belki ilginizi çeker
  1. · darbe günlükleri
  2. · türkiye de yaşanan garip olaylar
  3. · tsk nın 27 nisan 2007 tarihli basın açıklaması
  4. · roj tv
  5. · şemdinli
  6. · yaşasın halkların kardeşliği
  7. · tunceli de silahsız iki vatandaşın öldürülmesi
  8. · umut kitabevi
  9. · orospu çocukluğu
  10. · türk hukuk sistemi
  11. · madde 97: bir ünlü şahsiyeti seninle mcdonald's a gitmeye ikna et (reklam)
gündem
  1. · yılmaz özdil
  2. · yeşim salkım
  3. · dinde zorlama yoktur
  4. · boylumlama
  5. · domuz gribi
  6. · aşk ı memnu
  7. · author gibi erkekler
  8. · teknolojik aletlere şiddet uygulamak
  9. · amca olacağını öğrenmek

şemdinli olayı  

 sayfa  / 2
  1. susurluk gibi sanki.
    (youaremywonderwall, 11.11.2005 23:25)
  2. ne kadar acemiymiş be bizimkiler. koca mit koca jitem yada her neyse dinamik işte vallahi şaştık kaldık ailecek.
    dandik suriye'nin muhabberat'ı koca başbakanları öldürüyo hiç bi delil bırakmadan, bizim derin devlet bi kıytırık kitapçı bombalaycak, orta oyunu misali.
    güldürmeyin milleti, ziktirtmeyin şemdinliyi.
    herşey açıktır, olay provakasyondur işte.
    (where is my mind, 12.11.2005 00:27 ~ 00:28)
  3. a.doğuda olmayanların,yaşamayanların bulunmayanların yorum yaparken komik duruma düştükleri cümle.
    b.şemdinli olayı çok acıdır.şemdinli kayıp bölge gibidir.son 3 ayda bu altıncı bombadır.derin devlettir ya da terördür.ne önemi vardır,çok sevineceksiniz alın el kaide olsundur. problem ise bu bombalar engellenememekte ve olan ordan geçen yaşayan insana olmaktadır. insan doğuda her düşüncede olabiliyor.kimi durumda faşist(yok etmek için kökten),kimi durumda teroristin kralı(yok etmek için kökten). ortamlar ve durum bunu böyle yapmaktadır,düşün düşün boka sarmaktadır.kitaplarda yazana göre anladık devletin devamı için terör olmalı,bunun için derin devlet olmalı ama bu insan canı üzerinden mi pazarlanmalıdır? anlaşılamamaktadır.olay boşverseneye gitmektedir diye düşüncelere gark eden şirin ilçe ismi olan giriş.(bkz: boşverdim zaten)
    (tioelciey, 12.11.2005 00:34 ~ 00:37)
  4. kısaca şöyle özetlenebilecek olaylar dizisi : kitabevine el bombası atan saldırganları halk yakaladı. güvenlik görevlisi olduğu ileri sürülen eylemcileri linçten polis kurtardı. sivil polis otosundan ateş açıldı. bilanço 2 ölü, çok sayıda yaralı.

    10 kasım tarihli cumhuriyet gazetesinden:

    yurt haberleri servisi - geçen hafta bombalı araç saldırısıyla savaş alanına dönen hakkâri'nin şemdinli ilçesi dün de bir kitabevine el bombası atılmasının ardından karıştı. 2 kişinin öldüğü, 10 kişinin yaralandığı patlamanın ardından yurttaşların yakalayarak linç etmeye çalıştığı ve güvenlik görevlisi olduğu öne sürülen üç saldırganı polis kurtardı. ilçe merkezinde toplanan 5 binden fazla kişi hükümet konağını taşladı, güvenlik güçleriyle çatıştı. savcının keşif yapmaya çalıştığı sırada bir polis otosundan açılan ateşte de 5 kişi yaralandı.

    şemdinli'de 1 kasım gecesi saat 23.00 sıralarında bir araca yerleştirilen bombaların patlatılması sonucu, 3 polis, 4 asker ve 16 sivil vatandaş yaralandı. patlamada, 67 ev ve işyeri kullanılamaz hale geldi.gerginliğin dinmediği ilçe dün sabah yine olaylara sahne oldu. cumhuriyet caddesi üzerinde celal özer 'e ait özipek pasajı'na giren silahlı iki kişi, birinci katta faaliyet gösteren ve pkk'nin eruh'a 1984'te yaptığı ilk eyleme katıldığı ileri sürülen seferi yılmaz 'a ait umut kitabevi'ne el bombası attı. bombanın patlaması sonucu kitabevinde bulunan mehmet zahit korkmaz ölürken, harbi kaya , kerim, mehmet, hamide, metin, erşat, dilber, şemsettin, necmettin korkmaz ve refik gelici yaralandı. şemdinli devlet hastanesi'nde ilk müdahaleleri yapılan yaralılar yüksekova devlet hastanesi'ne sevk edildi. iddiaya göre bombayı atan üç kişi pasajın önünde bekleyen 30 ak 933 plakalı otomobile binmeye çalışırken yurttaşlar tarafından yakalandı. patlama sesini duyarak bölgeye yığılan yüzlerce yurttaş bu kişileri linç etmek istedi. ancak kısa süre sonra olay yerine gelen güvenlik güçleri ikisi polis biri asker olduğu ileri sürülen saldırganları yurttaşların elinden alarak bilinmeyen bir yere götürdü.

    saldırganlara ait otomobil yurttaşlar tarafından kullanılamaz hale getirildi. otomobilde yapılan aramada, 3 adet kalaşnikof marka uzun namlulu silah, 1 çelik yelek ile bir ilçe haritası ele geçirildi. harita üzerinde şemdinli'de bombalanacak yerlerin işaretlendiği öğrenildi.

    kısa süre sonra binlerce yurttaş cumhuriyet caddesi üzerinde toplanarak yürüyüşe geçti. ''bombalar bizi yıldıramaz'', ''failler bulunsun, hesap sorulsun'' diye slogan atan kitle hükümet konağını taşa tuttu, güvenlik güçleriyle çatıştı. olaylar sırasında da aralarında şemdinli belediye başkanı hurşit tekin 'in de bulunduğu çok sayıda kişi yaralandı. kitlenin büyümesi üzerine güvenlik güçleri ilçe jandarma komutanlığı binasının çevresine çekilerek barikat kurdu, ilçeye giriş ve çıkışları yasakladı.

    bu arada yurttaşları sakinleştirmek isteyen şemdinli kaymakamı mustafa cihat feslihan ile ilçe emniyet müdürü tacettin aslan'ın çabaları sonuç vermedi. ilçedeki ikinci saldırı saat 16.00 sıralarında savcı keşif yaparken meydana geldi. 42 plakalı bir sivil polis otosundan açılan ateş sonucu ali yılmaz öldü, vahit canan, m. reşit oğuz, islam kaya, abdurrahman dündar yaralandı. son saldırıya tanık olan chp hakkâri milletvekili esat canan,''polis otosundan ateş açıldı. ilçe çok karışık'' diye konuştu.
    (boco, 12.11.2005 01:03)
  5. unutmadan, resmi gizli örgütleri silah kullanıp eylem yapmayan hiç bir devlet yoktur.
    (lightblue, 12.11.2005 01:06)
  6. devlet bazı işlerini gizli yapar, kimse ne olduğunu kimin yaptığını kolay kolay çıkaramaz. fakat bazı "gizli" işleri de açıktan yapar. bunun amacı gözdağı vermektir. yani ben gelir orayı bombalarım ayağınızı denk alın der. son olaydaki durum budur; fakat yapan kişiler halkın ölümü göze alıp üzerlerine yürümesi sonucu(ki gerçekten de bu insanları yakalayan kitleye ateş açılmış bir kişi bu ateş esnasında ölmüştür) işi ellerine yüzlerine bulaştırmışlardır. pisliği temizleyen savcı olmuş üç jandarmayı da hemen serbest bırakmıştır.

    durumu iyi anlamak için başka bir örnek vereceğim; benzeşim kuracağım. mesela iki tür takip vardır, biri gizli takip diğeri taciz takibi. gizli takibi devlet bilgi edinmek amacıyla yapar. o kadar ustaca yapar ki anlamanın hemen hemen yolu yoktur. yanınızdan geçip giden bir arabadan veya köşede bakkaldan alışveriş yapan bir hanım teyzeden şüphelenmezsiniz. oysa takip etmektedirler. taciz takibi ise yuh artık dedirtir. üç kişi bariz adamı takip eder. geriye dönüp baktığında ağacın arkasına girer falan. anlaşılacağını bal gibi biliyordur takibi yapanlar. amaçları takip edilen insana göz dağı vermektir.

    işte bu son olay taciz takibine benzetilebilir. gözdağı amaçlıdır. ama halkın iradesine rağmen iş çevirmeye kalkanlar halkın iradesine çarpmışlardır. er veya geç de bu iradeye çarpacaklardır. susurluk çetesi dgm'lerce aklanmıştı ama bir gün herkes halkın karşısında hesap vermek zorunda kalabilir unutulmasın.
    (gelecegim, 12.11.2005 13:44)
  7. bu ülkede işinize gelen "şerefsizlik", işinize gelmeyen ise "provakasyon" oluyor değil mi.

    trabzon'da meydana gelen linç girişimi .. provakasyon denildi.
    sivas katliamı, "provakasyon" denildi, "islam dinini kötülenmesi için yapılmıştır" denildi.
    jitem, öldüreceği kişilerin listesinin basına sızmasıyla "komplo" dedi.

    mersin'de türk bayrağının yakılması orospu çocukluğu oldu,
    trabzon'da f tiplerini protesto ederken linç edilen, ölümden dönen gençler orospu çocuğu oldu,
    sivas katliamı'nı gerçekleştirenlere "şerefsiz" diyenler "islam'ı kötüleyen orospu çocuğu" oldu...

    hangi birini sayayım sizlere bilmem ki. her şey cillop gibi ortada. silahlar, liste..

    bir de birkaç denyo var ortalarda dolanan. ha bak ben onlara şerefsiz derim, kendimden de gücenmem.

    eyw.
    (close2death, 12.11.2005 13:55)
  8. devlet içindeki devletin ayyuka çıkmış hali ve doğuda devam eden bu kirli çatışmanın "ne yapılsa da devam etse" tarzı davranışlarda bulunan bundan büyük çıkarı olan kişilerce tezgahın kurulması olayıdır.bu iş burada kalmayacak demek isterdim ancak susurluk tarzı bi olayda yine susurluk tarzı bir üstü kapatma durumuna gidileceğine inanıyorum.
    (netmonster, 12.11.2005 21:28)
  9. hanımköylü james bond

    siz hiç bomba koymaya eşinin otomobiliyle giden ajan gördünüz mü?
    ben ilk defa görüyorum...

    şemdinli olayları malum.
    iki tane çavuş yakalandı.
    deniyor ki, "derin devletin ajanları..."
    türk basını canhıraş şekilde manşet yapıyor hadiseyi...
    "suçüstü" ipuçları yayınlanıyor.

    ortada iki şüpheli araç var.
    biri içişleri bakanı bölgeye geldiğinde eskortluk hizmeti veren jandarma aracı.
    sarı damalı eşek gibi... tanımayan yok.
    öbürü, çavuşun eşinin otomobili...
    demek, derin devletin "gizli" araçları tamirdeydi o gün.
    yoksa insan mecbur kalmasa, şemdinli gibi yeri bombalamaya eşinin otomobiliyle gitmez herhalde...
    ya da yenge de "derin..."

    başka?
    jandarma aracının bagajından bomba atılan kitapevinin krokisi çıkmış...
    şemdinli dediğin yer, bir tane cadde... 300 metre falan.
    ajan o kadar salak ki, bagajına kroki koymuşlar, kolay bulsun diye.
    ama ajan gibi, krokiyi koyan da salak.
    çünkü krokiye bakabilmen için, durup, inip, bagajı açman lazım.
    bari torpidoya koy...

    bombanın atıldığı kitapevi bir pasajda.
    ele geçen krokide bununla ilgili "kritik" bir detay var...
    pasaj okla işaret edilmiş, yanına da şöyle bir not düşülmüş:
    "pasaj girişinde levha takılı değil..."
    e şimdi ajan nasıl bulsun pasajı?

    pasaj da akmerkez falan değil ha... züccaciye, ayakkabıcı, iddaa bayii ve kitapevinden oluşuyor. 4 dükkanlık...
    ajan bu 4 dükkanı aklında tutamadığı için, kitapevinin üzerine "çarpı işareti" konmuş.
    allah'tan kitapevi yerine züccaciyeciye atmamış bombayı... maazallah hasar daha büyük olurdu.

    başka?
    çavuşun bagajından kalaşnikof çıkmış.
    işte bu kötü...
    çünkü benim bildiğim, hakkari'de görev yapan askerlerin bagajından bowling topu çıkar.
    kalaşnikof'un orada işi ne?

    yanlış anlaşılmasın, amacım şemdinli'de olan biteni küçümsemek değil.
    aksine.
    bizim basında bu zeka varken, derin devletin yakalanmaması mümkün mü?


    ***yılmaz özdil
    sabah 13-11-2005
    (where is my mind, 13.11.2005 14:08)
  10. hakkari de iki astsubayın aracına bomba konulması sonucu şehit olmasına çıt çıkarmayan halkın bir teröristin dükkanının bombalanması sonucu ayaklanma çıkarması
    (vatman, 14.11.2005 11:02)
  11. daha sonra yüksekova sıçramış olay. emniyetin pkk telsiz dinlemelerinden anlaşılan şırnağa da sıçraması muhtemel olaylar. roj tv'den sürekli başkaldırın talimatlarına bu insanların nasıl kapıldıklarını anlayamıyorum. bunun çözümü sağduyu, kardeşlik ve paylaşmaktır. geçmişimizi beraber ördüğümüz insanlarız geleceğimizi neden karartmaya çalışıyoruz. bu karışıklıkların arkasında da ırak işgalcisi amerikadan başka kimse yoktur.
    (geceleri esen teror, 17.11.2005 21:42 ~ 21:42)
  12. devam edin olur mu "sürün ve sürdürün karanlığı"..
    (dannyorum, 29.11.2005 13:22)
  13. susurluk kahramanlarının iş başında olduğu olaydır.
    (compasino, 06.12.2005 16:54)
  14. şemdinli olaylarına tarihsel bir bakış ve neden şemdinli?


    nakşi şeyhi şemdinli’li ubeydullah “ilk isyan girişimi”:

    1878 yılında nakşibendi şeyhi ubeydullah bir ayaklanma hazırlığı içindeydi. şemdinan’da (şemdinli) 200 aşiret reisini toplamıştı. görünür amaç, iran’da bir kürt devleti kurmaktı. ancak nakşibendi şeyhi ubeydullah ayaklanmayı osmanlı sınırları içine de yaymak arzusundaydı. osmanlı devleti erzurum’daki askeri birlikleri bölgeye göndermesinin ardından nakşibendi şeyhi osmanlı güçlerine teslim olmak zorunda kaldı.

    nakşi şeyhi şemdinli’li ubeydullah’ın oğlu ingilizci seyit abdülkadir ve kürt teali cemiyeti:

    meşhur ingilizci seyit abdülkadir, işte bu nakşibendi şeyhi ubeydullah’ın oğludur. 1908’de meşrutiyetin ilanından sonra osmanlı ayan meclisi üyeliğine getirilmiş, damat ferit kabinesinde (şura-yı devlet) danıştay başkanlığı dahi yapmıştı. mondros mütarekesinin ardından osmanlı imparatorluğunun paylaşılmasına başlandığı sırada ingilizler tarafından kurdurulan “kürdistan teali cemiyeti” nin başına getirilmişti. cemiyetinin muhasebeciliğini de seyit abdülkadir’in oğlu seyid abdullah yapmaktaydı. ingilizler cemiyetle yakın ve sıcak ilişkiler içindeydi. istanbul’daki ingiliz komiser cemiyete, kürt milli hukukunun tanınacağı ve kürt devleti kurmalarını sağlayacakları yönünde sözler vermekteydi. oysa ingilizler ve ajanlarının kürtleri kullanmaya çalışmalarının ardındaki tek gerçek; zengin petrol kaynaklarına kuzeyden gelebilecek bir tehlikeyi önlemek için bir tampon bölge ve ingiliz emperyalizmi adına bedava kan dökebilecek bir piyon devletçik yaratma çabasıydı. nitekim; ajan mr hohler, sir tilley’e "mezopotamya şimdi bizim olacağına göre albay noel’e bir kürt devleti kurdurup, kuzey dağlarını böylece koruyabiliriz” ajan mr kitston, sir e. crove; kürtlere inanmadıklarını onları ingiliz menfaatleri için kullandığını yazmaktaydı. yine mr hohler mr c kerr’e; kürt meselesine ingiltere’nin verdiği önemin, mezopotamya da osmanlıdan ele geçirilen doğal kaynaklara dayandığını yazmaktaydı

    şemdinli’li seyit abdülkadir ve şeyh sait isyanı:

    lozan barış görüşmelerinde türk tarafı misak-ı milli de belirlenen sınırları türkiye ve ırak arasındaki sınır olarak ileri sürmüş, ingilizler ise musul ve kerkük’ü türkiye’ye bırakmak istememişlerdi. sonuçta, ingilizlerle ırak sınırı konusunda bir anlaşmaya varılamamıştı. bu nedenle antlaşmanın 3. maddesinde; türkiye ile ırak arasındaki sınırın dokuz ay içerisinde türkiye ile ingiltere arasında saptanacağı, bu süre içinde iki hükümet arasında anlaşma olmadığı takdirde anlaşmazlığın milletler cemiyetine sunulacağına yer verilmişti. bu görüşmelere 19 mayıs 1924’te istanbul’da başlanmış ancak, ingiltere musul ve kerkük’ün ırak’a verilmesi talebinden vazgeçmemiş, üstelik bir de hakkari üzerinde hak iddia etmişti. sonuçsuz kalan görüşmelerin ardından konu 20 eylül 1924’te milletler cemiyetine götürüldü. bu tarihten sonra ingilizlerle yer yer çatışmalara başlanmış. ingilizlerin türklerin kendi bölgelerine geçtiği iddiasıyla askeri önlem alacağını söylemesi üzerine, türk hükümeti; bir saldırı durumunda vatanı savunacağı cevabını vermişti. milletler cemiyeti büyük bir aceleyle 29 ekim 1924’te geçici bir sınır belirleyerek (brüksel sınırı) tarafların çatışmalara son vermesini istemişti. çatışmaların sona ermesinin ardından ingilizler türkiye’de bir kürt isyanı örgütlemeye koyulmuşlar bunda başarı da sağlamışlardı. şubat 1925’te başlayan şeyh sait isyanının politik lideri ingilizci ve kapatılan kürt teali cemiyeti başkanı seyit abdülkadir idi. isyanın bastırılmasının ardından, 1925 yılının 13-14 nisan gecesi istanbul’da oğlu seyit mehmet ile birlikte yakalanan seyit abdülkadir hakkında istiklal mahkemesi (diyarbakır) tarafından yapılan yargılama sonucunda haklarında idam kararı verildi. seyit abdülkadir mahkemeye başında yeşil takke, beyaz sarık ve sırtında cüppesi, yani seyit kıyafetiyle katılmıştı. seyit abdülkadir ve oğlu mehmet’in infazı 27 mayıs 1925 tarihinde, ulucami avlusunda yapıldı.

    şeyh sait isyanıyla kürtler ve isyanın politik lideri seyit abdülkadir ingiliz emperyalizmi tarafından kendilerine verilen ihanet görevini hayatları pahasına yerine getirmişlerdi. isyanın ardından konsey 16 aralık 1925’te musul’u ingilizlere bırakmıştı. 18 aralık 1925’te mustafa kemal musul için kabineyi olağanüstü bir toplantıya çağırmıştı. musul için savaşmak söz konusuydu.nitekim ekim 1924’te türk hükümeti, ingiltere’ye vatanı savunacağını bildirmişti. fakat, askeri konsey mevcut şartlar altında 25 aralıkta savaşı uygun bulmamıştı. nihayet 5 haziran 1926 anlaşmasıyla musul ingilizlere bırakıldı.

    seyit abdulkadir’in oğlu seyit abdullah ve amcası seyit taha:

    tüm bunlara karşın ingilizler, hakkari civarında ve özellikle şemdinli (şemdinan) de çuvallar dolusu ingiliz altınlarıyla seyit, şeyh, molla, bey ağa gibi kimseleri satın alarak, çıkartacakları ayaklanma ile hakkari’yi de egemenlik bölgelerine eklemek için faaliyetlerine devam etmekteydiler. nitekim 1926 yılında kürt teaali cemiyeti başkanı ingilizci seyit abdülkadir’in oğlu seyit abdullah, amcası seyit taha ile birlikte ingiliz altınlarıyla bir ayaklanma düzenlemeye razı edilir. bu suretle seyit abdullah babasının intikamını da alacaktır. seyit taha revandiz’de iken ingilizlerle ilişki kurmuş, ingilizler onun etki ve aracılığıyla şemdinli bölgesine egemen olma sevdasına düşmüşlerdir. seyit taha bir gün yanında bir ingiliz politik yargıcı olduğu halde, şemdinli’nin benevik köyü’ne gelmiş, ingilizlerin verdikleri torbalar dolusu altınları seyit emin, benevikli ahmet ve bunlar gibi etkili kişilere dağıtmak yoluyla, onları elde etmiştir.

    şehit edilen 11 subayımız ( 1926 yılı ve ilk 11 subay vakası):

    seyit abdullah hazırlığını tamamladıktan sonra harekete geçmiş seyit fehim yönetimindeki 500 kişi şemdinli merkezindeki piyade bölüğü ile jandarmalara, seyit müslih komutasındaki 500 silahlı katuna’daki bölüğe, benevik köylü ahmet 400 kişilik kuvvetle zinaber’deki bölüğe baskın yaparak bütün subayları, ilçe jandarma komutanı üsteğmen dursun’u ve yüzlerce eri tutsak alarak önce katuna köyü’ne sonra revandiz’e götürmüşlerdir. orada erlerin silahları, hatta elbiseleri alınarak serbest bırakılmış on bir (11) subay şemdinli’nin şepatan ve gerdi köylerine getirilerek feci biçimde şehit edilmişlerdir. olay üzerine bölgeye iki alay gönderilmişse de asiler ingiliz koruması altına girmek üzere ırak’a kaçtıklarından yakalanamamışlardır.

    şemdinli çünkü:

    başlangıçta açtığımız soruya cevap verirken ilginç güncel kronolojik ayrıntıları da dikkate alarak neden şemdinli’nin ön plana çıkarıldığını daha anlamlı kılmaya çalışalım. hatırlar mısınız, pkk’nın sesini ilk kez duyurduğu yer 15 ağustos 1984 şemdinli baskınıydı. şemdinli nakşibendi şeyhi ubeydullah tarafından ilk kürt isyanı hazırlıklarının yapıldığı yer olması nedeniyle pkk tarafından özenle seçilmişti. şemdinli’de bir kitapevine bomba atılmasıyla başlayan olaylar sırasında pkk’nın roj tv’si oradaydı ve olayın hemen akabinde canlı yayına başlayarak halkı ayaklanmaya (serhildan) katılma çağrıları yapmaktaydı. şemdinli’de 1878 ve 1925 provaları başlamıştı. provaların hakkari’de yüksekova’da van’da istanbul’da...bir ayaklanma dönüşmeye yüz tuttuğu bir ortamda amerikan kürt kongresi tarafından erbil’de düzenlenen bağımsız kürdistan konferansında; suriye, iran ve türkiye'de bağımsız kürt federal bölgelerinin kurulma olanaklarının araştırılması, bu olanak ya da olasılıkların gerçekleşmesi durumunda karşılaşılması muhtemel zorluk ve engellerin neler olabileceğinin ve karşı koyma yöntemlerinin tartışılması bir tesadüf olabilir miydi? elbette hayır. nitekim, tam bu sırada bazı hainlerin televizyonlarda boy gösterip, türkiye cumhuriyeti sınırları içinde yer alan bölgelerde, anglo-amerikan emperyalizminin suflesiyle türkiye’ye ve türklere “işgalci” diyebilme cüreti gösterebilmesi de bunun açık bir kanıtıydı.

    kürt teali cemiyeti başkanlığına getirilen ingilizci seyit abdülkadir, ilk kürt ayaklanma girişimini tasarlayan nakşibendi şeyhi şemdinli’li ubeydullah’ın oğluydu. şemdinli, ingilizlerin çıkarları doğrultusunda bir ‘nalıncı keseri’ ustalığında kullandığı nakşi şeyhi ubeydullah ve yakınlarının türbe ve mezarlıklarının halen titizlikle korunduğu yerdi ( seyit abdullah-ı şemdinli’nin türbesi seyit taha-i hakkari mezarlığı). kısaca şemdinli emperyalizmin anadolu’da ki en kutsal yerlerinden biriydi.

    1926 yılında kürt teaali cemiyeti başkanı ingilizci seyit abdülkadir’in oğlu seyit abdullah, amcası seyit taha ile birlikte ingiliz altınlarıyla düzenlenen ayaklanma 11 subayımızın önce tutsak, ardından haince şehit edilmesiyle sonuçlanmıştı. bu olay türkiye cumhuriyetine bir tehdit boyutunda abd kuvvetleri tarafından 4 temmuz 2003 günü kuzey ırak’ın süleymaniye kentinde, 11 subay ve astsubayımız başlarına çuval geçirilerek tutuklanmalarıyla hatırlatılıyordu. 20 yüzyılın başında ermenileri emperyalist çıkarları uğruna kullanan abd, bugün emperyalist bir dayanışma içinde, ingiltere ile aralarında devir teslim yapmış ve kürt kartını kendi portföyüne dahil etmişti.

    emperyalizme ve türkiye düşmanlarına ‘ohh’ dedirten açıklamalar:

    avrupa birliği ve onun türkiye düşmanı parlamenterleri hollandalı arie oostlander, fransalı jacques toubon, ingiliz andrew dufflar’lar... ise 87 yıl öncesinden seslenmekteydi. lozan antlaşmasının azınlıklar maddesi geniş bir biçimde yorumlanmalıydı, kürt bölgelerinin sosyo kültürel düzeylerinin yükseltilerek özerklikleri sağlanmalıydı....atatürk türkiye cumhuriyeti’nin anayasasından, türk ulusunun yüreğinden, aklından çıkarılmalı duvarlarından indirilmeliydi. atatürk heykellerinin akıbeti saddam’ın heykellerinin akıbetine uğramalıydı. hatta toubon’un ve isveç parlamenterlerinin dediği gibi türkiye lozan’ı iptal edip sevr’i uygulamaya sokmalıydı.

    lozan’ın, mustafa kemal’in aydınlığı yerine sevr’in haysiyetsizliğine gömülüp türkiye cumhuriyetine “80 yıllık pislik” ve “80 yıllık karanlık şeklinde niteleme yapanlar. emperyalizme ve türkiye cumhuriyeti ile türk ulusu düşmanlarına ‘ohh’ dedirten cevaplarda gecikmiyorlardı.

    üstelik türkiye en yetkili ağızdan 10 ağustos 2005’te diyarbakır’da ve 21 aralık 2005’te şemdinli’de anglo amerikan emperyalizminin yüzünü tebessüme boğan ve ‘ohh’ dedirtecek bir biçimde, türkiye’de kürt sorunu olduğu ısrarla ifade edilmekteydi. sanki pkk terörünün ayaklanma provokasyonlarının sorumlusu türkiye cumhuriyeti ve türk ulusuymuş gibi özür dilercesine anayasamızın değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez 3. maddesi hükmüne aykırı olarak türk türküm, kürt kürtüm, laz lazım, çerkez çerkezim diyebilecek. hepimizin üst kimliği türkiye cumhuriyeti vatandaşlığıdır. türk, kürt, çerkez, laz aklınıza ne gelirse, hepsi türkiye cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliği altında bir ve beraber olacağız. alt kimliklere saygı duyacağız. ancak hepimizin bir üst kimliği var. nedir o? türkiye cumhuriyeti vatandaşlığıdır biçimde konuşmaktaydı.

    ülkemizin bir dal gibi iki ucundan tutularak kırılmaya çalışıldığı, başarılamayınca; yaş bir ağaç dalı gibi ikiye parçalanmak üzere, uçlarından ve ters taraflara kıvrıldığını görmek ... bu kadar zor mu?

    bu sessizlik ve boyun eğiş niye ? içiniz sızlamıyor mu ?
    (karoten, 23.12.2005 20:25)
  15. (bkz: askeri yıpratmayın)
    (coban, 12.03.2006 21:33)
  16. dehap’lılar ne diyorsa yapın

    saygı öztürk

    şemdinli’de 1 kasım’daki ilk patlama ve 9 kasım’da seferi yılmaz ait kitabevinin bombalanmasının ardından ilçede yaşanan olaylara ışık tutan telefon konuşmaları, 11 cd halinde van 3. ağır ceza mahkemesi’ne verildi.

    /_newsimages/1307097.jpgkonuşmalarda, seferi yılmaz’ın, pkk’nın dağ kadrosunda bulunan ’sabri’ kod adlı ali kısıkyol’la görüşmeleri de var. kısıkyol, sık sık "dehap’lıların emrinden çıkmayın. onlar ne diyorsa yapın" uyarısında bulunuyor. işte, o konuşmalar...

    2 kasım 2005 saat 12.29: sabri kod adlı terörist görüşme yaptığı ş. yeşil’e, dün meydana gelen patlamayla ilgili olarak "nasıl iyi miydi?" diye soruyor ve değerlendirme yapmasını istiyor. ş. yeşil ise "vallah benim için kötüdür. millet çok zarar görmüştür" diyor ve ayrıca yanına geleceğini söylüyor.

    2 kasım 2005 saat 23.20: görüşen kimliği belirlenemeyen örgüt mensubu, sabri kod adlı kişiye, dün şemdinli’de meydana gelen olayla ilgili olarak "100 kilo c-4 patladı, nasıl ölü olmaz?" diye soruyor. ’sabri’ kod adlı terörist ise çevrede çok büyük hasar meydana geldiğini söylüyor.

    3 kasım 2005 saat 01.58: l.bilmez, sabri kod adlı teröriste 1 kasım’da şemdinli’de meydana gelen patlamayla ilgili bilgi veriyor, 7 güvenlik görevlisinin yaralandığını belirtip, bunun başlangıç olduğunu söylüyor.

    4 kasım 2005 saat 10.22: renas kod adlı terörist, görüştüğü kişiye şemdinli’de 1 kasım’da meydana gelen patlamayı reşit kod adlı kişinin yaptığını, bu eylem sonrasında milletin çok zarar gördüğünü söylüyor.

    almanya’dan paket

    4 kasım 2005 saat 16.32: sabri kod adlı terörist, şemdinli’de kitabevi sahibi seferi yılmaz’dan, almanya’dan gelecek bir paket için adres istiyor. yılmaz da, şemdinli cumhuriyet caddesi’nde bulunan umut kitabevi’nin adresini veriyor.

    6 kasım 2005 saat 11.39: ismi belirlenemeyen kişi, sabri kod adlı teröriste, 1 kasım’da şemdinli’de meydana gelen patlama sonrasında polis ve askerlerin evlere baskın düzenlediklerini söylüyor. ayrıca zeynep çakar isimli evli kadının evden kaçarak kırsala gittiğini, kadının evine gönderilmesini istiyor.

    7 kasım 2005 saat 09.39: metin kod adlı kişi, sabri kod adlı teröriste, seyit isimli kişiyi sıkıştırdığını 1000 dolar getirmesi için 24 saat mühlet verdiğini, diğer bir başka kişiyi de kastederek onun vergi vermemesi durumunda havaya uçurulacağını söylüyor.

    kitabevindeki patlama sonrası

    şemdinli’de umut kitabevindeki patlamadan sonra yapılan telefon konuşmaları da van cumhuriyet savcılığı’na verilen 11 ayrı cd’de yer alıyor. işte mahkeme kararıyla dinlenen telefondaki konuşmalardan bölümler:

    kişileri imha ettik

    9 kasım 2005 saat 13.53: faik duyan isimli kişi, sabri kod adlı teröriste, şemdinli’de meydana gelen olaylar hakkında bilgi veriyor. şemdinli olaylarını gerçekleştiren kişileri yakalayıp yüksekova tarafına götürüp imha ettiklerinden bahsediyor. sabri ise olay yaratmalarını istiyor.

    9 kasım 2005 saat 17.42: görüşme yapan mecit isimli kişi, beritan kod adlı teröristin kardeşi olduğunu söylüyor. şemdinli’de meydana gelen patlama ile ilgili fetto oğlu lokman’ın bu işi yaptığını, lokman’ın hükümet tarafında olduğundan bahsediyor.

    medya çeksin sonra yakalım

    9 kasım 2005 saat 18.12: arayan kimliği belirlenemeyen kişi, sabri kod adlı teröriste bilgi veriyor. sabri de, ele geçirilen evrakları saklamalarını ve otomobili yakmalarını söylüyor. arayan kişi de bunun üzerine "medya çekim yapsın. bunu propaganda malzemesi olarak kullanalım, sonra yakarız" diyor.

    9 kasım saat 18.29: sabri kod adlı teröristi arayan kişi, şemdinli olayları sonrası otomobilde ele geçirdikleri malzemeleri ne yapacaklarını soruyor. sabri ise eşyaları kendilerine getirmelerini söylüyor.

    kepenk açanı cezalandırın

    10 kasım 2005 saat 10.05: sabri kod adlı terörist, görüşme yaptığı casım isimli kişiden, şemdinli’de meydana gelen olaylar hakkında bilgi istiyor. casım da, patlama meydana geldiğini, halkın eylem yapıp sloganlar attığını, hakkári, yüksekova, esendere belediye başkanlarının gelip halkı ’dağılmaları konusunda uyardıklarını, cenazeler gelene kadar herhangi bir şey yapmamalarını, cenazeler geldikten sonra cenazelerinize sahip çıkın, tezahürat yapın’ dediklerini anlatıyor. sabri kod adlı teröristte, "dehap’lılar ne diyorlarsa onların söylendikleri gibi davranın" diyor, esnafların da 3 gün kepenk kapatmaları konusunda uyarılmalarını ve eğer kepenk açan olursa cezalandırılmalarını istiyor.

    10 kasım 2005 saat 10.46: ferit isimli kişi, sabri kod adlı teröriste, şemdinli’de meydana gelen olaylarla ilgili bilgi veriyor ve şemdinli’nin girişini yok ettiklerini söylüyor. sabri ise "gün sizin gününüzdür. birlik beraberlik içinde olun. dehap’lı yetkililerin söylediklerini dinleyin" diyor. sabri, yaralıların isimlerinin öğrenilip kendisine bildirilmesini istiyor.

    11 kasım 2005 saat 08.44: ismi belirlenemeyen kişi, sabri kod adlı teröriste daha önce tartıştıkları hususu eğer imkanları varsa yapmalarını istiyor. sabri de, "şu an durum biraz karışık. müsait olursak yaparız" diyor.

    11 kasım 2005 saat 12.04: yapılan görüşmede, şemdinli’de meydana gelen olaydan sonra örgütün halk üzerindeki etkisini artırmak amacıyla daha önceden belirlenmiş bir eylemin hayata geçirilmesi konusunda tartışmalar yapılıyor. bu eylemin bir an önce yapılmazsa halk üzerindeki etkilerini kaybedecekleri değerlendirmesi yapıldı.

    11 kasım 2005 saat 14.49: arayan kimliği belirlenemeyen kişi, yüksekova’da bulunduğunu, şehit ve yaralıların olduğunu söylüyor. sabri kod adlı terörist de bu kişiye "destek verin, bugün iyi gündür. başka bir günde kimse yüzümüze bakmaz" diyor.

    seferi yılmaz’ın sesi

    15 kasım 2005 saat 15.05: arayan kişi (ses kaydına göre seferi yılmaz) sabri kod adlı teröriste "sana almanya’dan bir paket geldi mi?" diye soruyor. sabri ise "evet" diyor. seferi yılmaz da, "bak bu belgede geçti. bu mesele, bizim yaptığımız olay yok mu, onu tespit etmiş. bu belgede yazılı, bunu kim gönderdi" diye soruyor. sabri ise "almanya’dan bizim bir adam" karşılığını veriyor.

    1 mp3 ve 1 kalem

    15 kasım 2005 saat 15.28: sabri kod adlı terörist, kendisine "amcaoğlu" diye hitap eden kişiye "o malzemeleri kimin adına gönderdin?" diye soruyor. telefondaki kişiyi ise "malzemeleri umut kitabevine gönderdiğini" söylüyor. sabri, malzemelerin içerisinde ne olduğunu soruyor. bu kişi ise "1 mp3, 1 kalem" var diyor. gönderdiği paketin üzerine seferi yılmaz’ın adını yazdığını söylüyor.

    jitem dosyalarıyla hakurk’a gel

    16 kasım 2005 saat 14.59: renas kod adlı terörist, agiri kod adlı teröriste "elinde jitem’in dosyalarının bulunduğunu, bu dosyada kendisiyle ilgili bütün bilgilerin mevcut olduğunu, bütün telefon görüşmelerinin kayıtlı olduğunu" söylüyor. agiri de, "bu belgelerle hakurk kampına gel. ben de geleceğim. orada görüşelim" diyor. ayrıca kendisinin kellesi için para konulduğundan bahsediyor. renas, "jitem raporlarında beni, senin ablanın oğlu olarak yazmışlar" diyor.

    el bombalı tabela yaptırdı

    şemdinli’de 9 kasım’da meydana gelen olaylarda, seferi yılmaz’a ait umut kitabevi’nin bombalanması sonucu mehmet zahir korkmaz ölmüştü. patlamanın ardından halk, bombayı koyduklarını ileri sürdükleri astsubaylar ali kaya ile özcan ildeniz’i yakalayıp güvenlik güçlerine teslim ederken, olay sırasında uzman çavuş tanju çavuş’un açtığı ateş sonucu ali yılmaz hayatını kaybetmiş, 5 kişi de yaralanmıştı. umut kitabevi geçtiğimiz günlerde yeniden düzenlenip faaliyete geçerken tabelasındaki el bombası resmi dikkat çekmişti.

    kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/...

    geçtiğimiz günlerde diyarbakır'da çıkan eylemlerden sonra kepenk açılmama olayının kimlerin başının altından çıktığını da burdan anlayabiliyoruz. (siirtte de kepenk açılmıyor) roj tv aracılığı ile kepenk kapatma çağrısının yanında tehdit edildiklerini de esnafın konuşmalarından anlayabilirsiniz. "can güvenliğimiz yok" haberlerde diyarbakır olaylarında eline kuran ı kerim i almış polis ile ayaklananların arasındaki kadın çok dikkatimi çekti... tek başına bir kadın taş atanları durdurmaya çalışıyordu... kadına ne kadar tak etmiş artık bir düşünün. kimse bu işe bir dur demiyor halktan, erkeğim diye geçinenler sadece olaylara seyirci kalıyor ama o kadın tek başına çıkmış, muhtemelen korkusunu da kuran'ın arkasına saklamış olaylara tepki gösteriyor. doğu da hiç mi türk vatandaşı kalmadı derken bunu görmek hem üzücü hem de sevindirici idi... helal olsun be! diyarbakırdaki nevruz bayramında da bir kaç vatandaşımız polis ile kaşınanlar arasına girmeye çalışıyordu... yavaş yavaş milletin sabrının sonuna geldiğini görebiliyoruz. bugün bir kişi yarın üç kişi daha sonra yüzlerce türk vatandaşı ayaklanacaktır. ve o zaman bakalım kim durduracak onları... oralarda ayaklananlar bunu göremiyorsa yazık. çünkü olaylar bu hale geldiğinde masum kürtler ve masum halkda bundan payını alacaktır.

    şemdinli olaylarından sonraki telefon görüşmelerine dikkat ederseniz; ele geçirilen evraklar pkk ya teslim edilmiş... hemen aklımıza bir soru geliyor "arabanın içinde bulunan evraklar nerden öyleyse?" bana kalırsa halkın içinden teröristlere destek verenler tarafından kendilerince hazırlanıp konulmuştur.

    bir diğer ilginç olay ise jiteme ait evrakların pkk'nın eline geçmesi... nasıl ve kim tarafından satılmıştır jitem merak konusu... doğudaki halkın yanında askeriyenin de içine sızıldığının belirtisidir bu..
    allah sonumuzu hayretsin.
    (spoiled, 30.03.2006 12:00 ~ 12:03)
  17. çok güzel icra edilmiş bir istihbarat servisi operasyonu. bizim istihbarat mı? hayır güldürmeyin beni. o kadar yetenekli olduklarını sanmıyorum. bildiğim iki şey var: birincisi, roj tv'nin olaydan 3 dakika sonra canlı yayına geçmesi. bu, bombalamadan haberleri olduğunu gösterir. ikincisi ise, bombalanan kitabevinin sahibi seferi yılmaz'ın ve onun gibilerin il il dolaşıp "iç savaşa hazır olun!" çağrıları yapması. bakın olaylar sırasında orada görevli olan bir polis memuru neler diyor:

    "
    içişleri bakanlığı'ndan gelen bir emirle; olaylar sürerken bizi içeri kitlediler ve dışarı çıkmamıza izin vermediler.

    amirimiz bize gelip yalvardı: "çocuklar çıkmayın, başımı yakarsınız, içişleri bakanlığı'ndan bizzat talimat geldi" diye.

    ve biz içerdeyken; bizim bulunduğumuz binanın karşısındaki boş alana gelip, pkk'lılar bize pantolonlarını indirip, hareket çektiler.
    "

    içişleri bakanı kim? abdülkadir aksu. hmmm, peki.
    (strateji, 03.04.2006 21:45 ~ 17.09.2007 00:42)
  18. şemdinli’de seferi yılmaz’a ait umut kitabevi’ne bomba attırdıkları gerekçesiyle 39 yıl 5’er ay hapis cezasına çarptırılan iki astsubay ile ilgili davada sürpriz bir gelişme yaşandı. van cumhuriyet savcısı sezgin kanmaz, eksik soruşturma yapıldığı, sanıklara yeterince savunma hakkı tanınmadığı başta olmak üzere değişik gerekçelerle astsubaylar lehine temyizde bulundu. 31 temmuz tarihli temyiz başvurusunda van 3. ağır ceza mahkemesi’nin mahkumiyet kararıyla ilgili olarak iki astsubay ve jandarma haber elemanı veysel ateş’in lehine şu itirazlar yapıldı:

    soruşturmada elde edilen delillere göre van 3. ağır ceza mahkemesi’nin görevsizlik kararı verip, davaya şemdinli’nin bağlı olduğu hakkari’de bakılması gerekirken buna uyulmadı.

    bombayı attığı iddia edilen veysel ateş’in dosyasının diğer sanınkların dosyasından ayrılmaması gerekirken,aynı konuda iki ayrı dosya oluşturuludu.

    telefon dinlemelerinde sanıkların gösterdiği tanıklar dinlenmedi. ayrıca olayın meydana gelişiyle ilgili yeterli incelemede bulunulmadı ve bomba uzmanlarının keşif yapmaları gerekirken bunlar yapılmadı.

    soruşturma, hukuki duruma göre eksik yapıldı. sanıkların savunma hakları kısıtlandı. savcı kanmaz’ın temyiz başvurusu büyük bir olasılıkla yargıtay 9. ceza dairesi’nde ele alınacak.

    kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/...

    son gelişmeler böyle bakalım sonu nereye varacak.
    (spoiled, 03.08.2006 10:27)
  19. yargıtay kararını verdi: askerlerin terörle ilgili davaları askeri mahkemede görülür.
    (bkz: http://www.radikal.com.tr/...)

    (bkz: yok artık lebron james)
    (galliani, 17.05.2007 20:41)
  20. bagımsız olmasi gereken yargının hala bazı güçlerin kontrolünde olduğunu bir kez daha gösteren vahim olay. zira bagımsız hukuk devletinde; bir yanlıs varsa bu hatanın mahkemede tarafsız ve bagımsız hakimler huzurunda tartısılıp karara baglanması gerekir. şemdinli olayları neticesinde iddianame hazırlayan savcıyı görevden alarak devlet tüm yargı mensuplarina derin devlet önünde eğilmeleri gerektiği mesajıni vermistir. ıddianame yanlista olsa bunun tartisilmasi gereken yer mahkeme salonudur. adi uzerinde "iddia"name gercekligi ispatlanmamis savlar demektir. ancak gelisimin tamamlayamamis premature hukuk devleti olan turkiyede realite "asalim sonra dinleriz"mantigiyla calistigindan iddialara dahi tahamul edilemez hale gelinmistir.
    (carnivore, 17.05.2007 20:58)
  21. yıldırım türker'in konu hakkındaki bazı insanların nasıl sözüne güvenilmeyen sözde vatandaşlarlara dönüştürüldüğü, demokrasi yalanlarıyla nasıl kandırıldığımız, bu ülkede bazıları ne yaparsa yapsın başlarına hiçbirşey gelmeyeceği, hatta baş tacı edileceğini gösterdiği müthiş yazısı için;

    http://www.radikal.com.tr/...

    zaten erdoğan orada yaşayanlar hakkında o lafı ettiğinde, herkesin bunu normal karşıladığı an türkiye'nin kaderi çizilmiş.
    (malina, 28.05.2007 16:28 ~ 16:33)
  22. medyanın değinmemesi, balon gündemlerle dolu türk gazetelerinin hasıraltı etmesiyle güme giden, belki de susurluk'tan bile beter olan, demokrasi adına kara leke olaylardan yalnızca biri, ve belki de en önemlisi.

    - bir asker düşünün, görevi halkını her tür harici bedhaha karşı savunmakken, kendisi dahili bedhah kılığına girip kendi halkına saldırsın, ondan sonra da bütünlük mesajlarının yerine ulaşmasını beklesin.
    - bir genelkurmay düşünün, emrindeki yaklaşık on bin adamdan, alelade bir astsubayı gayet iyi tanısın, ve resmen derinlikte boğulan bu astsubay hakkında "iyi çocuktur" diye yorum yapsın, ondan sonra da terörün engellenmesi için herkesin elini taşın altına sokması gerektiğini savunsun.
    - bir medya düşünün, bu derece vahim ve isyan ettirici bir olayı sadece bildirmekle yetinip, hülya avşar'ın selülitleri üzerine tolstoyvari betimlemelere gitsin.
    - bir hukuk düzeni düşünün, tek yaptığı kanunun maddelerini somut olaylara uygulamak ve görevini layığıyla yerine getirmek için çaba sarf etmek olan bir savcının ayağını kaydırmak için elinden geleni yapsın, bunu da "askeri yıpratmayın" diye açıklasın.

    ve son olarak bir de millet düşünün, bireyleri kendi iki yüzlülüğünün farkında olmasın, paranoyanın dibine vursun, dünyadaki tüm ırkları düşmanı olarak görür ve tükürükler saçarak milletine sözde bağlılığını dile getirirken, içerden kuyusunu kazan sözde kahramanlarını savunsun, doğruyu söyleyenlere domates, katillere gül atsın. yaptıklarından ve kendisine yapılanlardan asla ders almasın. yaptığı her kirli işe "biz bunu yapmayız bunu mossad yapmıştır, cia yapmıştır, provokasyondur" desin (mossad nedir sorsan bilmez). ondan sonra da adına milliyetçi desin.

    toplayın hepsini. tanıdık geldi mi? ne çıktı?

    demokrasinin var olduğu bir ülkede, daha doğrusu bir hukuk devletinde, kişiler ne suç işlemiş, ne hata yapmış olursa olsun, bunun cezası yalnızca ve yalnıza yetkili kurum ve kuruluşlarca verilebilir. bunun istisnası yoktur. istisnaların varlığını savunan, "onlar da yapmasalardı", "onlar da sütten çıkmış ak kaşık değil hani" diyerek tahrik kavramını öne çıkaranlar ise ya demokrasinin ne anlama geldiğini bilmemektedir, ya da nabza göre şerbet isteyip hakların yalnızca kendileri için olduğunu zannetmekte, kısacası hukuktaki adıyla kötü niyetli davranmaktadır.

    haydi bu yazıyı da birkaç abartılmış, balon dizeyle bitirelim.

    "bir öyle garip memleket ki burası
    balıklar kahve içerken
    çocuklar süt bulamıyor
    insanları sözle besliyorlar
    domuzları patatesle..."

    (bkz: nazım hikmet ran)
    (garion, 16.06.2007 18:55 ~ 19:05)
  23. (bkz: seferi yılmaz)
    (dünyayı kurtaran adam, 16.06.2007 18:57)
  24. (bkz: şemdinli davası)
    (galliani, 16.09.2007 23:22)
  25. yerel mahkeme olaya adı karışan askerleri yargılayıp ağır hapis cezası vermişti. yaşar büyükanıt'ın 12 nisan 2007 basın toplantısında "şemdinlide hukuk cinayeti işlenmiştir" mesajını iyi okuyan yargıtay kısaca " tsk'nın subayları böyle saçma sapan işler yapmaz, onlar iyi çocuklardır, ayrıca dava sivil mahkemede değil askeri mahkemede görülmelidir." gerekçesiyle kararı bozmuştu. ve şimdi yerel mahkeme yargıtayın kararına uyup görevsizlik kararı vererek topu askeri mahkemeye atmıştır.

    bu nasıl bir hukuk anlayışıdır, bu nasıl bir hukuk devletidir. askeri yargı askerlerin görev suçu niteliğindeki davalara bakar. nöbet yerini terketmek, emre itaatsizlik, asta-üste fiili saldırı gibi askeri davalara bakar. burada olay nedir, şemdinli'de bir kitabevi bombalanıyor, bu bombalama olayı terör eylemi gibi bir şey. yani asker teröristlerle çatışırken attıkları bombanın hedefinden sapması gibi bir şey değil. bu kitabevinde bizler de kitap satın almak için olabilirdik. bu bombalama olayı için 1 pkk itirafçısı ve 2 astsubay sanık olarak yargılanıyor. ben bu adamlar yaptı demiyorum, onlar neticede sanık. devletin görevi olayın faillerini bulup cezalandırmak. bunlar yapmadıysa başkaları yaptı, o halde kim bu başkaları. neyse, biz konuya dönelim. askerlerin sivil tesisleri bombalamaları bir görev mi ki, bu olay görev suçu olarak askeri yargıya taşınıyor. o zaman askerin karıştığı her suç kapalı kapılar ardında mı yargılanacak. askeri yargı doğası gereği bağımsız olamaz, bir kıza tecavüz eden subay elbette hak ettiği cezayı bulur, ama şemdinli gibi çetrefilli davalarda askeri hakimler ne kadar tarafsız olabilir?

    skandal bir karar, tek temennim müdahil avukatların konuyu uyuşmazlık mahkemesine taşımaları ve uyuşmazlık mahkemesinin yetkiyi tekrar sivil mahkemeye vermesidir. aksi taktirde, kimse bana bu memlekette yargının bağımsızlığından bahsetmesin.
    (galliani, 16.09.2007 23:42)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil