hep bi daha ki sefere uçakla gidicem yemicem içmicem para biriktircem uyumıcam nöbet tutcam ama bu işkenceyi çekmicem denilsede paşa paşa yapılan yolculuk türüdür.
verdiği keyif otobüsün modeliyle doğru orantılı olan seyehat türü. ancak uzunsa birşeyi değiştirmez model, çeken bilir.
eğer yol uzunsa ayak şişkinliğiyle son bulan yolculuktur.
arkadaki çocuk koltuğunuzu tekmeliyorsa,
öndeki yolcu koltuğu sonuna kadar yatırmışsa,
yanınıza şişman biri oturmuşsa, daha kötüsü muhabbete girmeye çalışıyorsa,
yılışık bir muavin tepenizden ayrılmıyorsa,
ibrahim erkal çalıyorsa,
gecenin bir yarısı herkes uyurken ışığını açmış kitap okuyan tipler varsa,
müziğin sesini sonuna kadar açmış yolcuların kulaklıklarından cızır cızır ses geliyosa,
sonunda ne diycektim ya.. unuttum. sen tamamla.
çocuk olmaktan vazgeçme sebebidir bazen..
hele bir de otlu peynir kokusu varsa çantada..
bayram, yılbaşı arifesi ve sonrası gibi zamanlarda iyice çekilmez olan yolculuklardır. zira bu dönemlerde yoğun taleplerden dolayı ek seferler düzenlenmekte ve bu seferlere külüstür, dandik otobüsler koyulmaktadır. haa sakın demeyinki eski yeni ne farkeder! çünkü çooook farkeder! zira bu eski otobüslerin mutlaka bir problemi vardır. örneğin kliması bozuk olabilir. bunun sonucunda 1 saat boyunca buz tutabilir, daha sonra 3 saat boyunca sıcaktan terleyebilirsiniz. sonuç olarak otobüs yolculuğu zordur, sıkıcıdır, bunaltıcıdır. hele bir de uzun yolsa hiç çekilmez. en güzeli önceden para biriktirip adam gibi uçakla gitmektir.
kimi zaman son derece zevklidir yaklaşık 1000 km yolu otobüsle almak. molalarda götün donsada dağ başında nikotin stoklamak, uzak şehirlerin titreyen ışıklarına bakıp hayaller kurmak...
(megae, 24.05.2007 01:16)
ankara- dikili arasında güzel hatunlarla yapılan varan turizm yolculuğu gibisi yoktur...denize doğru gidilmektedir yaz okulunun stresinden kurtulunarak..ama dönüşü vardır bi de onun..
gece olmadığı sürece genelde iyi geçen yolculuklardır.ha istisnalar da var tabii..
gitmek hep güzeldir,
ve en güzel kısmıdır,
yol,gitmenin...
motor sesi, gecenin karanlığı, arabaların, kamyonların ve otobüslerin ön farlarının kör edişi, kulakta çalan
yüksek sadakat albümü.. gece yolculuğunu daha iyi tasvir edilemez sanırım.
(drummy, 24.05.2007 06:29 ~ 11.06.2007 16:05)
ben küçükken molalarda annemle babamın inmemelerini istediğim inerlerse otobüs onları almadan gider bende otobüsün içinde yanlız başıma genç yaşta hayata atılmak zorunda kalırım diye korktuğum yolculuklardı. ama annemle babam hep inerler bütün hemen gelin beni bekletmeyin ısrarlarıma rağmen tam otobüs kalkarken gelirlerdi.
şimdi sen niye onlarla inmezdin diyenler olacaktır. hemen söyleyim ben terli olduğum için çok çişim gelmedikçe. inmezdim. zaten çok çişim geldiğinde molaya denk gelmezdi. babam otobüsü durdururdu.
otobüsün ön sırasında oturanların sorumluluğu diğer yolculara nazaran biraz daha fazladır, çünkü yiyecekler hazırlanırken otobüsün kaptan ve muavini de göz hakkı sebebiyle dikkate alınacağından daha geniş kapsamlı bir hazırlık gerektirir. ana yemeğin bitmesinden kısa bir süre sonra ihtiyaç molası verilen tesislere de ulaşılmış olur. muavin mikrofonla kalınacak süreyi belirttikten sonra sesinde bir ev sahibi nezaketiyle içilecek çayların şirketin ikramı olduğunu söyler ve yolcuları çay ücreti ödememeleri konusunda uyarırdı.
çoğu zaman bayat ya da soğuk olduğundan içinde şekerin dahi zor eridiği çayları büyük bir zevkle içen yolcular anonsların ardından otobüsteki yerlerini alırdı. yeniden yola çıkılması beslenme saatinin de ikinci yarısını başlatırdı. bu sefer sihirli torbadan pasta türü yiyecekler çıkardı ki yan koltuktaki yolcuyla da artık sohbet iyice ilerlemiş olduğundan herkes birbirinin çocuğunu, gelinini, damadını sanki altın günündeymiş gibi anlatırdı. bu arada meyve ve kuruyemişler de yenilip çöp olurdu.
yanında sevdiceğin bulunması ile sonsuzluğa gidilmesi göze alınan yolculuktur
konya - ankara karayolunda bir yerlerde...
vizelerden çıkmışım, evime, yatağıma, annemin yemeklerine doğru saatte 88 km. hızla ilerliyorum. bünye yorgun, sınavlar ebemle bir hafta boyunca aralıksız dansetmiş, haliyle yol iki-üç saat demeden kendimi uykuya veriyorum, bir de yanım boş ki, iyice yayılıyorum da yayılıyorum. bir süre sonra uykum, yan tarafımdaki koltuğa kendini fırlatan bir adam (adam demeye bin şahit gerekir aslında, resmen hayvan) yüzünden cart diye bölünüyor.
...and action...
(adam)+ (beni dürterek) hişt, kalk lan kalk.
(ben)- (ne oluyoruz mk diye içinden geçirerek) ne oluyoruz mk!
+ öğrenci misin sen?
- anlamadım, niye ki?
+ okuyon mu sen?
- evet
+ hukuk bilir misin?
- az çok. (hakikaten ne oluyoruz ama yaa)
+ (sesini iyice kısarak) adam öldürsem kaç yıl yerim?
- (uyku sersemi olan ben, bu soruyu "seni öldürsem kaç yıl yerim" diye anlıyorum) ama niye abi, ben seni tanımıyorum bile!
+ uzatma, cevap ver bana.
- abi ben uyuyordum ya hani, sen birden kaldırınca öyle mk dedim, yoksa valla küfür etmedim sana, özür dilerim yani buna kızdıysan. (allahım nasıl bir sınava soktun beni yarabbim, o değil yatağım, annemin yemekleri falan...)
+ ne diyon lan sen, ne anlatıyon?
- abi sen az evvel tam olarak ne dedin?
+ (sesini yine kısarak) adam öldürsem kaç yıl yerim dedim.
- haha abi öyle desene, haha, ehe. (adam öldürmek mi) abi adam öldürmek dedin değil mi?
+ yavaş lan, bağırma hayvan, söyle kaç yıl yerim?
- abi yanlış olmasın ama, galiba 20 sene yatarsın.
+ (kafasını öne eğer, düşünceli bir şekilde) hımm...
- abi sen vazgeç bence, 20 seneye değmez be abi..
+ kes lan, sana sormadık, siktir git yatıyor musun yatmıyor musun, ne yapıyorsan yap!!
- e-evet abi ben yatayım en iyisi, teşekkür ederim sana (niye teşekkür ettiysem!)
adam yanımdan kalktı, sonra muavinin yanına gidip bir şeyler söyledi, ardından o sırada geçmekte olduğumuz gölbaşı'nda aniden indi, arka sokaklara karıştı.
ben mi? ben kısacası o gece pek uyuyamadım.
mk
bu da böyle bir anımdır.
herkesin fosur fosur uyuduğu gece yolculuklarında uyuyamıyorsanız vay halinize. şoför kral bi adamsa yanına gidip sigara yakabilir, afyon burdur derken yolu bitirebilirsiniz.
otobüse binerken geride neler bıraktınız? bırakmak istediğiniz bir şeyler kaldıysa eğer geride, tekerleklerin attığı her tur, sizi mutlu bir gelecekten umutsuz bir geleceğe doğru uzaklaştırıyordur. ama böyle bir durumda yanınıza oturan karakter de çok önemlidir tabi.
siz ruhu darmadağın olmuş, yarısından çok çok fazlası geride kalmış bir insan olabilirsiniz. ama yanınızdaki tip bilmez tabi tüm olup bitenleri; ne boktan bir halet i ruhiye içinde olduğunuzu. sürekli konuşmaya çalışır sizinle. oysa siz başını cama dayayıp, dışardan akıp giden hayatı, manzarayı ve zamanı seyre dalıp, arada daha dün gibi gelen hatıralarla oyalanıp kendinize gömülmek istersiniz. ama yanınızdaki hayvan çantasından ıspanaklı börek çıkartır o sırada ve siz ısrarla istemeseniz bile mutlaka zorla yedirir onu size. siz az önce yaşarmış gözünüzle elinizdeki ıspanaklı böreğin oluşturduğu tezatla kalırsınız öyle. içinizden ya kardeşim bi siktir git allah aşkına yaaa diye çığlıklar atarsınız ama tabi içinizden olduğu için duymaz yanınızdaki adam.
yolculuk kah gözyaşları, kah yanınızdaki adamın mallıkları, kah içdünyanızdaki sarsıntılar, kah ıspanaklı börekler eşliğinde sürüp gider.
böyledir işte. fazla anlam yüklememek lazım. yanınıza bir ıspanaklı böreğin oturmayacağını kimse garanti edemez çünkü.
"şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan" der yılmaz erdoğan
yol uzunsa,yolculuk gece yapılıyorsa,yanınızda oturan insan evladı üzerinize yıkılmamış,sizin yerinizi işgal etmemiş ya da yeterince zayıfsa,hatta en süperi yanınıza kimse oturmamışsa,otobüste ağlayan bir velet yoksa,dır dır dır konuşan amcalar ve teyzeler de yoksa,en azından bunlar varken sizin müzik dinleyebileceğiniz elektronik bir aletiniz varsa,otobüsün ışıkları kapandıktan sonra dışarıdaki karanlığı izlerken,hayatınızı,kafanızı meşgul edenleri düşünmek,düşünmek,yine düşünmek için fırsatların en müthişidir.
uçak yolculuğu ucuzladıktan sonra şehirlerarası ulaşım için rağbetin azaldığı yolculuk türüdür.
yine de kendine sadece kendisiyle geçecek biraz zaman ayırmak, az bir kafasını toplamak, hayatını derlemek isteyen insanlar için her zaman tercih edilesidir. gece boyu otoyol çizgileri, köylerin ışıkları, kamyon farları akarken, camda sabit kendi yüzünü seyreden insan her an kendine ait yeni birşey keşfedebilir, sevinebilir ya da üzülebilir.
bir şehirlerarası otobüs yolculuğunu bitiren insan, o yolculuğa başlayan insanla asla aynı kişi değildir.
eğer uzun bir yolculuksa düşünebileceğiniz her şeyi düşündüğünüz sonrasında bu kadar düşünceye hayret ettiğiniz yolculuktur. gecenin içinden geçerken gökyüzüne bakarsınız, öyle çok şey vardır ki orda. geride bıraktıklarınız ve sizi bekleyenler kavgaya tutuşurlar beyninizde.
neler bırakılır geride ? bir sevgili, bir şehir..sizi büyüten bugünlere getiren.
sizi bekleyenlerse işin heyecanlı kısmıdır. bilinmeyen insanlar, bilinmeyen şehir, bilinmeyen zamanlar..
geride bıraktıklarınız acı verir başlarda, geçicidir bütün bunlar. en güzeli yenilerdir, yaşanmayanlardır. bambaşka bi hayatın içine girdikten sonra geride kalanlar artık uzakta kalır, sadece geride değil. bir damla yaştan ibarettir geride kalanlar, daha fazla değer vermeye gerek yok her şey yaşandığı yerde güzeldir.
ayakkabısını çıkaran yan koltuk amcaları, kalkıştan varış noktasına kadar tespih çeken teyzeleri, mutlaka o ne idüğü belirsiz kolonyayı avuç içine dökmek yerine üst başa dökmekte başarılı muavinleri ve tabi ki tuvaletlerde lavabo içinde abdest alanların bulunduğu dinlenme tesisleriyle beş saatlik yolu kahır yoluna çeviren yolculuk türüdür.