adını duyduğumda siyah önlüğümü, güllerle bezeli bahçesine hiç giremediğim ilkokulumu, bahçesindeki köpeğe havlayarak peşime düşmesini sağladığım yıkık evi, ev sahibimizin bahçe yetmezmiş gibi bodrumda da beslediği deli horozlarını, yazın kaldırımlara serilen hedik ' i (bkz:
haşlanmış ve kurumaya bırakılmış buğday) çaktırmadan avuç avuç yediğimizi, pis bakkalından cam şeker aldığımız iğneci hacıyı, düğünlerde bayrak direğine asılan kırmızı elmayı, babamın yazın ilk günlerinden son günlerine kadar her hafta sonu bizi götürdüğü hirfanlı barajını, annemin mahallenin tüm çocuklarını arabaya toplayarak bizi sokak sokak gezdirdiğini, yaz akşamlarında gittiğimiz güneş tepeyi bana hatırlatan ankara'ya 2 saat mesafedeki ilçesi babam memleketim.