, ben bunu açıkça söylüyorum.

    ben bunu belli nedenlerden dolayı türkiye’de çok açıkça anlatamadım, türkiye’de öyle evlere gittim ki orda farsça konuşuluyor.

    bugün güvendiğim bir türk devlet adamı benimle konuşursa, bunların adreslerine kadar verebilirim.

    o evlerde humeyni’nin fotoğrafları, kitapları ayetullah’ın tüm kitapları bulunuyor, farsça konuşuluyor, farsça müzik dinleniyor.

    bunu türk yapıyor. türkiye’ye gelmeden önce de iran’da belli şeyler görmüştüm ve şaşırmıştım.

    bir şehirde benim sergim vardı, orda talibanlar’a rastladım.

    ben türkiye’ye gelmeden bir yıl önce, ankara’dan humeyni’nin mezarını ziyaret için insanlar akın akın otobüslerle gelmişler.

    o humeyni ki, bizim insanlarımızı kesti, bakire kızlarımızı idam etti, islam devrim muhafızları kızlarımıza tecavüz ettiler. böyle islam kim ister ki? türkiye’de de bunu yaptılar.

    belli bir kesimi solun karşısına dizerek sol kesimleri asarak keserek ve türkiye gündemini bu hale getirdiler. aynı şekilde de iran’da hiçbir zaman halk türban istemedi.

    türkiye’de ama farklı bir şey. türkiye’de tamamıyla tabanda bunun hazırlığını yapıyorlar.

    hala ben kanada’da bile bu hazırlığı görebiliyorum. kanada’da da bir sürü, amerika’da oturan efendinin adamlarını görüyorum ve nasıl çalışıyorlar.

    sadece türkiyeliler üzerinde değil, özbekler, azeriler gibi başka türk toplulukları üzerinde de çalışmalarına devam ediyorlar.

    bunu islam ile rahat bir şekilde ortaya koyabiliyorlar.

    biz bakıyoruz iran’daki hareketlerde rahatlıkla mollaları ortaya soktular ve gerçekten şah’ın devrilmesini isteyen kesim soldaydılar.

    yani ister maoist gruplar olsun ve ister leninist gruplar olsun, bunlar gerçek şekilde şah ile mücadele ediyorlardı.

    ama emperyalizm gördü ki şah devrilirse bunun yerine marksis bir sol bir iktidar gelecekti, onun için mollaları yetiştirdiler ve yeşil kuşak projesini güçlendirdiler.

    aynı şekilde, ırak’ta, suriye’de ve afganistan’da görüyorsunuz bugün gündem nedir. afganistan’da bir çocuk kadın haklarını savunan bir programı bilgisayarına indirdiği için idama mahkum oldu.

    yani aynı taliban’ın devamıdır, hiçbir şey değişmemiştir.

    cumartesi günü anıtkabir’de toplanan aydın türk kadınları’na teşekkür ediyorum. yani türk kadını böyle olmalıdır. türk kadını sokaklara dökülüp kendi haklarını korumalıdır.

    türk kadını bayrağına ve türkiye cumhuriyeti’ne ye sahip çıkmalıdır."

    http://w9.gazetevatan.com/...
    (itirazım var sayın yönetici, 06.02.2008 12:06)
  10. hani galileo dünyanın yuvarlak olduğunu,geminin ilk olarak direğinin gözükmesinden anlıyordu.bir nevi geminin geliş şeklinden diyebiliriz bizde aynı şekilde uzaktan baktığımız zaman ilk türbanı göreceğiz kafalarda sonra geminin bütün iskeleti ortaya çıkacak. ama koydurmazlar kardeşim yakarım ulan o gemiyi. dünya düzdür.
    (genius kusagami, 06.02.2008 12:38 ~ 12:38)
  11. bana mı batıyor sadece bilmiyorum ama şeriatın geliş şekli diye tartışsak kendimi daha bir tamamlanmış hissettirecek geliş şekli.
    (recai pengül, 06.02.2008 12:48)
  12. (bkz: iki ileri bir geri)

    önce orta şiddette bir hamle yapar şeriat gelmeden evvel, daha sonra birileri şeriat geliyor diye bağırmaya başlayınca bir adım geriye gider, biraz önce bağıran adam da bağırmayı bırakır şeriat tehlikesi geçti diye. her hamlesinde biraz daha yaklaşır ama siz onu hep geilettiğinizi düşünürsünüz.
    (chixculub, 06.02.2008 13:05)
  13. (bkz: jansenizm)
    (x sentos, 06.02.2008 13:53)
  14. can dündar bugünkü yazısında insanın tüylerini ürperten o mektubu yayımladı;

    eski tahran büyükelçisi korkmaz haktanır'ın eşi handan haktanır'dan uyarı var:
    "iran'da örtü okula sinsice girdi; 3 yılda herkes örtündü"

    önceki gece ntv'de akademisyenlerle türbanı tartışıyorduk, ki internet adresimize bir mektup düştü.
    tahran'da yaşamış, "adının açıklanmasını istemeyen" bir diplomat eşi, iran'daki örtünme konusundaki deneyimini aktarıyor, türk kadınlarını uyanık olmaya çağırıyordu. ismi kontrol ettik; doğruydu.
    mektup, 1991-94 yılları arasında türkiye'nin tahran büyükelçiliği'ni yapan korkmaz haktanır'ın eşi handan haktanır'dan geliyordu.yayında isim vermeden, mektuptan bölümler okudum.
    yayından sonra da kendisine ulaşıp mektubun tamamına bu köşede yer vermek için iznini istedim.
    işte handan haktanır'ın "türban uyarısı":

    "ruj süreni sopaladılar"
    "tahran'da görev yapmış bir diplomatın eşi olarak, türban konusunda düşündüklerimi bir iki cümleyle ifade etmek isterim:
    tayin yerimiz olan tahran'a uçağımız inerken 'hicab'ımı başıma geçirdiğimde kendimi şöyle teselli ediyordum:
    'nasıl olsa burası benim ülkem değil. birkaç yıl dişimi sıkar katlanırım. çok şükür ki biz atatürk kızlarıyız ve böyle şeyler bizim başımıza gelmez.'
    tahran'daki görev süremiz boyunca (gayrimüslimler de dahil olmak üzere) 'hicab'sız dolaşan tek bir kadın görmedim. bir yabancı diplomatın eşi, şapka takarak bu yasağı delmeyi denedi, ancak devrim polisleri kendisini derhal ikaz ettiler.
    bir başkasının eşi ruj sürdüğü için karakola alındı ve ellerine sopalarla vuruldu. bu hanım bir keresinde 'eğer müslümanlık buysa, hıristiyan olduğum için çok şanslıyım' demişti.

    "süreç 3 yılda tamamlandı"
    "tayinimizin ilk günlerinde iranlı hanım dostlarım bana sürekli olarak türk kadınlarının dikkatli olmalarını ve erkeklerin bilinçaltındaki güvensizlik duygularından ve endişelerden kaynaklanan bu uygulamanın, sinsice ve adım adım geldiğini söylüyorlardı.
    bir gün okullarına gittiklerinde kapıda 'bundan böyle hicabsız derslere giremeyeceklerine' dair bir kâğıt bulmuşlardı.
    dedikleri kadarıyla, sürecin tamamlanması üç yıl almıştı. ondan sonra ise çok geç olmuştu.
    itiraz edenlerin sayısı giderek azalmış, sonuçta yıllar sonra bu ortam içine doğan kızlar için 'hicab'lı olmak son derece doğal ve yerine getirilmesi gereken bir şart olarak algılanmaya başlanmıştı.
    bu uyarıları ben o zaman masal dinler gibi dinlemiştim. evet, ben de onlar gibi giyiniyordum, ama bu benim değil onların sorunuydu. bizim ülkemizde böyle şeyler olmazdı.

    "rüyamda korkuyordum"
    ancak, bir süre sonra vestiyerden 'hicab'ımı alıp taktığımı, ancak sokağa çıktıktan sonra fark ettiğimin ayırdına vardım. 'hicab', benim için de artık bir refleks haline gelmişti.
    öyle ki, bazen rüyalarımda bile kendimi başı açık olarak gördüğümde korkuyla uyanıyor 'devrim polisleri geliyor, ben ise hicabımı takmamışım' diye paniğe kapılıyordum. işte o zaman, 'hicab'ın aslında buzdağının görünen parçası olduğunu; asıl amacın, kadının ezilmesi, kontrol altına alınması ve korku altında yaşayan, ikinci sınıf insanlar olduklarına inandırılması olduğunu anladım.
    o nedenle türk kadınlarının çok dikkatli olması ve son derece masumane bir şekilde, özgürlük adı altında gelen bazı uygulamaların, ileride çok daha baskıcı bir rejimin ayak sesleri olabileceğini asla akıllarından çıkarmamaları gerekmektedir.
    en içten saygılarımla..."

    http://www.milliyet.com.tr/...
    (itirazım var sayın yönetici, 07.02.2008 11:45 ~ 11:47)
  15. (azami kırk çöp, 07.02.2008 12:10)
  16. şu şekildedir...

    (bkz: http://img208.imageshack.us/...)
    (zoser, 07.02.2008 12:22)
  17. (easy company, 07.02.2008 12:54)
  18. çok düşündüğüm ve zaman zaman da sözlüğe yazdığım konulardan biriydi büyük ortadoğu projesi ve recep tayyip erdoğan'ın değişimi. yani bu adam neden değişti? 40 yaşından sonra insanın fikri 180 derece döner mi? değişerek geliştik diye bişeylerde söylüyorlardı. işte ben de tam buna neremle güleceğimi şaşırmıştım. bu 180 lik dönüş, bop ne anlama geliyor hepimiz anlamaya çalışmalıyız. ama bütüne bakmaya çalışmamız lazım. parça parça, oydu buydu demekle olmaz. mesela türban olayı, ben de kişisel özgürlükler çerçevesinde ele alınması gerektiğini (bkz: üniversitelerde türbanın serbest bırakılması/@1988679) düşünmekteyim. ama bütüne bakınca bu yanlışmış gibi görünüyor. gerçekten bir planın bir parçası gibi duruyor. kafam biraz karışık gibi olabilir. ama emin olduğum şey bunların durduk yere değişmediği. bir de tam bop ortadayken. hemen bop'u da hatırlarsak ılımlı islamın amerika tarafından ortadoğu ülkelerine yerleştirilmesi projesi olduğunu. yani bu ne demek? abd'nin kendine yakın ve kullanılabilir devletler için ön gördüğü sistem. tamamen bu ılımlı islam kavramını bi taraflarından uydurdukları apaçık ortadadır. yani islamın ılımlısı olur mu?

    olmaz. olmadığı içinde yolun sonu iran'a çıkar. ve islamın savunuculuğunu, abiliğini abd'nin yapması normal mi sizce? bir de açıkca belli değil mi recep tayyip erdoğan'ın bop bağlantısı? belli. göremeyen kördür. ve sağırdır. yavaş yavaş tüm kaleleri ele geçiriyorlar gibi görünebilir. cumhurbaşkanlığıydı, yöktü, belediyelerdi. özellikle belediyelerin durumu felaket, adeta akp'nin birer ilçe, belde kuruluşu durumundalar. türban buralara girmiş durumdadır. devleti temsil eden kuruluşlarda çalışanların takmaması gerektiği halde. çünkü laik olan devleti temsil etmektedirler.

    ama zamanında şimdiki başbakanımızın dediği gibi laiklikle müslümanlık bir arada olmaz. bencede doğru bi önerme aslında. çünkü islam bi devlet şekli daha doğrusu kuralları diyelim ön görmüştür. bu durumda tam bir müslümanın laik bir devlette yaşaması teknik açıdan mümkün gözükmüyor.

    benim tavsiyem teknik anlamda tam müslüman olmak isteyenlerin iran'a gitmesidir. orada adamlar hazır yapmışlar buna uygun devlet. buradakini değiştirmeye çalışmak tehlikeli bir uraş olur.

    başbakan ve çevresindekilerin bop'un güdümüyle çalıştıkları ve niyetlerinin 'bozuk' olduğunu görememek dediğim gibi körlük olur. çünkü onların minareleri süngüsü. ve bunları söylerken 18 yaşında gaza gelmiş gençler değillerdi, aynı başbakanın o uzun sakallı, cübbeli, sarıklı şeyhin dizlerinin dibinde otururken olmadığı gibi.

    tüm bunların bağlamında şeriat gelir mi derseniz belki bi uramaya çalışır ama biz o zaman onu geldiği yere geri sokmasını biliriz elbet. (anlayan anlamıştır heralde)
    (adsız, 07.02.2008 16:11 ~ 16:14)
  19. çok pistir bu geliş.
    (gebesh, 07.02.2008 16:56)
  20. iran'dan bir örneği daha. hoş oralarda şeriat geleli epey oldu, geçmişler ola. bakalım...

    sıradaki haberimize bakıyoruz;

    http://w9.gazetevatan.com/...
    (itirazım var sayın yönetici, 08.02.2008 19:36)
  21. (bkz: akp)
    (gvz, 08.02.2008 20:03)
  22. (seemann, 08.02.2008 20:06)
  23. (camel, 12.02.2008 01:15)
  24. türkiye'ye zor gelir zira meyhaneler dolup taşıyor kerhanelerde sıra var camiler ise bomboş.
    (acı lazım bize, 04.04.2009 21:14)
  25. çaktırmadan gelir. derin devlet misalidir. bak gör iktidar giderse ne olacak.
    (idiot, 04.04.2009 21:18)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil